Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Süper Aktif Üye Gül@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Samsun
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    37
    Mesaj
    2.600
    Rep Gücü
    72678

    İşte Yaratılış Hikayesi

    Allah inancını sorgulayanların aklına ilk gelen soru budur. Bu soru mantıklı bir örnekle açıklanıyor. Bakın nasıl?

    Yaratan hakkında bu ve buna benzer mantıksal bir doğruya oturmayan pek çok sorular üretilmekte.

    "Allah, kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi?", "Allah’ın canı sıkılmıyor mu?", "Her şeyi Allah yarattı. Peki Allah’ı kim yarattı".. vs.

    Bu tür sorulara uzun uzun cevaplar yazma yerine Berk Uncu Bey’in kaleme aldığı şu örnekle meseleyi anlamaya çalışalım:

    MÜHENDİS ACABA KAÇ VOLTLA ÇALIŞIYOR?

    Bilgisayar içindeki bir entegre diğer entegreye soruyor: "Ben 3 voltla çalışıyorum. Sen kaç voltla çalışıyorsun?" Diğer entegre: "Benim voltajım 2,8" diyor. İkisi beraber merak ediyorlar: "Acaba bizi dizayn eden mühendis kaç voltla çalışıyor?" diye.

    Halbuki bilgisayar denilen sistemi yapanın, o sistemin dışında olması, dizayn ettiği sistemin kurallarıyla kendisinin bağlı olmaması, kendisinin tamamen o sistemin dışında bulunması ve o sisteme hükmedebilmesi gerekir. Entegrelerin aralarında konuşup, dizayn edicilerini de kendi tabi oldukları "bir elektrik akımıyla çalışma kanunu" na tabi kılmaları mantıklı ve mümkün değildir.

    SİSTEMİ YAPAN, SİSTEME MAHKUM DEĞİLDİR

    Sistemi dizayn eden, sisteme koyduğu kanuna, kendisi mahkum değildir. İlaveten sistemin içinde, o sistemin kanunlarına tabi olarak yaşayanlar, eğer başka sistemlerle tanışmamışlarsa, başka kanunları anlamakta zorlanırlar. Hatta daha doğrusu anlayamazlar. Mesela entegre devreler sadece elektrik akımıyla çalışmayı anlayabilirler. Kimyasal enerji, nükleer enerji gibi sahaların kanunlarını belki hiç anlayamazlar. Onların anladıkları sınır, dizayn edici mühendisin çizdiği sınırdır.

    ALLAH, KANUNLARA TABİ DEĞİLDİR

    İşte "yaratılmış olmak" da bizim içinde yaşadığımız bu âlemin bir kanunudur. Tâbî olduğumuz kanunlarından biridir. Bu âlem içinde her kim yaşıyorsa "yaratılmış"tır. Şimdi bu âlemin kanunlarına tabi olarak, içinde yaşayan birisi olarak, bizim kalkıp Yaratıcımızı bu alemin kanunlarına tabi kılmak gibi "acaba bizi Yaratanı kim yarattı?" diye sormamız yukarıdaki entegrelerin kendi aralarında konuşma misaline benzer. Yine buna benzer yukarıda da ifade ettiğimiz gibi anlamsız sorular ortalıkta çok dolaşır. Bu tip sorular, sistemin yapıcısını sistemin içine sokma, sistemin kurallarına tabi kılma uğraşısıdır.

    ALLAH KALDIRAMAYACAĞI TAŞI YARATIR MI?

    Mesela "Allah kaldıramayacağı kadar büyük bir taş yaratabilir mi?" (haşa) yine böyle anlamsız bir sorudur. Bu anlamsız soru, sistemin kanunlarından birisi olan çekim kanununa, o kanunu yaratan Allah’ı tabi kılmaya uğraşır. Yani yerçekimi kanununu Yaratanı, yine bu kanunun mahkumu gibi görmek yanlışına düşülür. İçinde yaşadığımız sistemin/âlemin tamamen biz içinde yaşayanları bağladığını, Allah’ın ise, bu kanunlara tabi olmadığını bilmek lazım.

