Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Venedik'ten Bologna’ya

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Turizm Gezi Seyahat Forumunda Venedik'ten Bologna’ya Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! Venedik’ten devam … Venedik’teki üçüncü ve son akşamımda artık yeni rotamı çizme zamanım gelmişti. Floransa’daki hostel rezervasyonum iki gün ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Venedik'ten Bologna’ya

    Merhaba!

    Venedik’ten devam…

    Venedik’teki üçüncü ve son akşamımda artık yeni rotamı çizme zamanım gelmişti. Floransa’daki hostel rezervasyonum iki gün sonraya tarihliydi ve artık Venedik’te gezeceğim bir yer kalmadığını düşünüyordum. Bu yüzden aradaki bir günü değerlendirmek için oturdum haritanın başına. Bizans tarihi ile yakından ilgili olduğum için ilk önce Ravenna’yı ziyaret etmeyi düşündüm. Zira Ravenna’daki San Vitale Bazilikası benim de takma ismimi aldığım Doğu Roma İmparatoru Justinian’ın yaptırdığı paha biçilmez mozaikleri ve seramikleri ile ünlüydü. Haritaya ve tren seferlerine biraz göz gezdirdikten sonra rotamı çok bozmak istemediğimden yolum üstünde olan Bolonya’ya gitmeye karar verdim. Bolonya içinde oldukça çekici tarihi eserler barındıran ve Venedik’ten tren yolculuğu ile 1.5 saat uzaklıktaki bir yerdi. Üstelik bir sonraki durağım olan Floransa’ya da çok yakındı. Genç turistlerin çokça uğramadığı bir yer olduğundan hostel seçenekleri fazla değildi. Bende biraz da şans eseri olarak üç yıldızlı ve göze çok güzel gelen bir otele çok makul bir fiyata rezervasyon yaptırdım. Artık her şey hazır sayılırdı. Yollar yine beni çağırıyordu.

    Hosteldeki odamda son gecemi geçirdikten sonra yenilenmiş ve yollara düşmeye hazır olarak yeni bir güne uyandım. Her sabahki gibi hostelin dibindeki küçük ama çok sevimli kafeteryada ekpressomu yudumlayıp reçelli kruvasan yedim. Kaldığım hostelin sokağını ve kafeteryayı fotoğraflayarak son kez baktım ve sırt çantamı aldığım gibi Santa Lucia Garının yolunu tuttum. Gar ve çevresi her zamanki gibi çok hareketliydi. Şehre yeni ulaşan turistler enformasyon bürosunun kapısının önünde harita ve bilgi edinmek, belki de otellere rezervasyon yaptırabilmek için kuyruklar oluşturmuşlardı. Benim gibi şehirden ayrılmak üzere olanlar ise garın çeşitli yerlerinde çantalarını duvara dayamış ve sırtını çantaya yaslamış kah kitap okuyor, kah sohbet ediyor veya kanalın eşsiz manzarasına yolculuk öncesi son kez göz gezdiriyorlardı. Yolculuğum boyunca gördüğüm en sıcak atmosferli ve manzaralı tren garı Venedik Santa Lucia olarak kalacaktı.


    Venedik Santa Lucia Garı

    Büyüleyici Venedik şehrinden kalkan tren ile kısa bir yolculuktan sonra Bologna’ya vardım. Seyahatim boyunca tren istasyonlarına çok yakın yerlerde konaklama rezervasyonu yapmama rağmen, bu sefer spontane gelişen planım yüzünden şehrin biraz dışındaki bir otelde konaklayacaktım. İlk işim ulaşım imkanlarını araştırmak oldu. Kısa bir otobüs yolculuğu ile kalacağım otele vardım. Otel, 35 Euro gibi makul bir fiyata çok iyi olanaklar sunuyordu. Odamda gayet modern eşyalar, güzel bir yatak, seyretmeyecek olsam da bir televizyon ve oldukça lüks bir banyo mevcuttu. Venedik’teki binaların tümünde bulunan eskilik hissinden sonra bu modern dekorasyon biraz hoşuma gitmişti doğrusu. Uzun ve güzel bir duştan sonra Venedik’tekine göre oldukça geniş olan odama eşyalarımı güzelce yaydım. J


