Selam!



"يا أيها الذين آمنوا اصبروا وصابروا ورابطوا واتقوا الله لعلكم تفلحون‏"

Tercümesi:

“Ey iman eden kimseler sebat gösteriniz, hem düşmanlarınızdan fazla bir sebat gösteriniz; daima da savaşa hazır bulununuz; bununla beraber, Allah’tan her zaman korkunuz ki kurtuluşa erebilesiniz.”

Bu ayet-i celile Âl-i İmran Suresi’nin sonundadır. “اصبروا” , “صابروا” emirlerinin ne olduğunu iyice anlayabilmemiz için sabrın gerçek niteliğini düşünmemiz gerekiyor. Asr Suresi’ni tefsir ederken de söylemiştik: İnsan için en büyük fazilet sabırdır. Ahlakî anlamda edinilen tecrübelerin hiçbiri bu faziletli alışkanlık ile boy ölçüşemez. Onun için Allah’ın Kitap’ında sabır kadar çok zikredilen, sabır kadar sık emrolunan bir ahlak daha yoktur.


Sahabe-i Kiram (r.a) Efendilerimizden hiçbirinin Asr Suresi’ni okumadan arkadaşına veda etmediği bilinmektedir. Bunun hikmeti de insanın hüsrandan yakayı kurtarabilmesi için hakka, sabra dört elle sarılmaktan başka çare olmadığını birbirine göstermektir.

İyi ama sabır nedir? Heyhat! Biz Müslümanlar mukaddes sabır kelimesinin anl***** sahip olmak şöyle dursun, bu konuda bilgi sahibi bile değiliz! Evet, sabır kelimesi anıldığı gibi zihnimizi zavallılık ve alçaklığa yakın bir kavram kaplar. Bize göre sabır genel bir ifadeyle “katlanmak” demektir. Neye katlanmak? Her şeye.. Daha doğrusu katlanılmayacak şeylere! Mesela yok olmaya, hakaret görmeye, dövülmeye, sövülmeye; kısaca, insanî seçkinliğimizi lekeleyecek musibetlerin hepsine.

Aman ya Rabbi! Kur’an ne söylüyor, biz ne anlıyoruz! Sabır katlanmak değil, göğüs germek demektir. Neye göğüs germek? Evet, sonunda katlanılmayacak acılara katlanmak ızdırabına mahkûm olmamak için, önceden her türlü şiddete her türlü zahmete mertçesine, insancasına göğüs germek.

Allah yolunda, hak yolunda, din uğrunda, millet uğrunda rahatını, uykusunu, malını, canını feda edivermek yok mu? İşte sabır budur. Yoksa, bu fedakarlıkların semtine yanaşmayarak miskin miskin oturmak; sonra da hissesine düşecek rüsvalığı “kader böyleymiş! Tahammül etmeli..” diye hazma çalışmak hiçbir zaman sabır ile ifade edilemez.

Ne hacet! Zemahşeri gibi büyük bir müfessir, sabra İslamî gereklilikleri hakkıyla yerine getirmek manasını veriyorlar. Öyle ya, sorumluluk (teklif), zahmet (külfet) maddesinden geldiği için İslam’ın bütün yükümlülükleri ufak, büyük gönüllü bir fedakârlığı gerekli kılar. Bakın bir kere, o fedakârlığın kabulü yüzünden elde edilecek saadeti, bir kere de terki dolayısıyla baş gösterecek felaketi düşünmeli!

İslam’ın en birinci gereği ilim değil midir? Pekâlâ! İlim öğrenmek için az fedakârlık, yani az sabır mı ister! Lakin evvela ilmin, gerek bugünkü dünyada sağladığı yararı, gerek yarınki ebedi ömrümüzde temin edeceği yeri düşünürsek; sonra, cehaletin hem dünyada, hem ahrette ne büyük bir utanç, ne yaman bir rezalet olduğunu gözümüzün önüne getirirsek: Dinin o gereğini sırf zahmetten ibaret olsa bile yine bin can ile kabul etmemiz lazım gelmez mi? İşte sabır demek faydalı ilimleri tahsil için her türlü sıkıntıya tahammül etmek demektir; yoksa cehaletin sürükleyip getireceği pislikler içinde boğulup gitmek değildir.

