Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    İNGİLTERE / İSTANBUL
    Mesaj
    51
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    367

    rose Yalnız senden yardım isteriz

    Soru : Allah’tan başka bir şeyin veya bir kimsenin bir iş yaptığını söyleyen, mesela (Aspirin ağrıyı kesti) veya (Resulullahın hürmetine, Abdülkadir Geylani’nin hürmetine Allah duamı kabul etti) diyen, Fatiha suresindeki (Biz yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyete göre müşrik oluyormuş. Öyleyse ilaçtan, aspirinden, Enbiyadan veya Evliyadan yardım isteyen müşrik mi oluyor? İnsanlardan herhangi bir yardım istemek, mesela bir arkadaşa, (Bana yardım et, şu yükü taşıyalım) demek şirk mi oluyor? Teröristler beni döverken, civardaki insanlardan yardım istemek, (İmdat, beni kurtarın) demek şirk mi olur?

    CEVAP

    Hiçbiri şirk olmaz. Şirk olur diyenler, Vehhabilerle, onlara aldanan zavallılardır. İnsanlara yardım etme kuvvetini veren de Allahü teâlâdır. Asıl, Allahü teâlânın kudretinden şüphe eden müşrik olur. Muteber ve meşhur bir menkıbe şöyledir:

    Ebul Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini eşkıya yakalar. Onlar kurtulmaları için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, (Ya Ebel Hasan, imdat!) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istediğimiz halde soyulduk; fakat şu arkadaşımız sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, “Ya Rabbi, bu talebemi kurtar!” dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi.) diye cevap verir. (Tezkiret-ül-evliya)

    Vehhabiler, (Ölmüş Evliya ve Enbiyadan yardım istenmez) diyor. Mesela darda kalan insanlara, Hızır aleyhisselamın ruhunun yetiştiğini kabul etmiyorlar. Hâlbuki ruhun ölmediği, âyet ve hadislerle açıkça bildirilmiştir. (İmdat ya Hızır) demek şirk olmaz, yardım istemek olur. (İmdat ya Resulallah, şefaat ya Resulallah) demek de şirk değil, yardım istemek olur. Allahü teâlâ yardım isteyenin sesini bu zatlara duyurmaya ve onların ruhlarına da yardım etme kuvvetini vermeye, elbette kadirdir. Dirilere yardım etme kuvvetini veren Allahü teâlâ, ölmüş zatlara da kuvvet vermektedir. Bunlara şirk demek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmek olur.

    Evliyanın diri veya ölü olması arasında fark yoktur. Büyük bir âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez, hatta artar. (İrşad-üt-talibin)

    Maliki mezhebinin büyük âlimlerinden Ali Echuri hazretleri, (Veli, dünyadayken, kınındaki kılıç gibidir. Ölünce, kınından çıkan kılıç gibi olur, tasarrufu, tesiri kuvvetlenir.) buyurmuştur. Bu sözü, Ebu Ali Senci hazretleri de, Nur-ül-hidaye kitabında yazmaktadır. (Berika)

    Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı, seni yaratmazdım.) buyurdu. (Hâkim, Beyheki)

    Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (Halil-ür-rahman [Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

    (Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, “Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin” desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani] Bu hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsul-ül-erbe’a)

    Fatiha suresindeki, (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki âyet-i kerime, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, Allahü teâlâdan başka bir güç olduğunu göstermez. Mesela acıkan kimsenin, hiçbir sebebe yapışmadan, (Ya Rabbi, beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir; çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yiyip doyanın da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur; fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. (Yalnız senden yardım isteriz) diyen kimsenin fırıncıya gidip, (Bana ekmek ver) diye ondan yardım istemesi Allah’tan başkasından yardım istemek değil, Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak olur. Ölü veya diri Evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır. Sebeplere yapışmak da, Allahü teâlânın emrine uygundur.

    Abdülaziz-i Dehlevi hazretleri Fatihanın tefsirinde buyuruyor ki:

    Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeplerle yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Enbiya ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünceyle birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.

    Çok tecrübe ettim ki, Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. (İ. Şafii)

    (Diriyken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan Evliyadan, Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm) diyenler olmuştur. (Mişkat tercümesi)

    Keşif ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaşmışlardır. (Eşiat-ül-lemeat)

    Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki:

    Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbi, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) demektedir. Yahut Evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Allahü teâlânın verdiği güçle yardım etmektedir. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip, (Veli yaratır) derse, bu düşünceyle ondan isterse, bu elbette yanlıştır, şirktir. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz. Zaten herkes insanın bir şey yaratamayacağını bilir. (Zad-üllebib)

    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:

    İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıklarını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesiyle ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diriyken de, ölüyken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlâ, diriler vasıtasıyla çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diriyken de, ölüyken de bir şey yaratamaz. Ancak Onun yaratmasına vasıta olmaktadır. (Mişkat)

    Resulullahı ve Evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. (Hülasat-ül-kelam)

    Ben ölünce beni düşünün, imdadınıza yetişirim. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)

    Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Can-ı Canan’ın kabrine gidin! Ondan hâsıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur. (Mektubat-ı Dehlevi)

    Evliya, Enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır; fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi; fakat ana-babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için Kur'an-ı kerimde, (Allah’a yaklaşmak için vesile arayın) buyuruldu. (Maide 35)

    Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’deki (Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)

    Enbiya ve Evliyadan şefaat istemek, yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Peygamberler hep sebeplere yapıştılar.

    Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektro manyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir; çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

    Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez veya Allah’ın düşmanı olan putları Allah’a yaklaşmak için vesile yaptığını iddia eder. Müşriklerin putlarıyla, Allah’ın sevgili kulları olan Enbiya ve Evliya nasıl aynı kefeye konur? Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?

    Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar; fakat Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. (S. Ebediyye)

    Vehhabiler, (İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek şirktir) dedikleri gibi, öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, (Terörist falancayı öldürdü) demeye de şirk diyorlar. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

    (Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

    (Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

    Hazret-i Azrail’in can alması da mecazîdir. (Azrail öldürdü, Azrail can aldı) demek de mecazîdir. Esas öldüren, Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır; çünkü Kur’an-ı kerimde, (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

    Cenab-ı Hak her şeyi sebeplerle yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, (Aspirin başımın ağrısını giderdi) demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, (Falanca falancayı öldürdü) veya (Azrail babamın canını aldı) demek günah değildir.

    Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor) buyuruluyor. (Secde 11)

    Yine, (Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü) buyuruluyor. (Maide 30)

    O halde, (Şu ilaç hastalığa iyi gelir) veya (Doktor, hastayı iyileştirdi) demek şirk olmaz; çünkü Kur’an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın, (A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim) dediği bildiriliyor. (Al-i İmran 49)

    Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazî manaları anlamadıkları için -hâşâ- Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. (İstanbul, valinin elindedir) denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, (Mülk, Allah’ın elindedir) buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. Allah’ın Arş’a hükümran olduğunu bildiren, (Rahman, Arş’ı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, hâşâ (Allah Arş’ta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)

    Biri, bir bardak su istese, bu, (Yalnız senden yardım dileriz) âyet-i kerimesine aykırı olur mu? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz?

    Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, (Yalnız Allah’a güvenin) âyetine aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, (Bu tramvay Sirkeci’ye gider) desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Peygamber efendimizin ve âlimlerin sözlerine güvensek, Allah’tan gayrisine mi güvenmiş oluruz? Demek ki bunların izahı gerekir. Birkaç âyet-i kerime meali:

    (Yalnız benden korkun!) [Bekara]

    (Eğer iman etmişseniz, onlardan değil benden korkun!) [Al-i İmran 175]

    (İnsanlardan korkmayın, benden korkun!) [Maide 44]

    Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Atalarımız, (Allah’tan korkmayandan korkmak gerekir) demişlerdir. Demek ki açıklamaya ihtiyaç vardır.

    Kur’an-ı kerimde (Namaz kılın, zekât verin) buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56)

    Namazın nasıl, kaç rekât kılınacağı, zekâtın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklamasıyla anlaşılmıştır.

    (Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) [Araf 155, İbrahim 4]

    Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (Doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var?) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır. Nitekim âyetlerden anladığına uyup, (Hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan sorumlu değiliz) diyenler çıkmıştır. İşte bu tehlikeyi önlemek için, Peygamber efendimiz gerekli açıklamalarda bulunmuş, âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır. Üç âyet-i kerime meali:

    (Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

    (Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]

    (Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]

    Bu âyet-i kerimeler, Kur’an-ı kerimi anlamak için Peygamber efendimizin ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç olduğunu bildirmektedir.

    Kaynak : Amentü

  2. #2
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    KABİR EHLİNDEN YARDIM

    MÜRİT- Şu hadisi kabul etmediğini söylemişsin:İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz.( Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi) başkanlığında bir heyet, Ruhul-Furkan Tefsiri İstanbul 1992 c. II, 82)
    Bunun nesine karşı çıkıyorsun. Kabir ehlinden yardım istemek onlardan ibret almak demektir.

    CEVAP- Öyleyse neden kabir ehlinden ibret alın denmiyor da onlardan yardım isteyin deniyor. Hadis diye uydurulmuş o sözün Arapçasında istiânede bulunun, yani yardım isteyin, ifadesi geçer. Halbuki Fatiha suresinde Yalnız senden istiânede bulunuruz anlamında iyyâke nestaînâyeti vardır. Bu âyet, yardımı tek bir yerden, yani yalnız Allahtan dilememiz gereğini ifade eder. O zaman yukarıdaki sözle bu âyet açıkca çatışmıyor mu?Fatihayı her namazda okuyup bu anlamı hep zihnimizde diri tutmamızın bir sebebi yok mudur?Yukarıdaki sözü Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme mal edenlerin yanında yer almak size ağır gelmiyor mu? Hiç düşünmez misiniz, temel görevi Kuranı anlatmak olan Hz. Muhammedin Kurana aykırı bir sözü olur mu? Sonra bu sözü Hz. Muhammedden duyan yok. Onunla birlikte ya da ondan sonra yaşayanlardan böyle bir söz söylemiş olan yok. Bunu nakletmiş sahih bir hadis kitabı da yok. Bunların hiç biri yok.Bunu size duyuralı çok oldu ama bu konuda siz de bir şey getiremediniz. Çünkü olmayan şey getirilemez.

    MÜRİT-Aclûnînin Keşfül Hafâ adlı kitabında varya. Onun kitabında olması bizim için yeterlidir. Aclûnî büyük bir hadis alimidir. O da İbni Kemâlin el Erbaîninden almış.

