+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
1. Sayfa, Toplam 4 123 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 34

Arabistan'da yaşam

YAŞAM VE İNSAN Kategorisinde ve Turizm Gezi Seyahat Forumunda Bulunan Arabistan'da yaşam Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> MERHABA ARABİSTAN'DA YAŞAM -1- Yaklaşık bir yıldır Suudi Arabistan’da yaşıyorum. Yaşamak için seçilmiş sıra dışı bir ülke olduğunun ve sizin

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.900
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    25
    Rep Gücü
    88646

    Arabistan'da yaşam

    MERHABA


    ARABİSTAN'DA YAŞAM -1-

    Yaklaşık bir yıldır Suudi Arabistan’da yaşıyorum. Yaşamak için seçilmiş sıra dışı bir ülke olduğunun ve sizin de bu yuzden biraz şaşırdığınızın farkındayım. Klasik açıklama, eşimin işi dolayısıyla bu ülkedeyiz.

    2002 Ağüstos’unda evlendik. Evlendikten hemen sonra eşim Suudi Arabistan- Cidde’ye gitti. Ben de vize işlemlerimin uzamasş yüzünden ancak ondan iki ay sonra gidebildim. Bu iki ay içinde ne karabasanlar gördüm bir bilseniz. Sinemaya, tiyatroya, operaya hoplaya zıplaya giden ben bütün bunlardan vazgeçecektim. Tiyatroda gökte ararken yerde bulduğum işimi de terk edecektim. Harbiye’de şans eseri ucuza kiraladığım evimi de boşaltacaktım. Arkadaşlarımdan ve ailemden de ayrı kalacaktım.... Vay başıma gelenler. Kim dedi bana Arabistan’a calışmaya gidecek adamla evlen diye ? Hem Arabistan’da çalışmaya ya babalar ya da yakın akrabalar gider, benim ne işim ola ki oralarda ?.... Hele hele de orada kara çarşaf giymek zorunda olduğumu duşundukce deli oluyordum. Yıllarca Beyoğlu’nda fink atmış ben, Arabistan’da kara çarşafa bürünecektim ha.... Bunlar da mı gelecekti başıma yarabbim ?....

    Sonunda başıma geldi ve 16 Aralık 2002 tarihinde Cidde’ye ayak bastım. Abi havaalanı havaalanına benzemiyor. Dunyanın bambaşka bir yeri, bambaşka bir atmosferi. Ataturk Havaalanı’nın eski halini hatırlar mısınız ? Daha kötü. Her yere kötü, koyu ve kirli bir kahverengi hakim. Adamların sakalları dizlerine değiyor. Üzerlerinde beyaz uzun elbiseler. Kafalar sarıklı. Vize kontrolündeki polisler nispeten normal. Onlar da koyu kahverengi uniformalar icinde ve neden bilinmez pek coğu koyu kahverengi gözlükler arkasından kötü kötü bakıyorlar insana... Yaniciğime her bir şey koyu kahverengi görünüyor gözüme. Vize sırasında beklerken salya sümük ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Lanet sıra da bir türlü gelmek bilmiyor. Yolcular, yani bizler, gençler, yaşlılar, kadınlar, ellerinde bond çantalı, takım elbise ve kravatlı iş adamları ve Cidde yerlileri korkunç bir tezat oluşturuyoruz. Görünüşümüzle, kılık kiyafetimizle, " hey Cidde’li, biz dostuz " diyoruz... Uçaktan inen hemen herkesin şaşkınlıktan gozu dört dönüyor ama yerlilerin umrunda bile değiliz. Kimse kafasını çevirip bize bakmıyor bile....

    Sonunda pasaport-vize kontrol sırası bana geliyor. Kalbim yerinden fırlayacak gibi. Korkudan değil ama neden oldugunu da anlamış değilim... Polis hiç yüzüme bakmadan pasaportumu alıyor, fotoğrafıma bakıyor, yüzü buruşuyor. Anladım, çünkü fotografta uzerimde askılı bir t-shirt var. Once fotografa, sonra bana, sonra bir daha fotografa, yine bana... ay deli olacagım. Bir fotografa bir bana baktı da baktı.... Sonunda arapca birsey sordu. Anlamadım. Tekrarladı. Yine anlamadım. Do you speak english ? dedim. Elini sertce sallayarak " no english, no english " dedi. Habibi, habibi, arkadaş. O an anladım ki eşimi soruyor. Çünkü, tabii sonradan öğreneceğim bunu, bir kadın olarak hiç bir sıfatın yok bu ülkede. Ancak bir erkeğin ikametgahına bağlı olarak varolabiliyorsun. El kol işaretleriyle eşimin dışarda beni beklediğini anlattım. Sonra birini gönderdi. Adam bir iki dakika sonra elinde eşimin pasaportu olduğu halde çıkageldi. Aklım hayalim durdu, esimi nasıl tanıdı da iki dakikada aldı geldi pasaportu. Neyse bir on dakika sonra isim bitti. Buyukce bir salona geldik. Tonlarca Hindistanlı, Pakistanlı çalışan. Her biri bir diğerini itekleyerek bagaj kapmaya calışıyor. Onlardan kurtulup sonunda çöp yığını gibi ortaya üst üste yığılmis bagajların arasından kendi bavullarımı bulup çıkardım. Sonunda bagaj kontroldeyim. Kontrol monitorunun başındaki polis birken birden birsürü oldular. Çevremi sardılar. Sırt çantamı sırtımdan aldılar. Biri bir bavulumu diğeri öbür bavulumu açmaya çalışıyor ve bu arada da bağıra çağıra birbirlerine ve arada sıra da da bana arapça birşeyler söylüyorlar. Kırmızı bültenle aranan bir terorist yakalamış gibiler. Bir koşuşturma, bir telaş... Ama şevreme bakıyorum, bu durum kimsenin umurunda değil. Hatta kimse görmüyormuş gibi. Herkes rutin işinde. Polisin biri uçaktan aldığım Sky Life dergisinin sayfalarını tek tek karıştırdı. Göğüs dekolteli bir parfüm reklamı olan sayfayı cart diye yırttı. Radikal ve Hürriyet Gazetesi de vardı yanımda. Onlara hiç bakmadan alıp çöpe attı. Bu arada bavullarım açıldı, tabi içindekiler de Pandora’nın kutusu gibi dışarı saçıldı. Donlarım, sütyenlerim, pantolonlarım. Tatile gelmiyoruz ya, neyim varsa yanıma aldım. Bavullarım tıka basa dolu zaten zor kapatmışım.... Yanımda getirdiğim kitapların aralarını on ve arka kapaklarını tek tek inceledi. Bukowski’nin " Kadınlar " adlı kitabının kapağında Picasso’nun meşhur ağzı gözü bir yerde çıplak kadın figürü var. Kitabın kapağını cart diye yırttı. Ben bütün bu kargaşanın sonunda bütün bu eşyalarımı nasıl toplayacağımı düşünürken, her şeyi dağıttıkları gibi bir anda topladılar ve bavullarımı elime tutuşturup sonunda " geç " dediler. Gazaplarından kurtulmuş tam oh.. diyecekken önümdeki sürgülü kapı birden açıldı ve inanılmaz bir sıcak hava dalgası bütün vücudumu sardı. Eşim telefonda uzun kollu ve siyah şeyler giymem konusunda uyarmıştı beni. Bir de Istanbul’da kar yağıyordu ben uçağa binerken. Eee... doğal olarak üzerimdeki kışlık kıyafetler kırk derece sıcağın altında birden en büyük düşmanım oluverdiler.

