+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 15
  1. #1
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    Unknown İbni Teymiyye ve mücessime

    Sual: İbni Teymiyye’nin, Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden mücessime fırkasından olduğu, kendi kitaplarında yazıyor mu?

    CEVAP

    Evet, kendi kitabında, hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:

    Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez? Kaynak : (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)

    Bu konuda, Zahid-ül-Kevseri diyor ki:

    İbni Teymiyye’nin Allahü teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allahü teâlânın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allahü teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz.Kaynak : (Makalat-ül-Kevseri, 301)


    Din cahili , Kur'anı Kerimi kendi aklına göre tefsir etme hezeyanlarına düşen ve Ehli sünnetin nakillerinden farklı şeyler söyleyerek sapıtan , yobaz İbni Teymiyye hakkında yırıntılı bilgi için lütfen tıklayınız :

    http://www.supermeydan.net/forum/for...read50989.html
    blogcu.com

  2. #2
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bakalım Şeyhül islam İbn Teymiyye kendi kitabında İstiva konusunda kendi eliyle ne yazmış görelim kimseye iftira atmayalım.. Tutup da böyle dedi deyip kaynak olrak da kendi ŞEYH lerimizin kitablarını sözlerini, yazılarını koymayalım, ...İftiraya söz konusu olan yazıyı bi kendi kaynağından açalım okuyalım.. Demi,..

    Pardon ya siz Vahşi hayvandan kaçar gibi kaçıyordunuz İbn Teymiyye kitaplarından .... Çok pardon.. Ben ekliyim siz günaha girmeyin ....

    İstivâ


    Birisi istiva hakkında ne dersiniz derse ona şöyle denilir:

    Allah arşına istiva etmiştir. Nitekim şöyle buyurur:

    "Rahman arşa istiva etti" (20 Tâhâ 5),

    "Güzel söz O'na çıkar, iyi amel onu yükseltir (veya iyi ameli de Allah'a yükselten odur)" (35 Fâtır 10),

    "Hayır Allah onu (İsa'yı) kendisine yükseltti" (4 Nisa 158),

    "Fir'avn demişti ki: Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yapki sebeblere erişeyim, yâni göklerin sebeb (yol)larına (erişeyim de) Musa'nın ilâhına çıkıp bakayım. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum" (40 Mü'min 36, 37)

    Fir'avn, Musa'yı "Allah gökler üstündedir" sözünden dolayı yalanlamıştı.

    Yine buyurur ki:

    "Gökte olanın sizi yere batırmayacağından emin misiniz?" (67 Mülk 16)

    Göklerin üstünde arş vardır. Allah burada, göklerin üzerindeki arşını kasdetmektedir. Görmez misin ki Allah, gökleri zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

    "Ve ayı bunların (göklerin) içinde bir nûr yaptı" (7 Nûh 16)

    Böyle demekle Allah, ay bütün gökleri doldurur, bütün göklerdedir demiş olmadı. Müslümanların dua ettikleri zaman hepsinin ellerini arşa doğru kaldırdıklarını hepimiz zaten görüyoruz.

    Dedi ki:

    Mu'tezile'den, Cehmiyye'den, Harûriyye'den "Rahman arşa istiva etti" (20 Tâhâ 5) âyetinin mânâsı, "Rahman arşı istilâ etti, ona sahip olarak emrine boyun eğdirdi" demektir. Çünkü "Allah her yerdedir" diyenler var ve bunlar ehl-i hakkın dediği gibi demiyor. Allah'ın arş üzerinde olmasını inkâr ediyorlar?

    Dedi ki:

    Eğer onların dediği gibi olsaydı, arş ile en altta yedinci sırada bulunan yer arasında fark olmazdı. Çünkü Allah her şeye kadir (sahib ve mâlik) olduğu gibi, ona da kadirdir (yâni arşa mâlik olduğunu niye zikretsin?)

    Sözü bu şekilde devam ettirerek nihayet demiştir ki:

    Size Allah'ın diğer her şeye değil de sadece arşına istiva ettiğini isbât ve takviye eden bir diğer delil de, rivayet ehlinin Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dan naklettiği şu hadîstir:

    "Allah her gece semâsına iner ve der ki: Var mı bir isteyen, vereyim; var mı istiğfar eden, ona mağfiret edeyim. Tan ağarıncaya kadar böyle devam eder" (Buhârî, Teheccüd, 14; Müslim, Müsâfirîn, 168-170)

    Sonra da hadîsleri zikretmiştir.

    Allahü Teâlâ buyurur ki:

    "Allah demişti ki: Ey İsa! Ben seni vefat ettireceğim. Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim" (3 Âl-i İmran 55)

    Bu âyet hakkında da şunu söyler:

    Ümmet, Allah'ın İsa'yi göğe yükselttiğinde icmâ etmiştir.

    Sonra başka delilleri de zikrederek şöyle der:

    Bütün bunlar işaret eder ki, ne Allah yarattıkları içindedir, ne yarattıkları Allah'ın içinde. Allah Azze ve Celle arşı üzere istiva etmiştir ve O, zâlimlerin söylediklerinden de, O'nu nitelerken hakikat üzere nitelemeyenlerden de, O'nu anlatırken yegâne olmak kaydıyla anlatmayanlardan da beridir, münezzehtir, yücedir, yüksektir. Çünkü onların sözü sonuçta ta'tîle (hiçbir sıfatı olmayan Allah fikrine), bütün vasıflamaları te'vil noktasında nefye (hiçlemeye) varıyor. Böyle yapmakla kendi iddialarınca sözde tenzîhi, teşbihten kaçınmayı amaçlıyorlar, ama biz nefye ve ta'tîle müncer olan bir tenzihten Allah'a sığınırız.

