Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Hergüne Bir ÜLKE

YAŞAM VE İNSAN Kategorisi Turizm Gezi Seyahat Forumunda Hergüne Bir ÜLKE Konusununun içerigi kısaca ->> Benim gibi farklı ülkelerin külütürlerini,yaşam biçimlerini merak edenler için : ÇİN Dünya ülkelerini turlamaya devam eden AynaAsya’nın devi Çin’e sizin ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Hergüne Bir ÜLKE

    Benim gibi farklı ülkelerin külütürlerini,yaşam biçimlerini merak edenler için :


    ÇİN

    Dünya ülkelerini turlamaya devam eden AynaAsya’nın devi Çin’e sizin için gitti. Ayna’nın Çin’deki ilk rotası Fucian eyaletinin merkez şehri Fuco oluyor.

    Sadece bu şehre has bir dil var. Bu dilin adına da Fuco dili diyorlar. Eyalet genelindeyse 5-6 farklı dil daha konuşuluyor.

    Fuco sokaklarında ilerleyen ekibimiz ilginç bir açılışa tanık oluyor. Market açılışı için bir davul takımı tutmuş market sahipleri. Davulcular da insanların ilgisini çekebilmek için hünerlerini döktürüyorlar davullarına vurarak.

    Kungfunun anavatanı Çin’de bir kungfu okulunu ziyaret ediyor Ayna. Bu okullar aynı zamanda normal eğitim de veriyor. 11 bin öğrenciye sahip olan bu okul üniversite kompleksi gibi çok geniş bir arazi üzerine kurulmuş. Bu okul gibi yüzlercesi var Çin’de. Okulun bahçesinde eğitimlerine devam eden öğrenciler arka arkaya parendeler atıyorlar havada. Gösteri salonda ise Ayna ekibine özel muhteşem bir kungfu show sergiliyor okulun öğrencileri.

    Çin kültüründe ejderin ve ejder dansının ayrı bir önemi var. Çinliler kendilerinin ejderin neslinden geldiklerine inanıyorlar. Özel günlerinde, festivallerinde ve bayramlarında hep ejder dansı yapıyorlar. Saim Orhan da dans gurubuyla beraber ejder dansı yapıyor Fuco’da.

    Bir Çin düğününe gidiyor şimdi de Ayna . Bu düğünler Türkiye’dekilerden biraz faklı. Düğüne gelen misafirler önce salonun girişine kurulan masada isimlerini ve ne kadar para vereceklerini yazdırıyorlar. Böylece düğün sahibi, düğün sonrası kimin ne kadar para vermiş olduğunu burada görüyor. Para verilirken de genelde 333 Yuen, 666 Yuen ya da 888 Yuen gibi uğurlu rakamlar tercih ediliyor. İnsanlar para vermek için kuyruğa giriyorlar bu masanın önünde. O kadar çok para veren oluyor ki isim ve para miktarlarının yazıldığı defterin sayfaları doluyor. Düğün sahipleri de bu şekilde düğün masraflarını çıkarmış oluyorlar.

    Pandaların anavatanı Çin. Bu hayvanların nesli tükenmek üzere dünyada. Ayna’da koruma altında olan pandaları görüntülemeye gidiyor.

    Çinliler yeşil çay içiyorlar ve bu çayı da bir seremoniyle hazırlıyorlar. Seremoni çay demlemenin ne kadar zarif bir konu olduğunu anlatıyor. Çin’de 7 farklı renkte, 2 bin çeşit çay olduğu söyleniyor ve Saim Orhan’da bunlardan bir tanesini tatmak için bir çay mağazasına gidiyor. Çayın kilosunun fiyatı 4 dolar ile 40 bin dolar arasında değişiyor. 40 bin dolar olan çay çok ender bulunduğu ve dağlarda özel olarak toplandığı için fiyatı pahalı. Yeşil çayı küçük fincanlarda ve şekersiz olarak içiyor Çinliler. Böylece sağlıklarına da dikkat etmiş oluyorlar.