    CEVAP- Aclûnî bu eserini, halk arasında hadis diye bilinen sözlerin doğrusu ile asılsız olanını ortaya koymak için yazmıştır. Bu sebeple o kitapta çok sayıda uydurma hadis vardır. Aclûnî, kitabının başında Hafız ibni Hacerin şu sözünü naklediyor: Aslı olmayan hadisi kim nakletmişse Buhârînin Sülasiyyatında rivayet ettiği, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şu sözünün kaps***** girer : Kim benden söylemediğim bir şeyi naklederse Cehennemde oturacağı yere hazırlansın.(İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşful-hafâ, Beyrut 1988/1408, c. I, s. 8.)
    Sonra alfabetik olarak hazırladığı kitabında hadislerin kaynaklarını veriyor. Ama bu sözle ilgili olarak sadece İbni Kemal Paşanın el Erbaîninde böyle geçmiştir ifadesini kullanıyor. İbni Kemal Paşanın bu eserine baktığımızda da hadis diye söylediği o söz için hiçbir kaynak göstermediğini görüyoruz. Bu sebeple aslı astarı olmayan bu sözü hadis diye nakledenlerin Cehennemde oturacakları yere hazırlanmaları gerekir.

    MÜRİT - Yaşayan bir insandan yardım istemiyor muyuz? Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılınç gibi olur( Ruhul Furkan, c. II, s. 67)
    ve daha çok yardım yapma imkanı elde eder. Bunlar bir çok tasarruflarda bulunurlar.

    CEVAP- Yaşayan insandan yardım isteme konusuna biraz sonra geleceğiz. Ama veli ölünce ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olduğunun Kurandan ve Sünnetten bir dayanağı var mıdır? Hz. Muhammed de ölmüştür. Onu hatırladığımızda ve kabrini ziyaret ettiğimizde ona salat ve selam getiririz. Yani Allahın rahmeti ve ebedi mutluluk onun olsun deriz. Böylece Allahtan Peygamberimize olan ikramını daha da artırmasını isteriz. Ama hiç bir duamızda Hz. Muhammed den bir isteğimiz olmaz. Çünkü o zaman Hıristiyanların Hz. İsaya yaptığını biz Hz. Muhammede yapmış oluruz ki bu, yoldan çıkmaktan başka bir şey olmaz.Ölmüş bir velinin daha çok tasarrufta bulunduğunu, yani daha çok iş çevirebildiğini ifade ettiniz. Bu konuda dayanağınız nedir?

    MÜRİT- Bir veli ölünce ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olduğunu söyleyen bazı büyük alimler var.

    CEVAP- Ama her şeyi bilen Allahın kitabında bunun böyle olmadığına dair açık âyetler vardır.Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekileri belli bir vakte kadar salıverir.(Zümer 39/42)Bu âyete göre Allah, ölülerin ruhunu, belli bir yerde, berzah aleminde tutmaktadır.Kabirdekilerle ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin.(Fatır 35/22)
    Hz. İsa aleyhisselamın ahirette yapacağı konuşmayı veren şu âyet üzerinde düşünmek gerekir.
    İçlerinde bulunduğum sürece onlara şahittim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin.(Mâide 5/117)
    Büyük Peygamber Hz. İsa öldükten sonra ümmetinden habersiz oluyorsa ölen bir velinin ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olması nasıl kabul edilebilir?Herhalde şu âyet konuya nokta koyacaktır.Allahın berisindenKıyamete kadar kendisine cevap veremiyecek olana dua edenden daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların duasından habersizdirler. (Ahqâf 46/5) Bazı meâller, âyetlerde geçen dua kelimesini ibadet diye tercüme ederek garip bir tutum içine girmişlerdir. Mesela bu âyette dua manasına iki ifade vardır. Bunlar ve kelimeleridir. Bu kelimeleri yabudu ve ibadet diye tercüme etmek doğru olmaz. Çünkü Kuranı Kerimde o iki kelime de geçer. Her şeyi bilen ve yerli yerine koyan Allah dileseydi burada o kelimeleri kullanırdı. Örnek olarak Hasan Basri ÇANTAYın ayete nasıl meal verdiğine bakalım. Allahı bırakıp da kendisine kıyâmete kadar cevap veremeyecek kişiye nesneye tapmakta olan kimseden daha sapık kimdir? Halbuki bunlar onların tapmalarından da habersizdirler. Bu gibi mealleri okuyanlar, âyeti puta tapanlarla sınırlayacak ve yaşadığı hayatla ilgilendirmeyecektir. Arapça tefsirlerde duanın ibadet manasına olduğu ifade edilir. Bir Arap için böyle bir açıklamaya ihtiyaç vardır. Çünkü Hz. Muhammed sallalahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: Dua ibadetin kendisidir. (Tirmizî,Dua 1, 3371 nolu hadis.) Arap o açıklamayı okuyunca duanın ibadet demek olduğunu öğrenmiş olur. Ama yukarıdaki meali okuyan bir Türkün böyle bir şeyi öğrenmesi imkansızdır. Bu bakımından Türkçe meal yapanların bu gibi hususlara dikkat etmesi gerekir. Bu mealde, âyet metninde geçen Allahın dunundan ifadesi Allahı bırakıp da şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme de yanlış anlamalara yolaçar. Yani bu tercümeden Allahtan başkasına dua edenlerin Allahı büsbütün devre dışı bıraktıkları anlaşılabilir. Halbuki Allahtan başka velilere tutunanlar, onların hep Allaha çok yakın olduğuna inanmışlardır. Hiç bir kâfir veya müşrik, hiç bir gayrimüslim Allahın varlığını inkâr etmez. Ama Allah ile kendi arasında, yetkisi Allah tarafından verilmiş bir kısım aracıların olduğunu kabul ederek Allaha boyun eğer gibi onlara da boyun eğerler.Ateistler Allahı inkar ettiklerini söylerler ama başları daralınca Allaha sığınırlar. Bu onların inkarda samimi olmadıklarını gösterir.