    Bu konu çok geniştir. Bütün taifelerden âlimlerin bu konudaki sözleri, aklî ve naklî deliller, nefy taraftarlarının aksi delilleri ve onlara verilen cevaplar hasredilemez.



    Bu konuda ciltler tutacak kadar çok şeyler yazdım.

    Bütün taifelerin sözlerini şer'î ve aklî delillerini zikrettim. Râzî'nin "Te'sîsü't-Takdîs", "Nihâyetü'l-Ukûl" ve başka kitablarında zikrettiklerinin hepsini aktardım. Nihayet önceki ve sonraki, sonrakiler içinde en faziletlileri İbn Sîna , zamanında en önde gelenleri olan Ebû'l-Berekât gibi Aristo'cu olan Meşşâî ve Meşşâîler dışındaki filozofların görüşlerine kadar geldim. Delillerini beyân ettim. Doğrusu bu konunun çok karmaşık olduğunun, deliller kendileri açısından tearuz ettiği için birçok faziletli akıl sahibinin hayrete, düştüğünün farkındayım. Sahih lâfzî delilleri takrir ettim. Bunlarla, geçersiz bozuk şüpheleri birbirinden ayırdım. Bu arada önemli esaslar ve büyük kaideler de geçmiş oldu.

    Başından başlayacak olursak -ki bu ilk sırayı alan husus insanların birçoğunca çok önemlidir- gök cisimlerinin dönmesinden söz ettim. Bunu iyi tesbit ettim.

    İbnü'l-Münâdî, İbn Hazm, İbnü'l-Cevzî gibi, bu konuda müslümanların icmâ'larından bahseden zâtların sözleri ile bu konuyla ilgili Kitab ve Sünnet'e dayalı sem'î ve hısâbî mes'eleleri ve anlatması uzun sürecek daha birçok şeyi açıkladım.

    Ayrıca ben kulede hapis bulunurken birisinin benim "Hameviyye" fetvasına itirazlar yönelttiği söylendi, itirazlar yazılı haliyle bana gönderildi. Ben de bu konuda birkaç cilt cevap yazdım.

    Velâ havle velâ kuvvete illâ billâh!

    İBN TEYMİYYE Külliyat Cilt 3...

  3. #3
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Fakat şu var, bu hikâyenin zararı size olur. Suriye'deki bu mesele için çalışanların gayesi, bu sayede sizi oyuna getirmek, dininizi, devletinizi bozmaktır.

    Fiilen kimisi Tatar ülkesine gitti, kimisi hâlâ orada eğleşiyor. Dininiz ve dünyanızı mahvetmek isteyenler asıl onlardır. Beni de, kendilerini gizlemek için imamları olarak gösteriyorlar, çünkü biliyorlar ki, ben sizinle dostluk yapıyorum, size nasihat ediyorum, sizin için dünya ve âhiret hayrını diliyorum.

    Bu mes'elenin çok gizli yönleri var, gittikçe de açılıyor. Öyle değilse, peki benim Mısır'da kimseyle bir düşmanlığım yok, kimseye kinim yok, onları hep sevmişim, seviyorum, onlara dostluk ediyorum, emirlerine dostum, üstâdlarına dostum, kadılarına dostum!

    Ben böyle deyince, peki, dedi, hükümdar naibine ne söyleyeyim?

    Selâm söyle ve dediklerimin hepsini ulaştır, dedim. Bu çok olur, dedi.

    O halde özeti şu, onu söyle dedim:


    Bu dosyadakilerin çoğu yalandır. Şu "hakikaten istiva etti" sözü ise (sadece benim sözüm değil) Mâliki ve diğer mezheb ve taife imamlarından nakledildiği üzere Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in icmâ ettiği bir sözdür. Ne selef ve ne de selef imamlarından herhangi bir kimse bunu reddetmemiştir. Hatta bunu reddeden hiçbir âlim tanımıyorum. Şimdi nasıl olur da Ehl-i Sünnet'in icmâ ettiği ve hiçbir âlimin reddetmediği bir şeyi terk ederim?

    Bu münasebetle bazı şeylere temas ettim.

    Birisi İmam Ebû Ömer et-Talemenkî'nin zikrettikleriydi. Bu zât Bâci'den, İbn Abdi'l-Berr ve bunların bulunduğu tabakadan önceki tabaka mensubu Mâliki imamlardan bir tanesidir. Der ki:

    Ehl-i Sünnet'ten olan müslümanlar, "Nerede olsanız O sizinle beraberdir" (57 Hadîd 4) âyeti ve buna benzer âyetlerin mânâsının "beraber" olan Allah'ın ilmidir, Allah gökler üstünde arşının üzerine dilediğince istiva buyurmuştur, şeklinde olduğu üzere birleşmiş (icmâ etmiş) tir.

