Merhaba



İç çatışmalar ve uluslararası müdahale korkusunun kıskacındaki Suriye, aslında farklı dinlere mensup yurttaşlarına hoşgörü ve bir arada yaşama kültürünü kazandırabilmiş bir ülke.

Suriye’de etnik ve dini bağlar ve farklılıklar siyasetin doğal ve kültürel tabanını oluşturmaktadır.
Suriye tarih boyunca birçok dine ve medeniyete ev sahipliği yapmış bir ülke. Coğrafi konumundan dolayı da, medeniyetlerin ve dinlerin kesişim ve etkileşim kurdukları bir kavşakta olması, günümüze kadar ulaşan farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşama kültürünü ve hoşgörüyü beraberinde getiriyor.

Halklar anlaşsa da, 1946 yılında Fransızların tamamen çekilmesiyle kurulan Bağımsız Suriye devleti ise etnik ve dini farklılıklar ve Batılı devletlerin dış müdahaleleri sonucu uzun süre istikrarlı bir siyasi irade oluşturmayı başaramadı. Yıllarca Ortadoğu başkentlerinde temsil eden Hollandalı Büyükelçi, Nikolas Van Dam ‘ Suriye’ de İktidar Mücadelesi’ni anlattığı kitabında; ‘Suriye’de etnik ve dini bağlar ve farklılıklar siyasetin doğal ve kültürel tabanını oluşturmaktadır’ diyor.

İşte son aylarda yaşanan, Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiren dünya kamu oyunun odaklandığı Suriye, ülkede yaşamakta olduğu iç karışıklıkların üstesinden gelebilmek için çaba harcıyor. Etnik ve dini çeşitlilik, bu ülkedeki kültürel, toplumsal ve tarihsel birikimin zenginliğini gösterdiği gibi çatışma potansiyelini artırıp siyasi istikrarsızlığa da neden olsa da, Devlet başkanı Bashar El Essad bu zenginliği koruyabilmek için, uygulamaya koyduğu reformlar çerçevesinde en yeni adımı 8 Ağustos 2011 günü Hıristiyan dinine mensup Genel Kurmay Başkanı Korgeneral Davud Rajha’yı Savunma Bakanı (Suriye’de Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanlığına bağlı) olarak atadı.

Suriye’ de Hıristiyanlar…

Suriye vatandaşı olup ancak Hıristiyan dinine mensup kimselerdir.
Tek tanrılı üç ana dinin doğduğu topraklar, Suriye bölgesinin çevresinde yer aldığı için ilk yayılma alanları da Suriye olmuş. Ancak, Hıristiyanlığın etkisinde kalan bölge Hz Ömer’in 636 yılında fethi sonucu İslamlaşmaya başlamış. Fakat, Müslüman Araplar 8.yy.da Suriye’yi fethedene kadar ülkedeki en kalabalık topluluk Hıristiyanlar idi. İslamiyet’in, Suriye bölgesinde yayılmasından günümüze kadar bölgedeki Hıristiyanlar öz kimliklerini korumalarının en önemli nedeni, İslamiyet’in bu dine bakışı olmuş.
Fransız Mandası döneminde ise Hıristiyanlar, 1930 Anayasası ile hükümet kurumlarında temsil edilme hakkını elde etmişler, kendi yüksek eğitim düzeyleri sayesinde de kamu idaresinde tercihli bir yere sahip olmuşlar. Suriye, etnik ve dini çeşitliliğine rağmen milli devlet oluşturmak ve ulusal düzeyde bütünleşme sağlamak açısından tarihsel ve entelektüel birikime sahip ve diğer Arap ülkelerinden bir adım öndedir.

Çoğu, Ortodoks Grek, Suriye Ortodoks ve Katolik Grek Kiliselerine bağlı, Hıristiyan Araplar nüfus bakımından azınlıkta, fakat vatandaş olarak hukuk ve kanunlar açısından azınlık statüleri yok. Müslümanlarla eşit haklara sahip, vatandaşlık açısından tam bir yurttaş olarak Müslümanlar beraber yaşamaktan memnunlar.

