Dinsel ideoloji ve kadın sorunu

Düşünün ki bugün Türkiye’de kadınların bir kesimi çarşafa sokulmalarını isteyebiliyorlar. Bizzat kadının beynine binyılların gerici kültürel mirası sayesinde aşılanmış bir inanç bu. Din burada egemen sınıfların elindeki en etkili ve dolayısıyla de en tehlikeli silahtır. Toplumsal sorunların ağırlaştığı ve yoksulluğun katmerleştiği koşullarda sosyal mücadele gelişmiyorsa eğer, bu toplumsal durum insanları dinsel önyargılara, dinsel ideolojiye daha çok sığınmaya götürebiliyor. Öbür dünyaya sığınmak, öbür dünya inancında kendine bir kurtuluş aramak oluyor bu. Ve insanlar dinsel inançların tuzağına düştükleri zaman, bunun en temel sonuçlarından biri de kadın sorununun daha da ağırlaşması olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün dinlerin kategorik olarak kadını ikinci sınıf yaratık olarak gördüğünü, aşağıladığını ve erkeğin kölesi, hiç değilse hizmetçisi olarak kabul ettiğini, tersinden de erkek üstünlüğünü ve egemenliğini kutsadığını biliyoruz. Burjuvazinin dini ve her biçimiyle dinsel kurumları ayakta tutması, desteklemesi ve güçlendirmesi, dini topluma, özellikle de ezilenlere karşı etkili bir ideolojik silah olarak kullanması, en berbat sonuçlarından birini de kadın sorunu üzerinden ortaya koyuyor. Çünkü dinler kategorik olarak kadınları erkeklerin kölesi olarak görürler; erkeği efendi, kadını da onun hizmetçisi olarak gösteren bir ideolojik içeriğe sahiptirler. Dinler aynı zamanda kadını kötülüklerin anası sayarlar, şeytanla eşdeğer görürler, onun insan nesli içindeki uzantısı olarak nitelerler. Bütün semavi dinlere göre kadın erkeğin kaburgasından yaratılmıştır. Dolayısıyla erkeğin bir türevidir, onun bir uzantısıdır, bu nedenle de onun kölesi, daha yumuşak bir ifadeyle hizmetçisi olmak zorundadır. Yine semavi dinlere göre kadın ilk günahı işleyendir ve dolayısıyla tüm öteki günahların da kaynağıdır. Erkeği yasakları çiğnemeye, yasak elmadan tatmaya ve dolayısıyla günaha iterek, insanın cennetten kovulmasına neden olmuştur.

Tüm semavi dinlerde egemen olan erkektir, tanrı erkektir. Kadınların tanrıça olabildiği dinsel inanış dönemleri tarih içinde sınıflı toplumu önceleyen dönemlerdir. Basitçe bu, sınıfların ve özel mülkiyetin, dolayısıyla sömürünün ve devletin henüz bulunmadığı anaerkil toplum dönemidir. Sınıflı topluma geçiş sürecine paralel olarak kadın tanrıçaların erkek tanrılar karşısında adım adım gözden düştüğünü, yenildiğini ve peş peşe sahneden silindiğini görüyoruz. Antik dönem mitolojisi üzerinden bu tarihsel değişim adım adım somut olarak izlenebilmektedir. Günümüzün tüm büyük dinleri, sınıflı toplumun ve dolayısıyla erkek egemenliğinin oluştuğu tarihi döneme aittirler ve dolayısıyla bu egemenliğin ideolojik yansısı durumundadırlar, onu olumlamakta, dahası kutsamaktadırlar.

kaynak