Merhaba



Bir masal ve bir kent:

Efes’i dolaşırken gezdiğiniz yerin gerçek Efes’in ancak dörtte biri olduğunu unutmayın... Mermer Cadde üzerindeki iki tekerlekli Roma arabalarının izlerine, yetenekli gençlerin çiziktirdiği resimlere, hamamlardaki sıcak ve soğuk su tertibatına dikkat edin. 24 bin kişilik o dev tiyatroda oturup ovayı seyrederken horoz dövüşlerinden gladyatör oyunlarına, vahşi hayvan dövüşlerinden trajedilere her tür oyunun sahnelendiğini düşleyin...


Atina Kralı Kodros’un Androklos adında maceraya düşkün, doğaya aşık bir oğlu varmış; Androklos, dağların içindeki oyuklardan vadilerin en dipsiz köşelerine kadar kara kıtayı keşfetse de karşı kıyılara, Anadolu’ya olan merakı günden güne artınca yanına arkadaşlarını alarak Ege’nin lacivert sularına açılmış. Teknede dalgalarla boğuşmamaları için deniz tanrısı Poseidon onlara eşlik etmiş, tanrıça Artemis bütün cömertliğiyle yelkenleri şişirmiş ve böylece o büyülü koya gelmişler. İnanç sahibi biri olan Androklos, tanrılara müteşekkir kalmış; vadiler, ormanlar, dağlar, kıvrıla kıvrıla körfeze dökülen bir nehir (Küçük Menderes) ve denizle göğü birleştiren bir mavilik... Bu koyda kendi kentini kurmak istemiş istemesine ama o dönemin kuralı gereği tanrılardan izin ve onay almayı gerekiyormuş. Yoksa tanrıların gazabı üzerinde olursa...

Arkadaşlarından birini gerisin geri Delfi’ye yollamış, buradaki kutsal Apollon Tapınağı’ndaki kahine kenti nerede kurması gerektiğini sorsun diye. Kahin demiş ki “Bu yeri size bir balık işaret edecek, bir domuz da yol gösterecek!” Hiçbir şey anlamamışlar. Bir gün karınlarını doyurmak için denizden balık tutup ateş yaktıklarında balıklardan biri tam ateşe konacakken ellerinden kaymış ve çalılıklara düşmüş. Etraflarında dolaşığını sonra anlayacakları yaban domuzu ateşten ve balığın sıçrayışından korkarak kaçmaya başlayınca Androklos, “işte” demiş kendi kendine, “kahinin sözlerini hatırla”. Atına atladığı gibi yaban domuzunun peşine düşmüş ve domuzu avladığı yerde Efes kentini kurmuş...

Masalın tam anlamıyla gerçeği yansıtıp yansıtmadığını bilemesek de tarihçiler, M.Ö. 10. yüzyılda Hellenlerin Ege kıyılarına gelerek buraları kolonize ettiklerini doğruluyor. Androklos’la beraber krallık döneminin başladığını, onun ilk kral olduğunu da.

Şu bir gerçek: Androklos, Efes’e geldiğinde burada Anadolu’nun yerli halkı Karialılarla Lelegler yaşıyor ve ana tanrıça Kibele’ye tapıyorlar. Androklos, tanrıça Artemis ile Kibele’yi bir araya getirerek burada bugün Efes Müzesi’nde karşımıza çıkan Efes Artemisi’ni yaratıyor.

Efes kenti, tarihte birçok kere yer değiştirmiş. İlk kentin yeri tam olarak bilinmiyor ama antik dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın bulunduğu alan ikinci, bugünkü Efes ise üçüncü şehir. Ondan önce insanlar, bugün yok olmuş limanın kıyısında oturuyorlardı. Artemis Tapınağı da burada, ki zaten tapınak alanı ve sembolik sütunu yerini belli ediyor. Tapınak muhteşem bir ihtişam ve zenginlik kaynağı... Ayakta duran tanrıça, iki elini öne doğru uzatmış, bolluk ve bereket dağıtıyor. Kazılardan çıkan mermerden, fildişinden, altından küçük büyük ana tanrıça heykelleri Efesliler için tanrıçalarının ne kadar büyük önem taşıdığının ispatı. İskender’in doğduğu tarihte, M.Ö. 356’da 21 Temmuz gecesi ünlü tapınak adını tarihe yazdırmak isteyen Herostratos adındaki bir akıl hastası tarafından yakılıyor. Ve hemen Efesliler yeni tapınağın inşası için seferber oluyor.

