Yüzüne baktığınızda bomboş bakışlı insanlar, bakışlarında hiçbir derinlik yok, hiçbir anlam yok, keskinlik yok… Tamamen ifadesiz, sanki çok derin uykuda gibi. Yaşıyor ama aynı zamanda ölü gibi… Konuştuğunuzda konuşuyor, gülüyor, yemek yiyor, televizyon seyrediyor, ağlıyor, heyecanlanıyor. Ama bütün bunlara rağmen bakışlardaki ürkütücü boşluk ve derin gaflet aslında o insanın yaşayan bir ölü olduğunu tam anlamıyla yansıtıyor…

İşyerinizde birlikte çalıştığınız insanlar, sokakta yanınızdan geçen insanlar, evinizde sizinle birlikte yaşayan insanlar… Bir bakın yüzlerine, bir bakın bakışlarına, o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sürekli yazdığım yazılarda Allah’ın milyarlarca insan yarattığını fakat bu insanların çoğunun aslında yaşayan bir ölü olduklarını söylüyorum. Hepsi çok derin bir gaflet içindeler, sanki derin bir uykuda gibiler. Allah’ın sonsuz gücünü fark edemiyorlar, neden yaratıldıklarını bilmiyorlar, hızla ölüme ve ahrete gittiklerini anlayamıyorlar, tüm olayların Allah’ın kontrolünde olduğunu kavrayamıyorlar. Dünya hayatının çarçabuk geçtiğini, tıpkı bir kum saati gibi muhteşem bir hızla tükendiğini göremiyorlar. Sadece dünya için yaşadıklarından, dünyaya dalıp oyalandıklarından, ahiretten habersiz olup, hiçbir sorumlulukları yokmuşçasına yaşadıklarından delinemeyen, aşılamayan bir gaflet içinde yaşıyorlar. Sanki önlerinde hiçbir zaman aşamayacakları bir duvar var, çok ama çok kalın bir perde var, ne yaparsanız yapın bu perdeyi kaldıramıyor, o duvarı yıkamıyorsunuz. İşte Kuran’da Allah böylesine derin gaflet halinde olan milyarlarca insanı şöyle tarif ediyor:

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

İmanlı bir insanın ise bakışlarında çok keskin bir ifade oluyor, derinlik oluyor. Bu insan Allah’ın her an yanında olduğunun, bütün yaptıklarını gördüğünün bilinciyle yaşıyor. Sorumluluklarının farkında olup hepsini bir bir yerine getiriyor. Dünya hayatına dalıp, oyalanarak, nefsine uyup kapılıp gitmiyor. Son derece akılcı düşünüp sonsuz hayatın ahiret olduğunu anlıyor. Üç günlük dünyaya meyledip sonsuz ahretini kaybetmiyor. Her an Allah’ı düşünüyor, şükrediyor, O’na olan sevgisini dua ederek dile getiriyor. Hayatının her anını Allah için yaşayarak, birçok salih ameller yaparak dolduruyor.

Şimdi böylesine derin imanlı bir insanla gaflet içinde oradan oraya savrulan bir insanın bakışlarının ne kadar farklı olacağını bir düşünün. Ve dönüp bir çevrenize bakın. Yaratılan milyarlarca insanın aslında Allah tarafından gözleri olan ama görmeyen, kulakları olan ama duymayan, kalpleri olan fakat hissetmeyen insanlar olduklarını anlayın. Sonra kendinizi ve sonsuz hayatınızı düşünün. Siz de gaflet içinde yaşayan milyarlarca insandan biri misiniz, yoksa derin bir imana sahip, Allah’ın farkında olan, asıl hayatın ahiret olduğunu kavrayan insanlardan birimisiniz? Şimdi yanınızdaki insanın bakışlarına dikkatlice bakın, o zaman söylediklerimi anlayacaksınız. Yalnız şu da bir gerçek ki ancak iman eden bir insan aradaki farkı görebilir, insanların bakışlarındaki derin boşluğu fark edebilir. İman etmeyen ise “ben hiçbir şey göremiyorum” diyerek yürüyüp yoluna devam eder ve hiç bilmeden kendisini uçuruma, gaflet içindeki yaş***** ve oradan da sonsuz cehenneme sürükler…

Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.

Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.

Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar. (Yasin Suresi, 8-10)