Batı kaynakları Hıristiyanların,Suriye nüfusunun % 10 unu oluşturduğunu söylese de Suriye’de ki resmi kaynaklar bunun % 8 olduğunu söylüyorlar. Ülke içindeki dağılımları ise değişik yoğunluk gösteriyor. Örneğin Fırat havzasında (Rakka – Deir Ezour) Hıristiyanların % 20 si, Halep’ te % 10’u sahil kentlerinde % 15, Şam ve Asi nehri civarında ise % 5’i yaşıyor. Aslında bölge insanları olarak Hıristiyanlığı ilk benimseyen halkların başında Suriye halkı geliyor. Aramiler yani eski Suriyeliler İsa peygamberin dilini (Aramice) kullanan, ilk Hıristiyanlardır. Suriye’ nin güney bölgesinde yerleşen ilk Hıristiyanlar Gassaniler (Gasasine)’ in, daha sonra bir kısmı İslamiyet’e geçmişler.



Bir Hıristiyan Arap Milliyetçisi olabilir…

Suriye’ de özel dini mahkemeleri, evlilik, veraset konularında, bağlı bulundukları kilisenin çatısı altında özel yargı sistemleri de var. Bu sistem devletin yürürlükteki yasalarına herhangi bir aykırılık da oluşturmuyor. Seçimlere, Hıristiyan ya da Müslüman olarak değil vatandaş olarak katılıyorlar ve yönetimde de adil temsil ediliyorlar. Bakan, Başbakan ve devlet başkanı olabiliyorlar. Hayatın tüm alanlarında işbirliği içindeler. Aslında tarihte 1300 yıl geriye gittiğimizde Müslüman halifelerin müsteşarlarının Hıristiyan olduklarını görebiliriz. Tarihte bunlara ‘Şam Hıristiyanları’ deniyor. Mesela Faris El Huri, Suriye’ de başbakanlık yapmış bir Hıristiyan.

Hatta bir Hıristiyan Arap Milliyetçisi olabilir ( Baas Partisi kurucularından Şam Grek-Ortodokslarından Mişel Aflak gibi) ne dini ne de kanuni bir engelleri var. Nüfus bakımından azınlık olmalarına rağmen azınlık anlayışı ise Avrupa’nınkinden farklı. ‘Çünkü biz bölgede Müslümanlardan önce vardık. Avrupa’ da çoğunluk ise azınlıktan önce vardı. Biz Arabız. Arap ve Suriye vatandaşı olarak muamele görüyoruz’ diyorlar.

Suriye’nin değişik kentleri ünlü kiliselere (Meryem Ana Kilisesi – Seydnaya gibi) ev sahipliği yapıyor ve Hıristiyanlar için haç merkezi. Birçok Hıristiyan din adamının ana yurdu olmuş Suriye’ de, halen dağlarda tepelerde onlarca manastır kilise ve insan uygarlığına yönelik Hıristiyanlık tarihini ve izlerini taşıyan eserler bulunuyor. Son aylarda Suriye’de yaşanmakta olan olaylar nedeni ile İslami eğilimleri ön planda olan Hama şehrinde de Hıristiyanlarında özgür bir biçimde ibadetlerini yerine getirdikleri Rum Ortodoks kilisesi bulunuyor. Suriye Hıristiyanları birkaç kiliseye bağlıdır. Bunların çoğu ibadetlerini ve günlük konuşma dilleri Arapça yapıyorlar. Süryaniler ise, Aramice (Süryani dili). Osmanlı Devletinin çıkardığı 1915 tehcir kanunu ile (Anadolu’dan göçe zorlanan) Halep’ e, daha sonra da Kamışlı ve Haseke’ ye yerleşen Ermeniler, Hafız El Essad döneminden itibaren kendilerini ifade etmelerine izin verilmiş ve kendi okullarında eğitim görmeye, Ermeni dilini konuşmaya, bu dilde gazete çıkarmaya devam etmişlerdir.

EMEVİ CAMİİ...