    Çayda olduğu gibi kahvaltı kültürleri de farklı Çinlilerin. Sabah kahvaltısında yağsız, tuzsuz şifan isimli pirinç çorbası yanında da turşular yiyorlar. Ancak kaliteli bir restorana gittiklerinde de bunların yanına ilaveten kızartılmış hamur yotiav ve yine yağsız tuzsuz buharda pişirilmiş hamur oluyor. Ekmeği ise hiç tüketmiyor Çinliler.

    Şiçansı tapınağını ziyaret ediyor Ayna. Bu tapınak Budistler için Güney Çin’deki bir hac merkeziymiş. Akşam oluca tapınakta ayin başlıyor. Dualar okuyor rahipler ayin boyunca. Her ayin yaklaşık 1 saat sürüyor. Halkın katılımıysa neredeyse hiç yok. Çin’de Bıntuhua yani kendileştirme diye bir kelime var. Çin tarihten itibaren kurduğu her şeyi kendileştirmiş. Budizmi bile kendine benzetmiş ve Zen Budizmi diye bir şey ortaya çıkmış.

    Fuco’da bir budist mezarlığına gidiyor Ayna ekibi. Çin’de adetlere ve geleneklere göre mezarlıklar yamaçlara yapılıyor ve mezarlığın suyu görmesi gerekiyor. Bu nehir manzarası ya da bir deniz manzarası olabilir. Manzarasına göreyse mezarların fiyatları değişiyor. Budistler öldükten sonra yakılıyor, külleri kavanozlara konuluyor ve bu mezarlıklarda muhafaza ediliyor. İsteğe bağlı olarak bir mezara bir kişinin külü konabiliyor, aile mezarlığı olarak değerlendirildiğinde de 5 kişinin külü konabiliyor. 20 yıllığına bu mezarı kiralıyorlar. 20 yıl sonra tekrar bir pazarlık yapılmazsa ölen kişinin külleri çöpe gönderiliyor.

    Fuco şehrinde 4 Türk yaşıyor ve o Türklerden bir tanesi Fucian eyaletinde çok meşhur. Ayna’nın yanında Alaaddin Çolak’ı gören hayranları ondan imza alabilmek için etrafını sarıyorlar. Meşhur olma hikayesini Ayna’ya anlatıyor Alaaddin Çolak.

    Çin’in başka bir şehrine gitmek için yola koyuluyor Ayna. İpek yolunun denizden başlangıç noktası olan Çuencou’ya gidiyoruz.

    Sokaklarda ilerlerken bir cenaze merasimine rastlıyor Ayna. Ölü yakılmaya gönderilmeden önce evinin yakınında bulunan cadde ve sokaklarda dolaştırılıyor. Süslenmiş tabut omuzlarda taşınıyor. Cenazenin birinci dereceden yakınları ve gelinleri zorla da olsa ağlamak durumunda. Merasim boyunca kötü ruhların defolup ölünün ruhunun huzur bulması için çatapat patlatılıyor veya davul zurna çalınıyor. Bu cenaze merasiminde bir bando takımı bile var. Gülenler, oynayanlar ve ağlayanlar hep beraber takip ediyorlar cenazeyi.

    Ayna Sahabe Camii isimli bir Camiyi ziyaret ediyor şehirde. 1009 yılında Arap tüccarların yapmış olduğu bir camii. Çin’de Arap sitilinde yapılan en eski camii sahabe Camii.1000 yıllık geçmişe rağmen caminin tavan kısmı tamamen yok olmuş. Tabanında ise otlar büyümüş. Çuencou şehrinin bir de Müslüman mahallesi var. Civarda 3-4 tane Müslüman köy var. Çinli Müslümanların sahabe kabri olarak adlandırdıkları mekanı da ziyaret ediyor Ayna.

    Çuencou ayakkabı ve tekstil şehri. Bir ayakkabı fabrikasını geziyor Ayna. Sadece Çuencou şehrinde irili ufaklı 6 bin ayakkabı fabrikası var ve bu fabrikalarda binlerce ayakkabı üretiliyor her gün.

