Cahiliyenin hırsı: Dünyada sonsuza kadar yaşama isteği

Ömürlerini sonsuz yaşama tutkusuyla ve dünya hayatının peşinden koşarak tüketen cahiliye insanlarının kaybettikleri, hiç tadamadıkları oldukça önemli bir zevk vardır. Bu, Allah'ın rızasına uygun hareket etmenin, O'nun sevgisini, dostluğunu ve yakınlığını ummanın verdiği coşku dolu heyecandır.

Cahiliye toplumu Kuran'da bildirildiği üzere, "Allah'ı gereği gibi takdir edememiş" (Enam Suresi, 91) ya da "O'nu arkalarında- unutuluvermiş" (Hud Suresi, 92) düşüncesinin hakim olduğu insanlardan oluşan bir toplumdur. Bu toplumun üyeleri bazen kendilerini "uygar" olarak tanımlasa da, Allah'ı gereği gibi takdir edemedikleri, ahirete inanmadıkları gibi tanımadıkları, kendi yaratılışlarının amacı hakkında düşünmedikleri ve bunu anlamaktan da uzak oldukları için aslında "cahil"dirler. Bu "cahiliye" toplumu mensuplarının sahip olduğu pek çok yanlış mantık örgüsünün yanında en belirgin özelliklerinden biri ise, "hiç ölmeyecekmişçesine" yaşamayı planlamalarıdır.



"De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

• Bir hiçken, Rabbimiz'in sizi yoktan yaratarak nimetlendirdiğini, Her insanın belli vakte kadar yaşayacağını ve bir gün kesinlikle öleceğini,

• Ölümü düşünmeyerek ondan kaçılamayacağını,

• İnsanlar öldükten sonra Rabbimiz'in onları yeniden diriltip yaşatacağını Kuran'da yüzlerce ayette vaat eden ve haber veren Allah'ın, bu sözünü şüphesiz tutacağını,

• Ölümün bir yok oluş değil, ahirete ve sonsuz hayata giden bir geçiş kapısı olduğunu.


Tüm bunlar düşünüldüğünde ölümden korkmanın bir anlamı olmadığı kolayca anlaşılacaktır. Ölümden korkmanın bir faydası yoktur; çünkü dünya tarihi boyunca hiç kimse ölümden kaçamamıştır ve kaçamayacaktır da... Tüm insanlar kaderlerinde belirlenen o an geldiğinde muhakkak ölecek ve ne yaparlarsa yapsınlar bir dakika daha yaşayamayacaklardır. Ölüm korkusuna kapılanların ölümden asla kaçamayacakları Kuran'da şöyle bildirilmiştir:


...Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti..." (Al-i İmran Suresi, 154)


Ölüm, insanlar için ahirete giden bir geçiş kapısıdır. Ancak bu kapı aynı zamanda hayatını Allah rızasına uygun olarak değerlendirenler için mutluluk ve kurtuluşa açılan bir müjde kapısıdır. Ölüm, Allah'a iman etmeyenler içinse, kesin bir yıkım ve tüm zamanlar boyunca sürecek sonsuz felaketin başlangıcıdır. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayarak Allah'ı unutanların, ölüm geldiğinde duyacakları pişmanlığın bir şey ifade etmeyeceğini Rabbimiz Kuran'da şu şekilde haber vermiştir:


"Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır." (Nisa Suresi, 18)

"Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır." (Müminun Suresi, 99-100)


Kendini Allah rızasını kazanmaya adamayan herkes -Allah'ın dilemesi dışında- bu pişmanlığı yaşayacaktır. Öyleyse, madem hayat çok kısadır, bu hayattan sonra sonsuz bir gerçek hayat vardır ve madem o sonsuz hayat, bu dünyada Allah'ın rızasını arayarak kazanılacaktır; BU DURUMDA;

İnsanın buradaki kısa ve geçici hayatından çok, ölümden sonra başlayacak gerçek hayatını düşünmesi ve buna göre hareket etmesi gerekir. Bu yüzdendir ki, bu gerçeği kavramış olan müminler "katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri"dirler. (Sad Suresi, 46)

Dünyada elde edilecek servet ve imkanlara tutkuyla bağlanmanın bir anlamı yoktur. Kimse ne malını, ne güzelliğini, ne kuvvetini ne ailesini, ne de şöhretini ahirete götüremez. Bunların hiçbiri mezardaki insana eşlik edemez. Mezara giren yalnızca kefene sarılı bir bedendir; o da kısa bir süre içinde toprağa karışacaktır.

