İnsanın bedenine bir hastalık gelince ve uzvunda bozukluk olunca, o hastalığı gidermek ve o bozukluğu düzeltmek için, o kadar uğraşır da, kalb hastalığı kendisini sonsuz ölüme ve bitmez tükenmez azâblara sürüklediği hâlde, bu korkunç hastalıktan kurtulmağı hiç düşünmemektedir ve onu gidermek için hiç kıpırdamamaktadır. Kalbin hasta olması demek, Allahü teâlâdan başka şeylere tutulmuş olmasıdır. Eğer, kalbin bu tutulmasını hastalık bilmezse, çok alçak kimsedir. Eğer bilir de, aldırış etmezse, çok pisdir. Bu hastalığı anlamak için, (Akl-i mu'âd) lâzımdır. (Akl-ı me'âş), kısa görüşlü olduğundan, ancak, görünüşe bakar. Akl-i me'âş, dünyanın geçici lezzetlerine bakarak, kalb âfetlerini hastalık bile saymadığı gibi, akl-i mu'âd da, âhirette verilecek sevaplara bakarak, bedendeki bozuklukları, hastalık saymaz. Akl-i me'âş, kısa görüşlü, akl-i mu'âd keskin görüşlüdür. Akl-i mu'âd, Peygamberlerde ve Evliyâda bulunur. Akl-i me'âşı, mala düşkün olanlar, dünyaya bağlı olanlar beğenir. Aradaki farkı düşünmelidir. Akl-i mu'âdı kuvvetlendiren şeyler, ölümü düşünmek, âhırette olacak şeyleri öğrenmek ve âhıret derdi ile şereflenmiş olanlarla birlikte bulunmaktır.

Bedenin hastalığı, ahkâm-ı şer'ıyyenin yerine getirilmesini güçleştirdiği gibi, kalb hastalığı da, islâmiyete uymağı güçleştirmektedir. Şûrâ sûresi, onüçüncü âyetinde meâlen, (Müslüman olmalarını istemekliğin, kâfirlere çok güç gelmektedir) ve Bekara sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Namaz kılmak, ibâdet etmek, yalnız müminlere güç gelmez) buyuruldu. Görünen uzvların kuvvetten düşmesi, ibâdeti güçleştirdiği gibi, kalbde îmanın zayıflaması da güçleştirmektedir. Yoksa, islâmiyetin her emrinde kolaylık vardır. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, size kolaylık yapmak istiyor, güçlük çıkarmak istemiyor) ve Nisâ sûresinin yirmiyedinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, emrlerinin hafîf olmasını diledi. Çünki, insanlar zayıf yaratıldı) buyuruldu. Bu iki âyet-i kerime de, sözümüzü isbât etmektedir.

Bunun için, bu hastalığı gidermek çok lâzımdır. Bunun mütehassısı olan hakîmlere sığınmak farz-ı ayndır.

Ahrariyye