Hz. Adem ve Hz. Havva cennette yaratıldılar. Diledikleri her şeye ama her şeye sahiptiler. Cennet bahçelerinde geziyor, cennet sofralarında yiyor, cennet köşklerinde oturuyorlardı. Cennette hayat çok güzel ve çok kolaydı. Bir meyveyi kopardığında hemen yerine yenisi bitiyor, uzandığın anda sana en güzel şekliyle geliyordu. Cennette hiçbir acizlik, acıkma, susama, yorulma, uyuma ve hastalanma yoktu. İnsan her zaman zinde, her zaman sağlıklı ve her türlü acizlikten uzaktı. Fakat bir gün şeytan Hz. Adem ve Hz. Havva’yı sonsuzluk vaadiyle kandırdı. Bu onlar için cennetten çıkıp zorluklarla, sıkıntılarla, imtihanlarla dolu dünyaya gönderilme nedeni olacaktı:

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (Bakara Suresi, 35-36)

Cennette sayılamayacak kadar çok nimet varken, istedikleri herşey istedikleri anda onlara sunulurken, cennet sofraları dolup dolup taşarken üstelik bu nimetlerin hepsi onlara sonsuz miktarda ve sonsuza kadar sunulmuşken, şeytanın yalanına inandılar. Zaten sonsuza kadar cennete kalacakken, şeytan onları “bu ağaçtan yerseniz sonsuza kadar yaşarsınız” diye kandırdı. Hz. Adem ve Hz. Havva cennetin değerini tam olarak anlayamadılar. Çünkü daha önce hiç zorluk nedir görmediler, hiç sıkıntı nedir, imtihan nedir bilmediler. Nimetlerle dolu cennette gözlerini açtılar. Dünyaya gönderildiklerinde ise onları cennetten çok farklı, daha önce hiç karşılaşmadıkları bir ortam bekliyordu…

(Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır."

Dedi ki: "Orda yaşayacak, orda ölecek ve oradan çıkarılacaksınız." (Araf Suresi, 24-25)


Hz. Adem dünyaya geldiği anda bedeninin acizliklerle dolu olduğunu gördü. Bu cennette hiç karşılaşmadığı bir şeydi. Acıkıyor, susuyor, yoruluyor, mutlaka uyuması ve dinlenmesi gerekiyordu. Dünyada yaşam çok zordu. İnsan dünyada biraz soğuk olsa üşüyor, biraz sıcak olsa bunalıyor, yemek yemeyip uyumasa perişan oluyor, iki gün yıkanmasa insan içine çıkamaz hale geliyordu. Dünya hayatı çok zorluydu, imtihanlarla, hastalıklarla doluydu. İnsanlar cennetteki gibi güvenilir, sadık, güzel ahlaklı, yardımsever değildi. Dünyada her çeşit insan vardı, yalan, dolan, sahtekârlık, içten pazarlık vardı. İnsanın bir tabak yemek yiyebilmesi için saatlerce çalışması gerekiyordu. Sürekli kendine bakması, temizliğe vakit ayırması gerekiyordu. Başı ağrıyor, hastalanıyor, türlü türlü acizliklerle uğraşması gerekiyordu. Çok zorlu bir geçim vardı. Kısaca dünya hayatı tam anlamıyla bir imtihandı...

Dünyada ancak mümin olarak yaşayan, Allah’a dayanıp güvenen, her şeyi bir deneme olarak yaratanın Allah olduğunu bilen, kaderi iman eden, sabreden, Kuran’a uyan bir insan rahat ve huzurlu yaşabilir, sonsuzlukta Allah’ın kendisini cennet ile ödüllendirmesini umabilirdi...

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki:

"Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."

Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 155-157)


Bu zorlu dünya hayatında insan nimetlerle de deneniyordu. Cennet özlemiyle yaratıldığı için, nimetlerdeki eksiklikleri, kusurları da fark ediyor, zamanla dünyada her şeyin bozulmaya ve yok oluşa doğru gittiğini görebiliyordu.

Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

İşte insan dünyada aldığı bu zorlu eğitimin soncunda, hayatı boyunca başına gelen denemelere şükredip sabrederek, hayatını Allah’a adayıp, salih amellerle bulunarak cenneti umabilir. Cennete adım attığı anda dünyadaki tüm acizliklerin, zorlukların, hastalıkların kalktığını görecek ve bundan müthiş sevinç duyacaktır. Artık sonsuza kadar acıkmayacak, yorulmayacak, uyumayacak, hiçbir şey için mücadele etmesi gerekmeyecektir. Cennet nimetleriyle süslenmiş sofralarda otururken, cennet bahçelerinde gezerken, muhteşem güzellikteki içecek nehirlerinden içerken sürekli Allah’a şükredecek ve cennetin değerini çok iyi bilecektir. Çünkü Allah sonsuza kadar kendisini kurtarmış, hayal bile edemeyeceği sayısız nimetle donattığı cennetine kabul etmiştir. Allah’ın razı olduğu kullarından olmaktan daha büyük mutluluk yoktur. Yorulmanın ne demek olduğunu bilen, hastalığı bilen, vefasızlığı gören, acizliği bilen bir insan artık sonsuza kadar bunlardan ve cehennemden uzak olmasının değerini sürekli Rabbine şükrederek gösterecektir. Hz. Adem’in ve Hz. Havva’nın yaptığı da bu olmuştur. Dünyadan cennete geri dönen Hz. Adem ve Hz. Havva aldıkları bu güzel eğitimin sonucunda cennetin değerini çok iyi bilmişler, kendilerini esirgeyen ve bağışlayan Rablerine sürekli şükretmişlerdir.

Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanırsın. (Mutaffifin Suresi, 22-24)

Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)

Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. (İnsan Suresi, 19)


Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir. Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer görülmüştür. (İnsan Suresi, 21-22)

Karşılaştıkları her olayda Allah’a güvenen, sabreden ve şükredenler Allah’ın rızası rahmeti ve cennetiyle ödüllendirilirler. Öyle bir cennet ki dünyada olan eksik ve kusurların hiçbiri yok... Sonu yok...İnsanın hayal edebileceği, arzu edebildiği her şey var... Öyle bir cennet ki dünyada sadece çok az bir kısmı gösterilen, insan hayalinin çok ötesinde bir teknoloji, konfor ve estetik hakim. Her yerde büyük zenginlik ve büyük bir ihtişam...