    Çin’deki yolculuğuna devam eden Ayna şimdide Şiamen şehrine gidiyor. Çin’in Tayvan’a en yakın olduğu noktayı görüntülüyor ekibimiz.

    Akşam Türklerin organize etmiş olduğu bir yemeğe davet ediliyor Ayna. Şiamen ve civar şehirlerdeki Türklerle tanışma ve onların iş durumlarını öğrenme adına faydalı bir gece oluyor bu.

    Çin’de motosikletlerin yasaklandığı tek şehir Guancou. Guancou cadde ve sokaklarında tek bir motosiklet göremezsiniz. Motosikletler yüzünden kazalar artınca bu yola başvurmuş Çinliler.



    Çin’de su istediğiniz zaman size ılık su getirilerse sakın şaşırmayın. Çünkü Çinliler sıcak yaz günlerinde bile soğuk su içmiyorlar.



    Ünlü bir Çin lokantasına gidiyor Ayna. Çinliler yemeğe o kadar önem veriyorlar ki, yemek vakti gelen bir Çinli işini gücünü bırakıp hemen yemeğini yiyor. Bu kişi bir taksi şoförü olsa bile durum değişmiyor. Yolcu gideceği yere gitmeden yolda indirilebiliyor.



    Siz daha önce hiç böyle bir lokanta görmediniz!



    Deniz ürünlerinin satıldığı lokantada Ayna şaşakalıyor gördüğü manzaralar karşısında. Müşteriler önce canlı yılanlar, suyun üstünde yüzen böcekler, solucanlar, deniz kaplumbağaları ve daha bir çok deniz ürünlerinin arasından yiyeceği hayvanı seçiyor. Siparişler verildikten sonra masalara geçiliyor. Yemekler piştikten sonra büyük bir iştahla yeniyor.



    Eğer yiyeceğiniz hayvanı seçmek için tek tek dolaşıp zaman kaybetmek istemiyorsanız lokantada, sizin için hazırlanmış özel menüleri tercih edebilirsiniz. Neler mi var bu menülerde? Yılan, tavuk ve akrepten oluşan bir menüyü inceliyor Saim Orhan. Hemen onun yanında ise kaplumbağa menüsü bulunuyor. Farklı farklı hayvanlardan oluşan bu menülerden arzu ettiğinizi seçiyorsunuz yemek için.



    Ancak lokanta da gezdikçe şaşkınlığımız daha da artıyor. Parçalanmış timsah etleri müşterilerin beğenilerine sunulmuş. O kadar çok tercih ediliyor ki timsah eti, koca hayvandan geriye sadece bir bacağı ve gövdesinden bir parçası kalmış. Hemen yanında ise dile benzer bir hayvan var. Adını bile bilmediğimiz bu hayvana dokununca kaslarını hareket ettiriyor.



    Gördüğümüz manzaralar karşısında daha ilginci ne olabilir ki diyoruz ama öğreniyoruz ki Guancou şehrinde kış aylarında günde 10 bin kedi yeniyormuş. Bu hayvanların tüketildiği yerler de yine lüks restoranlar.



    Lokantadan ayrılıp Guancou sokaklarına dalıyor Ayna ekibi. Sokaklarda dolaşırken başımızı nereye çevirsek, cep telefonuyla konuşan insanlara rastlıyoruz. Uzun uzun konuşuyorlar telefonlarıyla. 600 milyon cep abonesinin olduğu Çin’de cep telefonuyla konuşmanın Türkiye’ye göre çok daha ucuz olduğunu öğreniyoruz.



    Ülkemizde, bronzlaşmak için saatlerce güneşin altında kalınıyor ya da solaryum salonlarına onca paralar ödeniyorken Çin’de kadın ve kızlar beyaz tenli kalabilmek için güneşli havalarda şemsiye kullanıyorlar. Eğer kısa kollularsa ve ellerinde o an şemsiye yoksa geçici bir kumaşla da kollarını örtüyorlar. Onlara göre beyazlık güzelliği simgeliyor. Yanmış tenliler ise köylülüğün göstergesi.