Halife Velid Bin Abdulmelik’ in (705-715) Emevi İmparatorluğunun gücünü gösteren Emevi Camii’ n yerinde Roma İmparatorluğunun, İ.S. 312 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra Emevi Camii olduğu yerde bulunan Jüpiter Tapınağı’ nın üzerine Saint John Baptist Kilise’sini inşa ettiriyor. Bu kilisenin Emevi Camii’ ne çevrildiğine yönelik bir çok rivayet var. Hatta bu rivayetlerden birine göre Halife Velid, eski kiliseyi camiye çevirmek için bölgedeki Hıristiyan din adamlarına başvurur. Onlardan Eski Şam’ ın başka üç yerinde kilise yapmaları karşılığında kilisenin, camiye çevrilmesi için onay ister ve vaftiz kuyularının korunması koşulu ile kabul ederler. Halife de jest olarak kiliselerden birinin yanına bir minare yapılarak ezan okunmasını ister. Bu minareyi hoş görünün sembolü olarak Bab Şarki’ den Mithat Paşa Caddesi üzerinde görebiliriz.

Ayrıca camiin yapımı sırasında işçilerin bir yer altı kuyusunda bulduğu Hıristiyanların Saint John Baptist, Müslümanların Vaftizci Yahya olarak adlandırdığı Hz. Yahya’ nın kafasını bulurlar ve Halife’ nin emri ile gömülür. Günümüzde vaftiz kuyuları ve Hz. Yahya için yaptırılmış türbe Emevi Camii içinde ibadet yapılan kısmında. Bundan dolayı Emevi Camii hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için tarihsel bir öneme sahip. Üç minaresi olan caminin Doğusundaki burç üzerinde yükselen minare adı ‘İsa Minaresi’.



ESKİ ŞAM SOKAKLARINDA…

Sosyoloji’ de yer alan “etnik”, “etnik yapı”, “etnik grup” gibi kesin ve ortak tanımlamaları yapılamayan kavramlar, doğduğu ve yaşadığı sosyal çevre içinde ele alınmalı sözünü düşündüğümde etrafıma alıcı gözü ile izlemek için Eski Şam sokaklarındayım .

Suriye’ de yaşayan Hıristiyanlar için dini bayramlar özel resmi tatil ilan ediliyor. Etrafa şöyle bir baktığımda, günlerden Cuma olduğunu fark ediyorum. Çünkü, Cuma günü kapalı bir dükkan görürseniz Müslüman, Pazar günü kapalı ise Hıristiyan birinin dükkanı olduğunu anlayabilirsiniz.

Eski Şam’ da Hıristiyanlar daha çok Bab Tuma (TOMAS KAPISI) ve Bab Şarki’ de (DOĞU KAPI) yaşıyorlar. Burada dar sokaklarda dolaşırken önünde mumlar yakılan, kimi demir kafesler kimileri cam bölmelerin içerisinde Meryem Ana heykelleri dikkat çekici. Ayrıca, Suriye’ de Doğu Avrupa’ da, Rusya’ da ve İngiltere’ de yaygın olan hemen her kilisenin giriş kapısının üzerinde atının üzerinde yerde yatan ejderhayı öldüren Romalı bir komutan ve Hıristiyan Aziz Georgeos ikonu var. Şam’daki Hıristiyan bölgesindeki ev duvarlarına boyayla çizilmiş haçlar, kilise ve evlerin üzerindekiler, balkonlardaki ışıklı olanlar ve evlerin içinde duvarları süsleyen büyük haçlar günlük yaşamın bir parçası olarak bölgenin dinsel kimliğini yansıtıyor. Hıristiyanların yaşadığı bölgelerdeki dar sokak aralarında özellikle şık görünümlü Hıristiyan kadınlar, boynuna taktıkları gösterişli haçlarla karşınıza çıkabiliyor. Bu haçlar dinsel ve kültürel kimliklerinin bir ifadesi olmakla birlikte kadınların estetik ve moda anlayışlarının bir parçasını oluşturuyor. Eski Şam sokaklarında dolaşırken ruhuma doldurduğum hoşgörüyü, Suriyeli Hıristiyanlarla konuştum…