İskender, Pers egemenliğine son verip 334 yılında Anadolu’ya geçtiğinde Efeslilere tapınağın inşasının bitmesi için para vermeyi önerse de reddediyorlar: “Bir tanrı bir başka tanrıya tapınak yaptıramaz!” Bunun üzerine vergilerini azaltıp kendince tapınak için katkıda bulunuyor. İskender sonrası komutanlarından Lysimakhos tarafından yönetilen Efes, Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonlarla dolmuş ve yaşanamaz halde... Bugün bunu anlamak zor, çünkü karaya dönüşmüş durumda. Bugünkü Efes’i inşa eden Lysimakhos tanrıçalarından ayrılmak istemeyen Efeslileri buradan ayrılmaya ikna edemez. Sonunda kanalları tıkayarak tuzak kurar ve beklemeye başlar. Yağmur yağınca evlerin hepsi su altında kalır ve Efesliler sessizce boyun eğerler.

Artık üçüncü kentte yaşam başlamıştır. Roma Çağı’nda kent giderek genişler ve imparatorların yeni eklemeleriyle bugün gezdiğimiz o büyülü atmosferi yaratır. 200 binden fazla kişi yaşamaktadır burada... İskenderiye’den sonra doğunun en büyük kenti Efes’tir... Biri limanda – ki bugün bu bölge alüvyonlarla dolduğu için denizden iyice uzakta- biri yukarıda olmak üzere iki agorası, hamamları, Kuretler ve Liman Caddesi ne kadar zengin ve kalabalık olduğunu anlatır. Müstakil, bahçeli, çok katlı bloklu çeşit çeşit evleri vardı. Özel banyo daireleri alttan ısıtılır, su boldur. Meşalelerle aydınlatılan şehire hem denizden hem karadan ulaşmak mümkündür.

Celsius adındaki valinin yaptırdığı kütüphanesi, yine İskenderiye’den sonra ikinci büyük kütüphanedir. Aziz Pavlus Hıristiyanlığı yaymak için üç buçuk yıl Efes’te kalır. III. Konsil burada toplanır ve Hıristiyanlık tarihinin yedi kilisesinden biri de buradadır.

Muhteşem bir ihtişamın ardından gelen depremler kenti harabeye dönüştürür. Kimisi ısrarla burada yaşamayı sürdürür, kimisi Meryem Ana’ya eşlik ederek Efes’e gelen İncil yazarı Aziz Jan’ın ölümünden sonra yapılan bazilikanın çevresindeki dördüncü kenti oluşturmaya başlar. Bir iki yüzyıl hem Ayasulug Tepesi denen bazilikanın bulunduğu yerde hem de Efes’te yaşarlar. Ama M.S 9. yüzyıldan sonra bazilikanın çevresi gitgide büyüyerek kente dönüşür; adı da Aziz Jan’dan ötürü Hagios Theologos’tur, yani İncil Yazarı Aziz.

Efes’i dolaşırken gezdiğiniz yerin gerçek Efes’in ancak dörtte biri olduğunu unutmayın... Mermer Cadde üzerindeki iki tekerlekli Roma arabalarının izlerine, yetenekli gençlerin çiziktirdiği resimlere, hamamlardaki sıcak ve soğuk su tertibatına dikkat edin. 24 bin kişilik o dev tiyatroda oturup ovayı seyrederken horoz dövüşlerinden gladyatör oyunlarına, vahşi hayvan dövüşlerinden trajedilere her tür oyunun sahnelendiğini düşleyin...

Artemis’in görkemini anlamak için Efes Müzesi’ni, Hıristiyanlığın bu topraklardaki izini görmek için Meryem Ana Evi’ni ve tabii ki kentin gitgide nasıl küçüldüğünü görmek için Aziz Jan Bazilikası’nın bulunduğu Ayasulug Tepesi’ni mutlaka gezin.

Emine Çaykara