Selam!

Hz. Âîşe’nin şöyle dediği nakledilmiştir:
“Resulullah (sav) Ramazan’ın son on gününde itikâf yaparlardı. Bu durum vefat zamanına kadar bu şekilde devam etmiştir.”
Daha sonra Hz. Peygamber‘in zevceleri itikâfı sürdürmüşlerdir.



Hacc ve oruç ibadetleri gibi kökenleri geçmiş ümmetlere kadar dayanan Îtikâf ibadeti Peygamber Efendimiz (sav)’in Medine’ye hicretinden vefatına kadar terk etmediği bir ibadet olarak dikkat çekmektedir.1 Bir yerde bekleme, durma ve kendini orada hapsetme anlamlarına gelen Îtikâf, fıkhi terim olarak; akıllı, ergenlik çağına erişmiş veya iyi-kötü ayrımını yapabilme (temyiz) kudretine sahip bir müslümanın beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet niyetiyle bir süre durması şeklinde tanımlanabilir.

İtikaf, Kur’an-ı Kerim’de işaret edilen, sahih sünnette yeri olan bir ibadet olarak her müslümanın bir şekilde gündeminde yer almalıdır. Bakara Sûresi’nin 187. ayetinde Ramazan ayının gecelerinden söz edilirken
‘...camilerde Îtikâfta iken de hanımlarınıza yaklaşmayın.’
[2:187] buyurulmaktadır.

Hz. Peygamberin risaletin gelmesinden önce Hira Mağrası’nda inzivaya çekilmesi ile Medine’ye hicretten ya da orucun farz kılınmasından sonra terk etmediği Îtikâf ibadeti arasındaki anlam ve işlev ilişkisi üzerinde düşünülmelidir. Buhari ve Müsned’de yer alan bir rivayet de İslam’dan önce Mekke toplumunda Îtikâfın bilinip ifâ edildiğini göstermektedir: Hz. Ömer, Resulullah (sav)‘den,
‘Cahiliyye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece itikâfta bulunmayı adamıştım; ne yapayım?”
diye sormuş, Resulullah (s.a.s); “Adağını yerine getir” buyurmuştur.’

(Buhârî, İ’tikâf, 16; Ahmed b. Hanbel, ll, 10)



Hz. Peygamber’in özellikle Ramazan içinde ve Ramazanın son on gününde itikâf yaptığını bildiren çeşitli hadis-i şerifler vardır. Hz. Âîşe’nin şöyle dediği nakledilmiştir:
“Resulullah (sav) Ramazan’ın son on gününde itikâf yaparlardı. Bu durum vefat zamanına kadar bu şekilde devam etmiştir.”
Daha sonra Hz. Peygamber‘in zevceleri itikâfı sürdürmüşlerdir.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 67, 129; bk. Buhârî, İ’tikâf, 1-18; Ezân, 12, 135; Hayz 10; Müslim, İ’tikâf, 1-6; Ebû Dâvud, Ramazân, 3; Savm, 77)

Ebu Hanife’ye göre içinde beş vakit namaz kılman her mescidde itikâfta bulunmak caizdir. Ebu Hanife ve İmam Mâlik’e göre itikâfın nâfile olarak en azı bir gündür. Ebû Yusuf en az süreyi, bir günün yarıdan çoğu olarak belirlerken İmam Muhammed itikâf için bir saati de yeterli bulur.

Mesciddeki itikâf erkeklere mahsustur. Kadınlar evde mescit edindikleri bir yerde itikâfta bulunabilir. Bir defasında Peygamberimizin temiz eşlerinden Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Hz. Zeyneb’in de sonradan gelip Mescid-i Şerif’te birer çadır kurarak Îtikâfa girmeleri üzerine bunları menetmiş ve kendisi de o sene Ramazanda Îtikâfı terk edip ta Şevval’in ilk on gününde Îtikâfa girmiştir.

İtikaf üçe ayrılır:

1- Vacip olan itikâf:
Adak olan itikâf vaciptir. Bu, en az bir gün olur ve gündüz oruçla geçirilir.

