Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Aktif Üye atmaca34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    dünyadan
    Mesaj
    1.766
    Rep Gücü
    15313

    Tesettür konusunu

    BENDENİZ din âlimi değilim, dinî konulara temas ediyorum. Yanılabilir miyim? Cevabım: Beş vakit namazın farz olduğu, âqil ve baliğ her Müslümanın bunu mutlaka kılması gerektiği gibi muhkem, müttefakun aleyh (üzerinde kesin ittifak/birlik olan) konuları yazmak için din âlimi olmak gerekmez. Nasıl ki, iki kere ikinin dört ettiğini söylemek için matematik profesörü olmanın gerekli olmaması gibi...

    Bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı olarak ilmihal fıkıh, akaid, ahlâk kitaplarındaki bazı kesin bilgileri halkımıza hatırlatıyorum. Kendimden bir ilave ve yorum yaptığım yoktur.

    Tesettür konusunu ele alalım;

    Tesettür Kitab ile yani Kur’ân-ı Kerîm’in kesin ayetiyle, Sünnet ile on dört asırlık icmâ-i ümmet ile bilinen kesin bir farzdır. Tesettürün farz olduğunu inkâr eden, “Hayır, İslâm dininde böyle bir şey yoktur!..” diyen kişi dinden çıkar. Dinimizde tesettürün farz olduğunu savunmak, yazmak, hatırlatmak için fakih olmak, gerekmez.

    İlmihal, fıkıh, akaid kitaplarına sımsıkı bağlı olan bendeniz yanılmam ama müctehid olmadığı halde ictihad yapan, gerçek müftü olmadığı halde fetva veren, Kur’an-ı Kerim’i kendi re’y, heva ve hevesi ile tefsire yeltenen bid’atçiler, reformcular, naylon müctehidler, ilahiyatçı kisvesine bürünmüş olsalar da hatâ edebilirler. Nitekim de ediyorlar.

    Şu zata bakınız, defalarca yazdı, meydan okudu. Özetle şunları söyledi: “Müslümanların inandığı ilmihal Müslümanlığı yanlıştır. Gerçek Müslümanlık benim anlattığım Kur’ân Müslümanlığıdır...”

    Bu adam doğru mu söylüyor, yoksa yalan mı?

    Onun iddiası kabul edilirse on dört asırdır gelip geçen büyük müctehidler, allameler, gerçek âlimler, gerçek müfessirler, gerçek muhaddisler, ‘âmil ve rabbanî din bilginleri yanılmışlar, bizim hazret doğruyu bulmuş. Aklı başında bir Müslüman böyle bir hezeyanı kabul eder mi?

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne buyurmuşlar: “Benim ümmetim yanlış üzerinde ittifak etmez...”

    On dört asırdan beri gerçek İslâm vardır, devam etmektedir. Gerçek İslâm’da bir kopukluk olmamıştır. Bundan önceki dinlerde olduğu gibi gerçek İslâm’da tahrif vuku bulmamıştır.

    Gerçek İslâm’ı on dört asır boyunca müctehid imamlar, allameler, gerçek büyük müfessirler, büyük muhaddisler, gerçek fakihler, gerçek ulemâ, ‘âmil ve rabbanî din bilginleri; Resulullah Efendimizin varisleri, vekilleri, halifeleri halka öğretmişler, hizmetlerini yürütecek halifeler yetiştirmişlerdir.

    Ülkemizde medaris-i İslâmiye kapatılmıştır ama Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Hindistan’da, Pakistan’da, Fas’ta ve diğer bilad-i islâmiyede medreseler açıktır ve lehülhamd gerçek ulemâ yetiştirmektedir.

    Peygamberimizin haber verdiği gibi İslâm dünyasında bozuk fırkalar ve hizipler zuhur etmiştir. Lâkin doğru, katışıksız, gerçek İslâm’ı anlatan Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolu da hiçbir zaman kapanmamıştır ve inşaallah ila kıyame (dünyanın sonuna kadar) mevcut olacaktır.

