Merhaba



Aşağıdaki âyet-i kerîmede geçen «vesile» tabirini bir kısım müslümanlar,
insanla Allah arasındaki aracı anlamında yorumlamışlardır.

«Ey inananlar! Allah'tan sakının. O'na (yaklaşmak için) bir vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki, kurtulasınız
(Maide, 35)

Bu vasıta, yaşayan bir şahıs veya devamlı ya da aralıklarla kabri ziyaret edilen ölü olarak kabul edilmiştir.
Böylece mü'minler, birbirlerini Allah'a vasıta sayıyor, insanın insana aracılığının,
Allah'a yakın olmaya yettiği zannını besliyorlar.

Vesilenin bu şekilde aracılık anl***** alınması Kur'an-ı Kerimdeki şu âyete ters düşmektedir:

«Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zâlim değildir
(Fussilet, 46)

Çünkü geçen âyet, şahsî sorumluluğu belirtmiştir, yani insanı Allah'a yaklaştıranın, iyi amel;
uzaklaştıranın da kötü amel olduğunu ortaya koymuştur.
Bu durumda Allah'a yakın olmak, takva ve iman derecesi ne olursa olsun,
başka bir kişiyi vasıta yapmaksızın ancak salih amelle mümkün olabilir:

«Rabbine inanmış ve salih amel işleyerek gelenlere, işte onlara en üstün dereceler vardır.»
(Tahâ, 75)

İslâm; şirk ve putperestliğe savaş açmış, bu savaşında Allah'la insanlar arasındaki aracılığı kaldırmayı amaçlamış,
insanların tümünü Allah ve insanlar huzurunda eşit yapmayı istemiştir.

Kaldı ki, insanlar, insan olma yönünden eşit oldukları gibi davranışlarındaki ferdî sorumluluk açısından da eşittirler.
Nitekim ferdî sorumluluk esasına göre ilâhî cezaya mâruz kalmaktadırlar.
Ceza, Allah'ın rıza ve cennetiyle gazab ve cehennemi şeklinde çeşitlenmektedir.
İlâhî cezanın, insan davranışları açısından türlere ayrılması sebebiyle —ister hoşnutluk, isterse gazap şeklinde olsun—
kişinin cezaya çarptırılması Allah'ı zâlim yapmaz.
Zira cezânın türü, davranış şekline bağlıdır.

«Rabbin kullarına zulmedici değildir

Yukarıdaki âyette ve yüce Kitabın başka bir âyetinde geçen vesile,
mü'minin tek başına işlediği ve kendisinin sorumlu olduğu salih ameldir.

«Ey inananlar! Allah'tan sakının. O'na (yaklaşmak için) bir vesile arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.»

âyetindeki ilâhî ifade, mü'minlerin öncelikle Allah'tan korkmalarını, yani gazabından sakınmalarını istemektedir.
Bu da haramları terketmek, özellikle öldürme, hırsızlık ve zina cinsinden sosyal kötülükleri bırakmak;
ikinci olarak da kendisinin ve başkalarının faydalanacağı insanca davranış olan
salih amele devam ederek Alah'ın yardımını istemektir, hiç kimseyi incitmemektir.

Toplumuna olanca bağı ve gücüyle dönmektir, özellikle Allah yolunda cihada koşarak,
inandığı yüce değerlere yapılan tecâvüzü uzaklaştırmaktır.

Başka bir ilâhî kelâmda gelen vesile kavramı da aynı anlamadır:

«De ki: "O'ndan başka (tanrı olduğunu) zannettiğiniz şeyleri çağırın;
sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez.
O yalvardıkları da, onların (Allah'a) en yakınları da, Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar.
O'nun rahmetini ararlar, azabından korkarlar. Zira Rabbinin azabı cidden korkunçtur

(İsra, 56 - 57)

Buradaki ikinci âyet, Alah'ı bırakıp dışındakilere ibadet edenleri suçlayıp, kınıyor.
Bunlar Allah'tan başkalarına ibadete yönelirken, bir başka grup da salih ameliyle, Rabbine kulluğa çabalıyor,
bu davranışıyla yakınlığı ve vesileyi istiyor. Bu tutum:
«O'nun rahmetini ararlar, azabından korkarlar.» âyetinde ifadesini bulan davranıştır.

Hangi grup Allah'a daha yakındır?
Allah'a ibadet eden ve salih ameliyle bizzat Allah'a yaklaşan grup mu?
Yoksa, ibadetini Allah dışında bir takım insanlara ayıran grup mu?
Hangisi daha yakındır?
İşte, salih amel olan vesile budur,
Allah'a yakın olmak için başkasına dayanmak değildir.


Muhammed el-Behiy- İnanç ve Amelde Kur'ani Kavramlar,
Yöneliş Yayınları