    Bolonya'daki Odam

    Kısa süren bir dinlenme keyfinden sonra kendimi otelden dışarı attım. Otelin hemen yanındaki otobüs durağında elimde benim için yeni ve yabancı bir şehrin haritası ile tam olarak hangi istikamete gideceğimi bilmeden, ne zaman geleceğini kestiremediğim bir otobüs bekliyordum. Otostop yapsam mı diye aklımdan geçirirken yanımda duran iki sarışın hanım bana saati sordu. Cevap verdim ama aslında cep telefonumun saatini İtalya’ya geldikten sonra yeniden ayarlayıp ayarlamadığımı hatırlamıyordum, kol saatim ise odada kalmıştı. Kendilerine bunu söylediğimde güldüler ve benim de onlar gibi yeni gelmiş olup olmadığımı sordular. Tabii ki elimdeki harita ile pek de yerliye benzemiyordum J Sonradan öğrendim ki aynı otelde kalıyormuşuz. Üstelik onlar da benim gibi günübirlik bir seyahat için Bolonya’ya gelmişler. İlerleyen dakikalarda bu Praglı anne, kızla şehri birlikte keşfetmeye karar verdik. Gezi süresince karşılaştığım tüm gezginlerle bu kadar kısa sürede tanış olmak ve çevreyi beraber keşfetmeye kalkışmak çok keyifli oldu. Seyahate yalnız çıkıp çıkmamakta ilk başlarda tereddüt etmemin ne kadar gereksiz olduğunu yaşayarak gördüm.

    Şehrin tarihi merkezinde ilk olarak dikkatimi çeken şey tüm yapıların kırmızı, bordo ve kızıl renklerde olmasıydı. Binalar genelde tuğladan yapılmıştı. Benim orda bulunduğum Ağustos ayında İtalyanlar senelik izinlerini kullandıklarından çoğu dükkan ve restoran kapalıydı yada sınırlı saatlerde hizmet veriyordu. Halkın büyük bir çoğunluğu yurtdışında tatildeydi. İtalya’da bu boşluğu en çok hissettiğim şehir Bolonya oldu.Şehir gerçekten de terkedilmiş gibiydi. Bu sakinlikten yararlanıp tüm şehri enine boyuna yürüyerek gezme imkanı bulduk.

    Bolonya Avrupa’da en iyi korunmuş ortaçağ şehirlerinden biri olarak ün yapmış. Tarihi boyunca Avrupa’da oldukça büyük öneme sahip olmuş bir şehir. Özellikle ortaçağ döneminde 13.Yy ’da Avrupa’nın Cordoba, Paris, Venedik, Floransa ve Milano’dan sonra altıncı büyük şehriymiş. Ortaçağ döneminde şehrin büyük aileleri bir kule inşa etme yarışına girişmişler. O günlerde sayısı 200’ü bulan uzun kulelerden günümüze iki tane oldukça yüksek kule kalmış. Öyle ki “wikipedia” web ansiklopedisi bu gökdelenimsi kuleler yüzünden şehri zamanın New York’u olarak tanımlamış J


    Asinelli kulesi ve Psikopos San Petronio heykeli

    Avrupa’daki en eski üniversite olan Bolonya Üniversitesi de şehrin merkezinde kurulmuştur. Yurtdışından gelen öğrencilerle birlikte 100.000’in üstünde bir öğrenci nüfusuna sahip olan üniversite İtalya’nın en prestijli eğitim kurumlarından biri.

    Şehir öğrenci şehri olunca her yerde duvar ilanları olması da kaçınılmaz olmuş tabi ki. Şehirde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de her binayı ilan panosuna çeviren bu öğrenci işi kağıtlar oldu.


    Şehrin estetiğini bozan sokak ilanları.

    Şehrin en ilgi çekici tarihi mekanı Piazza Maggiore olarak adlandırılan meydan. Bu meydanda ortaçağ sarayları ve büyük San Pertonio kilisesi bulunmakta. San Petronious adındaki azize atfedilen kilise 1390’da kurulmuş. San Petronio, gotik tarzı ve oldukça geniş hacimli iç mekanıyla İtalya’nın en etkileyici katedrallerinden biri.


    Maggiore Meydanı


    San Pertonio Katedrali


    San Petronio iç mekan

    Maggiore Meydanı’nın en ilgi çekici eseri ise deniz tanrısı Neptün'ü simgeleyen “Fontana di Nettuno” isimli muhteşem çeşmedir.


    Neptün çeşmesi

    Bu şehir turundan sonra yemek yiyecek güzel bir restoran arayışına girdik. Şehir içindeki restoranların çoğu kapalıydı. Etrafta fast food zinciri restoranları ve dilim pizza satan birçok dükkan vardı. Bir ara sokakta küçük ama bir o kadar sıcak bir mekan bulduk. Restoranda leziz bir spagetti bolonez yedim. Orijinal ismi “Spagetti Bolognese” olan bu özel soslu makarna çeşidini kendi anavatanında yemek çok güzel bir deneyimdi doğrusu. Yolculuk boyunca en çok tüketeceğim tatlı olan leziz İtalyan tatlısı tiramisu ile de burada tanıştım.

    Bu harika yemekten sonra otelimize dönmek için yola çıktık. Bindiğimiz otobüs varacağımız yere iki durak kala karıştı. İçindeki kavgacıları polise teslim etmek isteyen otobüs şoförü gerisin geriye şehir merkezine dönüp, tren istasyonundaki polis merkezine varana kadar kapıları açmadı. Alkolden kaynaklanan bu ufak çaplı tatsızlıktan sonra otelimize dönebildik.