Bab-ı Şarki’den, Mithat Paşa’ ya doğru yürürken sıcak renkli yağlı boya tabloların olduğu bir atölyeden içeriye doğru bakıyorum. Her zaman olduğu gibi güler yüzlü bir bey beni içeriye davet ettiğinde, kahvelerde sanki hazır her zaman. Helli kahvelerimizi içip, atölyede kısa turdan sonra;‘Eski Şam’da doğdum, büyüdüm yaşlandım. Hukuk okudum. Fakat şimdi hobi olarak bu galeri de çalışıyorum. Avrupalılar Ortadoğu’ da sadece İsrail’i biliyorlar. Ancak, Suriye’ye gelince derin bir kültürün ve sosyal yaşamın olduğunu öğreniyorlar. Nüfus kağıdımda Hıristiyan yazıyor, ama biz Suriye’ de yaşayanlar için hangi dinde olduğumuz fark etmiyor. Karşılıklı birbirimize hoşgörü gösteriyoruz’.

Atölyeden çıkıp sokak aralarına doğru yürümeye başladığımda, açık gördüğüm kapı aralığından baktığımda mavi eşarplı Meryem ana heykeli için, etrafında çiçekler olan bir ibadet köşesi yapılmış. Aynalı belli ki o da en az 100 yıllık bir sofanın üzerinde duruyordu. Merak edip dar koridordan içeriye süzülürken su sesi geliyordu. Köşeyi dönünce kimileri ekili kimileri saksıda çiçekler ve ağaçlarla kaplı oldukça nostaljik izler taşıyan kocaman geniş bir avluda, bitkileri sulamayı bitirmiş, bahçeyi yıkarken buldum, Raula Shamendi’ yi. Temizliğini yarım bırakıp; ‘Evimiz çok güzel ama dökülen yaprakları temizlemek zor oluyor, 46 yaşındayım. Eski Şam’ da dedemin yaptığı bu evde doğdum. Bizde o zamandan bu yana hemen hemen 100 yıldır bu evdeyiz. Şimdi annemle beraber yaşıyoruz. Evimizin bazı süslemeleri Türk izleri taşıyor. Suriye’ de Ortodoks bir aileyiz’ diyor.

Aynı dar, samimi sokakta yaşayan Amal Kassap, sabahın erken saatine rağmen tam makyajı ile evini temizlemiş elinde temizlik bezi yoldan geçen komşusu ile kapıda sohbet yapıyordu. Şam’da yaşayanların evlerinin içini çok merak ediyordum. Aralık olan kapıdan fırsatı kaçırmayıp içeri doğru bir göz attım. Tüm cesaretimi toplayıp selam verip, ‘eviniz çok merak ettim’ deyince tereddütsüz içeri davet etti. Bir daha cesareti toparlayıp, ‘evinizde fotoğraf çekebilir miyim’ dedim. Onu da memnuniyetle kabul etti ve sohbet için oturmamı istedi. Salonun bir köşesinde Meryem Ana âdeta, oditoryum izlenimi veren bir köşede etrafı çiçek ve süslemelerle yerini almıştı. ‘Burada her zaman dua ederim. Benim küçük ibadet köşem’ diyordu.

Sonra kendinden kısaca söz etmeye başlıyor; ‘55 yaşındayım, 1970 yılında evlendim. 3 kızım 1 oğlum var. Eşim Katolik ben Ortodoks’um. Böyle bir evlilik aslında çok zor. Fakat Suriye’ de bu tür evlilikler oluyor. Şimdi eşim vefat etti. Bu evde 20 yıldır oturuyoruz’ derken gözleri dalıyor. Biraz sonra kapı çaldı. İçeri genç bir bayan girdi. Kızı Marlin. Amal Hanım Ortodoks, eşi Katolik olunca kızının hangisini seçtiğini merak ettim. ‘o babası gibi Katolik, fakat onun eşi de benim gibi Ortodoks’ diyor .
İncil’de bir ayet hep dikkatimi çeker, şöyle diyor; ‘mademki hepsine hayat, soluk ve her şey veren kendisidir, bir şeye muhtaç imiş gibi, insanların elleri ile ona hizmet olunmaz; ve muayyen vakitlerini ve meskenlerinin sınırlarını tayin ederek bütün yeryüzünde otursunlar diye insanların her milletini bir kandan yarattı…’

İşte bunun en güzel örneğini Suriye’ de görmek mümkün.