    Çin’in milli yemeği lamianı tatmak için bir Çin lokantasına giriyoruz. Lamian bildiğimiz makarnanın etli, soslu ve sulu şekli. Ancak yemesi hiç de kolay değil. Hamur bütün olarak haşlandığı için yerken dişlerinizle sizin kesmeniz gerekiyor. İşte bu da lamianı yeme usulu…



    Guancou için deniliyor ki geceleri gündüzünden daha güzel. İşte biz de akşam İnci nehrinde bir tekne turuna çıkıyoruz. Köprüler ve nehrin her iki yakası da çok güzel ışıklandırılmış. O kadar ki o parıltıdan siz İnci nehrinin kirli ve bulanık suyunu bile fark edemiyorsunuz.



    Çin’de 10 dolara üretilip İtalya’da 200- 250 dolara satılan gözlüklerin showroomunu geziyoruz. Dünyaca ünlü gözlük firmaları bu şekilde çok ciddi paralar kazanıyorlar. Peki Türkiye Çin’den ne kadar gözlük ithal ediyor? Yılda yaklaşık 7 milyon gözlük.



    Siz hiç gece parkta dans eden insanlar gördünüz mü? Peki bin kişinin aynı anda dans ettiğini söylesek! Çinliler sağlıklarına çok düşkünler. Az yemek yiyor ve erken kalkıyorlar. Uzun yaşama isteği Çinlilerde hat boyutta. Bu dans düşüncesinin altında da şu var, “Dans etki hareketli ol, hareketli ol ki uzun yaşa.” Sabahları ise milli sporları Tayciçueni yapmayı ihmal etmiyorlar. Yavaş hareketlerle ilginç figürler çiziyorlar. Yaz kış, sıcak soğuk demeden on binlerce Çinli parkları, bahçeleri dolduruyor sabahları bu sporu yapmak için.



    Çin adet, gelenek ve görenekleri artık sadece köylerde kalmış durumda. Onlar Batılılar gibi giyinip, onlar gibi yiyor, onlar gibi eğleniyorlar. Giderek küreselleşen dünyadan onlarda çoktan nasiplerini almışlar.



    Dünya ipeğin nasıl üretildiğini bilmiyorken Çin onlara ipek satıyormuş. Dünyanın ipeği ilk tanımasıysa bir Çin prensesinin saçlarının arasından ipek böceklerinin çıkarılmasıyla olmuş. Ancak dünyanın ipek üretimini öğrenmesi Çin ekonomisine darbe vurmuş. Çünkü Çinliler bile daha kaliteli diye dışarıda üretilen ipeği satın almaya başlamış. Çin’de dışarıdan gelen mallar hep daha kaliteli gözüyle bakılıyor. Bir ürünün ipek olup olmadığı ise yakarak anlaşılıyor. İpeğin kalite kontrolü ancak yakılarak yapılabiliyor. Eğer yakıldığında siyah bir duman çıkarsa ve koku bırakırsa o ürün ipek değildir. İpek; yandığında beyaz duman çıkıyor ve koku bırakmıyor.



    Çin’de 2007 yılının başına kadar Çince-Türkçe sözlük yokmuş. Bu dili öğrenmek isteyenler çok zorlanıyorlarmış bu eksiklikten dolayı. Ancak 2007 yılının başında bu ihtiyacı gören 2 genç Çince-Türkçe sözlük çıkarmış. Çince-Türkçe sözlük yazarı Salih Tınmaz sözlük yazma hikayesini anlatıyor Ayna’ya.



    Yaklaşık 500 yıldır Çin’in başkentliğini yapan Pekin’i keşfe çıkıyor ekibimiz. Pekin sürekli büyüyen ve gelişen bir şehir. 30-40 katlı dev gökdelenler yükseliyor şehrin her tarafında. Wan Fucin caddesi şehrin en meşhur caddesi. Değişik insan manzaraları göze çarpıyor caddede. Sokakta gelinlik ve geleneksel Çin kıyafetiyle dolaşanları gelinle damat zannediyoruz ama aslında onlar seyyar reklamcılar.