    Dışarı çıktığımda gözümün önüne gelen ilk fotoğraf şu, bütün alan koyu kahverengi büyük camlarla kaplı. Yolcu bekleme salonunda beyaz elbiseli, kafaları da beyaz sargılı, beyaz sakallı tonlarca tek tip insan ve ikisi de ekose gomlekli, biri sarışın diğeri Alain Delon tipli iki yakışıklı adam. Yani kocam ve arkadaşı. O zaman anladım ki dışarı çıkıp da esimi bulup pasaportunu bize getiren adamın isi hic de zor olmamıs. Mutlulugumu tahmin edersiniz herhalde. Sonunda vuslata erdik. Tam kollarımı kaldırdım kocama sarılacaktım ki, kıvrak bir el hareketiyle karşı koydu bana. Bozuldum ama çaktırmadım tabii. Arkadaşıyla da bir kafa işaretiyle selamlaşıp arabaya doğru ilerledik. Eşim söylemeyi unutmuş bana, kadın ve erkeğin sarılması bir yana halka açık yerlerde konuşması, yan yana yürümesi bile yasakmış. Amaninnnn......

    Bindik koca cipimize, evimize doğru çıktık yola. Saat gecenin ikisi. Bütün dükkanlar açık. Bütün sehir ışıl ışıl. Renkli ışıklı panolar, kocaman kocaman arapça yazılar, agaçsız yollar, tek katlı binalar... Yani tarifi ve kıyaslaması imkansız bir yer. Hiç bir yere benzemiyor. Gözümü dışarıdan alamıyorum. Yirmi dakikalık yol boyunca, Istanbul Restaurant , Berber Turky Ihsan, Turkish Berber, Kuafor H&H, Adana Sish Kebab, Turkish Bakery, buyuk bir bilbordda Ulker reklamı, Istikbal Yaylı Kanepe, Pınar Su vs.... Bu yaban ellerde hiç de yabancılık çekmeyeceğim anlaşılan.

    Sonunda evimize geldik. Yirmi dakika önce gördüğümüz hiç bir yere benzemiyor. Yoksa baçka bir çehre mi geldik ? Çok büyük bir alan. Onlarca tek katlı lüks villa. Her yer yemyeşil. Palmiyeler göklere uzanmış. Kocaman bir yüzme havuzu, iki ayrı tenis kortu.... Saat gecenin üç buçuğu. Bütün site (compound deniyor buralarda) uyuyor. Bugün derin bir uyku çekmeli, yarın bütün bu keşfedilecekler için yola çıkmalı... Anlaşılan daha çooook şaşıracağım...

    ARABİSTAN'DA YAŞAM -2-

    Sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyandım. Evin içi de acaip soğuk. Bütün gece aralıksız çalışan klimalarmış bütün bunlara sebep. Neyse alışacağız. Bugün perşembe. Haftasonu. Kahvaltının ardından yüzmeye gideceğiz. Oysa ben dışarı çıkmaya bile korkuyorum. Çünkü neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ve bilmediğim bu şeyle de karşılaşmak istemiyorum. Eşimin ısrarıyla giydik mayoları içimize çıktık dışarı. Saat sabahın on buçuğu. Sıcak tepeden vurduğu gibi yerden de bir sıcak hava dalgası nefes almanızı engelliyor. İlk kez bu kadar sıcak bir havayla temas ediyorum. Nasıl dayanılır bu sıcağa bilemiyorum vallahi... Aaa.....Gözlerime inanamıyorum, havuz insan kaynıyor. Özellikle kadınlar. Her biri birbirinden güzel. Çoğu da bikinili. Bu nasıl Arabistan kafam allak bullak oldu. Herkesla tek tek, hi.., hello, bonjour şeklinde selamlaştık... Biri bana burada neler olduğunu bir an önce anlatsın !!!! Suudi Arabistan yabancısı bol bir ülke. Ülkenin de en önemli şehirlerinden birisi Cidde. Yani Türkiye'nin İstanbul'u gibi. Sanayii ve turizm bu şehirde ve yabancı nüfusu en kalabalık illerin başında. İkincisi başkent Riyad. Sonra Mekke ve Medine. Cidde, Kızıldeniz kenarında kurulmuş ultra modern bir şehir. Her türlü alt ve üst yapısı mevcut. Gerçek suudi nüfusu 6-7 milyon civarındaki ülkenin toplam nüfusu 20 milyona yakın. Cidde'nin nüfusu da yaklaşık iki milyon kadar.

