Merhaba!
Somestir tatili oncesi bir fikir............
Yüzen kent Stokholm

Stokholm aklımda gönüllü sürgünlerin kenti olarak kalmıştır. Kimler kendini bu kentin soğuk kollarına emanet etmemiştir ki: Yazar Demir Özlü, tiyatrocu Tuncel Kurtiz, Zülfü Livaneli, gazeteci Şahin Alpay, Yavuz Baydar, fotoğrafçı Lütfü Özkök, kameraman Güneş Karabuda, yazar Mehmet Uzun, kraliyet fotoğrafçısı Ertan Güner, heykeltıraş İlhan Koman. Benim bilmediğim daha nice isimlerle liste uzayıp gider.



Stokholm bundan 100 hatta 150 yıl öncesinde bile Türk gezginlerin ilgisini çekmiştir. Örneğin bu coğrafyaya ilk giden Ahmed Mithat Efendi, 1889 tarihli “Avrupa’da Bir Cevelan”da İsveç’ten uzun uzun söz etmişti. Yazar kitabında Stokholm’ü Venedik’e benzetmiştir. Burada tiyatro sanatının hayli ilerlediğini, gayet büyük bir opera ile dram ve komedi tiyatrolarının bulunduğunu, ayrıca Beyoğlu’nun kafe-şantanları gibi birkaç küçük tiyatro olduğunu, sayısız kitapla dolu kütüphaneleri ballandıra ballandıra anlatmıştır.

Havaalanından kente giderken, önce uçsuz bucaksız ormanların arasından geçeceksiniz. Ormanlardan sonra sanayi bölgeleri görünür. İlan panolarındaki birçok isim tanıdıktır: Saab, Volvo, Ikea, Ericson, Telia Sonera, ABB... Kuzeyli İsveç, dünyanın bildiği dev markalarıyla övünür.

40 dakikalık yolculuktan sonra merkez terminalde ineceksiniz. Dışarıda bekleyen taksiler sizi otelinize kavuşturacaktır.

Kenti gezmeye, Stokholm’ün en eski yerleşim yeri Gamla Stan’dan başlamanızı öneririm. Kent, 1252 yılında bu büyükçe adada kurulmuştur. 15. ve 16. asırdan kalma binaların arasındaki sokaklardaki vitrinlerin hepsi baştan çıkartıcıdır. Eğer bu kente benim gibi kışın giderseniz, karanlığın ne kadar erken bastırdığına şaşıp kalırsınız. Öğleden sonra 15.00’te akşam oluverir. Karanlıkla birlikte zaman kavramını yitirmeye başlarsınız.



Bu sokaklardaki tüm binalar eskilikleriyle övünür. Birçok kapının üstünde 1600’lü, 1700’lü yapım tarihleri yer alır. Bir eczane 1656, bir lokanta 1722, bir pastane ise 1785 yılından beri aynı yerde hizmet verdiklerini belirten tabelaları, dükkanlarının en görünen yerine asmıştır.

SARAYA AÇILAN DAR SOKAKLAR

Küçük otellerin, lokantaların, kahvelerin, caz kulüplerinin bulunduğu bu adada daha çok yazarlar, sanatçılar ve politikacılar oturur. İki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar sokaklar, dönüp dolaşır sizi kralın kışlık sarayının önüne çıkarır. Bu sarayın tamı t***** 608 odası vardır. Eğer dolaşmaktan ayaklarınız isyan etmiş, yüzünüz donmaya yüz tutmuşsa en eski kahvesi Sundberg Konditori’ye oturabilirsiniz. Kahvenin ortasındaki masada etrafı fincanlarla çevrili semaver benzeri kaptan kahvenizi doldurup içinizi ısıtabilirsiniz.



Sabahları boşu boşuna günün aydınlanmasını beklemeyin. Çünkü kış aylarında gün çok geç kendini gösterir. Onun için sabahın alacakaranlığında yollara düşün. Sabah ayazı ne mahmurluk ne de geceden kalma sersemliği bırakır insanda. Soğuğa rağmen yürüyerek gezmeyi tercih edin. Yürürken kenti daha iyi tanırsınız çünkü. Buzlu kaldırımlardan korkmayın, üstüne serpilen minicik çakıl taşları kaymayı engeller.