    Yine der ki:

    "Rahman arş üzere istiva etti" (20 Tâhâ 5) âyetiyle ilgili olarak Ehl-i Sünnet, Allah'ın arş-ı âlâya istivası hakikat üzeredir, mecazî değildir, demişlerdir.

    Meşhur tefsir sahibi Ebû Abdillah el-Kurtubî, "Sonra arş üzere istiva etti" âyetinde şunları söyler:

    Bu mesele, âlimlerin söz ettiği, risaleler yazdığı istiva mes'elesidir. Âlimlerin bu konudaki görüşlerini "el-Esnâ fi Şerhi Esmâi'l-Hüsnâ" adlı kitabta açıkladık ve bu konudaki ondört görüşü verdik. Nihayet der ki:

    Allah kendilerinden razı olsun, ilk selef, ciheti nefyetmeye (Allah hakkında ciheti reddetmeye) kail değildiler, bunu söylememişlerdir. Bilâkis hem onlar, hem başkaları, tıpkı Allah'ın Kitab'ında açıkladığı, Resullerin de haber verdiği gibi, Allah'a cihet isbat etmişlerdir.

    Kurtubî şunu da söyler:

    Selef-i salihînden kimse Allah'ın hakikaten arşı üzere istiva ettiğini (istivasının hakiki olduğunu) reddetmemiştir. Allah bu mânâda özel olarak arşını zikretmiştir, çünkü o yarattıklarının en büyüğüdür. Selef sadece istivanın keyfiyetinin bilinemez olduğunu söylemişler, hakikatinin bilinemez olduğunu belirtmişlerdir. Nitekim İmam Mâlik, "istiva malûmdur, yâni dildeki mânâsı bilinmektedir, fakat keyfiyeti meçhuldür, bunu sormak bid'attir," demiştir. Ümmü Seleme (r.a.) de böyle söylemiştir.

    Hem Mısır'da hem başka yerlerde meşhur olan bu zât "Şerhü'l-Esmâ" adlı kitabında şunları söyler:

    Dedi ki:

    "Risâletü'l-İsmâ ilâ Mes'eletil-İstivâ" isimli risalenin sahibi İmam Ebû Bekr Muhammed el-Hasen el-Hadramî el-Kayravânî istiva mes'elesinde müteahhirînin ihtilâflarını zikrederken, "et-Tefsiru'l-Kebîr" sahibi Ebû Ca'fer el-Taberî'nin, Ebû Muhammed b. Ebî Zeyd'in, Kadı Abdü'l-Vehhâb'ın hadîs ve fıkıh üstâdlarından bir grubun görüşlerini de zikretmiş ve demiştir ki:

    Kadı Ebû Bekr'in, Ebû'l-Hasen'in -Eş'arî'yi kastediyor- bazı kitablarından da anlaşılan budur. Bu görüşü ondan nakletmiş -Kadı Ebû Bekr, Kadı Abdü'l-Vehhâb'ı kastediyor- ve demiş ki:

    Allah Sübhânehu arşı üzere zâtıyla istiva etmiştir...


    Bazı yerlerde "arşının üstüne" de demişlerdir. İmam Ebû Bekr - benim kail bulunduğum sahih görüş de budur diyerek - der ki:

    "Ancak sınırlamasız, bir yerde yerleşmesiz, onda oluşsuz ve temassız".

    Şeyh Ebû Abdillah, "bu, Kadı Ebû Bekr'in "Kitabü Temhidi'l-Evâil" isimli kitabında zikrettiği görüşüdür. Üstâd Ebû Bekr b. Fûrek de "Şerhu Evâili'l-Edille" sinde bunu söylemistir. Ebû Ömer İbn Abdi'l-Berr'in, Talemenkî'nin ve sair Endülüslü âlimlerin "Şiârü'd-Dîn'de" Hallabi'nin beyân ettikleri görüşleri de budur der. Ondört görüşü belirttikten sonra da der ki:

    Bu görüşlerin en belirgini, âyetlerin, haberlerin, faziletli seçkin âlimlerin belirttiği, Allah'ın Kitab'ında bildirdiği, Resulünün dilinden haber verdiği gibi "O arşı üzeredir, istivasının keyfiyeti bilinemez, bütün yaratıklarından ayrıdır" görüşüdür. Güvenilir (sika) râvilerin kendilerinden yaptığı nakillerden anlaşıldığına göre selef-i salihînin görüşü de budur. Onun sözleri aynen böyledir.

    Ebû Nasr es-Siczî, İbâne'sinde şunları söyler:

    Süfyân es-Sevrî, Mâlik b. Enes, Süfyân b. Uyeyne, Hammâd b. Seleme, Hammâd b. Zeyd, Abdullah b. Mübarek, Fuzayl b. Iyâz, Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Ruhuye (veya Râheveyh) gibi imamlarımız: Allah Sübhânehu'nun zâtıyla arş üstünde bulunduğunda, ilminin her yerde olduğunda, kıyamet günü arş üstünde gözlerle görüleceğinde, dünya göğüne indiğinde, gazablandığında, razı olduğunda, dilediğini söylediğinde, konuştuğunda ittifak etmişlerdir. Kim bunlardan birine muhalefet ederse o kimse onlardan beridir, onlar o kimseden beridirler.