    Merhum Mevdudî’nin, “Kur’an’da Dört terim” kitabındaki iddiası yanlıştır. Ona göre, Müslümanlar üçüncü hicrî asırdan sonra Kur’ân’ın dört temel değeri/kavramı olan Rab, İlah, din, ibadet konusunda doğru yoldan çıkmışlar da doğruyu kendisi bulmuş!.. Çağımızın büyük din âlimi merhum Ebu’l-Hasen en-Nedvî “Kur’ân’ın Siyasî Yorumu” adlı kitabında Mevdudî’nin bu tezini çürütmektedir. (Bedir Yayınevi. Tel. 0212/519 36 18)

    Hülasa (özet) olarak derim ki:

    1. Ehl-i Sünnetin ilmihal kitaplarında yazılı olan kesin bilgilere bağlı kalan kimse, din bilgini olmasa da yanılmaz.

    2- Ehl-i Sünnetin sınırlarını ve haddini aşan reformcu, naylon müctehid, kendi kafasından konuşan kişi ilahiyatçı olsa da yanılır.

    3. İslâm dininde ve Şeriatında on dört asırdan beri üzerinde ittifak edilmiş tesettür gibi dinî hükümleri, değerleri, kavramları inkar edenler dinden çıkar.

    4. Kendisinde tefsir yapma, müfessir olma ehliyeti bulunmayan kimseler Arapça bilmekle, ilahiyatçı olmakla tefsir yapamazlar. Böyle bir şeye yeltendikleri takdirde “Men fessere’l-Kur’âne bire’yihi fekad kefer” büyük tehdidi üzerlerinde olur.

    5. Binlerce çok büyük âlimin, on binlerce büyük alimin, yüz binlerce alimin gösterdikleri Kur’ân, Sünnet ve icmâ Müslümanlığını bırakıp da kendi kafalarına göre yeni İslâmlar türetmeye kalkışanlar sapıktır ve sapıttırmaktadır. Onların peşinden gidenler, Mevlâlarını değil, belâlarını bulur.

    6. Akıllı, vicdanlı, firasetli Müslümanlar dinlerini muteber/güvenilir ilmihal, fıkıh, akaid kitaplarından okuyup öğrenirler.

    7. Ehliyetsizlerin yazdığı tefsirlerden din öğrenilmez. Mukallid Müslümanlar, temel ilmihal bilgilerini muteber tefsirlerden bile öğrenemezler. Namaz kılmasını bilmeyen bir kimse Râzî Tefsiri’nden iki rekat namaz kılmayı iki sene çalışsa öğrenemez. Küçük bir ilmihal okuyarak iki saatte öğrenir.

    Sevgili Müslüman kardeşlerim, sakın Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığından ayrılmayınız. Reformculara, naylon müctehidlere, mezhepsizlere, telfik-i mezahip taraftarlarına, selefilere, şuculara buculara kulak vermeyiniz. Din işinin şakası yoktur. Cenâb-ı Hak cümlemizi doğru yoldan, Kendi rızasına ve Resulünün rızasına ve Salih seleflerin anlayışına uygun gerçek İslâm’dan ayırmasın.





    Mehmet Şevket Eygi






    kaynak:







  2. #2
    SAHARAY
    Misafir..

    Cevap: Tesettür konusunu

    “ İslam alimleri Kur’an, Sünnet, İcma ve fiili tatbikatla sabit olan örtünme hükmünü hafife alarak ve onu alay konusu yaparak reddetmenin, iman dairesinden çıkaran küfür davranışı olduğunu belirtirler.”

    Tanrı insanın fıtratına, kaba ve ağır avret yerlerinin örtülmesi duygusunu zaten vermiştir. Galiz avret (ön ve arka) konusunda hür ve kölenin eşit olduğunun; fakat hafif avret konusunda aralarında fark olabileceğinin kabul edilmesi (İbn Kudame, Muğni, II/286), ön ve arkanın örtülmesinin fıtri ve asli, bunun dışında kalan yerlerin örtülmesinin ise statüyle ilgili olup şeriatlara ve örflere göre değişebilir olduğu yorumunu teyit etmektedir.

    Klasik doktrinde sıkıntı ve fitne endişesi, örtünme konusunda iki anahtar kavram olup zaruret, örf ve adet de bunlara eklenerek birçok duruma ilişkin hükümler bu eksende verilmektedir.

