Felsefenin en önemli konularından biri de fiil, yahut aksiyon meselesidir.Filozoflar, bu başlık altında , fiil, fail, determinizm, fatalizm, hürriyet ve yaratma meselelerini ele almışlar ve insanın iradesini tahlil ve tarif etmeye çalışmışlardır.Bu konuda da farklı ekollere bölünen filozoflar, insanoğlunu tatmin edememişlerdir. Oysa , bu konularda da beşeriyet vahyin nurlu çizgisine muhtaç bulunamaktadır. O halde , konuyu bir de İslam’ın ışığında değerlendirmek gerekmektedir.

Hemen belirtelim ki, bu konular, anlatılması ve anlaşılması en zor ve en tehlikeli meseledir. Çünkü, konu, İslam’da, imanın temel şartlarından biri olan kader meselesini ilgilendirmektedir.

Konuyu, önce İslam açısından kısaca açıkladıktan sonra, bu meslede, felsefi ekollerin bakış tarzlarına yöneleceğiz. Yüce dinimize göre, hiç şüphesiz Allah’tan başka yaratıcı yoktur; tek ve gerçek fail O’dur. Yaratılmışlar aleminde, meydana gelen her şey, mutlaka Yüce Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratması iledir.Bunun dışında, hiçbir şey cereyan etmez.Nitekim, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’anı Kerim’de şöyle buyurulur : “Gerçekte failler biziz”( El Enbiya / 104)

İslam’da kader ve kaza kavramlarının da manalarını çok iyi bilmek gerekir.Şöyle ki, herhangi bir şeyin meydana gelişini, Yüce Allah’ın dilemiş ve bilmiş olmasına kader, Yüce allah2ın bildiği, dilediği ve yarattığı şeyin, belli bir zaman ve mekan içinde zuhur etmesine kaza denir.Aslında her iki kavram aynı mana içinde bütünleşmektedir.
Yüce dinimize göre, Allahü Teala kullarını , cebir ve baskı yaparak davranmaya zorlamamakta, fakat bütün zamanı ve mekanı ihata eden ilmi ile her kıpırdanışı, her niyeti, her fiili, tâ ezelden beri bilmekte ve yaratmaktadır.Yüce Allah, bu bilgisinde ve yaratmasında asla yanılmamaktadır.Çünkü O’nun yanılması ve bilmemesi düşünülemez; bu, O’nun şanına aykırı düşer.Yüce bir velî şöyle buyuruyor “ Kader bir cebr-i mütehakkim değil, bir ilm-i mütekaddimdir.” ; yani kader bir cebir ve zorlama değildir, o , bir önceden bilme ve yaratmadır.

Ancak, bilmek gerekir ki, Yüce Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratması başka şeydir ve rızası ve sevmesi yine başka şeydir.Yüce Allah, iradeli yarattığı insanı, imtihana tabi tutulmak için, hayır ve şer ile dener.İnsanın iradesini, adeta bir doğru yanlış testi ile kontrol eder.Böylece, hayır ve şer testi karşısında hayrı tercih eden kulunun davranışından razı olur şerri tercih eden kulunun davranışında razı olmaz. Oysa , Yüce Allah, insana verdiği akıl ve irade ile onu hayra yöneltmişti, şerri ve bir çeldirici olarak yaratmıştı.Elbette hayrın ve şerrin yaratıcısı Yüce Allah’dır, ama Yüce Allah, kullarının hayrı tercih etmesinden razı olduğu halde, şerri tercih etmesinden razı değildir.Bütün bu hususlara ışık tutan ayeti kerime meallerini birlikte okuyalım : “ Sizi, bir imtihan olarak hayır ve şer ile deniyoruz”. ( El- Enbiya /35) “ İnsana hem kötülük , hem de ondan sakınmak ilham edildi”… ( Eş-Şems /8 )

Yani, insan çatallı bir yol ağzında bırakılmış ve tercihlerinden sorumlu tutulmuştur.İşte insanın iradesi, bu iki yol karşısında göstereceği cehde bağlıdır.Yüce ve Mukaddes kitabımız Kur’anı Kerim’de bu husus şöylece ifadesi bulur: “ Biz, ona (insana) iki yol gösterdik”.( El- Beled /10 ) Hiç şüphesiz, bunlar iyilik ve kötülük yollarıdır.Ve insan , bunları birbirinden ayırabilecek kabiliyette yaratılmıştır.Hiç şüphesiz : “ iyilik ve kötülük bir olmaz” ( El- Fussilet /34).