    Pekin’de de ciddi anlamda trafik problemi yaşanıyor. Çünkü caddelerinde 3 milyondan fazla araç dolaşıyor. Bu araçlara her gün 1600 araç daha ekleniyor. Gönüllü trafiğe çıkmama günü olsa bile durum değişmiyor.



    Ayna Çin’de uzaydan görülebilen tek insan yapımı eser Çin Seddi’ni görüntülüyor. 10 m. yüksekliğinde 4 km genişliğinde, 12 m burçlarla birbirine bağlı toplam 6 bin km uzunluğunda dev bir yapı Çin Seddi. Yerli ve yabancı binlerce turist ziyaret ediyor burayı. Seddin her tarafı ziyarete açık değil. Ancak restorasyonu yapılmış güvenli kısımları insanların ziyaretine açık tutuluyor. İsteyenler teleferikle zirveye kadar çıkıp dönüşte aşağıya inerken, isteyenlerse zirveye de yürüyerek çıkabiliyor.



    Şanghay Dünyanın en önemli şehirleri arasında yer alıyor.. Dev gökdelenler yükseliyor göğe doğru. Cadde ve sokaklarında lüks evler ve arabalar göze çarpıyor. Öyle büyük siteler yapmışlar ki bu sitelerde yaşayan insan sayısı Şanghay’da Dünya’daki bazı şehirlerin nüfusundan daha fazla. Örneğin Liyang Van Çıng adlı sitede 40 bin kişi yaşıyormuş.



    Şanghay’da evin reisi kadın. Erkeklerin yemek yapması, bulaşık yıkaması ve temizlik yapması çok sıradan bir durum. Kadın iş bitiren patron olarak görülüyor.



    Çin’de akülü araçlar çok yaygınlaşmış. Genci, yaşlısı kullanıyor bu araçları. Çevre dostu bu araçlar sayesinde çevre kirliliği de çok ciddi anlamda önlenmiş oluyor.



    Son olarak her şey 1 YTL’ye diye satılan malların anavatanı Yiwu’yu ziyaret ediyor Ayna. Dünyanın dört bir tarafından gelen tüccarlar, esnaflar buradan alıyorlar mallarını.



    AYNA (Dünyadan Ekrana Yansıyanlar)
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Hergüne Bir ÜLKE

    YEMEN

    Yemen Sebe Melikesi Belkis’in ülkesi. Bugün Belkıs’ın sarayının kalıntıları hala ayakta Mağrip diye isimlendirilen bölgede. Milattan önce 500 yılında yapılmış.



    Orijinal yapının bir kısmının toprak altında olduğu söyleniyor.Ayrıca Yemen Dünyanın ilk gökdelenlerinin inşa edildiği ülke. Sibam-Hadramut bölgesindeki gökdelenler Çölün Manhattan’ı olarak adlandırılıyor. Dünyanın ilk barajı yine bu ülkede. Arap dünyasının en turistik bölgelerinden biri, eski medeniyetlerin doğduğu ülke Yemen.

    Aden, Taiz, Hudeyde, Mukalla,Sade, Hacca Mağrip,Ib, Damar onun önemli şehirlerinden. 20 milyon nüfusu var. Dili Arapça. Dini İslam. Sıcak ve sevecen insanların ülkesi. Hicaz yarımadasının güneybatısında olmasından dolayı Asya ve Afrika arasında kültürlerin buluştuğu bir yer olmuş Yemen. İnsanları ticaretten iyi anlıyor. Arap dünyası’na kıyasla oldukça özgür bir yapıya sahip, ama tam demokrasi için alınacak ciddi mesafeler var. Ülkede kabilelerin etkisi oldukça fazla.

    Yemene ayak basar basmaz etraftaki dağlar dikkatimizi çekiyor. Güney Afrika’daki masa dağı gibi çok sayıda dağ var burada. Başkent Sana deniz seviyesinden 2300 metre yükseklikte. Mükemmel bir havası var. Nem hiç yok. Kışın kalorifere yazında klimaya ihtiyaç yok bu şehirde. Yani ne soğuk ne sıcak. Yıl boyu çok güzel bir hava hâkim koca şehirde. Başkent Sana’a’nın nüfusu yaklaşık 1,5 milyon.