    Ertesi sabah Çek Cumhuriyeti’nden şehre benim gibi günübirlik ziyaret için gelmiş olan arkadaşlarıma kahvaltıdan sonra veda ettim. Onlar havaalanına giderken, bende şehir merkezinde son bir gezinti yapmak ve tren ile bir sonraki durağım olan Floransa’ya hareket etmek üzere yola çıktım. Şehir merkezinde sokakları bir kez daha turlarken tesadüfen bir ortaçağ müzesi gördüm. İçinde yüzlerce yıllık el yazması din kitaplarını ve heykel sanatının güzel örneklerini görmek hoş bir deneyim oldu.




    Ortaçağ müzesindeki paha biçilmez eserler.

    Bolonya’daki gezimi artık sonlandırdığımı düşünüp istasyona giden otobüse bindim. Sırtımda büyük çantam, bir elimde küçük çantam ve bir elimde de dilim pizzam olduğu halde otobüse bindim. İtalya’da otobüslere ön kapının haricinde orta veya arka kapıdan da binebiliyorsunuz. Şoför ise sadece arabayı kullanmakla mükellef. Siz eğer biletinizi dışardan almamışsanız, otobüsün içindeki bilet makinelerinden bir Euro karşılığında yolculuk fişinizi alabiliyorsunuz. Tüm bu işlemleri o güne kadar eksiksiz yapmıştım. Şeytan mı dürttü nedir. Bu sefer elim dolu olduğu için bilet almaya üşendim. Direk koltuğa oturup çantalarımı yere bıraktım ve hem soluklanıp hem de elimdeki pizzanın keyfini çıkarmaya başladım. Ne de olsa kimse kontrol etmiyordu ve istediğim anda bilet alabilirdim. Tabi ki öle olmadı J

    İki gün boyunca yapılmayan bilet kontrolünün o an yapılacağı tuttu. Üstelik de muhteşem bir taktikle… Ön taraftan otobüse binen bilet konrolörü biletleri okurken, bende telaşa kapılıp hemen bir bilet alma hamlesiyle bilet makinesine yöneldim. Fakat arka tarafımda bulunan müfettiş anında duruma el koyuverdi! Sivil olduğu için görevli olduğunu anlamadığım iriyarı (Ve birazda kaba) arkadaş söylenip duruyordu. Onun doukemeaant demesinden tabiki pasaportomu istediğini anlayamadım önce. Neden sonra fark ettim ki arkadaş benim kimliğimi istiyormuş ceza yazmak için… Pasaportumu eline aldığında “Oaaa Turka” demesini hiç unutmayacağım J Tek kelime İngilizce bilmediği için tarzanca anlaştığım görevlinin çenesini ancak 40 Euro olan ceza kuponunu, gerekli para ile kendisine gerisin geriye iade edince susturabildim. J Sanırım benden o kadar para çıkacağını beklemiyordu.

    Otobüsten inip tren istasyonuna yöneldim. Sevimsiz görevliden ve asla adresime gelmeyecek olan ceza kuponundan bir çırpıda kurtulmuştum. Başta çok tatsız gelen bu olay sonradan halime kahkahalarla gülmeme sebep olacaktı. Nitekim planımda olmayan ve ani bir karar sonucu geldiğim bu şehirde çok güzel zaman geçirmiştim.

    Dünyanın benim için en ilgi çekici ülkesi olan İtalya’nın şehirleri teker teker sis perdesinin ardından çıkıp netleşiyordu. İşte Milano, Venedik ve Bolonya’dan sonra sıra rüya şehir Floransa’ya gelmişti. Senelerdir deliler gibi merak ettiğim o muhteşem şehir. Leonardo, Michalangelo ve Raphael gibi dünyanın en ünlü ustalarını bağrından çıkaran şehir. Yalnızca 1.5 saatlik tren yolculuğu mesafesindeydi. İşte bu hislerle Bolonya’dan ayrıldım.

    Sevgiler,
    Serhat Engül

    BINROTA | Tuğladan Ortaçağ Kenti: Bologna

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Saskin turistler:



    Piknik yapan turistler:



    Kırmızı aslan Venedik'in sembolü.





    Kürek çeken adam.





    Son fotoğrafa gelince Venedikte bir meydan:


Benzer Konular

  1. Venedik'in kanallarının hikayesi...
    bursali68 Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 27-07-2011, 02:43 PM
  2. Bologna
    mopsy Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-04-2010, 12:06 PM
  3. Venedik'te Bir Gece
    sahrabetis Tarafından Opera Bale Dans Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-04-2009, 12:31 PM
  4. Venedik
    dogangunes Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 05-10-2008, 02:49 AM
  5. Venedik usulü Mürekkep balığı
    dogangunes Tarafından İtalyan Mutfağı Yemekleri Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 29-11-2007, 02:31 AM
Yukarı Çık