Selam!

Re´y üzerindeki ihtilâf, re´yin aslı ve metodu hakkındadır.
Bazı İslâm hukukçuları, îslâmi hükümlerin ancak nâss´lardan alınaca*ğını ileri sürmüşlerdir. Bunların başında Dâvud ez-Zâhiri gelir. On*dan sonra İbni Hazm el-Ehdelüsi gelmektedir. O, Zahirî Mezhebi´nin ikinci İmamı sayılmaktadır. O, bu mezhebi tedvin etmiş, mezhebin kurucusu Davud´tan daha çok şiddetli davranmış ve ileri gitmiştir.

Re´y ile içtihadı kabul eden İslâm hukukçuları çoğunluğu teş*kil ederler. Hattâ nass bulunmayan yerlerde, hükme esas teşkil et*mek üzere re´y ile ictihad hakkında icma´ derecesine yaklaşan bir ittifak hâsıl olmuştur. .

Bundan dolayı İslâm hukukçularının çoğu; «Re´y´i tanımayanla rm muhalefetlerinin hiçbir değeri yoktur. Re´y´in değeri hususunda onlara itibar etmeksizin icmâ´ hâsıl olmuştur. Çünkü re´y´i tanıma*yanlar İslâm hukukçuları zümresine dahil .değildirler» demişlerdir. Fakat bu hüküm üzerinde de tartışılabilir.

Re´y´i kabul edenler, onun metodunda ihtilâfa düşmüşlerdir.
Ba*zıları, re´y ile içtihadın metodu kıyastır, demişlerdir. Yukarıda da geçtiği gibi kıyas, hakkında nass bulunmayan bir meseleyi, arala*rında hükmün sebeb-i vücudu olan ortak illetlerden ötürü hakkın*da nass bulunan bir meseleye göre halletmektir. Şiîler´den İmamiyye mezhebi kıyas´ı tanımaz; fakat bu mezhep bilginleri, re´yi, nass bulunmadığı takdirde mücerret akim hükmü olarak görürler. On*lara göre nass Kur´an-ı Kerim, Peygamber (S.A.)´in ve İmamların sözlerini içine alır. Onlar, nass bulunmayan yerlerde mücerret akıl ile hüküm verirler. Bu hükümlerinde de aklın kabul edeceği mas*lahatı esas olarak alırlar. Çünkü akü, maslahata uymayan zararlı şeyleri caiz görmez. Aklın maslahath gördüğü şeyde şüphe edile*mez. O halde akılla hüküm, gerçekte akim kabul ettiği maslahata göre hükmetmek demektir.

Kıyas´ı, re´y ile fetva vermek hususunda bir prensip olarak ta*nımayanların karşısında Şâfiîler´i görüyoruz. Şariîler´e göre fetva verirken esas tutulan herhangi bir re´y metodu, kıyas´tan başka bir-şey olamaz. Çünkü şer´î bir hüküm, ya nass ile veya nass üzerine kıyas yoluyla olur. İmam Şafiî, fıkhını tamamen nassa bağlamakta*dır. Zira O´na göre f akih, hükmüne esas teşkil edecek bir nass bula*mazsa bu hükme benzeyen ve hakkında nass bulunan meseleleri araştırır ve nass ile sabit olan hükme göre karar verir.

Hanefîler, Şafiîler´in bu yolunu benimsemişlerdir. Fakat onlar re´y ile ictihad kapısını daha çok genişletmişler ve istihsan prensi*bini koymuşlardır. Istihsan-, örf, zaruret veya sabit bir nassa bağla*nabilen maslahat gibi hususlardan dolayı kıyas kaidelerine muhalif olarak hüküm vermektir.