    Bunu bilmekle kalmayıp, içinde yaşadığımız sistemi dizayn eden Allah’ın mahiyetinin ne olduğunu tam olarak anlayamayacağımızı da bilmemiz lazım. Gayret gösterelim ama anlama sınırımızın, ancak âlemin dizayneri olan Allah’ın, bizim için çizdiği sınır kadar olduğunun farkına varalım.

    kaynak

  2. #2
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: İşte Yaratılış Hikayesi

    İNSAN NEDİR

    Sözlerime, Alexis Currel'in, insanla ilgili şu tespitiyle başladım:
    "İnsan önce kendini tanımalı ve kendisini bir kitap gibi okumalıdır. Kendisini okuyamayan insan, kâinatın en ince sırlarını bilse de yine de câhil kalır."
    O esnada bir öğrencim devreye girerek;
    "Hocam, dedi. İnsanla ilgili güzel sözler bulmak için Batıya gitmenize gerek yoktur. Bu güzel sözlerin daha özlüsünü ve daha isabetlisini, kendi içimizde doğup büyümüş olan değerli âlimlerimiz ve bilim adamlarımız da söylemiştir. Meselâ; Bedîüzzaman Saîd Nûrsî'nin "Ey kendini insan zanneden insan, kendini oku..." diye başlayan çok güzel bir sözü vardır. Buna daha başka ilâveler yapmak mümkündür.
    "Doğru söylüyorsun, diye tasdik edip sözüme devam ettim.
    "Arkadaşlar, hiç kendi kendinize
    "Ben kimim?
    Neyim?
    Nereden geldim?
    Ne için geldim?
    Amacım nedir?
    Nereye gidiyorum?
    Kime borçluyum?
    Ne gibi ve nasıl hesap vereceğim?" diye soruyor musunuz?
    Eğer bu ve buna benzer sorular soruyorsanız, cevabını da merak ediyor musunuz? Cevabını merak eden olduysa bir araştırma yaptı mı?
    Sınıfta derin bir sessizlik ve dikkât oluşmuştu. Bu ortamı fırsat bilerek, konuşmamı sürdürdüm.
    "Soruyu biraz daha genelleyip bilimsel bir temelde sürdürelim.
    Başarı için yola çıkan ve hayatını başarılarla doldurmak isteyen insan, kendisini tanıma konusunda ne kadar başarılı olmuştur?
    Çevresinin ve kâinatın en ince ayrıntılarıyla ilgilenen insan, acaba kendi ayrıntısı ve sırlarıyla ne kadar ilgilenmektedir?
    Göklerin keşfi ve denizlerin derinlikleri için bir ömür harcayan insanoğlu, kendisini keşfetmede, kendisini tanımada ve kendi dünyasının derinliklerine inmede ne kadar çaba harcamaktadır?
    Bir başka ifadeyle; önemli işler başarmak, büyük hedeflere koşmak, bir çok keşif ve sırlara ulaşmak için çırpınan insan; kendisini ne kadar tanımakta, taşıdığı değerlerin, sırların ve emanetin ne kadar farkına varmaktadır?
    Belki günde, dünyanın ve kâinatın sırlarıyla ilgili "Bunlar Nedir? Nasıl Olmuştur? Neye Yaramaktadır? Yapan Kimdir?" gibi onlarca kez sorduğu merak dolu soruları; acaba kaç kez kendisine yöneltip; "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Gayem nedir? Beni gönderen kimdir?" diye sormuştur?
    İnsanın öncelikle kendisini tanıması, kendisini sorgulaması ve kendisiyle ilgili bilinmezlerin peşinde olması gerekmez mi? Bu, insan olmanın önemli ve ilk şartıdır.

    İnsanın mahiyeti, sırları vazifesi, neci ve kim olduğu şeklindeki soruları, düşünen beyinleri sürekli meşgul etmiştir. Ancak yalnızca kendi akıl ölçüleriyle bu sırları ve bilinmezleri çözmek isteyen bir çok insan da yanlış ve isabetsiz tespitlerde bulunmuşlardır.
    Bunlardan bazıları insanı "ekonomik bir varlık" ve "madde yığını"ndan ibaret zannetmişlerdir.
    Bazıları da "insan düşünen bir hayvan" demişlerdir.
    Bazı bilim adamları insanı, "tapılacak ulu varlık" olarak vasıflandırırken,
    bazıları ise "insanın bir hiç olduğu" yorumunu yapmışlardır.
    Bunlar arasında "insanın meçhul olduğu"na karar verenler de yer almıştır.

    Görüldüğü gibi, kaynağını yalnızca şahsî değerlendirmeden alan yorumlar ve tespitler; insanı gerçek anlamda ortaya koymaktan çok yetersiz kalmıştır. Yetersiz kalmalarının en büyük nedeni ise, insanı bir veya birkaç boyutla ele almış olmalarıdır.