Stokholm’un yeni bölümüne geçip, aceleci kalabalıkların peşine takılın. Norrmalm (Kuzey Mahallesi), kentin yeni yüzünü yansıtır. Birbirlerini haç biçiminde kesen Drottninggatan (Kraliçe Caddesi) ile Kungsgatan’a (Kral Caddesi) tüm şık mağazalar sıralanmıştır.

SOKAKTAKİ SEYYAR MANGALDA ISININ

Stokholm’ün gezilecek, görülecek yerleri pek geniş bir alana yayılmaz. Bir kafede, kahve içimi sürede kent haritasını inceledikten sonra, neyin nerede olduğunu çözebilirsiniz. Her yere yürüyerek ulaşabilirsiniz.



Kungstradgarden Meydanı’nda, hediyelik eşya satan küçük dükkanların arasında dolaşırken göreceğiniz mangallar çok ilginizi çekecektir. Meydanın dört bir yanına konan mangalların yanında, birer çuval odun durur. Üşüyenler kısa süreliğine ateşe ellerini uzatıp ısınır. Tabii ateş geçiyorsa odun atmayı ihmal etmezler. Mangalın başında bir süre ısındıktan sonra deniz kıyısına doğru yürüyüp, ünlü Opera binasının önüne gelin. Bu binada tam 117 yıldır perdeler açılıp kapanmaktadır. Kentin kültür mabedidir.
Eğer soğuk sizi yormadıysa kentin en eski otellerinden biri Grand Hotel’in önünden kalkan gezi teknelerine binip, kanalların arasından kentin diğer yüzlerini görmeye çalışın. Kanallar, göller, adalar, parklar şehri Stokholm, kutup soğuğuna rağmen çok sıcak görüntüler sunar.

MUHTEŞEM BATIK

Bir başka gününüzü, biraz sokaklara biraz da müzelere ayırın. Önce Skeppsholmen Adası’na geçip, Modern Sanatlar Müzesi’ni gezmenizi öneririm. Sonra önünde küt burunlu, karpuz kıçlı kuzeyli teknelerin bağlandığı kuzeyli evlerin önünden yürüyüp, ünlülerin ve zengin tabakanın ikamet ettiği Djurgarden Adası’na geçin. Girişteki Vasa Müzesi’ndeki eski bir batığı mutlaka görmelisiniz. Müzeyle aynı adı taşıyan 68 metre uzunluğundaki gemi, 1628’de yapılmıştır. Bu muhteşem gemi, tek gülle atamadan, tek kılıç sallamadan ilk seferinde, adanın bir mil uzağında batmıştır. 1990’da çıkarılan gemi, tersaneden yeni çıkmış görüntüsüyle ziyaretçileri büyüler.

Aslında Stockholm’ü üç günde gezmek mümkündür. Hele uzun yaz günlerinde üç gün fazla fazla yeter.



LEZZET DURAKLARI

Eğer lezzet keşiflerine meraklıysanız, öncelikle iki alışveriş merkezi önereceğim. İlki, Hötorget Meydanı’ndaki Hötorgshallen adlı etnik pazar. Yüzlerce küçük dükkanda yok yoktur. Timsahtan ayı etine, akla gelmedik çeşit çeşit balıklara, sebzelere kadar her şeyi bulmak, restoranlarda farklı lezzetler tatmak mümkündür. Diğer alışveriş merkezi, Ostermalmstorg Meydanı’ndaki Ostermalms Saluhall’dir. Burada da akla hayale gelmeyecek gıda maddeleri satılır.

Akşam yemekleri için daha çok yerel mönüler sunan restoranları tercih etmelisiniz. En ünlüsü, 1722’de kurulan Den Gyldene Freden. Geçmişte, binası İsveç Akademisi’ne aitti; birçok Nobel Ödülü burada verildi. Restoranın tatlı patatesle servis edilen, şarap sosuyla pişirilmiş Ren geyiği etine doyum olmaz.

Tüm kuzey ülkelerindeki gibi, Stokholm’de de deniz mahsulleri, mönülerin en baş köşesinde yer alır. Tabii ki baş köşede, soğuk kuzey denizinde tutulan ringa balığı oturur. Genellikle turşu olarak çiğ tüketilen bu balığın kızartması da, özel salça soslusu da damak çatlatan cinstendir. Kral yengeçler, iri karidesler, istakozlar, uskumrular, dil balıkları, midyeler, somonlar, kalkanlar, istiridyeler, deniz levrekleri mönülerin vazgeçilmezleri arasında yer alır.

Avrupa'nın kış güzelleri | ekolay > şehir