Leyla Kayuka; Suriye’ de fanatiklik yok…

Antakya’dan Şam’a giderken otobüste, yan koltukta oturan Şam’daki akrabalarını ziyarete giden Bayan Kayuka, 1940 doğumlu Arap Ortodoks. 33 yıl önce evlenip Antakya’ya yerleşmiş, o günden bu yana Antakya’ da yaşıyor, ama ‘atalarımızdan Şamlıyım’ diyor. 16-17 yaşlarında iken hem okul takımında, hem de Ghasani spor kulübünde bayanlar arasında ping pong da oynayan Kayuka, Şam’ da işletme okumuş kültürlü bir kadın. Okullar arasındaki turnuvada madalyası bile var. Şimdilerde yapmasa da, uzun yıllar Antakya’ da özel olarak Arapça dersleri vermiş. Kayuka, dinlerin ve gençlerin durumundan şikayetçi; ‘Hemen hemen her Pazar kiliseye gider duamı ederim. Eski şeyler kalmadı artık. Kültürlü din yok. Ne Müslümanlıkta ne de Hıristiyanlıkta. Kültürlü dinde fanatiklik olmaz (taassup) Kimse kendini geliştirmiyor. Eskiden din daha medeni idi. Medeniyet, üniversite bitirmekle kıyafetle de olmaz. Gençler ayakları üzerinde durmuyorlar’ diyor. 2006 yılında 91 yaşında iken kaybettiği 1917 doğumlu eşi Petrus Kayuka’ nin doğum yeri Antakya. Sonra, Osmanlı-Arap ve Fransızlar arasında Antakya sorun olunca Şam’a dönmüş ve Şam’ da Beyrut’ta Psikoloji okumuş. 1950’ de tekrar Antakya’ ya dönmüş. Kayuka, kardeşi Mari, Türk Elçiliğinde çalışırken, birlikte gittikleri bir toplantı sırasında eşi ile tanışıyor; ‘Eşim büyük bir aileye sahip. Kayınpederimi Yorgaki Efendi diye çağırırlardı. Kendisi hem çok sosyal hem de politikanın içinde yer alan bir kişi idi. Ama politikadan söz etmek istemiyorum. 1960’larda Milletvekili Şakip İnan’a çok yardım etti ve birlikte çalıştılar. Adım evlenmeden önce Leyla Catinis idi. Çocuğumuz olmadı. İyi ki de olmadı bu zamanda çok zor. Yılda 2-3 kez Şam’a kardeşimi ziyarete giderim. Hakiki Şam’ lı da kalmadı artık çok az. Daha çok Türkmen var’ diyor.

Artık Antakya’ da da her dinden insan birbiriyle evlendiğini söyleyen Kayuka; ‘Bu çok güzel bir şey o zaman aşırı uçlar kalkıyor. Tek Allah var. Suriye’de de fanatiklik yok. Herkes kendi dinini yaşıyor. Herkes kardeş gibi yaşıyor’.

Nadia Khaddour:

UPS Şam’ da yönetici olarak çalışan Khaddour, kendisini şöyle anlatıyor; ‘1958’ de Şam’ da doğdum. İsmim Hıristiyan ismi ama Müslüman bir ailem var, eşim de Müslüman. Anneannem Filistinli idi. Filistin’ de okulda Türkçe ders almış ve çok iyi Türkçe konuşurdu. Türkler Arap dünyasında yaşarken okullarda Türkçe ders verilmiş. Bizi çocukken uyuturken onun söylediği Türkçe ninnilerle uyurduk.

Dandini dani dastana,
Danalar girmiş bostana.
……..
Mini mini bir kuş donmuştu.
Ninnileri ‘anneannemin sesinden hep kulaklarımda’ diyor.
Nadia’nın Meryem, Leyla, Kinda ve Sham isimlerinde 4 kızı var. Kızlarından 3’ü 2010 aynı ay içerisinde Müslüman gençlerle nişanlanmışlar, ama ‘biz Müslüman Hıristiyan diye bakmıyoruz. Onlar onları sevdiler ve nişanlandılar. Hıristiyan birini sevselerdi, Hıristiyan ile evlenirlerdi’ diyor.