Son zamanlarda Müslümanlığı ya büsbütün ortadan kaldırmak, yahut ötesini beri ederek İslam’da bir yenilik meydana getirmek isteyenler türedi. Biz bu adamların söylediklerini işittik; yazdıklarını okuduk. “Dini kaldırmalı!” diyenlerin dünyadan; “yenilik ortaya koymalı!” fikrini benimseyenlerin de dinden alabildiğine gafil olduklarına iman ettik.

Evet bu adamlar milyonlarca halkın duygularına, hareketlerine hakim olan ezeli gücü görmeyecek kadar gaflet göstermeselerdi: Dini kaldırmanın ne lüzumunu, ne de imkânını tasavvur edemezlerdi. Böylelikle şeriatın gerçek kimliğine dair azıcık malumat edinmiş olsalardı: Dine yenilik sokmak şöyle dursun, onun en eski yani en gerçek şekline dönmek ihtiyacının kaçınılmazlığını gözleriyle görürlerdi.

İşte onların bu gafleti, bu cehaleti de hep deminden beri anlatmak istediğimiz mübarek sabır ahlakının bulunmamasındandır. Öyle ya, demek ki bu adamlar ne milleti tetkik edecek ne de şeriatı anlayacak kadar fedakârlık göstermemişler!

Bir zamandan beridir, dillerde “karakter” sözü dolaşıp gidiyor. Azim, sebat, seciye, mütesanit gibi kelimeler ile tercüme edilen bu kelimenin tam karşılığı sabırdır. Öyle ise artık bu ümmete Alman, İngiliz, Fransız milletlerinin ahlakıyla ahlaklanmayı tavsiyeden vazgeçelim de ona İslamiyet’in anlamını öğretmeye çalışalım.

En büyük, en sağlam ahlak hakiki Müslümanlarda; en sağlam ahlakî kurallar ise hakiki Müslümanlıktadır. “و إنك لعلي خلق عظيم” tarzındaki ilahi onura erişen Muhterem Resul (s.a.v) Efendimiz hayali aşan faziletli davranışların bir örneğiydi. O Mukaddes’in mektep terbiyesinde yetişen Ashab-ı Kiram’ın da nasıl kamil nasıl mükemmel birer insan olduklarını hepimiz biliriz. Bu hakikatleri yalnız bizim kitaplar yazmıyor; Frenklerin oldukça insaflıları da itiraf ediyor; “ Gündüzün bütün sahip olduklarını, kapısına gelen muhtaçlara veren Muhammed’in (s.a.v) akşama tek hurmadan başka yiyeceği kalmamıştı. Onu da en son gelen fakire sadaka olarak verip geceyi Ayşe (r.a) ile birlikte aç olarak geçirdi” diyor.

Sadedimize dönelim: Ayet-i celile bizi sabra davet ediyor; hem de düşmanlarımızın göstereceğinin kat kat üstünde bir sabra davet ediyor. Biz şimdiye kadar Kur’an’daki ilahi emirleri dinlemiş, gereğince hareket etmiş olsaydık, bugün mazimizi hasretle anmazdık; dinin namusunu, İslam’ın namusunu düşmanın murdar ayaklarına çiğnetmezdik; İşte “رابطوا_ harbe hazır bulununuz.” , “واعدوا لهم ما استطعتم من قوة_ düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayınız.” tarzındaki açık, kat’i emirlere kulak vermediğimiz için bütün İslam alemi savaş sahnesine döndü.

Evet, kuvvet hazırlamak gönüllü fedakârlık temeline dayanıyordu, hâlâ da öyledir. Lakin o kuvveti elde etmek için ne kadar zorluk, ne kadar zahmet varsa biz hepsine tahammül edecek, hepsine göğüs gerecektik. Zira Kur’an’ın emrettiği sabır işte o idi. Yoksa İslam vatanının şu elim felaketi karşısında kulaklarımızı sarkıtıp oturmak değil!


ربنا افرغ علينا صبراً و ثبت أقدامنا و انصرنا علي القوم الكافرين

Sebîlürreşad Dergisi,
cilt 2–9, sayı 223