    MÜRİT- Kabirlere giderek hastalıklarına şifa bulanlar var. Bunlar en güvenilir zatların ağzından anlatılıyor, ona ne diyeceksin?

    CEVAP- Benim bu gibi konularda bir şey söylememe gerek yok. Çünkü okuduğumuz ayetler bunun olamayacağını haykırıyor.

    MÜRİT- Bir değerli büyüğümüz bayram sohbetinde şöyle demiş:
    Benim bir hemşirem kızkardeşim vardı, yürüyemezdi. Adanada o zaman bulunan bütün doktorlara gittik, dışarıda hepsine gösterdik çare bulamadılar. Nihayet bize dediler ki, Toroslarda bir zatın türbesi var, hastayı götürün orada bir gece durdurun. Allahın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur. Biz artık her türlü tıbbî ümidimiz kesildikten sonra oraya annemle birlikte hemşiremi sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad etti. Annem, acaba aklına, şuuruna bir şey mi oluyor, korkuyor mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem halâ bağırıyordu. İyi oldum, iyi oldum, yürüyorum, aman Allahım diye haykırıyordu. Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük. Sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi.(Bir Bayram Sohbeti, Altınoluk Mecmuası, Şubat l997, s. 13.)Bu değerli zatın sözü ve tecrübesi bizim için önemlidir. Bu konuda sen ne diyeceksin?

    CEVAP-Kabir ehlinden yardım istenebileceği kabul edildikten sonra arkasından ister istemez böyle şeyler gelecektir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuyor mu ki, İnsan ölünce ameli yani işi biter. Üç kişi bunun dışındadır.Sadakai câriyesi olan, yararlanılan bir ilim bırakan ve kendi için dua eden salih bir evladı olan.(Müslim, Vasiyyet 14 Ebû Davud Vesâyâ 14 Neseî, Vesâyâ 8)Sadakai câriye, cami, çeşme ve köprü gibi halkın yararlandığı şeylerdir. Bunlardan insanlar yararlandıkça bu şahsın işi devam etmiş olur ve onun sevabından alır.Yararlanılan ilim de sadakai câriye gibidir. Yaptığı bir ilmî çalışmadan insanlar yararlanıyorlarsa bu şahsın işi o konuda devam ediyor demektir ve bunun sevabından yararlanır. Hayırlı evlat da böyledir. Bunların hepsi hayatta iken yaptıkları işlerin birer devamıdır. Yoksa insan ölünce yapacağı bir işi kalmaz.Anlattığınız olayda Allahın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur diye bir söz geçti. Ölülerin diriler için duacı olmaları diye bir şey yoktur. Bu olabilseydi herkes hastasını Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin kabrine götürürdü. Her halde onun dua ve ruhaniyeti daha etkili olurdu.Her türlü tıbbî ümidin kesilmesinden sonra bir ölünün kabrine gidip ondan şifa beklemek akıl kârı mıdır? Hiç düşünmez misiniz, dirilerin yapamadığı şeyi ölüler nasıl yapar?Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. (Fatır 35/22)Aslı astarı olmayan işleri halkın değer verdiği kişilerin yapması, üstelik iyi bir şey yapmış gibi tutup onu insanlara anlatması ne kötü.

    MÜRİT-Ben bu zatın doğru söylediğine bütün kalbimle inanıyorum. Sen şimdi bunun olmadığını mı iddia ediyorsun?

    CEVAP-Benimkisi bir iddia değildir, ayet ve hadislerin hükmüdür.O hasta orada gerçekten şifa bulmuş olabilir. Ama bir ölünün şifaya vesile sayılması asla kabul edilemez. Dünyada sadece bu olay olmuyor ki, her türlü olaylar oluyor. Önemli olan bunların doğru yorumunu yapmaktır.Aslında biz sırat köprüsünü bu dünyada geçiyoruz. Yanlış bir yorum ayağımızı kaydırabilir. Mesela Kadirî tarikatına mensup kişiler vucutlarına şiş batırırlar. Bazıları bunu, o tarikata mahsus bir keramet sayar. Diğer taraftan Hintliler özel dini günlerinde vücutlarına kılıç saplarlar. Keser sapı kalınlığındaki kamışları bir yanaklarından sokup diğer yanaklarından çıkarırlar. Eğer Kadirilerinki kerâmet ise bunun mucize sayılması gerekir. Aslında her ikisinin de dinle bir ilgisi yoktur. Yanlış olan onu din ile ilgilendirmektir. Bu bir hipnoz olayıdır. Hipnoz sayesinde bazı ameliyatlar uyuşturulmadan yapılıyor da hasta bundan dolayı bir acı hissetmiyor. Ben televizyonda bu şekilde bir açık beyin ameliyatı gördüm. Doktor ameliyatla meşgul iken hastaya, bir acı duyup duymadığı soruluyor, o da gıdıklanma gibi bir şeyler hissettiğini ama acı duymadığnı söylüyordu.

    MÜRİT- Öyleyse kabrin başında şifa bulma olayını da izah et.

