Vehhabiler diyor ki:

Peygamberlerin ve onların yolunda olanların gittikleri yol vesiledir, kendileri vesile değildir. Madde, cisim ve zat, sebep olamaz. Diri olup yanında bulunandan bir şey istemek caizdir. Uzaktakinden ve ölüden istemek, bunları vesile etmek şirktir.
CEVAP
Her şeyi yaratan, yapan yalnız Allahü teâlâdır. Bir şeyi yaratmak için, başka bir mahlukunu vasıta ve sebep yapması, Allahü teâlânın âdetidir. Allahü teâlânın bir şeyi yaratmasını isteyenin, o şeyin yaratılmasına vesile olan sebebe yapışması lazımdır. Peygamberler hep sebeplere yapışmışlardır.
Allahü teâlâ sebebe yapışmayı övmektedir. Peygamberler sebeplere yapışmayı emir etmektedir. Dünyadaki olaylar, hadiseler de, sebebe yapışmanın lazım olduğunu göstermektedir. Bir şeye kavuşmak için, o şeyin sebebine yapışılır. O sebebi, o şeye sebep yapan ve insanın o sebebe yapışmasını sağlayan, o sebebe yapıştıktan sonra, o şeyi yaratan, hep Allahü teâlâ olduğuna inanmak lazımdır. Böyle inanan bir kimse, bu sebebe yapışmakla, o şeye kavuştum diyebilir. Bu sözü, o şeyi sebep yarattı demek değildir. Allahü teâlâ, o şeyi bu sebeple yarattı demektir.

Mesela (içtiğim ilaç ağrımı kesti), (Seyyidet Nefise hazretlerine adak yapınca, hastam iyi oldu), (Çorba beni doyurdu), (Su, hararetimi giderdi) sözleri, bu şeylerin hep vesile ve vasıta olduklarını göstermektedir. Bunlar gibi konuşan müslümanların, yukarıda bildirdiğimiz gibi inandıklarını düşünmek lazımdır. Böyle düşünene kâfir denemez. Vehhabiler de, diri olandan, yanında bulunandan bir şey istemek caizdir diyor. Birbirlerinden ve hükümet memurlarından çok şey istiyorlar. Vermeleri için yalvarıyorlar. Uzakta olandan ve ölüden istemek şirktir. Diriden istemek şirk olmaz diyorlar. Ehl-i sünnet âlimleri ise, birisi şirk olmayınca, öteki de şirk olmaz diyor. Aralarında fark yoktur diyor.

Sebepler üç kısımdır
İslam âlimlerinin büyüklerinden Muhammed Masum hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:
Sebeplere yapışmak tevekküle münafi değildir. Çünkü, sebeplere tesir etmek kuvvetini de Allahü teâlâ vermektedir. Sebeplere yapışırken, sebeplerin tesirini Allahü teâlâdan bilmeli ve Ona güvenmelidir. Tesir ettikleri tecrübe edilmiş olan sebeplere yapışmak, tevekkül etmek demektir. Tesiri bilinmeyen, ümit dahi edilmeyen sebeplere yapışmak, tevekküle uygun olmaz. Tesiri kati olan sebeplere yapışmak lazımdır, hatta vazifedir. Ateş yakıcıdır. Ateşe yakmak hassasını, tesirini veren Allahü teâlâdır. Aç olunca, gıda, taam yiyeceğiz. Gıdaya doyurmak tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanacağız. Faydalı tesiri kati olan böyle sebepleri kullanmayarak zarar hasıl olursa, Allahü teâlâya itaat etmemiş oluruz. Ona karşı gelmiş oluruz.

Sebepler üç kısımdır:
Tesiri görülmemiş, işitilmemiş sebepleri kullanmak caiz değildir.

Tecrübe edilmiş, faydalı tesir ettikleri anlaşılmış olan sebepleri kullanmak vaciptir. Bunları terk etmek günah olur.

Tesirleri şüpheli olan sebepleri kullanmak vacip, lazım değil ise de, caizdir.

Allahü teâlâ, mühim olan işleri yapmadan evvel, bunları tecrübeli, bilgili kimselerle meşveret etmemizi, bundan sonra yapmamızı, yaparken de, Allahü teâlâya tevekkül etmemizi, neticeyi Ondan beklememizi emretti. Meşveret etmek de, sebebe yapışmaktır. Bu emir, faydalı sebebe yapışmanın vacip olduğunu ve sebebin tesirini Allahü teâlâdan beklemek lazım olduğunu bildirmektedir.

Ahiret işlerinde yani ibadet ve taat yapmakta tevekkül olmaz. İbadetleri yapmamız, bunun için çalışmamız emir olundu. Ahiret işlerinde tevekkül etmek değil, havf ve ümit etmek lazımdır. Bu emirleri yapmak, bunların kabul olunması ve sevap verilmesi için Allahü teâlânın merhametine ve ihsanına itimat etmek, güvenmek lazımdır. Emirleri yapmak ve yasaklardan sakınmak, kulluk vazifesidir.
İnsan tasavvufta ne kadar ilerlerse ilerlesin, kemale gelsin, kurb-i ilahiye kavuşsun, bedeni ile, ruhu da mahluk olmaktan kurtulamaz. Allahü teâlâdan başka her şey hadistir, mahluktur. Var olmadan önce yok idiler. Sonra da yok olacaklardır. Müslüman olmak için böyle inanmak lazımdır.

Ahirette azaptan kurtulmak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine inanmak, uymak lazımdır. Bu kitaplara uymayan keşfler, kerametler hiçbir işe yaramaz. (c.1, m.182)


Kaynak : Dinimiz İslam