    Nüfusları 6-7 milyon civarında olan Suudi vatandaşlarının en büyük özelliği her birinin zengin olması. Elbette bu zenginliğin asıl sebebi petrol. Gerçek bir Suudi vatandası Hz.Muhammed soyundan geldiğinden ve kraliyet ailesinin bir bireyi olduğundan asil ve zengin. Şimdilerde her türlü işte calışmaya başlamış olsalar da çok değil 20 yıl öncesinde hiç bir suudi vatandaşının herhangi bir işte çalışması söz konusu bile değilmiş. Bu yüzden bu ülkenin yapılması gereken her işini yabancı şirketler ve kişiler üstlenmiş. Ülkenin petrol zenginliği de bu ülkeye gelip çalışan tüm yabancılari ihya etmiş. Doğal olarak da Amerikan ve Avrupa pazarı bu ülkeye her anlamda girmek için kıyasıya yarışır olmuşlar. Bugün ülke geneline şöyle bir baktığınızda moda sektöründen tutun da, gıda sektörüne, inşaat ve sanayii sektörüne kadar her türlü markayı ve firmayı bulmanız olası. Özellikle araba piyasası kıyasıya yarışır durumda. Porshe, Ferrari, BMW, Mercedes ve Chavrolet bu yarışın başında gidenler. Kimi zaman bu markaların bu ülke için kişiye özel araba ürettikleri de kulağımıza gelen duyumlardan. Cidde'nin en ünlü caddelerinden olan Tahliye Street'e girdiğinizde kocaman ve uçsuz bucaksız cadde boyunca cafe'lerin önüne tek tek sıralanmış son model spor arabaları gördüğünüzde bütün bu zenginlik ve ihtişam gözlerinizi kamaştırır. "Ulan acaba bir gün şunun gibi bir arabaya sahip olabilecek miyim" diye düşünemezsiniz bile ancak "şunun gibi bir arabaya bir gün binmek nasip olur mu acaba" diye ağzınızın suyunu akıtırsınız.

    İngiltere ve Fransa'nın en ünlü markaları ve mağazalarını da her alışveriş merkezinde bulmanız olası. Fiyatlar can yakar ama içerisi de insan kaynar. Alışveriş merkezlerinin en sıradanını Akmerkez gibi düşünmenizi tavsiye ederim. Gündüzün dayanılmaz sıcağı yüzünden Arabistan'da hayat akşam yediden sonra başlar ve gece yarısı saat bire kadar iğneden arabaya her türlü ihtiyacınızı bulabilirsiniz. Ülkede özellikle de bu şehirde toplu taşıma alışkanlığı olmadığından taksiler ve özel otolar akşamları ortalıkta cirit atar. Paris ya da New York trafiğini aratmaz akşam trafiği bu şehirde. Yalnız aralıksız çalan sebepsiz kornalara ve kırmızı ışıkta ışık hızıyla burnunuzun dibinden vınlayan araçlara dikkat etmeniz gerekir. Hatta her firsatını bulduğunuzda trafik kurallarını ihlal etmeniz sizin yararınıza olacaktır, aksi takdirde bu hengamenin içinde yerinizden dahi kıpırdayamazsınız.

    Bu ülkede kadınların araba kullanması kesinlikle YASAK. Başka bir açıklaması yok. Yasak. Yalnız polis şeflerine kraliyet ailesi tarafından haber verilerek, prenseslerin erkek kılığına girerek araba kullandıklarını da sokaktaki çocuklar dahi biliyor. Neyse konumuz bu değil. Bir de bu ülkede kadınlar asla evde oturmuyorlar. Hiçbir aktivite olmamasına karşın, kadınların her zaman yapacak şeyleri var. Tabii en önemlisi de paralarının ve lüks alışveriş merkezlerinin bolca olması. Bu yüzden onlara şöförlük edecek birilerine her daim ihtiyaçları var. Hem aşırı sıcaklar yüzünden, hem de yolların yürümeye uygun olmaması ve de kadınların erkeksiz yolda yalnız yürümelerinin abes olması dolayısıyla kadınlar, iki adımlık yollara bile arabayla gitmek durumundalar. Bir kadın yalnız başına taksiye binebilir ama iyi karşılanmaz. Hem kendisi hem de taksi şöförü bu durumdan rahatsız olur. Bu yüzden şehir taksileri single erkeklere ya da ailelere hizmet verir. Durum böyle olunca, kadın olarak ya 24 saat özel şöföre ihtiyacınız olur ya da aileden bir gencin size şöförlük etmesi gerekir. Neticede özel şöföre de güven olmayacağından aileden bir erkeğin size şöförlük etmesi en güvenli yoldur. Bu yüzden bu ülkede erkekler 13 yaşında ehliyet sahibi olurlar. 13 yaşında toy, zengin ve altında süper bir arabayla yollara çıkmış bir delikanlının kanının nasıl kaynadığını ve arabayı nasıl kullandığını tarife gerek var mı bilmiyorum ? Ve bu onüç yaşındaki şöför Suudi vatandaşıysa şayet, herhangi bir kaza anında suçlu yüzde yüz karşı taraftır. Bir Suudi vatandaşı karşısında zerre kadar hak iddia etmeye, haklıysanız bile, hakkınız yoktur. Bu yüzden hep tetikte araba kullanır kocalarınız ve siz de koltuğa sinirden yapışmış bir şekilde yolculuğun bir an önce bitmesi için dua edersiniz. Neyse ki biz çok şanslıyız. Bizim arabamız Chevrolet Bleezer ve 28 yaşında. Kamyondan biraz küçük. Genç kız gibi maşallah... ( Bir dakika şu tahtaya da bir vurayım ) Miadını doldurmuş bir model ama çok eski Amerikan filmlerinde dikkat ederseniz görebilirsiniz bu modeli. Arabada eşimin yanına oturduğumda birbirimizi duyabilmek için biraz bağırarak konuşmak zorunda kalıyoruz. Çünkü arabanın içi o kadar geniş ve eski ki. Koltuk derileri artık kalmamış koltukların gıcırdaması ve sesin yankı yapması araba içi iletişimimizi güçleştiriyor haliyle. Bu tür arabaları şehir trafiğinde sık görürsünüz.