2- Sünnet olan itikâf:
Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmek sünnettir. Bir yerleşim merkezinde bulunan müslümanlardan birisi bu sünneti yerine getirirse, diğerleri üzerinden bu görev düşer. Bu duruma göre, her yerleşim birimi için itikâf sünnet-i kifâye hükmündedir. Bir kişinin bunu yapması o beldedeki diğer müslümanları sorumluluktan kurtardığı gibi Cenâb-ı Hakk’ın, itikâf yapanın ecrini diğer belde müslümanlarına da vereceği umulur.

3- Müstehab (mendub) olan itikâf:
Vacip ve sünnet olan itikâfların dışında itikâfa girmek müstehabdır. Bunun belirli bir vakti yoktur. Hatta mescide giren kimse çıkıncaya kadar itikâfa niyet ederse orada kaldığı sürece itikâfta sayılır. Bu itikâfda oruç şart değildir.



İlmihal kitaplarında Îtikâfın şartları olarak şu hususlar yer almaktadır:

1- Niyet;
Niyetsiz itikâf olmaz. Nezredilen (adanan) itikâfta niyetin ayrıca dil ile ifade edilmesi gerekir.

2- Mescid:
Erkeğin, Îtikâfı cemaatle beş vakit namaz kılman mescidde olmalıdır. İtikâfın en faziletlisi Mescid-i Haram’da, sonra Mescid-i Nebevî’de ve sonra da Mescid-i Aksa’da olandır. Diğer mescidlerdeki fazilet cemaatin çokluğuna göre değişir.

3- Oruç:
Daha önce de belirttiğimiz gibi vacip olan itikâf için oruç şarttır. Sünnet itikâf Ramazan ayında olduğu için zaten oruçlu bulunma şart vardır.

4- Temizlik:
Kadınların hayız ve nifastan temiz olmaları gerekir. Cünüplük oruca mani olmadığı gibi, Îtikâfı da bozmaz. İtikâfa giren cami içinde iken ihtilâm olursa, dışarı çıkarak gusül abdesti alır ve yeniden itikâfa devam eder.

İtikâf sırasında kötü ve çirkin söz söylememek, Ramazanın son on gününü ve cemaatı kalabalık olan mescidi tercih etmek, itikâf günlerinde Kur’an, hadis, Allah’ı zikir ve ibadetle meşgul olmak ve temiz elbise giyip güzel kokular sürünmek itikâfın adabındandır.

İtikâfı bozan şeyler:
a- Cinsi ilişkide bulunmak. Öpmek ve kucaklamak gibi şeylerden dolayı inzal vaki olursa yine itikâf bozulur.
b- Herhangi bir ihtiyaç yokken mescidden dışarı çıkmak.
c- Bayılmak.

İtikâfa giren kimse mescidden ancak şer’î, zaruri ve tabiî ihtiyaçları için çıkabilir.İtikâfa giren kimsenin bulunduğu mescidde cuma namazı kılınmıyorsa, cuma namazını kılmak üzere başka bir mescide gitmesi, küçük ve büyük abdest bozmak için mescidden dışarı çıkması tabiî bir ihtiyaçtır. İçerisinde bulunduğu mescidden zorla çıkarılması ya da şahsı ve eşyası hakkında korkusu sebebiyle başka bir mescide taşınmak için çıkması ise zarûrî ihtiyaç sebebiyle çıkıştır. Bunların dışında mescidden çıkmak itikâfı bozar. İtikâfda olan kimsenin yemesi, içmesi, uyuması ve ihtiyacı olan şeyleri satın alması mescidde olur.

Modernitenin kendisini hayatın her alanında hissettirdiği, sanayi toplumu özelliklerinin insanı kendisine yabancılaştırdığı çağımızda İslam’ın bütün prensip ve ibadetleriyle hayatımıza hakim olması bireysel ve toplumsal meselelerimizin çözümü olacaktır. Bunu böyle görmemiz inancımızın ve teslimiyetimizin gereğidir. Ramazanla birlikte yeniden hatırladığımız Îtikâf gibi ibadetler vesilesiyle nefis muhasebemizi yapmamız duyarlılığımızın gereğidir.

IGMG