Kendisi Müslüman ama, adı ve soyadı Hıristiyanlarda da olan Khaddour’a,siz çocuklarınızın bir hıristiyanla evlenmesine karşı olmadığınızı söylüyorsunuz. Peki buradaki diğer Müslümanlar ve Hıristiyanlar nasıl düşünüyorlar? diye sorduğumda; ‘Özellikle son 2-3 yıldır çok evlilikler oluyor. Ailelerin pek çoğu da bu evlilikleri kabul ediyorlar. Bu bizim yaşamımız. Avrupalı Hıristiyanlar bunu anlamıyorlar. Her zaman, saygı duymaktan öte, birbirimizin bayramlarını da kutlarız. Aslında birbirimizin dinini bilmeyiz bile. Yani o Hıristiyan bu Müslüman gibi hissetmeyiz’ diyor.

Avrupalı Hıristiyanlar buradaki birlikteliğe nasıl bakıyorlar? Sorusuna ise cevabı; ‘Avrupalı Hıristiyanlar buradaki Hıristiyanların oryantalleşmesini istemeseler de buraya gelip aramızdaki iletişimi gördüklerinde, hoşlarına gidiyor. Onların da bakış açıları değişiyor. Buradaki Müslümanlar biraz Hıristiyan, Hıristiyanlar da biraz Müslüman gibiler aslında. Mesela kızım Kidna Syednaya’ daki kiliseye gitmek istedi. Bayramlarında sokakta yürürken meşale taşımak istedi. Eşim ve ben bunu tereddütsüz kabul ettik. Aslında biraz karışıklık, Müslümanlar İsa’yı, Meryem anayı kabul ediyorlar. Ama Hıristiyanlar Kur’ an a inanmıyorlar. Gene de biz kendi aramızda sorun yaşamıyoruz.

İki din arasında, dünyanın hiçbir yerinde olmayan iyi ilişkiler içerisindeyiz. Benim izlenimim Politika her nedense bu ilişkiyi bozmak istiyor’ oluyor.

Arap Ortodoks olan yazar/ doktor Haifa Bitar’ ın çıkışı…

O din, cinsellik ve siyaset konularında Suriye Edebiyatı’nı ‘kırmızı çizgi’ nin ötesine taşıyor. Kendisi ile Ankara/Edebiyatçılar Derneği T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Suriye Yazarlar Birliği ile ‘Komşu Edebiyatlar Buluşuyor; Türkiye-Suriye’ düzenlenen etkinlikte, Ankara’da bir araya geldik.
Arap Ortodox olan Bitar, öncelikle ‘yazar’, sonra ‘göz doktoru’ yum diyor. Suriye’ nin Akdeniz kıyısındaki şehri Lazkiye’de ailesi ve 24 yaşındaki kızı Heda ile beraber yaşayan ‘yazar’ a neden böyle düşündüğünü sorduğumda;



‘Yazı yazmak gizli bir yetenektir’

‘Şirin adlı küçük kız vardı. Gözünde kanser tespit edildiğinde, gözü ameliyatla alındı. Ben de bu ameliyatta bulunmuştum. Sonra diğer gözüne de kanser sıçradığını anladık. Bir doktor olarak en zor şey bunu ona nasıl söyleyecektim. Bir sonbahar günü idi, odasına doğru yürürken uzun kül rengi koridor gözümüm önünde daha da uzayıp gidiyordu, yıkılmıştım adeta. Bu sadece acıklı bir öykü değil, bütün duygularımı yerle bir eden inanılmaz derin bir duygu idi.

Aynı günün akşamı, duygularımı 10 sayfada yarım saat içinde kağıda aktardım. Sonrasında yazdıklarımı babamla paylaştığım da ‘sen bir doktorsun ama bence öncelikle bir yazar’ demişti ve yazdıklarıma da ‘Gözyaşı Olmayan Ağlayış’ başlığını vermişti. Babamın sayesinde gizli yeteneğimi bana fark etmiştim. İşte, o gün bugündür de yazmaya devam ediyorum. Her yazı yazmaya başladığımda duygularımı ayağa kaldıran, Şirin’ in öyküsü hep aklımda’ diye yazı hayatına başlangıcını anlatıyor.