    CEVAP- Bakın Kuranı Kerimde şeytan çarpmasından bahsedilir. Şöyle buyurulur: Faiz yiyenler, sersemliklerinden dolayı başka değil, sadece şeytan çarpmış kimseler gibi doğrulurlar.(Bakara 2/275)Şeytan çarpmış kimselerin nasıl doğrulduğu bilindiği için ayette bunun izahı yapılmamıştır. Şeytan çarpması elektrik çarpması gibi bir şeydir. İnsanı felç edebilir. Bazı organlar çalışamaz hale gelebilir. Tam doğrulamaz, yürüyemez, sersem gibi olur. Tıp buna çare bulamaz.O hanımefendiyi de şeytan yani cin çarpmış olabilir. Çünkü şeytan cinlerin kâfir olanıdır.Şeytan onların, bir kabir başına gelip, ölüden medet umduklarını görünce hastayı bırakmış olabilir. Çünkü şeytan tecrübesiyle bilir ki kabir başları insanların duygu yüklü oldukları yerlerdir.Onlar burada kolayca saptırılabilirler.Şeytan insanı saptırmak için her yolu kullanır. Zira o, Allahtan yetki alınca şöyle demişti:İşte senin beni azgınlığa uğratmana karşılık andolsun ki, ben de senin doğru yolun üzerinde oturacağım.Sonra önlerinden arkalarından, sağlarından sollarındanlara sokulacağım. Sen de onların pek çoğunu artık sana şükreder bulamayacaksın. (Araf 7/16-17)Mutlaka böyle olmuştur demiyorum ama bu kuvvetli bir ihtimaldir. Fakat o ölünün dua ve ruhaniyeti ile şifa bulmanın ihtimali yoktur. İyi bilin ki Allahın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.(Yunus 10/62-63)Demek ki, inanıp takva ehli olanlar Allahın velisidir.Takva ehli olanların kimler olduğu da Bakara suresinin baş tarafında bildirilmiştir. Bu âyetlere göre Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendilerine verilen rızıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammede ve ondan önceki elçilere indirilene inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimselerdir.(Bakara 2/2-4)Kuranda veli tanımı bu iken siz niçin başka bir tanım yapıyorsunuz?Veli, dost demektir. Karşıtı düşmandır. Bütün müminler Allaha dost yani Allahın velisidir.Kimileri şeytanı da veli edinir. Kim Allahın berisinde şeytanı da veli edinirse doğrusu açık bir biçimde kaybetmiş olur.(Nisa 4/119)Dostluk karşılıklı olur. Müminler Allahın velisi olduğu gibi Allah da müminlerin velisidir. Şeytan da kendini veli bilenlerin velisidir.Allah müminlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allahı tanımazlık edenlerin evliyası da zorbalardır. Bunlar onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Onlar cehennemlik kimselerdir. Orada devamlı kalacaklardır.(Bakara 2/257)Allaha andolsun ki, biz senden önceki topluluklara da elçiler göndermiştik. Ama şeytan onların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişti. O, bugün de onların velisidir. Onlar için acıklı bir azap vardır.(Nahl 16/63)Şeytanları inanmayanların evliyası kıldık.(Araf 7/27)Onlar Allahın berisinden şeytanları kendilerine evliya edindiler. Zannediyorlar ki, doğru yoldadırlar.(Araf 7/30)Müminler birbirlerinin velisidirler.Sakın ola müminler müminlerin berisinden kafirleri kendilerine veli edinmesinler. Her kim böyle yapacak olursa artık Allahtan hiç bir şey beklemesin. Ancak bunu onlardan korunmak için yapmışsa o başka.(Ali İmran 3/28)Bu konuda çok âyet vardır.Dostluğun dereceleri olur. Öyle insanlar vardır ki, Allaha iyi bir kul olmak için elinden geleni yapar malını, canını ve her şeyini onun yoluna koyar. Tabii ki Allahın böylelerine olan dostluğu fazla olur.Sana vahyettiğimiz Kitap gerçeğin ta kendisidir. Kendinden öncekileri de doğrulamaktadır. Allah kullarından, kesinkes haberdardır ve onları görmektedir.Sonra bu Kitabı kullarımız içinden seçtiklerimize bıraktık. Onlardan kimi kendini yanlışa sürükler, kimi orta yolu tutturur, kimi de Allahın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte faziletin büyüğü budur.(Fatır 35/31-32)Bu büyük fazileti elde edenler her zaman Allahı kendileriyle beraber hissetmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşarlar. Karşılaştıkları güçlükleri gözlerinde büyütmez, Allahın izniyle üstesinden geleceklerini bilir, Allaha dayanarak yollarına devam ederler. Bunların sıkıntıları hep görünüştedir, içleri daralmaz.

    EVLİYÂNIN YARDIMI

    ŞEYH EFENDİ- Abdülkadir Geylânî hazretleri bir şiirlerinde buyururlar ki:
    Müridim ister doğuda olsun ister batıda
    Hangi yerde olsa da yetişirim imdada

    CEVAP- Bu Kuranı kerimin çok sayıda âyetine açıkca aykırıdır.Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.(Neml 27/62) Güç yetirilemeyen konularda Allahdan başkasından yardım istenir, o da yardıma koşarsa artık kim Allaha sığınma ihtiyacı duyar?

    ŞEYH EFENDİ- Sen Abdülkadir Geylaniye inanmıyorsan seninle konuşacağımız bir şey yoktur.

    CEVAP- Abdülkadir Geylaniye inanmak imanın şartlarından değildir ama Kuranı Kerime inanmak gerekir. Bana göre bu zatlarla ilgili bilgilerin çoğu uydurmadır. Yukarıdaki şiir o uydurmalardan biridir. Allahın Peygamberi için milyonlarca hadis uyduranlar Abdülkadir Geylani için, Mevlânâ için, İmam Rabbânî için niye bir şeyler uydurmasınlar ki? Ama Abdülkadir Geylaninin kendisi gelip bu sözü söylese, bir bildiği vardır, demez tereddütsüz reddederiz. Çünkü biz ahirette Abdülkâdir Geylaniden değil, Kurandan hesaba çekileceğiz.