    Unutmadan, kadın olarak bu ülkede ne konumdayız hemen bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce asla çarşaf giymiyoruz. Evet siyah uzun, tiril tiril, şık bir sabahlık ya da gösterişli ama kapalı siyah bir gece elbisesi düşünün. Abaya denen bu güzel şeyi giymekten ben kendi adıma zevk alıyorum. Neden bilmem bu uzun şeyin içinde insan kendini daha seksi, daha kadınsı, daha bir güzel hissediyor. Sanmayın ki yalnızca biz yabancılar böyle giyiyoruz. Hayır, her kadın farklı model ama aynı şeyi giyiyor. Yani Türkiye'deki kara çarşaflıları, bu ülkeye "YOBAZ" diye almazlar. Bu kadar anti estetik ve sevimsiz şeyi bu ülkede hiç bir kadının giyeceğini sanmıyorum. Cidde sokaklarında akşamları şöyle bir dolaştığınızda uzun boylu, gösterişli, kibar kadınlar abayalarının altında hep dikkatinizi çeker. Nasıl bu kadar kapalı ve nasıl bu kadar güzel ve seksi göründüklerine şaşarsınız. Erkekler tanımadıkları kadınlarla sokakta konuşmazlar. Kadınların doktorluk, hemşirelik ve öğretmenlik yapmak dışında halka açık yerlerde çalışmaları kesinlikle yasaktır. Bu yüzden bir alışveriş merkezinde ya da herhangi bir yerde her zaman gülümseyen ve kibar bir erkek yüzüyle karşılaşırsınız. Kadın olarak her zaman önceliğiniz vardır. Sözle ya da başka bir şekilde asla sarkıntılık edilmez size. Kol çantanızı her türlü kapkaça karşı koltuğunuzun altına sıkıştırıp tedirgin yürümezsiniz. Hatta çoğu zaman oturduğunuz yerde unutup çıktığınız bile olur ama hemen arkanızdan koşar yetiştirirler çantanızı. Bebekliyseniz eğer sanki bütün şehir size yardım etmek istiyormuş hissine kapılırsınız. Bebek arabanızla nasıl merdiven çıkacağınızı, bebeğinize yemeği nerede yedireceğinizi düşünmezsiniz. Her türlü konfor her yerde sizin ve bebeğiniz için hazır ve nazırdır. Avrupa ya da Amerika'da bile bu kadar rahat ve konforlu olmadığınızı düşünürsünüz. Bizim ülkemizden hiç bahsetmiyorum bile. Çünkü güzel Türkiyemiz "çocuğunuz ayaklanıncaya kadar evinizden çıkmayın" durumuna endeksli.

    Farkettim de hep iyi şeylerden bahsediyorum ya da optimist bir bakış açısıyla yazıyorum. Yok vallahi öyle değil. Ülke koşulları o kadar modern ve Avrupa'i ki, yalanım varsa arap olayım. Bütün bu olumlu koşulların sebebi elbette ülke hizmetine hakim Avrupalı ve Amerikalı anlayıştan kaynaklı. Bu ülkede hiç kötü şeyler olmuyor mu ? Oluyor elbette. Ama dünyanın herhangi bir memleketinden ne daha fazla ne de daha az.... Söylenecek daha o kadar çok şey var ki... Hadi o da gelecek sefere... yallah...

    Arabistan'da Yaşam 3

    Yeniden merhaba,

    Buralarda havalar bayağı serinledi. İlk kez 35 dereceye kadar düştü. Kısa süreliğine de olsa her an buharlaşma tehlikesini biraz da olsa atlatmış durumdayız. Abartmadığım bunca sıcağa rağmen beni en çok şaşırtan şey de bu ülkede hiç su kesintisi olmaması. Yani daha dün sularımızın öğleden sonra bir saatliğine kesileceği yazılı olarak tarafımıza bildirilinceye kadar da açıkçası pek de dikkat etmemiştim bu duruma. Eh bir saatlik kesinti bir şey değil tabii ama yine de hazır haberdar edilmişken bizler de tedbirlerimizi aldık. İnsan rahatlığa ne çok alışıyor ya rabbim. Çok değil daha bir yıl öncesine kadar İstanbul'da yaşadığım sıralar, haber verilmeden sularımızın kesildiği ve her beş dakikada bir akmayan çeşmenin başına gidip günlerce " tisss... " sesinden başka sesler duymadığımız günleri ne de çabuk unutmuşum.

    Dedim ya bu ülke çok zengin. Yani siz zenginliği kendinize göre nasıl tarif ediyorsanız işte o kadar zengin. " Parası kadar konuşan " bu ülkenin de elbette çok konuşmaya hep hakkı var. Kuzeyden - Güneye yaklaşık 50 km' yi bulan Cidde şehrinin birkaç kilometre kadar dışında, deniz kenarında, alabildiğince geniş bir alanda kurulu bir rafineri, büyüklüğüyle görenleri hayrete düşürüyor. Bu deniz suyunun arıtılarak içme suyu haline getirildiği bir rafineri. Ne zaman kurulduğunu bilmediğim bu tesis Amerikalı şirketler tarafından kurulmuş ve halen de aynı şirketler tarafından işletiliyor. 2 milyonluk bu dağınık yerleşimli şehrin su ihtiyacını kesintisiz karşılıyor. Yılın hemen hemen her gününü 40 derece sıcağın altında geçiren bu " yemyeşil " şehrin sulama ihtiyacı da tabii aynı şebekeden karşılanıyor. Bu suyun içilebilir olmasına karşın, insanlar tüketim toplumu olmanın keyfini doya doya yaşamak istiyor. Fransa Alplerinden gelen Volvic, Evian ve Perrier şişe suları ve tabii güzel İzmirimizin Pınar suyu ve başka dünya markaları da içme suyu şeklinde bu pazardaki yerini alıyor.