    Sana’a şehri’ne Osmanlı’dan başka bir güç hâkim olamamış. Gayri Müslim istilalarına bu Müslüman topraklar maruz kalmamış. Tabi bunda Osmanlı’nın hicazı korumak için bu topraklarda 400 yıl kalmasının çok büyük önemi var. Mekke ve Medine’nin korunması açısından Yemen’de Osmanlı kendisini kalkan olarak kullanmış ve kutsal toprakları korumuş. Yemen, Osmanlı’nın Hicaz’daki en uç karakolu olmuş yüzyıllarca.

    Bizde Sana’a’da Osmanlı izlerinin peşine düşüyoruz. Şehrin zirvesindeki kale hemen dikkatimizi çekiyor. Bir Osmanlı Kalesi olan yapı hala dimdik ayakta ziyaretçilere tarihten sayfalar aralıyor. Şehrin çok farklı yerlerinde Osmanlı’nın inşaa ettiği askeri binalar ve devlet binaları görüyoruz.



    Bekiriye Camii Osmanlı’nın Sana’alılara hediye ettiği bir camii. Zaten mimari tarzından hemen Osmanlı Camisi olduğu anlaşılıyor Bekiriye’nin. Camii önünde 68 yaşında eski Türklerden Abdulkadir Bey ile karşılaşıyoruz. Babası Osmanlı Subayı imiş Abdulkadir bey’in. Aslen Harputlular. Hemen bize has misafirperverlikle yemeğe davet ediyor. Türkçesi hemen hemen hiç kalmamış. Sadece nasılsın iyi misin gibi basit cümleleri kurabiliyor. Abdulkadir Beyle biraz sohbet ettikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Bekiriye civarında çok sayıda Türk kökenli insanın yaşadığını öğreniyoruz. Zaten bu civarlar Türk Mahallesi olarak adlandırılıyor. Burada yasayan halkın yaklaşık olarak yüzde 70’i Türk asıllı.



    Yemen’de içki yasak. Satışı tespit edildiğinde hapis cezası var. Yemen insani muhafazakâr ve bunu iyi korumuş. Adet, gelenek ve göreneklerine de çok bağlı insanlar. Dini inançları da güçlü. Yolda başı açık bir Yemenli kadına rastlama ihtimali yok. Genelde peçeli dolaşıyor kadın ve kızlar. Örtünme dini olduğu kadar ayni zamanda örfi. Ülkede başları açık olan sadece Turist kadınlar



    Şehirde klakson kullanmadan araba kullanmak imkansız. Korna sesi şehrin alışık olduğu sıradan seslerden. Şehri dolaşırken gaza basan her sürücünün otomatik olarak kornaya bastığını gördük. Gaza basma eşittir kornaya basmak anl***** geliyor bu ülkede. Ülke’de fakir zengin arasında çok belirgin uçurumlar var. Genelde perişan haldeki araçların yanında son model kaliteli araçlar da bulunuyor. Ama şehir trafiğinde ağırlıklı olarak dolmuşları görüyorsunuz. Dolmuşlar şehrin bir ucundan diğer ucuna kadar götürür sizi tabi içerideki havasızlığa ve sıkışıklığa aldırmazsanız.



    Sana sokaklarında dolaşırken bir koku bizi alıp götürüyor çarşıya. Baharat kokulu bu çarsı adeta bize tarihte bir yolculuk yaptırıyor. Her şey doğal burada. Fakir ama mutlu insanlar... Yol kenarına tezgâhını açmış bir şeyler satmak isteyenlerden, dükkânında siftahını yapmanın mutluğunu yasayan bir esnaf’a kadar zengin bir görüntü yelpazesi var bu çarsıda. Dünyanın her tarafında olduğu gibi Yemen’de de zabıtalar seyyar satıcılara göz açtırmıyor. Bab-ul Yemen’de Zabıta ve seyyar satıcı kovalaması gün boyu defalarca tekrarlanıp duruyor.