    ŞEYHİN HİMMETİ

    Himmet Arapçada bir işi yapmaya azmetmek ve güçlü bir kararlılık içinde olmak anlamlarına gelir. Türkçede ruhânî ve manevi yardım, kayırma ve lutuf anlamlarında kullanılır.Tarikatlarda şeyhin müritlerine olağan dışı yollarla yardımda bulunduğuna ve onların bazı sıkıntılarını giderdiklerine inanılır.

    MÜRİT-Sen şeyhin himmetini de mi kabul etmiyorsun. İster inan, ister inanma, şeyhimin himmeti sayesinde her yerde işlerim gayet iyi gidiyor. Ben bunu görüyor ve yaşıyorum.

    CEVAP-Şeyhinizin himmeti derken onun size özel ilgi göstermesini kasdetmiyorsunuz her halde. Kasdınız onun size olan manevi yardımıdır, değil mi?

    MÜRİT- Evet doğru. Mesela ben hacca gittiğimde Arafattan inerken şeyhimin himmetini gördüm. Halbu ki, o Türkiyedeydi. Arafattan o kadar kolay indim ki, Şeytanı da taşladıktan sonra sabahın sekizinde otelde idim.
    CEVAP-Niye Allahın yardımı değil de Şeyhinizin himmeti?

    MÜRİT- Şeyhimin Allah katındaki değerinden dolayı Allah onun müritlerine yardım ediyor.

    CEVAP- Peki ya saat sekizden önce otele gelenlere kim himmet etti? Bu konuda çok âyet geçti ama biraz da şu âyetler üzerinde düşünelim: De ki, Allahın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler. Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablarına hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur. (İsrâ 17/56-57) Siz şeyhinizin ahirette size şefaat edeceğine de inanıyorsunuz. Eğer şeyhler müritlerini hem dünyada hem de ahirette kurtarabiliyorlarsa onlar için şeyhlerini memnun etmek her şeyden önemli olur. Artık Allaha yalvarma gereği ortadan kalkar. Bu batıl bir yoldur. Eğer hak yola gelmezseniz sonunuzun çok kötü olacağından endişe ederim.

    YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE

    MÜRİT- Bazı büyük zatların yüzü suyu hürmetine duamızı kabul etmesini Allahtan istemiyor muyuz? Yarabbi Hz. Muhammed hakkı için veya evliyai kiram, şehitler ve salihler hürmetine duamı kabul et diye dua etmiyor muyuz?

    CEVAP- Evet böyle dua edenler vardır. Bunlar Süleyman Çelebinin mevlidi gibi kitaplarda da yer alır. Ama böyle dua olmaz. Bu konuda Hanefî alimlerden İbn Ebil İzz şöyle diyor: Kişinin, Allahtan başkasını duasının kabulüne sebep kılması ve onunla tevessülde bulunması caiz değildir. O şöyle demek ister, Falanca senin salih kullarından olduğu için duamı kabul eyle. Onun Allahın salih kulu olmasıyla berikinin duası arasında ne ilgi, ne bağlantı olabilir? Bu, duada taşkınlık yapmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Bu ve benzeri dualar, sonradan uydurulmuştur. Böyle bir dua ne Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden, ne sahabiden, ne tabiînden, ne de imamların birinden aktarılmıştır. Allah onların hepsinden razı olsun. Bu, ancak cahillerin ve bazı tarikatçıların yazdığı tılsımlarda bulunabilir.

    OLAĞANDIŞI YOLLARLA YARDIM

    MÜRİT- İnsanlar birbirinden yardım istemezler mi? Bu da Allahtan başkasından yardım istemek olmaz mı?

    CEVAP- Yardımlaşmayı emreden çok sayıda âyet ve hadisi şerif vardır. Ama herkes bilir ki, ruhanîlerden beklenen yardım farklıdır. Onlardan insanların güç yetiremediği konularda ve olağandışı yollarla yardım istenir. Bu, ya bir korkudan kurtulmak veya bir isteğe kavuşmak için olur. Mesela İstanbulda Tuzlada bindikleri otomobille sele kapılıp sürüklenenlerden biri, Ya Seyyidenâ Hamza diye Hz. Hamzayı yardıma çağırıyor. Eğer bu zat orada bulunan kişileri yardıma çağırsaydı yadırganmazdı. Ya da her şeyi her an görüp gözeten Allah Teâlâdan yardım isteseydi güzel bir şey yapmış olurdu. Ama o, İstanbuldan binlerce kilometre uzaktaki kabrinde yatan Hz. Hamzayı yardıma çağırıyor. Demek ki Hz. Hamzanın çağrıyı işittiğine ve derhal oraya gelip kendisini kurtaracak güç ve kuvvete sahip olduğuna inanıyor. Yoksa dar zamanında Hz. Hamzayı hatırlar mıydı? Demek ki, bu zat, Hz. Hamzada bazı insan üstü sıfatların var olduğunu hayal ediyor. Bunlar hayat, ilim, semi, basar, irade ve kudret sıfatlarıdır.Hayat dirilik demektir. Bu zat Hz. Hamzayı diri saymasaydı yardıma çağırmazdı.

    MÜRİT- Ama şehitler ölmez.