Bu dünyadan ahirete götürülecek tek şey Allah rızası için yapılmış olan salih amel ve ibadetlerdir. O zaman bu dünyada kısa bir süre için insana verilmiş olan nimetler (sağlık, güzellik, servet vb.), ahirette ebedi olarak ve çok daha güzeliyle yeniden insana verilecektir.

Bu gerçeği kavramayıp kendine verilen nimetleri Allah rızası için harcamaktan kaçınarak kendince uyanık davranan bir kişi kendi ahiretini tehlikeye atmakta kısaca uyanıklık değil akılsızlık yapmaktadır. Konuyla ilgili bir ayet şöyledir:


"İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar." (Muhammed Suresi, 38)


Kendini "Ölümsüz"leştirmeye Çalışanların Sonuçsuz Çabası

Bunları kavrayamayan ve dünyaya tutkulu bir hırs ile bağlanmış kimseler kendilerini sözde "ölümsüz"leştirmeye çalışırlar. Kuran'da bu yanlış anlayışa sahip insanlardan bahsedilmekte ve bu kişilerin ölümsüz kılınmak için çeşitli yollara başvurdukları haber verilmektedir. Bu ayetlerin bazıları şu şekildedir:


"Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?" (Şuara Suresi, 128-129)

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir." (Hadid Suresi, 20)


Elbette insanın güzel eserler yapması veya güzel ahlaklı, hayırlı insanlar yetiştirmek istemesi güzel bir davranıştır. Ancak burada söz konusu cahiliye ahlakının yaşandığı çarpık bir sistemde, insanların bu isteğinin nedeni Allah'ın razı olması değil, kendi kibirlerini tatmin etmek için kendilerince dünyada kalıcı bir isim bırakmak istemeleridir.

Ebedi Kurtuluşun Anahtarı: Allah'ın Rızası

Müminler, Allah'ın herşeye hakim olduğunu bilen ve ölümün bir son değil, asıl hayata (ahiret) geçiş aşaması olduğunu kavrayan insanlardır. Müminler hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin Allah olduğunu ve kendisini Allah'ın yarattığını çok iyi bilen ve her zaman O'na yönelen kimselerdir. Onlar paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin Allah'ın yarattığı bu sistem içinde asıl kurtuluş yolu olmadığını görenlerdir. Çünkü tüm bunlar ancak, kısa kalınacak olan dünyada görülecek geçici "süsler" dir. Yüce Allah'ın yoktan yarattığı dünya hayatında ve ahirette, insanı mutluluğa ve kurtuluşa götürecek olan ise sadece Allah'ın rızası ve rahmetidir. Allah sadece Kendi rızasına uyanları doğru yola iletecektir:


"Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Maide Suresi, 16)


Cahiliye toplumunda ölüm, herkesin bildiği ama kesinlikle söz etmediği hatta adını ağzına almak istemediği bir konudur. Hemen hemen tüm hesaplar ölüm yok sayılarak yapılır. Tüm hesaplar, ölüm göz önünde bulundurulmadan yapıldığı için, bu kaçınılmaz sondan bahsetmek de pek "hoş karşılanmaz".

Ölümü göz ardı etmek, yukarıda sözünü ettiğimiz cahiliye insanlarının pek çok konudaki çarpık bakış açılarından bir tanesidir. Her insan, "Her nefis ölümü tadıcıdır…" (Al-i İmran Suresi, 185) hükmü gereği mutlaka öleceği için, ölüm gerçeği hesaba katılmadan planlanan ve yaşanan bir hayat elbette büyük bir aldanma üzerine kurulmuştur. Bu her insanın, samimi bir tefekkür ile kolaylıkla şuuruna varacağı büyük bir gerçektir.(makale harun yahya)