Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Atesgah

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Turizm Gezi Seyahat Forumunda Atesgah Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! Ateşin Azerbaycan ile yakın ilgisi var. Buraya odlar yurdu, yani ateş ülkesi deniyor. Azeri kelimesi de ateşe tapan anl***** ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Atesgah

    Merhaba!

    Ateşin Azerbaycan ile yakın ilgisi var. Buraya odlar yurdu, yani ateş ülkesi deniyor. Azeri kelimesi de ateşe tapan anl***** geliyor. İşte, Azerbaycan ve Bakü'deki çok sayıda görülmeye değer yer arasında en önemlilerinden biri Ateşgah tapınağı. Şehir dışında Surakhanı kasabasındaki Ateşgah mabedinde Türkiye Türkçesini de bilen bir rehber eşliğinde yaptığımız turda kadim asırlardan yakın zamanlara kadar bölgenin Zerdüştlük için önemli bir mabed olduğunu öğrendik. Ortada büyükçe bir tapınağın içinde ateş yanıyor. Çevrede ise çeşitli bölgelerden, özellikle Hindistan'dan hac için gelenlerin kalıp küçük bir delikten ateşe bakarak ibadetlerini yaptıkları hücreler var. Hücrelerin girişlerinde Farsça ve Sanksritçe kitabelerde orada bulunan hacıların isimleri ve bazı bilgilerin yer aldığını gördük. Bugün hücreler müzeye dönüştürülmüş, eski dönemlerden yakın zamanlara kadar olaylar hakkında bilgi veren eşya, maket ve figürlere evsahipliği yapıyor. Münzevilerin buradaki hayatları ve ölümü bekleyişleri de geziyle anlaşılabiliyor.

    Tabii şu anda Ateşgah'ın ateşi eskiden olduğu gibi yerden doğal olarak çıkan gaz değil. Şehir hattından sağlanan doğalgazla mabedin ateşleri yakılıyor. Ateşgahın kulelerinden çevreye bakıldığında çorak bir arazide petrol kuyularını görebilirsiniz. Marco Polo dahil bir çok seyyah ve yazarın ilgisini çeken İpek Yolu üzerindeki bu ilginç bölge Bakü'nün gidilirse görülmeye değecek yerlerinden biri.

    Konuyla ilgili daha detaylı bir gözlemi Şeyma Akın'ın yazısından izleyebilirsiniz.
    Ateşgah’a haradan getmek olar?

    İşte bu soruyla ateşgahı aramaya koyulduk. Bakü’ye geleli üç ay geçmiş olsa da biz ancak geçen cumartesi burayı görmeye gittik. Ateşgah, Bakü’nün dışında, nerdeyse banliyösü sayılacak Surakhan’da bulunuyor. Ancak hiçbir yerde iz işaret olmadığından sık sık yolu sormak zorunda kaldık. Her sorduğumuzda aldığımız tepki de ilginçti (üç ayrı kişiye sorduk): “Hansı ateşgah? Restoran mı mabet mi?” Anlaşılan restoran da en az onun kadar rağbet görüyor (belki de daha fazla). Burada tanıştığımız Türk ailelerden ateşgaha giden çok az, ancak aynısı Azeriler için de söz konusu galiba, en azından benim izlenimim bu. Ateşgah karşımıza çıkınca biraz şaşırdım, çünkü resimlerde görünen dört sütun üzerine oturmuş, ortasında ateş yanan bir bina idi.

    Oysa ilk karşınıza çıkan alçak duvarlı, kale benzeri bir yapı; Anadolu’da rastladığımız yapıların bir benzeri sanki. Giriş kapısının üstünde Sanskrit alfabesi ile yazılmış bir kitabe ve onun üstünde ise iki aslan göze çarpıyor. Sonra öğreniyoruz: aslan veya Azerilerin dediği gibi şir, koruyuculuk simgesi imiş. Ana kapıdan içeri girer girmez ise etrafı küçük odalarla çevrili, ortasında mabedin bulunduğu bir komplekse giriyorsunuz. Beni şaşırtan yerleşim biçiminin medrese yapılarına benzemesi oldu. Dış duvarlar dörtgen değil altıgen yapısına sahip, surun içinde ise küçük odalar sıralanmış. Rehber, bize odaların büyük bir kısmının çilehane olarak kullanıldığını söylüyor. Oda kapıları ise alçak, böylece eğilerek girebiliyorsunuz ve saygı göstermiş oluyorsunuz. Her odada duvar içine yapılmış bir baca var, amaç oda içinde yanan ateşin sönmemesi. Her tarafta hiç sönmeyen ateşin olması ise elbette doğalgazdan kaynaklanıyor; yine bugün de doğalgaz borusu çekilmiş ve odalar dışındaki ateşler yanmaya devam ediyor.

    Zaten Azerbaycan’ın odlar yurdu olarak anılmasının sebebi de bu. Buraya gelen Zerdüştler, çilehane olarak adlandırılan odalarda bedenlerine eziyet vererek günahlarından arınacaklarına inanırlarmış (sönmemiş kireç üstüne yatmak veya üstüne ağır zincirler asmak gibi), ayrıca sonradan gelenler öncekilere hizmet ederlermiş. Söz konusu odalar sonradan yavaş yavaş eklenerek yapılmış; kendileri için dua edilmesini isteyen tüccarların maddi katkısı ise önemliymiş. Odaların bir kısmında ateş mabedini görecek biçimde küçük pencereler var, böylece inanlar oda içinde oturup ateşi seyrederlermiş.

    Her bir odanın üstünde yine Sanskritçe kitabeler bulunuyor, ancak bir odanın üstünde ayrıca Farsça bir kitabe de var. Çok küçük kubbeli bir odada asılı bir çan göze çarpıyor, bu çanın amacı inananları ibadete çağırmakmış. Bedene eziyet vermek ve çan geleneği, Hrıstiyanlık’ı hatırlattı bana, ama bu konuyu elbette bir uzmanına sormak lazım.

    Tapınak, milattan önce dördüncü asırda yapıldığı zannediliyor, ancak bazı kaynaklara göre milattan sonra altıncı yüzyılda inşa edilmiş. Burası Zerdüştlüğün merkezlerinden biri olarak kullanılmış. Bilindiği gibi bu din, Zerdüşt isimli bir peygamber tarafından kurulmuş. Bize tapınağı anlatan rehberin odasında da Zerdüşt’ün gençlik ve yaşlılık halini gösteren bir halı duvarda asılı duruyor. Gururla bize İran’da dokunup buraya gönderildiğini söyledi.

    Zerdüştlükte 3 rakamı önemliymiş, çünkü yaratan, koruyan ve dağıtan üçlemesini sembolize edermiş. Bunun yansımasını ise mabedin üstündeki üç uçlu çatalda görüyorsunuz. Yine mabedin üstünde koruyuculuğun simgesi aslan figürleri ve de hayatı temsil eden gamalı haç bulunuyor. Hitler, bu sembolün ne anlama geldiğini bilmeden kullandığı da söylenenler arasında idi. Yine bir önemli rakamın ise 4 olduğunu öğreniyoruz: hava, ateş, toprak ve su.
    Azerbaycan, İslamiyeti kabul ettikten sonra Zerdüştlerin büyük bir kısmı Hindistan’a kaçmış. Ancak Hindistan ile ticaretin yeniden canlanmasıyla, buradaki mabetleri yeniden önem kazanmış. 19.yüzyılda ateşgahın restorasyonunu üstlenen kişi ise İndira Ghandi’nin babası olmuş. Bilindiği gibi Hindistan’da ölüler bizdeki gibi toprağa konulmaz, yakılır; bunun temeli Zerdüştlüktür. Ayrıca iki kaşın arasına boyanan kırmızı nokta da ateşi temsil ediyori

    Zerdüştlüğün etkisi sadece Hindistan ile sınırlı değil elbette, Azerbaycan’daki günlük hayatta hâla etkileri görülüyor. Ama onlara değinmeden önce bizde kullanılan bir tabirden bahsetmeden geçemeyeceğim. Ateş, bu inançta bereket demek. Birisine dua beddua ederken ocağın sönsün, ya da dua ederken ocağın sönmesin deriz. Galiba bu notu okuduktan sonra bu deyim daha farklı bir anlam almıştır. Dönelim yine Azerbaycan’a; en büyük etki nevruz bayramıdır. Bizde bazı yörelerde nevruz kutlanılıyor elbette, ancak bana anlatılanlara göre buradaki kutlamalar çok daha önemli. Zaten en büyük bayram kabul ediliyor, yani kurban ve ramazan bayramı kutlamaları nerdeyse hiç yok. Yılbaşı kutlamaları yapılıyor, ama nevruz hazırlıkları çok önceden başlıyormuş. Nevruzdan bir ay önce her hafta bir mum yakılırmış, her bir mum yukarda da bahsettiğimiz hava, su, toprak ve ateşi temsil edermiş, son mum ise ateşi anlatan mum imiş. Nevruzda pişirilen pilavın üstünde yine mutlaka mum olurmuş. Ayrıca bu bayram için hazırlanan baklava da dörtgen şeklinde kesilirmiş, yani amaç dört rakamını vurgulamak. Yani ateş çok hayatın içinde, bilinçli ya da bilinçsiz hayatın bir parçası.
    Henüz nevruz bayr***** kendim şahit olmadığım için bu konuda anlatacaklarım bunlarla sınırlı. Bize bu kadar yakın bir yer hakkında ne kadar az bilgi sahibi olduğumu da itiraf etmem lazım. Yolu Bakü’den geçen herkese burayı görmeyi tavsiye ederim.
    Şeyma Akın,

    Baku'de yasam... [Arşiv] - Azeribalasi

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781
    Sadece hinduda değil eski Türklükte ateş şamanizmin içinde çok önemli bir yer tutar.
    Nevruz asıl Türk bayramı olup Türkiyede Türküm demeyenler kutlarken , Türkiyenin dışında ise Türk cumhuriyetleri kutlar. Hıdrıllez ise avrupada ve bir kısım çingenenin de etkisi ile (çingeneler hinduu kökenli) avrupa içlerine kadar yayılmıştır.
    İslama girince kendi orjinaliteyi kaybettirmiş. Arap kültürü yayılmaya başlamış. eski inanışlar günah sayıldığı için arap kültürü hakim olmuştur.
    Arap kültürünü her ülke kendi bünyesine göre uyarladığı için farklılıklar var. Tamamen arap kültürü almayıp kendi geleneklerini sürdürenler de mevcut. Hem müslüman hemde kendi eski geleneklerine de bağlı ülkeler mecut . Fanetizm bu bağı çözmek için yapılmış.
    -topraga suya havaya cemre düşmesi çok eski bir inanıştır. birçok islamii tavimlerde de bulunmaktadır.

Yukarı Çık