    CEVAP- Doğru, şehitler ölmez. Ayette şöyle buyuruluyor:Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler,ama siz bunu anlayamazsınız. (Bakara 154) Bu, bizim anlayabileceğimiz bir dirilik değildir. Eğer anlayabileceğimiz gibi olsaydı, Hz. Hamzanın şehit olmasına Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem o kadar üzülür müydü? Çağırınca geliyorsa, zaman zaman onu çağırır ve ondan bazı şeyler isterdi. Abdullah b. Mesud diyor ki Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hz. Hamzaya ağladığı kadar bir şeye ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cenazesinin başında durdu ve sesli olarak hıçkıra hıçkıra ağladı. Hz. Hamzayı şehid eden Vahşî, yıllar sonra müslüman olunca Hz. Muhammed ondan kendisine görünmemesini istemişti. Şehitler konusuna tekrar değineceğiz. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ölünce, Allah ondan razı olsun Hz. Ebubekrin yaptığı önemli bir konuşma vardır. Abdullah b. Abbasın bildirdiğine göre Hz. Ebubekr bu konuşmasında şöyle dedi: Bakın, sizden kim Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kulluk ediyorsa işte Muhammed ölmüştür. Kim de Allaha kulluk ediyorsa şüphesiz o diridir, ölmez. Allah Tealâ buyuruyor ki: Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, o Allaha hiçbir zarar veremez. Allah şükredenlere mükafat verecektir. (Ali İmrân 3/144) Abdullah b. Abbas diyor ki Ebubekr okuyuncaya kadar Allah Teâlânın böyle bir âyet indirdiğini sanki hiç kimse bilmiyordu. Artık insanlardan kimi dinlesem bu âyeti okuyordu. Saîd b. el Müseyyeb de bana, Ömerin şöyle dediğini bildirdi: Vallahi Ebubekrin o âyeti okuduğunu işitince öyle oldum ki, kendimden geçtim. Ayaklarım beni taşıyamaz oldu. Ayeti okuduğunu duyunca yere yığıldım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüştü. Şu iki âyet de Hz. Muhammed ile ilgilidir: Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklardır? (Enbiya 21/34) Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. (Zümer 39/30) Buna göre Hz. Hamzanın anlayabileceğimiz manada diri olduğunu kim söyleyebilir? Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğunuzu bilir.Allahın berisinden çağırdıkları ise bir şey yaratmazlar esasen kendileri yaratılmıştır.Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler. (Nahl 16/19-21)
    Maalesef kendi kötü emellerine Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi alet edenler bile vardır. Bunlar, insanlar üzerinde kurdukları baskının devam etmesi için habire yalan ve iftira ile meşgul olurlar. Bunca âyete rağmen Hz Peygamberin sağ olduğunu ve onunla görüştüklerini ileri sürerek insanları saptırırlar. Hatta haşa onun, başmüfettiş gibi etrafındaki insanları teftiş ettiğini ve yaptığı hizmetleri denetlediğini iddia edenler dahi vardır. Evliya ölünce ruhu kınından çıkmış kılınç gibi olur, diyen veya bir kısım ruhanilerden yardım isteyen kişilerden başka ne beklenebilir? Gözlerini hırs bürümüş bu insanların uslanması zor ama birazcık aklını kullananlar için Hz. Ömerin şu sözünü nakletmek isterim: İsterdim ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yaşasın da bizden sonra ölsün. Her ne kadar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüş ise de Allah aranıza bir nur koymuştur, onunla hak yolu bulursunuz. Allah Muhammedi de onunla hak yola sokmuştur. O nur Kuranı Kerimdir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de veda hutbesinde konuya değinerek şöyle buyurmuştur: Aranızda, sıkı sarılırsanız artık sapıtmayacağınız bir şey bıraktım, Allahın kitabını. (Müslim, Hac, bab 19, Hadisi no 147-(1218) İşte hak budur. Hakkın ötesi sapıklık değildir de ya nedir? (Yunus 10/31-32) Sözügeçen şahsın Hz. Hamzada varsaydığı sıfatların ikincisi ilim sıfatıdır. İlim, bilmek ve kavramak demektir. İnsanda da ilim sıfatı vardır ama bu, onun öğrenebildiği ve kavrayabildiği şeylerle sınırlıdır. Onları da zamanla unutur. Allahın ilmi sınırsızdır. O, her şeyi en ince ayrıntısına kadar en doğru biçimde bilir ve asla unutmaz. Istanbula hiç gelmemiş olan Hz. Hamzanın çağrıldığı yere gelmesi için, olayın geçtiği İstanbul Ankara yolunun Tuzladaki bölümünü bilmesi gerekir. Bu şahıs Hz. Hamzanın bilgisinin, şüphesiz Allah Teâlânın bilgisi gibi sınırsız olduğunu kabul etmez. Ama onu böyle bir yere çağırdığına göre Hz. Hamzayı Allah Teâlâın sınırsız bilgisinin bir bölümüne ortak saymış olur. Üçüncü sıfat semidir. Semi, işitme gücüdür. Allah insana işitme gücü vermiştir, ama bu, belli mesafeden ve belli titreşimdeki seslerin işitilmesiyle sınırlıdır. Hele Hz. Hamza gibi kabirde bulunanlara bir şey işittirmeye bizim gücümüz yetmez. Her şeyi işiten Rabbimiz, elçisi Hz. Muhammede hitaben şöyle buyuruyor: Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. (Fatır 35/22) Allah her şeyi işitir. En gizli sesler, hareketler, içten yakarışlar ve her şey onun tarafından işitilir. Şimdi bu zat, İstanbuldan, Ya Seyyidena Hamza dediği zaman Hz. Hamzanın bu sesi işittiğini hayal ettiğine göre onu Allahın işitme sıfatına ortak etmiş olmaz mı? Çünkü bu şekilde bir işitme, Allahtan başkası için sözkonusu değildir. Dördüncü sıfat basardır. Basar, görme gücü demektir. İnsanlarda da görme gücü vardır, ama bu çok sınırlıdır. Allah Teâlâ, en küçük şeyleri bile en ince ayrıntısına kadar görür. Kilometrelerce uzakta, kabirde yatan birini yardıma çağıran kişi, onun kendini gördüğünü kabul etmiş olur. Yoksa onun durumunu nasıl kavrayıp yardım edebilir? Bu şekilde bir görme, yanlız Allaha mahsus olduğundan bu şahıs Hz. Hamzayı Allahın görme sıfatına da ortak saymış olur. Beşincisi irade, altıncısı da kudret sıfatıdır. İrade, dilemek ve tercih etmektir. Kudret de bir şeye güç yetirme anl***** gelir. İnsanın iradesi de kudreti de sınırlıdır. Ölünce bu konuda hiç bir şeyi kalmaz. Bu şahıs Hz. Hamzanın, kendi çağrısını kabul ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayal ettiğine göre Hz. Hamzaya bu iki sıfatı da vermektedir. Bu, olağan dışı bir irade ve kudret yakıştırmasıdır. Bu anlamda irade ve kudret sahibi tek varlık Allah Teâlâdır. Demek ki o şahıs Hz. Hamzayı Allahın bu iki sıfatına da ortak saymış olmaktadır. Hiç bir şey yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanı ortak mı sayıyorlar? Oysa bunların onlara yardımda bulunmaya güçleri yetmez. Bunların kendilerine bile yardımı olmaz. Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar çağırmanız da, susmanız da sizin için birdir.Allahın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın da size cevap versinler bakalım.Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: Ortaklarınızı çağırın sonra bana tuzak kurun, hiç göz açtırmayın.Çünkü benim velim Kitabı indiren Allahtır. O, iyilere velilik eder. Onun berisinden çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler.(Araf 7/191-197) Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allahın berisinden tanrılar edindiler. Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler. (Yasin 36/74-75) Kendilerine dayanak olsun diye, Allahın berisinden tanrılar edindiler.Tam tersi onlar bunların ibadetlerini tanımayacak ve bunlara düşman olacaklardır.(Meryem 19/81-82) İşte şirk budur. Yani Allahın vermediği yetkileri, bir kısım varlıklarda veya ruhanîlerde var sayıp onlardan yardım istemek şirktir. De ki Allahın berisinden çağırdıklarınıza bakın bakalım. Gösterin bana, yeryüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı bulunuyor? Eğer doğru iseniz bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım.Allahın yakınından kendisine Kıyamete kadar cevap veremiyecek olanı yardıma çağırandan daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. (Ahqâf 46/4-5)