    Halbuki insanın tam anlamı ile ifade edilebilmesi için, maddî ve manevî olarak bütün yönleri ile ele alınıp, değerlendirilmesi lazımdır.

    Sınıfta, tam bir sessizlik oluşmuştu. Bütün öğrenciler pür-dikkat kesilmişler, adeta kımıldamadan konuyu takip ediyorlardı. Öğrencilerin derse olan ilgilerinden, konunun çok önemli bulunduğu anlaşılıyordu.
    Derse devam ettim.
    "Değerli arkadaşlar, acaba fen bilimleri ve sosyal bilimler insan için ne diyor? Bu konuyu birlikte ele alıp değerlendirelim:
    Fen bilimleri açısından insan, canlıların en mükemmelidir. Hayat verici bir düzen, uyum ve planlama içindedir.
    İnsan bir tek hücreden yaratılmıştır. "Zigot" denilen gözle görülmeyen, ancak yüzlerce defa büyütülerek görülen bu hücre; kendinden binlerce ve trilyonlarca büyük bir konuma gelerek hayat için gerekli olan her türlü cihazla donatılıp dünyaya bir insan olarak gönderilmektedir.
    İnsan, çok zaman kıymetini takdir edemediği, harika bir vücudu, eşsiz bir sanat eserini ve antika bir şaheser taşımaktadır. Öyle ki, bir tek hücreyi bile yapmaktan aciz olan insan, akılları hayretle bırakan sayısız hücrelerin mükemmel işbirliği ve uyumu ile hayatını sürdürmektedir.
    Bu hücrenin, yani ceninin zamanla insan vücuduna dönüşmesi, her hücrenin belirlenen hedefe ulaşması ve hiçbir hücrenin görevini aksatmadan yüz binlerce görevi bir anda yapması, insan aklını tam anlamıyla şaşırtmaktadır.

    Hepsi aynı hücreden meydana gelen dokular; gittikleri yerlerde gören, duyan, tat alan, hisseden hücreler haline gelmekte, mide, barsak ve karaciğerde modern bir laboratuar gibi çalışmaktadırlar.

    İnsanın iç ve dış organları; birbirini koruyan, kollayan, yardımcı olan ve harika bir alışveriş sistemi üzerine kurulmuştur. İnsan vücuduna baktığımızda hiçbir organın fazlalığı görülmediği gibi, eksik bir organa da rastlanmaz. Öyle ki insan; en seri, en çabuk ve en verimli sonuç olacak bir planlamaya göre düzenlenmiştir.

    Dışarıdan alınan besinlerin yenilmesi, sindirilmesi, emilmesi ve artıkların dışarı atılması harika bir çalışmayla yürütülür ve sonuçlanır. Bu konuyu gözleyen bilim adamları şaşırmaktan kendini alamamışlardır. (Yeğin, 1980:72-75)
    İnsan beyninde 10 milyar karar merkezi vardır. Bu merkezlerin her birinde, sayıları 2000'e varan Sinaps'lar mevcuttur ve Sinaps'lardan her an yüzlerce olay cereyan eder. Ayrıca her bir Sinops, diğer milyonlarca Sinaps'tan haberdar olarak ve birbirini karşılıklı kontrol ederek çalışır. İşte beynimin, sinirlerimin böylesine göz kamaştırıcı bir "harikalar ülkesi"dir. Gözünüzü nereye çevirseniz, Ulu Yaradan'ın muhteşem sanatını görürsünüz. (Songar, 1979:30-31)

    Düzceli Mehmet.

    Sanırım konuyu destekler bir eklenti oldu...

    Emeğinice sağlık kardeşim.
    Konu M ü e l l i f... tarafından (22-08-2008 Saat 01:09 PM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. çift yaratılış
    moss_ Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 18
    Son mesaj: 11-02-2012, 12:03 PM
  2. yaratılış
    GALAKSİ Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 35
    Son mesaj: 30-10-2010, 07:53 PM
  3. İşte DNA, işte yaratılış mucizesi! Video
    ahmetsecer Tarafından Bilim ve Astronomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-05-2010, 02:39 PM
  4. Yorum: 0
    Son mesaj: 14-11-2009, 09:28 PM
  5. Yaratılış Mucizesi
    emre gonen Tarafından Biyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-08-2008, 07:35 AM
Yukarı Çık