Kendi yaşanmışlığını anlattığı ‘Boşanmış Bir Kadının Günlükleri’ ile ‘boşanmak için uğraş verdiğim 7 yıl öylesine beynime kazınmıştı ki çok kısa bir zaman içinde kaleme aldım’ diyor. Kitabı yayınlandığında bekar, evli, boşanmış ya da boşanmak üzere olan tüm kadınlar, ‘sen bizim sessizliğimizi anlattın’ diyerek destek vermişler.

Din açısından bakacak olursak, her ne kadar Müslümanlıkta kadın sorunları çok diye bilinse de bir Arap hıristiyan olarak Bitar; ‘Mesela erkek ‘Beni seviyor musun?’ diye sorduğunda, kadın sessiz kalırsa, kadın seviyor demek. Kadın toplum içindeki yerine göre kutsal sayılıyor. Tüm anneler kutsaldır sözünde olduğu gibi. Anne olmasa da yaratıcı kadın bence daha kutsaldır. Hatta evliliği istemeyen kadına bencil olarak bakılıyor. Hıristiyanlıkta boşanmak yok, durum ne olursa olsun evliliğe devam edilmesi isteniyor. Papaza boşanmak istediğimi söylemek için gittiğimde izin vermedi. Anlayamadığım papazlar evlenmezler, bunun için de evlilik hayatını, duygusunu bilmeyen biri böyle bir şey için nasıl karar verebilir anlamıyorum’ Arap dünyasındaki kadının sorunu olarak anlatıyor.

Yayınlanmış, 25 kitabının, İngilizce ve İtalyanca çevirileri yapılıyor. Türk yazarlardan Aslı Erdoğan’ın bir kitabını okuduğunda çok etkilenen Bitar, kendi kitaplarını da Türkçe’ de görmeyi arzu ediyor. O hep, öykülerinde, romanlarında özgür ve modern kadının onurlu yerini yansıtmaya çalışıyor. Neden bu tarzı seçtiğini sorduğumda; ‘Çünkü; Kadının özgür olması ile fahişelik bir tutuluyor. Bir çok erkeğin tepkisini toplayabilirim ama, Arap toplumunda böyle şeyler görüyorum. Erkeklere baktığımızda da sanki 2.ci kadın almaya nasıl hakları olabiliyor. Onlar, birinci kadın ev işleri ve çocuklara bakmak için, 2.ci kadınla ise aşk yaşamak istiyorlar. Bu gerçeği sadece ben değil bütün Arap kadınlar dile getiriyorlar’



Diğer Yazarlar..

Roza Yasin, Alviye Soubh, Huda Barakat, Hanan Al-Sheikh, Semiha Khreis ve Mari Reshou gibi Suriyeli kadın yazarlarda bu konuları işliyorlar ve eleştiri alıyorlar. Bitar, tüm dünyada, özellikle kadın yazarlar kadın sorunlarını kaleme aldıklarında eleştiri alabiliyorlar. Arap toplumundaki en büyük nedense; ‘erkek kültürlü de olsa aydın da, erkek kadına egemen olma ve erkek olduğu için kadını değerlendirme hakkı olduğunu düşünüyor’. Bu konuları işleyen, 40 bayan yazara toplumu erkeksiz düşünebilir misiniz diye sorduğunda hepsi ‘ hayır’ cevabı almış.

Sağlam bir toplum oluşturabilmek için erkek/kadın arasında işbirliği olması gerektiğinin savaşını veren Bitar, ‘2 Katlı Kadın’ kitabında da haksızlığa uğrayan kadınının hesaplaşmasını anlatarak, sorunları dünyaya yansıtmaya çalışıyor.

Edebi başkaldırılar…

Bir kadın olarak, feminizm sevmediği bir akım olsa da ‘Basından izlediğim kadar ile siyasete başkaldırı olarak görüldüğünden politik olarak feminist hareketler baskı altında’ diye düşünüyor.
Bitar’ ın, ‘Kırmızı çizgi’de yazar bir kadın olarak kitaplarınız Suriye’ de hiç sansüre uğradı ya da yasaklandı mı sorusuna cevabı ise; ‘Bir yazar sansürcüden daha zekidir. Şimdiye kadar ne yazmak istedimse yazdım’ Şimdilerde bu öykü kitaplarımın Türkçe çeviri çalışmaları yapılıyor’.