    Peki bütün bu dünya şirketleri hangi koşullar altında bu ülkede işletme kurabiliyorlar ? Her şeyden önce Suudi vatandaşı olmayan hiç bir bireyin bu kutsal ülke topraklarından bir avucunu bile satın alması yasak. Bu topraklar üzerinde kendi adına işletme kurması yasak. İnsan yaşantısı igin gerekli olan her türlü işi de yabancıların yaptığını düşünürsek. O halde bu şu anlama geliyor. Bu ülkede yapılan her faaliyetin sahibi Kraliyet ailesi ferdi ya da Suudi vatandaşı. Diyelim bir bakkal dükkanı açacaksınız, kendi adınıza açamıyorsunuz. Bir Suudi vatandaşının size kefil olması gerekiyor. Ve açacağınız işletme de otomatik olarak bu şahsın üstüne oluyor. Yalnızca işletme açmak igin değil bu ülkedeki her bireyin ya da şirketin mutlak suretle bir Suudi vatandaşının kefaletine ihtiyacı var. Resmi işlerinizi bu kefil olmaksızın hiçbir koşulda yapamıyorsunuz. Üstelik ülkeye girerken " giriş vizesi " aldığınız gibi çıkarken de " çıkış vizesi " almanız gerekiyor. Aksi takdirde ülke dışına çıkamıyorsunuz. Olası herhangi bir durumda toprak ve işletme hakkı talep edemiyorsunuz. Çok zenginsiniz, bu ülkeyi de çok seviyorsunuz ve bir villa satın alıp ömrünüzün sonuna kadar da bu ülkede yaşamak istiyorsunuz. Vazgeçin. Mülk satın almak yasak demiştik. Peki neden bu ülkede bir yabancı olarak " iş " yapmak size cazip geliyor ?. Çünkü yaptığınız işin kendi ülkenizdeki standartlarının her zaman (tabii işinizin konumu ve eğitim durumunuz önemli) daha üstünde bir standartta çalıştırılıyorsunuz bir. En önemlisi de ülkede vergilendirme sistemi yok. Aldığınız ya da sattığınız herhangi bir mal karşılığında hiçbir vergi ödemiyorsunuz. Dünyanın başka bir yerinde vergisi içinde sattığınız ya da aldığınız malın fiyatı bu ülkede de aşağı-yukarı aynı. Yani devlete ödeyeceğiniz vergi miktarı da doğal olarak sizin cebinizi ısıtmış oluyor. Bunun sebebine gelince, Krallık bu ülkenin yalnızca petrol gelirinin tamamını kullanıyor. Üstelik bir litre benzin 1 Suudi Riyali. (Yani 1 Riyal de yaklaşık 400 bin Türk lirası yanılmıyorsam) Bu gelir de bu hanedanlığı fazlasıyla ihya ettiğinden vergi gibi küçük işlerle uğraşmak gibi bir sorun kendiliğinden ortadan kalkıyor.

    (Ülke yönetimi krallık olsa da bildiğiniz gibi ülkenin yalnızca prenslerden oluşan bir " meclisi " de var. Bu meclis bütün ülke yönetimine hakim.)

    Adım başı cami olan bu ülkede bir o kadar da okul var. Her caminin içinde bir okul, ya da her okulun içinde bir cami var. Okullarda kız ve erkek öğrenciler ayrı ayrı eğitim görüyorlar. Yani aynı okulun bir kız öğrenci girişi bir de erkek öğrenci girişi var. (Kadın erkek bölümlerinin ayrı oluşu -single section, family section- bütün halka açık yerler igin de geçerli) Kız bölümlerinde yalnızca kadın öğretmenler, erkek bölümünde de yalnızca erkek öğretmenler ders veriyor. Tamamı Kuranik okul olan buralarda ağırlıklı ders Kur'an olsa da, özellikle yabancı dil eğitimi ve diğer dersler de veriliyor. Yani bu okullardan mezun herhangi bir öğrenci eğer isterse lise ya da üniversite eğitimini Amerika ya da herhangi bir Avrupa ülkesinde kolayca sürdürebiliyor.

    Mürekkep yalamış herkes mutlaka İngilizce yi ve bazen de başka bir lisanı da ana dili gibi konuşuyor. Bu yüzden bütün ülkeye Arapça ve İngilizce nin hakim olmasını yadırgamıyorsunuz. Arapça bilmeyen bir yabancı olarak bu ülkede asla iletişim sorunu çekmiyorsunuz. (Tabii siz yabancı dil bilmiyorsanız o başka) Satın alacağınız bir ürünün üzerindeki Arapça açıklamayı nasıl anlayacağınızı düşünmüyorsunuz çünkü hemen o ürünün herhangi bir yerinde İngilizce açıklamasını buluyorsunuz. Bunu yazınca hemen aklıma geldi, değinmeden edemeyeceğim, büyük süpermarketlerde satılan bazı Türk ürünlerinin üzerinde Türkçe açıklamadan başka bir şey yok. Yani üzerinde çeşitli şekiller bulunan ve içindeki malzemeyle hiçbir ilgisi olmayan bu şekillerin ne anlattığını ancak ben ve benim gibi Türk pasaportu sahibi vatandaşlarımız anlayabilir. Zavallı diğerleri, ya anlayamadıkları bu malı satın almayacaklar ya da " ya allah " deyip denemekten başka çareleri kalmayacak. Burada sokaktaki adam bile İngilizce yi " çatır çatır " konuşurken bizim memlekette koca koca holdinglerde oturan kelli felli adamların ve hatta başbakanların bile bir gavurla anlaşacak bir dili bilmediklerini düşününce de aklıma şu geldi, bunu da açıklamadan edemeyeceğim ; (hani her şeyi yalamış yutmuşuz da tek eksiğimiz buymuş gibi) iki yıl kadar önce Galatasaray Lisesi önüne asılmış bir pankart görmüştüm ve okuyunca da dumur olmuştum " Yabancı dil eğitimine evet, yabancı dilde eğitime hayır " İmza, Atatürkçü Düşünce Derneği". Şimdi biliyorum pek goğunuz bunu savunacak ve bana karşı çıkacaksınız. Sonuna kadar haklısınız da. Ben de bazen böyle düşünmüyor değilim. Ama gelin görün ki, değil Avrupalarda, Amerikalarda şurada-burada gak-guk dahi diyemeyen kravatlı yurdum insanını Arap ellerinde de aynı durumda görünce insan üzülmeden edemiyor. Bırakın " yabancı dilde eğitime evet " oluversin. Bütün dünyayla anlaşamamaya çalışmak igin bu çaba niye. Haa..hiç biriyle alış-verişimiz yok diyorsak, kara bıyıklarımızı bura bura Avrupa Birliği kapılarında yalvarmak niye. Gavur ellerinde aşağılık kompleksine kapılan, bizde neden yok, bizim neyimiz eksik diye dövünen biz Allah korusun bir de dönüp arkamızı burnumuzun dibindeki Arap Yarımadası'na baksak topluca intihar eylemlerine girişmemiz gerekecek. İyisi mi ruh sağlığımız igin, kuma gömdüğümüz kafalarımızı hiç çıkarmayalım olduğu yerden.


    Arabistan'da Yaşam 4

    Merhabalar...