    Ebû Ömer İbn Abdi'l-Berr, sahasında te'lif edilen kitabların en kıymetlisi olan "Muvatta" şerhi "Temhîd"inde nüzul hadîsinden söz ederek şunları söyler:

    "Bu hadîs, nakil cihetinden sabittir, isnadı sahihtir, hadîsçiler, sıhhatinde ihtilâf etmemişlerdir. Bu hadîs bu tarîki dışında yine Peygamber'den udûl (müttakî, sağlam) râvilerin ihbarıyla başka yollardan da rivayet edilmiştir.

    Ve bunda, Allah'ın gökte, yedi göğün üstündeki arşı üzere olduğunda delil vardır. (Ehl-i Sünnet ve'l-) Cemaat de bu görüştedir.

    Bu hadîs, Allah her yerdedir, arş üzerinde değildir diyen Mu'tezile'ye karşı onların tutunduğu delillerden bir tanesidir".

    Ehl-i Hakk'ın söylediğinin doğru olduğuna delil olarak şunları da söylemiştir:

    "Rahman arş üzere istiva etti" (20 Tâhâ 5,

    "Güzel söz O'na çıkar, iyi amel onu yükseltir (veya iyi ameli de Allah'a yükselten odur)" (35 Fâtır 10),

    "Melekler ve rûh O'na yükselir" (70 Meâric 4)

    İsâ (a.s.)'ya da şöyle buyurmuştur:

    "Ben seni vefat ettireceğim. Kendime yükselteceğim" (3 Âl-i İmrân 55


    İBN TEYMİYYE Külliyat Cilt 3

  4. #4
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    [RENK]Bu dosyadakilerin çoğu yalandır. Şu "hakikaten istiva etti" sözü ise (sadece benim sözüm değil) Mâliki ve diğer mezheb ve taife imamlarından nakledildiği üzere Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in icmâ ettiği bir sözdür. Ne selef ve ne de selef imamlarından herhangi bir kimse bunu reddetmemiştir. Hatta bunu reddeden hiçbir âlim tanımıyorum. Şimdi nasıl olur da Ehl-i Sünnet'in icmâ ettiği ve hiçbir âlimin reddetmediği bir şeyi terk ederim?[/RENK]

    Bu püsküllü yalanı ve iftirayı atmaya utanmayan dinsiz Teymiyye'nin kendi sapkınlığını desteklemek için çömezi Said Nursi gibi Ehli sünnet alimlerini kullanmaktan imtina etmediğini görüyoruz.

    Oysa Ehli Sünnet alimleri sözbirliği ile İbni Teymiyyenin dini zehirlemeye yeltenen bir kafir olduğunu bildirmişlerdir.

    İçi boş böyle yalanlara Ehli sünneti alçaklıklarına dahil etmek isteyen cahiller 1 tane Ehli sünnet ulemasının İbni Teymiyye hakkında doğru itikad sahibi olduğuna dair hiçbir delili getirip ortaya koyamazlar.Ehli sünnet olmayan , devşirme Ehli sünnet gözüken ajanların sözlerini kabul etmeyeceğimiz kendielri biliyor seceresi ne olursa olsun 1 tan delil getirsinler suratlarına tokat gibi ne olduğunu çarpalım.



    İŞTE EHLİ SÜNNETİN KAFİR OLDUĞUNU BİLDİRDİĞİ ve ESHABI KİRAMA KADAR DİL UZATMA BEDBAHTSIZLIĞINDA BULUNAN İBNİ TEYMİYYE :

    İmâm-ı Suyûti, Kamu’ul Mu’ârid kitabında buyuruyor ki,
    “İbn-i Teymiyye kibirli idi, kendinî beğenir, herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek ve büyüklerle alay etmek âdeti idi.”

    Tatarhaniye fetva kitabında, Milel ve Nihal kitabında ve bütün Ehl-i Sünnet kitaplarında mücesseme ve müşebbihe fırkaları gibi düşünen ve konuşanların kâfir olduğu bildirilmiştir. İbn-i Teymiyye gibi Allahü teâlâ arş üzerinde oturur, iner, yürür gibi sözlerde bulunmak küfürdür.

    El-Cebel camiînde Hazret-i Ömer Radıyallahü anh’ın çok hata yaptığını söylemiştir. Hazret-i Ali Radıyallahü anh’ın ise üçyüz defa yanıldığını söylemiştir. Hadîs-i şerîfte ise “Allahü teâlâ, doğru sözü Ömer’in dili üzerine koymuştur ve Ömer hiç yanılmaz.” buyurulmuştur. İbn-i Teymiyye ise Hazret-i Ömer radıyallahü anh’ın yanıldığını söylemekle Hadîs-i şerîflere karşı gelmektedir. Halbuki böyle Hadîs-i şerîfleri bilmeyecek kadar cahil değildi, fakat bilgisinin çokluğu nisbetinde çok yanıldı.