    Bu örtünmeyi telaffuz edip başörtüsünü kastetmek, başörtüsüzlüğü, -tersinden okundukta- ‘iffeti korumamak’, ‘müstehcenlik’, ‘açık-saçıklık’ ve ‘çıplaklık’ gibi öne sürmek, hem Kur’an’a ve hem de İslam mantığıyla çelişmektedir. Kadınlara, vaki olmayan bir şeyi farz olarak yüklemek ve onları psikolojik baskı altında tutmak da bunun diğer bir zararıdır.

    “Ey Ademoğuları! Size ayıp yerlerinizi örtecek elbise, süslenecek giysi yarattık. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır…Ey Ademoğuları şeytan ana-babanızı (Adem ile Havva) ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın”

    Önemine binaen tekrarladığımız bu ayet, doğal ve asıl ahlaki ve insani örtünmeye açıkça işaret etmektedir. Ayıp yerler (sev’etan), daha önce de belirttiğimiz gibi, erkek ve kadının ön ve arka kısımlarıdır ve bunları örtmek farzdır. Bu noktada hiçbir kuşku yoktur. Sadece İslam fıkhı için geçen ‘setr-i avret’ deyimi, esasen, vücudun bu kısımlarının örtülmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. İslam fıkhında, sadece ve özellikle namazda ‘setr-i avret’ten bu anlamda bahsedilir. Nur Suresi 30 ve 31. ayetlerde “genel bir örtü” anl***** gelen ama kemikleşen yanlış yorumla “başörtüsü” şeklinde çevrilen “hımar”, kadınların örtünmesine bir ilaveye işaret eder. O da göğüs kısımlarını örtmeleridir. Bu anlamdaki örtünme hakkında apaçık bir dinsel hüküm ortaya koyan bu ve benzeri ayetler-ki başörtüsüne en çok delil olarak getirilen tek ayet 24 Nur 31’dir-örtünmeyi anıp gizlice ve imalı olarak başörtüsünün farzlığını kesinlikle anlatmamaktadır. ‘Sev’etan’ denilen ön ve arka kısmın örtülmesi meselesinin fıkıh kitaplarında yer alması, onun üsulden (temel dinsel konu) değil, fürudan (ayrıntı) olduğunu göstermektedir. Üsul kavramıyla, yaygın olarak temel inanç esasları ve bunlara ilişkin konular; füru kavramıyla da, birey davranışlarını ilgilendiren hususlar kastedilir. Bu anlamda başörtüsü namaz veya oruç gibi bir farzdır demek isabetli değildir ve herhangi bir temeli yoktur.

    Başörtüsü, Kur’an ve Sünnet’e ait apaçık nasslara dayanmamaktadır ve bu nedenle de farz olduğunu söylemek, ne Kelami ve ne de Fıkhi açıdan doğru değildir. Eğer böyle olsaydı, her büyük günahın illeti ve açık-seçik dinsel nassı olduğu gibi, başörtüsünün de dayandığı böyle bir temel olurdu. Başörtüsüne uymamak, iddia edildiği gibi, kesin bir farzı ihlal etmek olsaydı, en eski İslam kaynaklarında sayısı 76’ya kadar çıkan “büyük günahlar” arasında mutlaka geçerdi.

    O halde, başörtüsü, İslam’ın kendi özyapısına ait bir hüküm ve farziyet değil, zaman ve koşulları gözeten din adamlarının ‘fitne ve kadının varlık olarak avret’ sayılması gibi öznel değerlendirmelerinin tezahürü bir söylemdir.


    http://www.supermeydan.net/forum/for...read29005.html

Benzer Konular

  1. Tesettür Kombinleri
    dogangunes Tarafından Tesettür Modası Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 15-03-2016, 03:56 AM
  2. Nufus Konusunu Hocadan izleyin (izle)
    selviler Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2012, 08:31 PM
  3. Tesettür hakkında
    Bafrali77 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 08-10-2008, 12:33 PM
  4. Tesettür ve İhtilat
    Bafrali77 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-09-2008, 03:00 PM
  5. Yorum: 3
    Son mesaj: 06-05-2008, 09:07 PM
Yukarı Çık