    Yasaklarıyla ve şeriat kurallarıyla ünlü bu " Müslüman dünyasının kutsal topraklarından " yazan seslerin çoğalması sevindirici. Çünkü buralar başka yerlere benzemiyor ve bu yüzden bu topraklara gelince karsılaştıklarımızı da ille de başkalarıyla, mutlaka paylaşmak ihtiyacı hissediyoruz. Bu ülkede gördüklerimi ve yaşadıklarımı her ne kadar objektif olmaya çalışarak aktarsam da zaman zaman kendi düşüncelerimi de katmaktan kendimi alamadığımın farkındayım. Başka sesler bazen benim de fark etmediğim şeylerin ayırdına varmama yardımcı oluyor.

    Özellikle bu ülkeye gelmeden önce ülke hakkında genel hatları dışında bir bilgim olmadığından, burada gördüklerim ve öğrendiklerim pek çok konuda şaşkınlık yaşamama sebep oldu. Örneğin Suriye sınırlarından ayrılarak, kısa bir dönem Fransız askeri destekli özerk bir " ülke " olarak kalan ve daha sonra Türk topraklarına " il " olarak katılan Hatay (Antakya) halkının sular seller gibi Arapça konuştuğunu ve şimdilerde 80'li 90'li yaşlardaki Hataylı, İskenderunlu dedelerin de aynı akıcılıkta Fransızca'da konuştuklarını burada gördüm ve öğrendim.

    Sineması, tiyatrosu, barı, alkolü, eğlencesi olmayan bu " yasaklar " ülkesinin her türlü yasağa rağmen kendi içinde bir demokrasi anlayışı da var. Yabancı konsoloslukların her biri (Türk Konsolosluğu'nu ayrı tutuyorum. O her yerde olduğu gibi sahsına münhasır bir konsolosluk) kendi özerk alanında ülkesinin bir minyatürü. Tiyatro, haftanın belirli günleri sinema gösterileri ve zaman zaman sinema günleri, klasik müzik konserleri, yarışmalar, sergiler, özel gün ve bayramlarda kutlamalar, kermesler, eğlenceler...Her ne kadar insanlar evlerinde kendi alkollerini kendileri yapıyorlarsa da (ve hepsi " köpek öldüren " şeklinde çarpıyor adamı orası başka mevzu)yabancı konsoloslukların belirli bir limite kadar ülkeye alkol sokabilme yetkileri de bu tür eğlenceleri burada yaşayan yabancılar için cazip hale getiriyor elbette. Bu kültürel zenginlik ve çeşitlilik bu tür aktiviteleri her seferinde uluslararası bir şenliğe dönüştürüyor. Ha.. evet, vizyon filmlerini, özellikle Amerikan filmlerini dünyayla aynı anda güzelim sinema salonlarında izleyemiyorsunuz. Onun da çaresi, hemen sonra piyasaya çıkan DVD'leri...

    Cumhuriyet öncesi romanlarımızın pek çoğunda " talihsiz kahramanlar "Taif'e sürgüne gönderilirler. Bu kahramanlar ki ömürlerinin sonuna kadar da, sürgün süreleri dolsa bile dönmezler Taif'den... Boşuna değil. Taif, Cidde'ye iki saat uzaklıkta 2000m yüksekte bir dağ şehri. Modern Avrupa ve Arap mimarisinin mükemmel senteziyle yapılmış Cidde mimarisine inat eski Arap kültürü mimarisiyle örülü ve Osmanlıdan izler taşıyan, başka bir yazıya uzun uzun konu olacak olağanüstü güzel bir şehir Taif.

    Her yol Mekke'ye çıkar (mı ?). Gayrimüslimlerin Mekke ve Medine'ye girmesi ve bu şehirlerde çalışması yasak. Bu nedenle bu iki şehrin üzerinden geçen bütün karayolları ikiye ayrılır. Only Muslim - Non Muslim. Doğal olarak bu şehirler üzerinden uçuş da yasak. Hacı adaylarının tamamı önce Cidde ya da Riyad'a gelirler ve buradan karayolları ile Mekke ve Medine'ye ulaşırlar. Bu yasaklar Kral Fahd'ın yaşlanması ve Prens Abdullah'ın ülke yönetiminde söz sahibi olmasıyla yavaş yavaş asılıyor olsa gerek. Amerikan dostu diye adlandırılan Prens Abdullah'ın ilimli tutumları geçen yıl, tarihinde ilk kez olmak üzere, Hıristiyan Amerikalı bir kadın gazetecinin hac zamanı Mekke'ye girmesine ve Amerikan ABC televizyonu adına çekim yapmasına sahne oldu.

    Başkent Riyad son dönemlerde adı sık sık terörist olaylarla anılır olsa da bütün dünya başkentleri gibi biraz " resmi ". Doğal güzellikleri, geniş park alanları, çok sayıda çocuk bahçeleri ve yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ve modern hayvanat bahçesiyle ünlü modern bir kent. İş dünyasının yoğun olduğu bu şehirde doğal olarak yabancı uyruklu pek çok aile yaşamakta. Bu nedenle yabancı okullar, çeşitli devletlere ait özel hastaneler çok sayıda bu kentte.

    Yasakları bir türlü bitmeyen bu ülkede insan portresi ve heykelinin yapılması ve sokaklarda teşhir edilmesi yasak. Portre yasağı yalnızca kral ve prensler için geçerli değil. Şehrin çeşitli yerlerinde, özellikle de otobanlar üzerinde Kral Fahd ve prenslerin devasa fotoğraflarıyla sık sık karşılaşmak olası. Açık alanlarda fotoğraf çekmek ve kamerayla görüntü almak da ülke genelinde yasak. Asker, polis, binalar, kutsal şeyler dışında sokaklarda, belirli alanlarda göz yumulan fotoğraf çekimleri özellikle Kabe'de hala yasak. Varolan ve özellikle de takvimlerde kullanılan Kabe fotoğrafları özel izinle çekilebiliyor ancak. Ama istediğiniz görüntüyü yetenekleriniz ölçüsünde kağıda dökmenizde bir sakınca yok tabii.. Bu yüzden olsa gerek ki dünya üzerinde hakkında herhangi bir belgesel çekilememiş, ayrıntılı bilgi verilemeyen, herhangi bir şekilde yorum yapılamayan tek ülke durumunda Suudi Arabistan.

