Ehli sünnet itikadında olmayan, iyi âlim olamaz. Dört hak mezhepte olmayan ve bu büyüklerden nakletmeyen, yani kendi görüşünü dinin emri gibi bildiren kimseden, iyi âlim olamaz. Bidat ehlini büyük bilen âlim olamaz.

Bunlar ana kaidelerdir. Bunlara uymayanların zaten her yazısı, her sözü yanlış olabilir, zararlı olabilir, yani onda her türlü bozukluk olabilir.

Gerçeğini sahtesini anlamada bazı ölçüler özetle şöyledir:

1. İslâm âlimi yerden ot gibi, mantar gibi bitmez. Hocasız, icâzetsiz âlim olmaz. Mutlaka Peygamber efendimize dayanan bir silsilesi olur. Meselâ, İmamı Gazalî, İmamı Rabbanî ve Mevlâna Halidi Bağdadî hazretleri gibi.
2. Ehli sünnet itikadında olur. Dört hak mezhepten birine uyar, dindeki dört delili kabul eder.
3. Dinimiz nakil dinidir. İman, ibâdet bilgileri kıyamete kadar değişmez. Eserlerinde buna dikkat eder, yani sadece bu kıymetli bilgileri nakleder.
4. Hiçbir fıkıh kitabına dayanmadan; “İlhamla söylüyorum.” diyerek, görüşünü, dinde senet gibi, bir ilim gibi göstermeye çalışmaz.
5. Bid’at ehliyle, bunları destekleyenlerden meselâ; “Abduh gibi dinde reform istiyorum, Abduh benim üstadım.” diyenlerden, uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi vazife bilir.
6. “Yalnız Kur’ân” diyerek sünneti, icmayı ve kıyası kabul etmeyen, Kur’ânı kerîmden kendi anladığını senet kabul eden zındıklardan uzak durur. Bunların yanlışlarını bildirmeyi vazife bilir.
7. “Müslüman olması şart değil, Allaha inanan herkes, hatta Hıristiyanlar ve Yahudiler Cennete gidecektir, bunlar da imanlıdır.” diyen sapıklardan uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi görev bilir.
8. Hepsi Cennetlik olan Eshâbı kirâmın hiçbirisine dil uzatmaz, hepsini hürmetle anar. Yahudilerin kurduğu İbni Sebeciliğin, Hurufiliğin zararlarını bildirir.
9. İngilizlerin kurduğu Vehhabilikten, bunların bozuk inançlarından uzak durur. Bunların zararlarını, yanlışlarını bildirmeyi önemli vazife bilir.
10. Osmanlı sultanlarını, özellikle II. Abdülhamit Hânı kötülemez.