    Cenbiye (Bir tur hançer) Yemen’de her erkek tarafından kullanılınca çarsıda en iyi is yapanlardan biriside doğal olarak bileyciler. Onlar gün boyu cenbiye bileyleme ve onları parlatmakla meşguller. Eeee iş sadece cenbiye takmakla kalmıyor. Onların parlak ve keskin olmaları şartı da var. Eğer cenbiyeniz bakımsızsa bu ayni zamanda kendinize dikkat etmiyorsunuz demek. Cenbiye çok önemli bu kültürde. Meyve suyu dükkânlarına çok sık rastlıyoruz Yemen’de. Hemen her köşe başında var desek abartmış olmayız. Mango, Nar, Ananas, Cevvafe, Kivi, Havuç, Elma, Muz, Portakal, Uzum, Çilek, Kavun meyve sularından sadece bazıları.



    Türkiye’den geldiğimizi öğrenen Yemenlilerde Türk insanına karşı özel bir sevgi ve saygı olduğunu gördük. Mütebessim cehrelerle bize hoş geldiniz dediler. Çarsıda hangi dükkâna gidersek gidelim hep çok güzel bir misafirperverlikle karsılaştık. Öğle ani saat birden sonra Yemenlilerin ayni zamanda gat çiğneme vakitleri. Kimileri özel olarak hazırlanmış Gat çiğneme meclislerine çekilirken, çalışmak zorunda olan Yemenliler de hem ağızlarına doldurdukları Gat’ları çiğniyorlar hem de işlerine devam ediyorlar. Bir gün yolunuz düşüp Yemene gittiğinizde hemen herkesin yanağındaki şişliği görüp meraka kapılmayın bunun sebebi gat çiğnemeleri. Gat yapraklarını birer birer ağızlarına alıyorlar ve 4–5 saat bunu çiğniyorlar. Hatta bazı insanların yanakları ağzı çok doldurduklarından dolayı deforme olmuş. Uyarıcı ve uyuşturucu bir etkisi olduğu için Türkiye’ye girişi yasak gatın. Ve cezası 15 yıldan başlıyor. Suudi Arabistan’da ise gat kullanmanın cezası idam. Interpol’e göre de içimi ve satışı yasak bir madde olarak nitelendirilmiş.



    Yemenlilerin asil ana yemekleri öğle yemeği. O yüzden öğle yemeklerine çok özeniyorlar. Yani bütün beceriler öğle yemeklerinde gösteriliyor. Sana sokaklarında gezerken pek çok binanın restorasyonuna şahit olursunuz. Restorasyon Sana için son yıllarda gündeme gelmiş bir mesele. Çalışan ustaların da mala yerine ellerini kullanmaları gelen turistlerin en ilgisini çeken manzaralardan.



    Sana’dan ayrılıp yola koyuluyoruz. Yollarda kontrol noktaları var. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince geçiyoruz beklemeden. Yemen’in eski başkenti Taiz’den Aden yaklaşık olarak iki saat sürüyor. İngilizler Aden’i zabt etmek için elinden gelen gayreti göstermişler. Ele geçirince Sömürge olarak tutmuşlar bu şehri. Güney Yemen döneminde ise Sovyet rüzgârları esmiş Aden’de. Mimaride Sovyet tipi yapılar bariz olarak hissediliyor. İngiliz binaları’da yer yer onların yanında arzı endam ediyor. Aden’in en meşhur Caddelerinden Mualla Caddesi. Güzel bir cadde, araç sayısının azlığı trafiği önlemiş burada.



    Konumu açısından oldukça önemli olan Aden, limanıyla da çok meşhur. Liman Yemen ekonomisi açısından çok önemli. Yüzyıllar boyu Okyanusta seyreden gemiler için durak noktası olmuş Aden ve olmaya da devam ediyor. Özellikle Hindistan’a gidişlerde hep uğrak yeri olmuş Aden. Denizcilikte Dünyanın en işlek noktalarından birisi.



