1553 yılının Mayıs ayında emrindeki 60 kadar çektiri ve şebek tipi kadırga ile italyan sahillerini vurmaya çıkan Turgut Reis, Toskana sahillerinde neredeyse yağmalamadık kasaba bırakmamıştı. 16. yüzyılın en güçlü donanmalarından birine sahip olan Pisa'nın 30-40 kilometresindeki kasaba ve adaların Turgut Reis ve onun yetiştirdiği denizciler tarafından sık sık saldırıya uğraması, dünyanın en özgürlükçü kentlerinden birisinin doğmasına yol açtı! Bu kentin adı Livorno'ydu...

I. Ferdinand'ın "Toskana Grandükü" sıfatıyla duyurduğu "Leggi Livornine" (Livorno anayasası) ile Pisa kentinin liman kasabası Livorno "açık şehir" ilan edilir. Hangi ulustan olursa olsun, ister hakkında idam cezası çıkarılmış bir korsan ister bir hırsız olsun, hiçbir şekilde takibe uğramaksızın Livorno'ya yerleşebilecek, orada ticaret yapabilecek hatta dininin gereklerini yerine getirebilecekti. Bu kanunun iki istisnası vardır; sahte para imalatçıları ve katiller bu korumanın dışındadır.

Kanunun tam metni, eminim sizin de ilginizi çekecektir:
"Hepiniz, hangi ulustan olursanız olun, Doğulular, Batılılar, ispanyollar, Portekizliler, Yunanlar, Almanlar, italyanlar, Türkler, Berberiler, Ermeniler, Persler ve diğerleri [...] size temin ederiz ki [...] bu topraklarda tamamen özgür ve her türlü kovuşturmadan uzakta bir şekilde, bu topraklara gelmenize, kalmanıza, aileleriniz ile geçiş yapmanıza ve yaşamanıza, geriye dönme zorunluluğu olmaksızın oturmanıza, istediğiniz zaman dönerek Pisa kenti ve Livorno topraklarında yaşamanıza izin veriyoruz..."

Kanun kaçaklarının ve korsanların yakalanma korkusu olmaksızın ticaret yapıp gerekirse sığınabileceği bir "açık kent" ilan edilen Livorno, italyan Yarımadası'nın tek çok kültürlü yerleşim merkezine dönüştü. içinde Türk, ispanyol, Portekiz, Maronit, Flaman ve Musevi mahalleleri olan kent, çok kültürlü ve hatta "laik" diyebileceğimiz bir yönetime kavuştu. ilginçtir, Müslüman cemaati içinde özellikle Türklerin adı, Hz. Meryem'in büyük bir ikonasının şehrin sokaklarında dolaştırıldığı bayrama "Hz. Meryem bizim dinimizde de kutsaldır" diyerek katılmaları ile şehir kayıtlarına geçiyor. 1742 tarihli kent meclisi yıllığından, Türk bayramlarının da Livorno'da kutlandığını görüyoruz!

Katolik italyan Yarımadası'nın aksine, burası özgürlüklerin yeşerdiği, her türlü sanatçı ve aykırı tipin sığındığı bir liman kenti oldu. Sanayileşmenin başladığı 19. yüzyılda kentin liman ve tersaneleri etrafında yoğunlaşan ekonomisi, doğal olarak Livorno'nun anarşist ve komünist akımlardan ilk etkilenen bölgelerden birisi olmasını sağladı.

italya'nın "Kızıl Livorno"sunun doğuş hikâyesi böyle. Kentin böyle ilginç bir tarihçesi olunca, futbol takımı da anti-faşist bir karaktere sahip oluyor haliyle... St. Pauli'nin tribünlerini anlatmıştık, orada sallanan yapay penis ve korsan flamalarının yerini burada Filistin, Küba ve çeşitli komünist parti bayrakları alıyor . italyan Komünist Partisi'nin de (PCI) doğduğu bu kentte taraftarlar, oyuncuları coşturmak için Enternasyonal'i söyleyip, "Bandiera Rossa" (kızıl bayrak) ve "Ciao Bella" ile dans falan ediyorlar.

Livorno kentinin futbol takımı, iki yıl önce Irak'ın Nasıriye kentinde görev yapan italyan askerlerine yapılan bir intihar saldırısı sonrasında 34 italyan askerinin öldüğü günlerde gündeme damgasını vurmuştu. Ölen askerler için tüm italya'da maçlardan önce bir dakika saygı duruşu yapılırken, Livorno tribünleri "Nas-si-ria! Nas-si-ria!" diye tempo tutmuştu. Bunun italya'da nasıl tepki çektiğini, sanırım tahmin ediyorsunuzdur.

Kaynak: uludağ sözlük