    İmâm-ı Gazalî’nin kitablarında mevzu hadîslerin çok olduğunu iddia ederdi. İbn-i Hacer-i Mekkî hazretleri, El-a’lâm bi kavatı il İslâm kitabında İbni Sübkî gibi âlimlerin kitaplarından alarak buyuruyor ki “İmâm-ı Gazalî’nin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya zındıktır.” Zevacir S.37

    İbni Battuta, İbni Hacer-i Mekkî, İbni Sübkî ve Ebû Hayyan Zahirî Endülûsî gibi sözleri senet olan derin âlimler, İbn-i Teymiyeyi Rafîzi saymışlardır. Hiç bir Ehl-i Sünnet âlimi İbn_i Teymiyye’yi övmemiştir. Talebeleri Zehebî ve İbnülkayyim gibi aynı yolun yolcuları onu göklere yükseltmiştir. Peygamber aleyhisselâmın anne ve babasına saldıran Aliyyül Kari ile Kur’ân-ı Kerîme mahluk diyen mason Abduh gibi kimseler İbn-i Teymiye’yi İmâm bilmişler, Ehl-i Sünnetten ayrılarak dalâlete düşmüşlerdir.

    Sekizinci Hicri Asrın kuru kafası, kendisinden bir kaç asır ilerideki vehhâbiliğe, ondan bir asır sonrada Mısırlı Muhammed Abduh ve Efganlı Cemâleddin’e uzaktan ve yakından ana zemini kurmuş ve İslâmı yıkılmak üzere bir bina farzedip onu dışından payandalamak isteyen daha sonraki reformcu’lara doğrudan doğruya veya dolayısıyle dayanak olmuştur.

    “- İbn-i Teymiyye, dinî içinden zedeleyen kâfir...”

    Bu sözü ben söylemiyorum. Altın silsile’nin 33’üncü halkası,14’üncü Hicrî ve 20’nci Miladî Asrın İrşad Kutbu söylüyor.

    Kocakarıların hayal aynasındaki mevhum çizgilerle, Allah’ın esrar perdesindeki sonsuzluk nakışları ve tasavvufun sahtesiyle gerçeği arasında ayırt edici meleke işte İbn-i Teymiyye’de mevcut olmayan selim akıl ve mü’min kalpleri ışıldatıcı ilâhî nurdur. Nur yoksunu, o....

    Necip Fazıl Kısakürek

    İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

    Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

    İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin Manzarası)

    Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

    İslam âlimleri buyuruyor ki:
    (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

    (İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

    (İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]

    (Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)

    (İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]

    İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.

    (Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)

    (Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

    Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
    (Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye’ye bağlıdır.)

    (Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

    Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)

    (Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed’in bildirdiği (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer’in dili üzerine koymuştur. [O hiç yanılmaz]) hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.

    Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu” derdi. (Hadika)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

    Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:

    (İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)

    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
    Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

    Sual: Selefilerin vazgeçilmez üç prensibi varmış, bunlara uymayan Allah’ın gönderdiği din ile amel etmezmiş. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
    CEVAP
    İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.

    Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:
    1- Münezzel din: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.
    2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
    3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.

    İbni Teymiye’ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.

    Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.

    İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.

    İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.

    Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.

    Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.

    Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah’ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.

    İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?


    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    İbni Teymiye, kibirliydi, kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdetiydi. (Kamul-muarıd)

    İşte bu kibri yüzünden bir mezhebe bağlanmayıp, mezhepsiz olmuştu. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer gibi büyük âlimler, müctehid oldukları halde, İmam-ı a’zama bağlanıp Hanefi mezhebinin mensubu oldular. Hiç kimse onları tenkit etmedi. Hâlbuki İbni Teymiye, tenkid yağmuruna tutuldu, hatta küfre girdiği bile bildirildi.

    Dalalet fırkalarının hepsi de, kibirleri yüzünden çeşitli fırkalara bölünmüştür. Her fırka kendilerinin doğru olduğunu, diğer fırkaların sapık olduğunu ilan etmişlerdir. Hâlbuki tevazu, hakkı çocuk söylese bile kabul etmektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Kötü sıfatların en aşağısı, kibir sıfatıdır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Kibir, hakka razı olmamak, hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.) [Müslim]

    (En kötü kimse, katı kalbli ve kibirli olandır.) [İ. Ahmed]

    (Kibirden sakın! Kibir şeytanı, hazret-i Âdem’e doğru secdeden alıkoydu.) [İ. Asakir]

    (Büyüklenip, kibirli yürüyen kimse, ölünce Allah’ı gazaplı bulur.) [Buhari]

    (Cehennemlikler katı kalbli, cimri ve kibirli kimselerdir.) [Buhari]

    (Kibrinden dolayı ağzını eğip bükerek konuşan ateştedir.) [Taberani]

    (Tevazu edip, fakirlerle beraber ol ki, Allah indinde kıymetin artıp kibirden de kurtulasın.) [Ebu Nuaym]

    (Eski elbiseli fakir de, kibirli olabilir.) [İ. Ahmed]

    (Allahü teala, [özellikle] kibirli fakire buğzeder.) [Taberani]

    (Lâ ilâhe illallah kelimesini şeksiz, kibirsiz ve zulüm yapmadan söyleyeni Allahü teala Cehennem ateşinden korur.) [Hâkim]

    (Güzelliğin âfeti kibirlenmektir.) [Harâitî] (Her güzelliği kibir yok eder.)