    Turizme önemli katkılar sağlayan Aden sahilleri içerisinde en meşhur sahillerden birisi de Fil Kumsalı. Türkiye’de insanlar kışın kara kışla mücadele ederken burada insanlar denize girmenin, sörf yapıp dalmanın keyfini yaşıyorlar.... Ocak ayında bile çok rahat bir şekilde denize girebilirsiniz burada.



    Aden’den Taiz’e geri dönerken hedefimiz de ünlü Sahabe Muaz bin Cebel’in Camisini ziyaret etmek var. Peygamber Efendimiz onu, İslamı anlatıp öğretmek ve Kur’an-ı Kerim’i ezberletmek üzere, Hicretin dokuzuncu yılında Yemen’e göndermişti. Yemenlilere size ashabımdan ilmi ve dini en iyi bilen hayırlı bir kimseyi gönderiyorum diye bir mektup yazar. Ve Peygamber Efendimiz su mübarek sözleriyle Muaz bin Cebel’le vedalaştı. ‘Ey Muaz belki de bu son görüşmemiz olabilir. Allah seni bu dinde başarılı kilsin ve sana hidayet nasip etsin. Önünden, arkandan, sağından, solundan, yukarıdan veya aşağı tarafından gelebilecek her turlu bela ve musibetlerden korusun. Senden, insanların ve cinlerin kötülüklerini uzaklaştırsın. Ey Muaz belki mescidimi ve kabrimi ziyaret edersin.’ Bunun üzerine Muaz r.a üzüntüsünden ağlayarak ayrılmıştı. Netice Allah Resulü’nün söylediği gibi çıkar ve Muaz bin Cebel Yemen’den Hz.Ebubekir’in halifeliği döneminde döner. Yani o Efendimizle, Muaz bin Cebel’in son görüşmesi olur. Peygamberimiz bu sahabeyi çok seviyor ve zaman zaman Ey Muaz seni seviyorum demek suretiyle bu sevgisini açığa vuruyordu.



    Yemen’de daha önceden Hz. Halid bin Velid ve Hz Ali’de Peygamber efendimiz tarafından vazifelendirilmiş arkasından Muaz bin Cebel tayin edilmişti. İslam tarihinin ilk mescitlerinden birisi Muaz bin Cebel’in Taiz şehri yakınlarındaki mescidi. Yemen topraklarında Veysel Karani’yi hatırlamadan geçmiyoruz. Veysel Karani, doğru söyleyişi ile Uveys el Karni, bir Peygamber aşığıydı. Onun Peygamberimize olan aşkı, Veysel Karani'yi tüm Müslümanlara sevdirmişti. O Nebiler Nebisini çok sevdi insanlarda onu. Dünya gözüyle görememişti ama Peygamber Efendimizden iltifatını da almıştı. Efendimizin hırkasını da ona gönderdiği rivayet edilir.



    Tabi’inden olan Veysel Karani’nin Türbesi sade olarak tefriş edilmiş. Ziyaret edenleri hiç eksik olmuyor. Biz de Fatiha okuyup ayrılıyoruz İnsanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed aşığı bu büyük insanın kabri başından. Hemen yanı başındaki Ebu Musa El-Ensari camiside Osmanlı döneminde yapılmış camilerden. Yemen tarihi bakımdan barındırdıkları, Osmanlı izleri ve bugünün modern dünyasında hala otantik havasıyla gezilmeye görülmeye değer bir ülke


    AYNA
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. % 98 i müslüman ülke
    uzak yollar Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-01-2010, 04:20 PM
  2. =hangi ülke=
    denis_ay Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-03-2008, 03:06 PM
  3. Hergüne Güzel Bir Söz...
    RABİA Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-03-2008, 11:31 AM
  4. 110 ülke çölleşiyor!
    Go[rk]eM Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-03-2008, 01:04 AM
  5. A'dan Z'ye Ülke Tanıtımları
    Bay X Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 244
    Son mesaj: 28-08-2007, 08:12 PM
Yukarı Çık