    Gayrimüslim erkeklerin Arap halkının giydiği ve beş parçadan oluşan ( taghia, ghatra, shamacah, thobe, malabes daghalia)ulusal giysiyi giymesi ve bu şekilde sokaklarda dolaşması yasak. Ülkedeki yerli yabancı bütün kadınlar " abbaya " denen kıyafeti giymek zorunda. Ama Suudi vatandaşı kadınlar dışında, isteyen her kadın başı açık dolaşabilir. Amaaa... şehirde, özellikle de halka açık alanlarda, her zaman iki resmi polis eşliğinde dolaşan eli sopalı din polisleri, yani " mutavva "lar özellikle Ramazan ayında ve hac vakti daha çok ortalarda görünmeye başlarlar. Başı açık kadınların eşlerini, kadınlarının başlarını kapamaları için uyarırlar. (Söylentiye göre mutavvalar, çok değil birkaç yıl öncesine kadar, uyruğunun ne olduğuna bakmaksızın, başı açık kadınlara ellerindeki sopayla meydan dayağı çekerlermiş.Ben birinci yılımı doldurdum bu ülkede ama henüz sopayla adam dövdükleri şöyle dursun bu din polislerinden Allah için bir tanesiyle karşılaşmak ve neye benzediklerini görmek bile nasip olmadı. Görenlerde çok şey yitirmiş olmadığımı, hatta şanslı bile sayılabileceğimi söylediler)

    Mağaza vitrinlerini süsleyen aşırı gösterişli giysilerin ve birbirinden modern gelinliklerin kim tarafından ne zaman giyildiğini ise öğrenmek güç olmadı. Giyimine, saç, cilt ve vücut bakımına özel önem gösteren Arap kadınını, peçesinin altından yüzünü görme şansı elde etmişseniz eğer, pek çoğunun güzelliğiyle göz kamaştırdığını fark edersiniz.. Şans eseri bulunduğum bir düğünde gördüm ki, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı bölümlerde eğleniyorlar. Düğün bitinceye kadar gelin ve damat birbirlerini görmüyorlar. (Bu söylediklerim evliliklerin hepsinin görücü usulü olduğu kanısı uyandırmasın sizde. Özellikle genç kuşak cafelerde, alışveriş mağazalarında vs.. tanışarak evleniyorlar) Kendi ülkemde bir düğüne nasıl özenle hazırlanarak gidiyorsam bu düğüne de öyle gittim ve inanın orada bulunan en vasat giysili hatundum. Biblo kadar güzel gelin kız, değerli taşlarla süslü gelinliğinin içinde peri kızları gibiydi. Erkekler tarafında şarkı söyleyen sanatçının salonda bulunan dev ekrana yansıyan sesi ve görüntüsü de kadınlar tarafındaki eğlencenin tek kaynağıydı.

    Arap aileleriyle komşuluk etmek dünyanın en zor işlerinden biri. Kolay kolay bir yabancıyı evine konuk etmeyen Arap halkı, evlerindeki bu tutumlarının aksine başka ortamlarda, çekingen, alçakgönüllü ve bir o kadar da sevecenler. Geçenlerde eşimle bir bilgisayar mağazasına gittik. Mağazadan içeri girdiğimizde, mağaza görevlisini Suudi bir müşteriyle konuşur bulduk. Ortaya selam verdik, yalnızca görevli selamımızı aldı. Onların konuşmaları sürerken biz de sağa sola bakınarak konuşuyorduk. 50'li yaşlarının sonunda olduğu anlaşılan Suudi müşteri, bizim aramızda Fransızca konuştuğumuzu görünce meraklandı. Fark ettik ki bizimle konuşmak istiyor ama lafa da nereden gireceğini bilmiyor. Ben bütün gücümü toplayıp, her şeyi göze alıp adama İngilizce olarak " sizin de mi bilgisayarınız arızalı ? " diye abuk bir soru sordum. Bir kadına cevap vermeyeceğini ve hatta kendisiyle konuşuyor olduğum için sinirlenebileceğini bile düşündüm. Oysa gözlerinin içi parlayarak " evet " dedi ve bir daha da susmadı. : Akıcı, duru bir İngilizce kullanıyordu. Suudi vatandaşıymış. İki karisi ve onlardan toplam beş çocuğu varmış. Bütün dünyayı dolaşmış ama en çok Paris'e hayran kalmış. Bu şehri, ülkeyi ve insanlarını çok seviyormuş. Hayatta en çok Fransızca dilini çok iyi konuşmak istemiş. Biz Fransızca'yı nereden biliyor muşuz ? Falan... Laf döndü dolaştı Suudi Arabistan'a ve insanların yaşam şekline geldi. " Ben ilk karımı, başka ülkelere gittiğimizde, yüzünden peçesini çıkarmak istemediği ve bütün ısrarlarıma rağmen çıkarmadığı için boşadım. Evet bizim ülkemizde yazık ki kurallar böyle. Ama başka ülkelere gittiğimizde asgari müştereklerde o ülke şartlarına uymalı ve biraz da özgürlüğümüzün tadını çıkarmalıyız. Benim gençliğimde bütün aile, annem, babam, kız kardeşlerim, gelinler, torunlar bir araya gelirdik ve bir tabaktan yemek yerdik. Akşam yemeklerimiz ailemizin bir araya geldiği ve sohbetimizin en tatlı olduğu yerdi. Ne var ki zamanla her şeyi değiştirdiler. Benim erkek kardeşim 15 yıldır evli ve ben karısının yüzünü 15 yıldır bir kez olsun görmedim. Şimdi aile bireyleri kadın erkek bir araya asla gelmiyor. Ayrı ayrı odalarda yemek yeniyor. Bu din falan değil. Gün geçtikçe kendimizi din adına daha çok kısıtlıyoruz. Oysa bizim dinimizde böyle bir zorlama yok. Her geçen gün yeni bir şeyler ekleniyor kutsal kitabımıza. Tabii böyle olunca da inandırıcılığı kalmıyor. Benim bütün geçmişim bu ülkede ama bütün bu olan bitene dayanamadığımdan, yılın çoğunu Suriye'de geçiriyor sık sık da buraya ailemi görmeye geliyorum ". Bütün bunları bir Suudi vatandaşının ağzından duymak bizi oldukça çok şaşırttı.