Maîiküer, Zeydiler ve Hanbelilerin bir kısmı, re´y´in mânâsını genişleterek kıyası, istihsanı ve masalih-i mursele´yi de kabul etmiş*lerdir. Masalih-i mursele İslâm Şeriati´nın amaçlarına uygun olan umumi menfaatlardır. Herhangi bir maslahat hakkında müsbet ve*ya menfi özel bir nass bulunmazsa o, bu metoda göre değerlendiri*lir. Fakat bu hususta nass´larm hükümleri dışına çıkılmaz. Fakat kıyasta olduğu gibi belli bir nassa bağlanmak ve meseleyi o nassa göre halletmek durumu yoktur. Ğilâkis burada muhtelif nass´larla meydana çıkan maslahatları araştırıp buna göre fetva ve hüküm vermek gerekmektedir. Bu prensibi kabul edenler Ömer, Ali, Osman (R.A.) gibi büyük sahabüerin yolundan gitmişlerdir.

Re y hususundaki ihtilaf konularından biri de,
Nass bulunan bir yerde re´y´in değeri meselesidir. Hakkında delâlet bakımından ke*sin olan mütevâtir bir nass bulunan herhangi bir meselede re´yin yeri yoktur. Bu hususta ittifak edilmiştir. Fakat nass, âhad hadis*ler gibi zannî olduğu zaman, kıyasla bu nâss´lardan hangisinin ter*cih edileceği tartışma konusu olmuştur. İslâm hukukçuları bu du*rumda, re´y kıyas´a dayanıyorsa.ve kıyas´ın illeti bir nass´la tesbit edilmişse kıyasla hadis arasında mukayese yapılmasını, eğer bu ha*dis hiçbir kıyas şekli ile bağdaşmıyorsa, kıyas´ın tercih edilmesini ittifakla kabul etmişlerdir. Şayet kıyas´ın illeti bir nass ile tesbit edil*memiş ve âhad hadis de bütün kıyas şekillerine aykırı ise böyle bir meselede anlaşmazlık çıkmıştır. Bu durumda bir kısım îslân; hukukçuları hadisi tercih etmişlerdir. Çünkü riass bulunan yerde icti*had yapılmaz. Re´y´e başvurmak, nass bulunmayan bir konuda hü*küm vermek için zarurîdir. Bu görüş Ebu Hanîfe, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel´den rivayet edilmiştir.

Bazı Hanefîlere göre hadîsi rivayet eden Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes´ud ve Zeyd b. Sabit gibi bilgin sahabülerden biri ise hadis tercih edilir. Ebu Hureyre gibi fakih olmayan birsahabî ise kıyas tercih edilir. Fakat mesele, bazı kıyas şekillerine uygun, bazı kıyas şekillerine de aykırı düşerse hadis tercih edilir. Çünkü hadis bu takdirde mutlak olarak kıyasa aykırı düşmemiştir. Bu gö*rüş Ebu Hanife´ye nisbet edilmekte ise de, O´nun görüşünü yukarı*da belirttik.

Bazı İslâm hukukçularına göre, fıkıh kaideleri ile bağdaşmak suretiyle kıyasın sebebi kesin olup onu tesbit etmek hususunda bir*çok hüküm mevcutsa kıyas tercih edilir. Bana göre ise, bu türlü kı*yasa delâlet eden nass´lar bulunmalıdır. Nass bulunmadığı halde, kesin olarak re´y veya kıyasla sabit olan bir hükmü farzetmek, Şe*riatın kaynaklarını ve amaçlarım bilen kimse için sübûtu imkansız bir şeydir. Zaten böyle bir hüküm bulunursa, Zahiriler hariç, bütün fakihler re´y´i tercih ederler.

Malikilere göre, re´y´i, Medînelilerin ameli destekliyorsa hadis reddedilir. Zira, onu Peygamber (S.A.)´e nisbet etmek doğru olmaz. Eğer hadis, Medînelilerin ameline uygun düştüğü halde, re´y´e aykı*rı düşüyorsa durum incelenir: re´y, Kitaba ve Sünnete dayanan hiç*bir fıkıh kaidesiyle bağdaşmıyorsa hadis tercih edilir, durum böy*le değilse re´y tercih edilir.

İslam da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/70.