    Bu konuda, Zahid-ül-Kevseri diyor ki:
    İbni Teymiyye’nin Allahü teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allahü teâlânın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allahü teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden birisi, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)

  5. #5
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    “Pis borudan şifâ gelmez”

    Allahü teâlânın beğendiği İslâm dînini öğrenmek, Resûlullah efendimizin bildirdiklerine sarılarak dünyâda ve âhirette huzûra, saâdete kavuşmak, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını veya bunların kitâplarından toplanan İlmihâl kitâplarını okumakla mümkündür. Kur’ân-ı kerîmin hakîkatini, yalnızca Ehl-i sünnet âlimleri anlamış ve binlerce kitâp yazarak bu hakîkatleri bildirmişlerdir.

    Ehl-i sünnet i’tikâdını ve ilm-i hâlini öğrenmeyen, çocuklarına öğretmeyenler, Müslümânlıktan ayrılmak, inkâr felâketine düşmek tehlikesindedir. Resûlullah efendimiz;
    (İlim bulunan yerde Müslümânlık vardır. İlim bulunmayan yerde Müslümânlık kalmaz) buyurmuşlardır.


    MÜSLÜMANIN BİRİNCİ VAZİFESİ
    Ölmemek için, yemek, içmek lâzım olduğu gibi, kâfirlere aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dînini, îmânını, doğru olarak öğrenmek lâzımdır. Ecdâdımız, her zamân toplanır, ilmihâl kitâplarını okurlar ve böylece dinlerini doğru olarak öğrenirlerdi. Böyle yaparak Müslümân kalmışlar, İslâmiyyetin zevkini almışlar ve bu saâdet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabilmişlerdir. Bizim de Müslümân kalmamız, çocuklarımızı kurtarmamız için, birinci ve en lüzûmlu çâre, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hâzırladığı ilmihâl kitâplarını okumak ve öğrenmektir. Çocuğunun Müslümân olmasını isteyen ana-baba, çocuğuna Kur’ân-ı kerimi, lâzım olan ilmihâl bilgilerini öğretmelidir.

    Herkesin bilmesi, yapması gereken kelâm yani îmân, ahlâk ve fıkıh bilgilerini kısaca ve açıkça anlatan kitâplara İlm-i hâl kitâpları denir.
    Dînini bilen, seven ve kayıran mübârek insanların ilm-i hâl kitâplarını alıp, çoluğuna ve çocuğuna öğretmek, her Müslümânın birinci vazîfesidir. Kendilerine din adamı ismini ve süsünü veren câhil, sapık bir kimsenin sözlerinden, yazılarından din öğrenmeye kalkışmak, kendini Cehenneme atmak demektir.
    Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vâsıta kılındığı şeye kavuşur. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını okuyan, Müslümânlığı doğru olarak öğrenir, sever ve iyi bir
    Müslümân olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din câhili olur. Din câhillerinin çoğu da, kâfir olur. İnsan hangi yerin vâsıtasına binerse, oraya gider. “Her çömlek, içinde olan şeyi sızdırır” sözü meşhurdur. Gülistâna giden, gül koklar, çöplükte yetişen Ebû Cehil karpuzu, elbette fenâ koku saçar. Resûlullah efendimiz;
    (Çöplükte biten gülleri koklamayınız!) buyurmuştur.

    Dünyâda ve âhirette saâdete kavuşmak isteyenler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarını okumalıdır. İslâmiyyette, çözülemeyecek hiçbir mesele yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, kıyâmete kadar yapılacak olan her işin, her yeniliğin, her buluşun, insanların saâdetleri için kullanılabilmeleri yollarını, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarmışlar, kitâplarına yazmışlardır. Kendi akıllarına güvenerek, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden mânâ, hüküm çıkarmaya kalkışanlar, yanılır, aldanır ve Ehl-i sünnetten ayrılırlar. Ehl-i sünnetten ayrılan da, yâ sapık veyâ kâfir olur.

    Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri Vasıyyetnâme kitâbında buyuruyor ki:
    “Sana vasıyyet eylerim ey oğul ki, her hâlinde ilim, edeb ve takvâ üzere ol! İslâm âlimlerinin kitâplarını oku! Fıkıh ve hadîs öğren! Câhil tarîkatçılardan sakın!”


    OKUNAN KİTABA DİKKAT ETMELİ!..

    Netice olarak, okunan kitaba çok dikkat etmelidir. Kitabın içindekilerden daha çok yazarı mühimdir. Zira kalbden çıkanlar, kalblere tesir eder. İtikadı bozuk olan bir kimsenin yazdığı kitabı okuyan, o kitabı yazandan etkilenip itikadı bozulabilir. Din büyükleri; “Pis borudan şifâ gelmez” buyurmuşlardır. Vücûdumuzun gıdâsını almakta dikkat ettiğimiz gibi, rûhumuzun gıdâsını almakta da dikkat etmeliyiz, hatta daha çok dikkatli olmalıyız. Rûhun gıdâsı ilimdir, dindir, ibâdetlerdir. Bedenine bozuk gıdâ alan ölür, rûhuna bozuk gıdâ alan kimse ise, îmânını kaybeder. Yemeğin nasıl ki temiz olmasına dikkat ediyorsak, okuyacağımız kitabı da iyi seçmeliyiz. Kitabı yazan, yazdıklarından önemlidir.