    Bir yasaktan daha bahsedeyim hemen. Yahudi vatandaşları bu ülkeye hiç bir koşulda giremiyorlar. Haritalarda yer almıyor, okullarda çocuklara öğretilmiyor, dünya coğrafyası üzerinde bir ülke ve din olarak tanınmıyorlar....

    Suudi Arabistan dünyada, bayrağı üzerinde dinsel simgesi yer alan ilk ve tek ülke olma özelliğini de taşıyor. Ülke yabancı turizmine açık değil. . Ancak son yıllarda tutundukları dış politikalar yüzünden, yasaklarını ve alışkanlıklarını yavaş yavaş terk etmeye başlamış bu kara altın ülkesinin bir başka önemli gelir kaynağı da hac ve umre ziyaretleri . Eee..... bir de balıklarıyla ünlü Kızıldeniz var ki, kitaplara konu olacak güzellikte. " Dünyada yedi ana renk vardır " diyen uzmanların feleğini şaşırtacak cinsten renk ve ihtişamla bürülü bu deniz. Dünyanın en büyük ve doğal akvaryumu kabul edilen bu eşsiz denizde yapılan su altı turizmi ve bu turizme olumlu anlamda yapılan yatırımlar da ülke gelirinin bir başka ve görünmez yüzü... Özel plajlarda bikini ya da mayonuzla yılın 365 günü güneşlenip, yüzebildiğiniz gibi, bu mükemmel dünyanın 30 metre derinliklerinde yeni keşiflere çıkmak da heyecanların başka türlüsü. Naçizane bendenizin bu sularda bir köpekbalığıyla yarenlik ettiğini de belirtmeden geçmeyeyim istedim....- :)

    Şaire sormuşlar (Ankaralılar alınmasınlar) " Ankara'nın nesini seviyorsunuz ? " " İstanbul'a dönüşünü " diye cevap vermiş. Bizler için de bu ülkede yabancı olmanın en güzel tarafı, bir gün bu ülkeden çekip gidecek olduğumuzu bilmek. Ama şartlarınızı zorlamış ve gelmişseniz de yapacağınız en iyi şey gözünüzü dört açmak ve buranın da kendine ait güzelliklerini keşfetmek. Ee... yoksa burada hayatı kendinize ve başkalarına zehir etmek, dünyanın en antidemokratik ülkesinde yaşıyor olmaktan şikayetçi olmak dünyanın en kolay işi.

    Artısıyla, bol bol da yasakları ve eksileriyle dolu bu ülkede yapılacak bir reform elbette Müslüman alemini ayaklandırabilir. Ama hızla modernleşmekte ve dış dünyaya açılmakta olan bu koca ülke Prens Abdullah'ın çabalarıyla( ?!) bu olası reformdan daha uzun süre kaçamayacağa benzer....

    Başka serüvenlerde buluşmak dileğiyle...

    BİTTİ...

    Beyhan DUFFEY - Cidde / Suudi Arabistan
    AnneCocuk.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    2
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    8

    havuzlu ev

    Selamlar havuzlu ve gülümseyen insanlardan bahsetmişiniz. Epey uzun bir süre burada kalacağımdan ev kiralıcam. Şu adı geçen site nerede veya önerebileceğiniz başka bir site?? Teşekkürler.
    Konu Gül@y tarafından (03-11-2009 Saat 10:19 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: mail adresi yazmak yasak

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.900
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    25
    Rep Gücü
    88646
    Merhaba!

    Suudi Arabistanda kalacaginiza gore passport'unuzu teslim alan
    Bir vatandas arap KEFIL'iniz olmasi gerekiyor.
    Iste o kefile sorarsaniz yabanci gettolarini size gosterir.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    2
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    8

    teşekkür

    benim kalış şeklim kefille olmayacak. ama bu sitelere yabancı getto deniyorsa ok. internetten bulabilirim umarım. bu getto ne garip isim koymuşlar. bu gettoların hepsi aynımıdır??

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.900
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    25
    Rep Gücü
    88646
    Merhaba!

    compound deniyor.

    Ayrica hicbir yabanci kefilsiz kalamaz.
    Kirmizi passportlular haric.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    2
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    8

    merhaba mopsy

    selam,

    bizimde seruvenimiz cok yakında baslayacak...sizinle haberlesmeyi cok isterim.

    mailim
    simdilik hoscakalın,

    sevgi
    Konu Gül@y tarafından (03-11-2009 Saat 10:20 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: mail adresi yazmak yasak

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.118
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    80590
    Sevgili Mopsy bu "alıntıdan" kaynaklı sizi Suudi Arabistanda yaşıyor sandılar galiba...Yoksa ben mi öyle sandım...:))

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.900
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    25
    Rep Gücü
    88646
    Alıntı Guney´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sevgili Mopsy bu "alıntıdan" kaynaklı sizi Suudi Arabistanda yaşıyor sandılar galiba...Yoksa ben mi öyle sandım...:))
    Merhaba!

    Bilmiyorum sn.Guney.

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    2
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    8
    alıntıdan suudi arabistan'da yasamıyor oldugunu dusunmem gerekiyordu sanırım :) tekrar okumakta fayda var anlasılan

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.118
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    80590
    Alıntı sevgi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    alıntıdan suudi arabistan'da yasamıyor oldugunu dusunmem gerekiyordu sanırım :) tekrar okumakta fayda var anlasılan
    Bencede sevgili "sevgi" lakin merak ettim sizin serüven durumlarınızı...mekansal değişiklik anladığım kadarıyla

Benzer Konular

  1. Suudi arabistan başkonsolosluğu
    dogangunes Tarafından Büyükelçilikler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-12-2011, 12:39 PM
  2. Sentetik Yaşam, İnsan Yapımı Yaşam
    Bilge Engin Tarafından Biyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-12-2010, 12:01 PM
  3. Suudi Arabistan
    mopsy Tarafından Borsa ve Ekonomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-03-2010, 09:06 PM
  4. Arabistan kralını utandıran evlilik
    Eftelya Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-05-2009, 10:44 PM
  5. Suudi Arabistan 7 Türk filmini yasakladı
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-03-2008, 01:31 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık