Mevlana'nın ölümünden sonra Pervane Muiniddin ve karısı Gürcü Hatun tarafından türbe yaptırılmıştır.
Türbe daha sonra dini ve sosya işlevli mimari eklemeler yapılarak günümüzdeki şekliyle bir mevlevi dergahı haline getirilmiştir.



Mevlana'nın ölümünden sonra yani 1273 yılından itibaren imarına başlanan derga Cumhuriyetten sonra müze haline dönüştürülmüştür. Müzede Mevlana ve diğer Mevlevi sanatçıların ait veya çeşitli yollarla dergaha gelmiş değerli yazmalar, hat ve tezhip örnekleri, maden cam ve ahşap eserler ile mevlevi musukisi enstrümanları, halı ve kilimler sergilenmektedir.

Türbenin en ilgi çekici kısmı Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veled'in kabirleri üzerinde yükselen Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe)dir. 1396'da Selçuklular döneminde Mimar Bedreddin'in yaptığı kubbe yeşil çinilerle kaplıdır. Türbenin içi alçı rölyef, kalemişi nakış ve yazılarla süslenmiştir. Hz. Mevlana'nın sandukası dönemin ahşap işçiliğinin üstün örneklerindendir. Ancak bu yüksek sanduka şu an babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veled'in üzerinde bulunmaktadır.

Türbenin kuzeyinde XVI.yy.da Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Semahane (Mevlevi Ayinlerinin- Semanın yapıldığı yer) ve Mescid kısımları yer alır. Şeb-i Aruz Havuzu ise dergah mutfağının önündedir. Mevlana'nın ölüm yıldönümlerinde, "Şeb-i Aruz" - "Düğün Günü" olarak adlandırılan günlerde) havuz etrafında sema töreni yapılır. Hz. Mevlana ölümü tanrıya kavuşma yani, düğün olarak tanımlandığından bu günler de Düğün olarak değerlendirilir.

Hz. Mevlana herşeyden önce tam bir insan dostu, barış taraftarı ve büyük bir yol göstericidir.