    MÜRİT- Allah istese Hz. Hamzaya bu özellikleri veremez mi?

    CEVAP- Allahın gücü her şeye yeter ama Allahın gücü ile delil getirilmez. Bunca âyet varken Hz. Hamzaya özel bir güç verildiğini kim iddia edebilir? Bakın, Allahın elçileri de dahil hepimiz Allahın kulu, yani kölesiyiz. Allah da bizim Rabbımız, yani Efendimizdir. Köle efendisi karşısında hiç bir yetkiye sahip değildir. Bu sebeple elçiler de dahil hiç bir insanın Allah karşısında bir yetkisi olmaz. Allahın verdiği
    yetkiler olursa o başka. Hele yukarıdaki âyetlerde olduğu gibi Allahın kimseye yetki vermediğini açıkça belirttiği bir konuda bazılarını yetkili saymak affedilemeyecek bir suç olur.

    MÜRİT- Ama bu zat, bir başka yerde Hz. Hamzanın yardıma geldiğini bizzat görmüş. Diyor ki, Cin diyebileceğim bir yaratık beni elimden tuttu ve götürmeye çalıştı. Çok bunaldım. Birden istimdad ile Ya Hz. Hamza dedim. O şanlı sahabi benim davetime icabet etti ve adeta odanın içinde beliriverdi.. Cin onu görünce korkudan geri geri gitti ve duvardan süzülerek gözden kayboldu.

    CEVAP- Her dara düşene yardım eden Allah Teâlâ, demek ki, onun da sıkıntısını giderince, Hazreti Hamzanın yardıma geldiğini sanıyor. Yaşayan ya da ölmüş bir kişinin ruhaniyetinden yardım istemek onlara, Allahın vermediği bir yetkiyi vermeye kalkışmak olmaz mı? Şunu bilin ki, göklerde kim varsa ve yerde kim varsa hepsi Allahındır. Allahın yakınındanbir takım ortaklar çağıranlar neyin peşindedirler? Bunların peşine takıldığı belli bir kuruntudan başka bir şey değildir. Onlarınkisi sadece saçmalamadır.(Yunus 10/66)

Benzer Konular

  1. Bir parcada senden olsun...
    Seyhan Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 13-04-2010, 10:19 PM
  2. Bir haber yok yine senden
    blueice Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-04-2009, 01:24 AM
  3. Senden Çok Varrr:)
    ~Mine~ Tarafından Şarkı Sözleri Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 03-01-2009, 02:05 PM
  4. Senden istediğim
    SAHARAY Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-12-2008, 09:34 AM
  5. Senden İyi Olmasın! Mı?
    RABİA Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-09-2008, 11:09 AM
Yukarı Çık