Suriye’ de yaşamayan Suriyeli Hıristiyanlar…

Ürdün kralı Hüseyin eşi Kraliçe Nour ( Halep asıllı, asıl adı Liza Najip),
Bugün Latin Amerika’ da en az Suriye nüfusu kadar Suriye kökenliler yaşıyor. 20. yy başlarında Suriye’den göç etmiş. Bunlardan biri de, 1988-1989’ da Arjantin Başbakanı Carlos Monen. Suriye o dönemde Osmanlı İmparatorluğu döneminde göç ettikleri için, Latin Amerika ülkelerinde onlara halen ‘El Turco’ deniliyor. Ve göç edenlerin çoğunu Hıristiyanlar oluşturuyor.
“Arap dünyasından öğrenilecek şeyler var”
Mısır’ı ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Batılı değerlerin Arap dünyasına dayatılmaması uyarısında bulunmuştu. Medvedev, başkent Kahire’de bulunan Arap Birliği’nin merkezinde yaptığı konuşmada, “Arap dünyasından öğrenilecek şeyler var” diyerek, Arap dünyasına dışarıdan demokrasi dayatılmasının ve yabancı müdahalesinin kabul edilemez olduğunu söylemişti. Sosyoloji’ de yer alan “etnik”, “etnik yapı”, “etnik grup” gibi kesin ve ortak tanımlamaları yapılamayan kavramlar, doğduğu ve yaşadığı sosyal çevre içinde ele alınmalı sözünü bir kez daha düşünmeye başladım.

Suriye’de Hıristiyanlarının yaklaşık dağılımı:

Rum Ortodoks …….550 bin
Ermeni Ortodoks… 350 bin
Rum Katolik… ……185 bin
Süryani Ortodoks…. 170 bin
Süryani Katolik …….65 bin
Ermeni Katolik …….60 bin
Maroniler (Katolik Arap)… ………. 60 bin
Protestan ……………38 bin
Asuriler… …………..35 bin
Latin kökenliler …….21 bin
Katolik keldaniler.. . 170 bin
Suriye’deki ünlü Hıristiyan eserleri:

Şam’ da, Emevi camii - Meryem Ana Kilisesi - Hananya Kilisesi - Pavlus Kilisesi / Tartus’da katedral (şu an müzeye dönüştürülmüş durumda) / Humus kentinde Umm Zennar Kilisesi / Halep’ de Geogios kilisesi başta olmak üzere pek çok sayıda eski ve yeni kilise bulunuyor. / Saydnaya’ da manastır - Thomas manastırı - Geogios manastırı - Rahibe Sophia - İlyas peygamberin makamı da Saydnaya da bulunuyor. / Malula’ da St.Ttakla ve Sergios Manastırı / Bakhus Manastırı.

Suriye Tarihinde Hıristiyan Devlet Adamları:

Korgeneral Davud Rajha… Suriye Genel Kurmay Başkanı ( 2009-2011)
Ağustos 2011’ de Savunma Bakanlığına getirildi.
Jozef Sued ………………...Devlet bakanı (halen)
George Sumi ………………Sulama Bakanı (halen)
Mişel Eflak…………………Suriye Baas partisi Kurucularından
Makram Obeyd …………… Ulaştırma Bakanı (eski)
Amer Housni Loudfi ………Ekonomi ve Ticaret bakanı (eski)
Fuad Jouni………………….Sanayi Bakanı (eski)
Lübnan staratejik araştırmalar Merkezi – ‘Rakamlarla Suriye Cilt 1 ve Cilt 2’
Suriye’ de Hıristiyan Varlığı Sayıları ve Gelişimleri….Araştırmacı / yazar Samir Abda

Yazı ve Fotoğraflar: Yıldız Çelik

Suriye: tekilemeyen Hristiyanlar - Sryaniler | Renkler Solmasn, Kltrler Kaybolmasn