    MÜSLÜMAN , DİNİNİ DOĞRU ÖĞRENMEK ve ÖĞRETMEK İSTİYORSA AŞAĞIDAKİ DİN ADAMI KILIĞINDAKİ DİN YOBAZI ve DİN AJANLARININ ZEHİRLİ KİTAPLARINDAN KORUNMALI ve SEVDİKLERİNİ BU SAPKINLARA KARŞI UYANIK OLMALARINI SAĞLAMALIDIR...ARSLANDAN KAPLANDAN KAÇAR GİBİ BU YOBAZLARIN KİTAPLARINDAN KAÇMALIDIR.ASLAN İNSANI ÖLDÜRÜR , FAKAT İMANI VAR İSE AHİRETİ KURTULUR DERECESİ YÜKSEK BİR ŞEHİT OLUR , BU DİNSİZLERİN YOLUNDA OLAN ONLARA ALDANANLAR TÖVBE ETMEDEN İTİKADI BOZUK OLARAK İMANSIZ GİDERSE AHİRETİNİ DE PERİŞAN EDER.EBEDİ FELAKETE DÜŞER.BU SEBEPLE BU SAPKINLAR İNSANLARA ARSLAN ve KAPLANIN ZARARINDAN DAHA BÜYÜK ZARAR VERMEKTEDİRLER.



    Ahmet Kadiyani; Behaullah, Beykiyef, C. Efgani, Ebul ala Mevdudi, Hasan el Benna, Hasan Sabbah, İbni Hazm, İbni Kayyimi Cezviyye, İbni Rüşd, İbni Sebe, İbni Teymiye, İzmirli İsmail Hakkı, M. Şevkani, M. Abduh, M. bin Abdülvehhab Necdi, Makdisi, M. Hamidullah, M. Ebu Zehra, M. İkbal, M. Sıddık Hasan Han, N. Elbani, Reşat Halife, Reşit Rıza, S. Kutup, Seyyid Sabık, Şeyh Bedrettin, Yusuf Kandehlevi, Yusuf Kardavi, Zuhayli , Said Nursi , Vs.


    ----------------------------------------

  6. #6
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Daha Şeyhül islam ibn Teymiyye yi tanımadan yazdıklarını okumadan Said Nursi yi ibn teymiyye' nin görüşlerini birebir örtüşdüğünü idda eden, hatta çömez ilan eden sapkın düşünceye ne söylene bilir ki.. İbn Teymiyye ile Said Nursi daoğu ile batı kadar zıttır birbirine..

    birisi Cevşen gibi, Risale-i nur gökten indi gibi sapıkca düşünce yumağı içinde bir takım sözler ederken (fazlaca uzatmıyorum 34 madde lik sorularımız olmuştu zaten nur cemateinden arkadaşlara) diğer 1 olan ALLAH C.C un TEVHİD dinine davet ediyor...

    Şeyhime teslim olun kur-an ancak bellli kişiler tarafından anlaşılır, rabıta gibi, vahdedi vucud gibi, nefis terbiyesi gibi sapıklıklara bulaşmakdan men edip, Resulullah S.A.S ve sahabelerinin ve alimlerin yoluna ehli sü,nnet vel cemaat' e davet ederken senin sapkın şeyhlerin bizden başkası kur-an ı anlayamaz, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır, şeyhim ALLAH C.C un aynasıdır, deyip rabıta yapamaya davet ediyor...yukarda delilleri sundum.. Senin yazdıkların ve sölerinde oradda okusun herkes kararını versin.. Senin Şeyhlerin ne zaman Alim oldu da fetva veriyor..? O fetvayı verenler ibn teymiyyeyi kafir ilan edenler mahşerde ALLAH C.C huzurunda hesap verecekler, asıl ben onlara değilde onların sözlerini kayıtsız şartsız ALLAH C.C emri gibi değiştirilemez ve tartışılamaz diye körü körüne inanıp, kabul edenlere acıyorum...

    Daha ne olduğu belirsiz adamları getirip getirip Alim diye yapıştırıyor...? işin asıl çarpık tarafı ise bu zatlarda kendisi gibi TARİKAT ve TASAVVUF ehli olması garip değilmi... eğer kafir olsaydı o dönemde kim var kim yok herkes onu keafir ilan ederdi oysa ne keramet ise hep şeyhülislam ibn teymiyyenin en çok uğraştığı ve savaş verdiği bidat ve sapıklık gürühu olan TASAVVUF ve TARAİKAt ehli tarafından telkin edilmesi ne kadr da garip...?

  7. #7
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Yukarıdaki bir çok Ehli sünnet aliminin sapkınlığını ve kafirliğini delilleri ile ortaya koyduğu ve kitaplarına yazdığı İbni Teymiyye cahilinin yüzkaralığı ve kafirliğini aşağıdaki büyük İmamın beyanları daha açık anlaşılması için başlı başına bir senettir.İbni Hacer-i Askalani hazretlerinin İbni Teymiyye kafirinin alçaklığına şahitliği, bir müslüman için başlıbaşına yeterli bir vesikadır.

    Eshaba dil uzatan bir ahmağın Ehli sünnet ile İslam ile bir bağı yoktur.


    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) Kaynak : [Ed-Dürer-ül-Kamine]

    Allah, sivrisineğin üstüne biner diyen , Eshaba dil uzatan bir cehaletin yıkanacak , temizlenecek , düzeltilecek bir tarafı kalmamıştır.Bu konuda akıl sahibi herkez İbni Teymiyye ve yolundan gidenlerin cahilliğini görmektedir.

  8. #8
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Arkadaş ve öğrencilerinden çok, onun düşmanları ve onun seviyesinde olan ilim adamları Şeyhu’l-İslam’dan övgüyle söz etmişlerdir. Hatta İbn Nâsıru’d-Din ed-Dımeşkî ondan övgüyle söz eden çağdaşlarından seksen ilim adamından daha fazlasını saymış ve bu hususa dair ünlü kitabı "er-Râddu’l-Vâfir” adlı eserini yazmıştır. Bu eserde 841 yılında vefat eden ve İbn Teymiyye hakkında "Şeyhu’l-İslam" diyen bir kimsenin kâfir olacağını iddia eden el-Alâ el-Buharî diye ün salmış, Muhammed b. Muhammed el-Acemî’nin görüşlerini red etmektedir.



    1 - "Uyûnu’l-Eser fi’l-Meğâzîl ve’ş-Şemaili ve’s-Siyer" adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi’n-Nas (v. 734 h.) hakkında şunları söylemektedir:

    "Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm. Nerdeyse sünnete dair bütün rivayetleri ezberlemişti. Tefsire dair söz söyledi mi bu işin sancağını yüklenmiş olduğu görülürdü. Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulaşmış olduğu, hadise dair konuştu mu hadis ilim ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konuştu mu bu hususta ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse tarafından idrâk edilemediği anlaşılırdı. Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri idi. Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemiştir. Hatta kendisi bile kendisi gibisini görmüş değildir."


    2 - "Siyer-u A'lami’n-Nubelâ"nın müellifi Şemsu’d-Din ez-Zehebî (v. 748) dedi ki:

    "Benim gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür. Eğer Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin ettirilecek olsa, hiç şüphesiz benim gözüm onun gibisini görmemiştir, diye yemin ederim. Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüş değildir."


    Hasımlarından birisi olan Kemalu’d-Din b. ez-Zemelkanî eş-Şafîi (v. 727) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:

    "Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından başka bir şey bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi. Diğer mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak daha önceden bilmedikleri şeyleri ondan öğrenirlerdi. Herhangi bir kimse ile tartışıp da hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir. İster şer’î ilimler olsun, ister başkaları olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı. Beşyüz yıldan bu yana ondan daha ileri derecede hadis hıfzetmiş kimse görülmüş değildir."

    Fethu’l-Barî adlı eserin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v. 852 h.) onun hakkında şunları söylemektedir:

    "En hayret edilecek hususlardan birisi de şudur: Bu adam Rafızî, Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur."

    Yine onun hakkında şunları söylemektedir:

    "Şeyhu’l-İslam Takıyu’d-Din’in, kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve herbir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında eğer, hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahib olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafîi ve diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmişlerdir."


    ben cımbızladım çok uzun bu alimler ve görüşleri de kısa kestim çapıtma yalan yanlış ithamlarda bulunmadan iyi oku araştır, sapkınıklarınızın karşısında dimdik ayakta duran bu büyük insana iftira atanlar TASAVVUFÇULAR bu sözlerinizin hesabını ALLAH C.C huzurunda vereceksiniz....

  9. #9
    Kıdemli Üye SEHERYELİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nerden
    izmir
    Cinsiyet
    Kadın
    Yaş
    40
    Mesaj
    502
    Rep Gücü
    26782
    eğer ibni teymiye çok ünemli bir alim olmasaydı
    bugün hala onun fikirleri tertışılırmıydı
    bence ibni teymiye o günün yünetim sahiplerinin
    uygulamalarına ve baskılara uymadığı için büyük iftiralara uğramıştır
    bütün alimlere sonsuz sagı duyduğum gibi ibni teymiyeyede
    sonsuz saygım var
    min got neçe ew çû wê got bimîne ez çûm...

  10. #10
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Yillarca bu konularda vesika okumaktan bikmis biri olarak bu tip
    Konulardan uzak duruyorum.

    Ancak bilgi baglaminda el Vasiyye den
    Bir vesikayi buraya asiyorum.
    Ve ne haliniz varsa gorun diyorum.



    Allâh-u Te’âlâ hiç bir ihtiyac ve yerleşme söz konusu olmadan Arş’a istivâ etti diyoruz.
    Ve O Arş’ı ve Arş’dan gayrini hiç bir ihtiyacı olmadan ayakta tutandır.
    Zirâ muhtac olsaydı Âlem’i yaratıklar gibi îcâd etmeye ve yönetmeye kâdir olmazdı.
    Ve eğer oturmaya ve yerleşmeye ihtiyacı olsaydı, o halde Arş’ı yaratmadan evvel Allâh-u Te’âlâ nerede idi ?
    Allâh-u Te’âlâ bunlardan münezzehtir.

    İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe
    el Vasiyye-sayfa:81

Benzer Konular

  1. İbn Teymiyye
    Mustad'af Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 21
    Son mesaj: 26-02-2016, 02:30 AM
  2. İbni Hazm
    mopsy Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 26-12-2011, 10:24 AM
  3. İbni Battuta’nın Çin gezisi
    mopsy Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-08-2011, 01:43 AM
  4. Çirkin iş / İbni Sebecilikte livata
    bziya Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-02-2010, 02:31 PM
  5. Zehebi/Teymiyye
    mopsy Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-09-2009, 06:20 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık