1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 27
  1. #1
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16

    Karaelmas Zonguldak

    KARAELMAS ZONGULDAK



    Zonguldak, antik dönemde Bithynia ve Paphlagonia sınırlarının kesiştiği noktada bulunmaktaydı. Bölgede, Hitit, İskit, Mariandin, Frig, Megara, Milet, Boietya, Kimmer, Asur, Pers, Makedon, Roma, Bizans, Ceneviz ve Türk kavimlerinin izlerini görmek mümkündür. Özellikle Kdz. Ereğli (Herakeia Pontica) ve Filyos'ta (Tieon) kurulan ticari iskelelere bağlı olarak gelişen yerleşim birimlerinin kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Ereğli kalesi tarihi surlar, su sarnıçları, Heracles sarayı, Crispos anıt mezarı, Çeştepe fener kulesi, Bizans kilisesi, Filyos antik limanı, Filyos kalesi, açık hava tiyatrosu, su kemerleri bunlardan bazılarıdır. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Amasra'yı almasıyla birlikte yörede Türk egemenliği pekişmiştir. 1829 yılında taşkömürünün bulunmasıyla farklı bir önem kazanan bölgede 1848'de ilk kömür ocakları kurulmuş; 19. Yüzyılın sonuna doğru İngiliz, Fransız, Belçika, Rus şirketleri taşkömürü üretimi yapmak üzere yöreye akın etmiştir. Yöredeki şirketlerin hakların korumak ve üretimi artırmak bahanesiyle Fransız askerleri önce Zonguldak'ı ardından da Kdz. Ereğli'yi işgal etmiş (1919); ancak Zonguldak ve çevresinde oluşturulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerine bağlı milis güçlerinin karşı koymasıyla 18.06.1920'de Kdz. Ereğli'den, 21.06.1920'de ise Zonguldak'tan çekilmek zorunda kalmışlardır.

    Zonguldak, 1 Nisan 1924 tarihinde, Cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma unvanını kazanmıştır.

    Zonguldak Adının Kaynağı

    Zonguldak adının kaynağına ilişkin üç değişik görüş bulunmaktadır. Birinci görüş, kent merkezinin Üzülmez Deresi'nin ağız kısmında yer alması ve derenin ilk çağda "Sandra" adıyla anılması, burada kurulan yerleşmenin de "Sandaraca" adını taşıması nedeniyle, zamanında bu adın Zonguldak'a dönüştüğünü savlamaktır. İkinci görüşe göre, yörenin sazlık ve bataklıklarla kaplı olması ve bunun yörede "Zongalık" olarak adlandırılmasına bağlı olarak, sözcüğün zamanla değişerek bugünkü halini aldığı şeklindedir. Son görüşe göre ise kent adını, ocakları ilk eşleten Fransız ve Belçika şirketlerinin kentin hemen yanındaki Göldağı mevkiini nirengi noktası almaları sonucu, Göldağı kesimi ya da bölgesi anl***** gelen "Zone Ghuen Dagh" ın Türkçe okunuşundan almıştır.
    Konu blackdiamond tarafından (23-03-2007 Saat 03:21 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16

    Plajlar ve Koylar

    Sazköy'den başlayıp Kocaman'a kadar devam eden 80 km'lik şerit boyunca dizili duran Hisarönü, Türkali, Göbü, Uzunkum, Kapuz, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Kdz. Ereğli ve Alaplı plajları, yaz sezonunda halkın deniz ve güneşlenme gereksinimini karşılayan başlıca dinlenme alanlarıdır.

    Mağaralar

    Mağara oluşumu yönünden ülkemizin en önemli iki mağara sisteminden biri olan yöremizde (diğeri Toroslar), 1970 yılından beri speleolojik araştırmalar sürdürülmektedir. Gökgöl, Cumayanı, Kızılelma, Sofular, Ilıksu, Erçek, Cehennemağzı, İnağzı, Çayırköy mağaraları, bir kilometreyi aşan uzunlukları, içinde barındırdıkları ilginç dikit, sarkıt ve traverten oluşumlarıyle yer altı dünyasının tüm gizemini ziyaretçilere sunmaktadır.

    Bunlardan Gökgöl mağarası eşsiz güzelliği, Cehennemağzı mağarası ise mitolojik ve arkeolojik özelliğiyle turizm alanında da değerlendirilmektedir.

    Kampçılık ve Doğa Gezileri
    İl topraklarının yaklaşık yarısını kaplayan orman alanları piknik, trekking, foto safari, av ve yaban hayatı gibi aktiviteleriyle yöremizin en önemli rekresyon alanlarıdır. Ulutan Barajı çevresi, Göldağı, Yayla Mevkii, Milli Egemenlik Parkı, Uzun Mehmet Anıtı Parkı, Bostandüzü, Pamukdüzü, Kırmacı ve Kocaman gibi orman alanları ve Yedigöller Milli Parkı piknik ve mesire; Harmankaya, Değirmenağzı, Güneşli gibi doğa harikaları trerring; Bacaklı ve Bölüklü Yaylalar ise yaylacılık anlamında ziyaretçilerin gereksinimlerine yanıt veren doğal güzelliklerimizdir.

    Yöre Kültürü

    Yaklaşık yüzelli yıldır yörenin sosyal ve kültürel biçimlenmesinde de belirleyici bir rol oynayan madencilik, endüstriyel/ ticari alanın yanısıra, yöresel türkü, mani, halkoyunları, el sanatları ve beslenme gibi alanlarda da kendini göstermiştir. Kömür ocaklarında, zor koşullarda çalışan Zonguldak köylüsünün ardından yakılan türkü, mani ve ağıtlar, yaşam biçiminin kültüre yansımış örnekleridir.

    Kdz. Ereğli'de "elpek", Çaycuma'da ise "Pelemet" bezi dokumacılığı, geçmişte yalnızca giyim gereksinimini karşılarken, günümüzde hediyelik el sanatları anlamında da değerlendirilmektedir. Yöresel nakışlarla bezenen bu dokumalardan, yelek, bluz, çanta, gözlük kılıfı gibi ürünler yapılmaktadır. Yüzyılı aşkın süredir Devrek'te yapılmakta olan bastonculuk sanatının ünü ise günümüzde ülke sınırlarını aşmış bulunmaktadır.

    İlin Ekonomisi
    Ülkemizin koklaşabilir tek taşkömürü Zonguldak'ta üretilmektedir, kömürün 1829 yılında bulunup, 1848'de ilk ocakların açılmasıyla devam eden serüveni boyunca, taşkömürü üreticiliği yörenin en önemli endüstri kolunu oluşturmuş, bunun sonucu olarak da kentteki tüm fonksiyonlar kömüre göre biçimlenmiştir. Çatalağzı Termik Santrali, Erdemir Demir-Çelik Fabrikası, Filyos Ateş Tuğla Fabrikası, SEKA Çaycuma Kağıt Fabrikası gibi ülkemizin en büyük endüstriyel kuruluşları, taşkömürü üretim havzası içinde kömüre dayalı yatırımlar olarak kurulmuştur.

    Son yıllarda alternatif sektörler yaratma politikaları çerçevesinde merkez ve ilçelerde yeni endüstriyel alanlar oluşturulmuştur. Tekstil başta olmak üzere tuğla, kiremit, mermer, seramik, çimento gibi inşaat malzemeleri; süt, peynir, yoğurt, konserve ayçiçeği yağı, un gibi gıda ürünleri ve sunta, kereste gibi orman ürünleri bunların istihdam ve ticari hacim bakımından en önemlilerini oluşturmaktadır.

    Kırsal kesimde ise, seracılık, kivi, ceviz üreticiliği, süt ve besi hayvanı yetiştiriciliği, kültür balıkçılığı gelişme gösteren alanlardır.


    GENEL KONUM


    Alaplı, Kdz.Eregli, Çaycuma, Gökçebey ve Devrek ilçelerinden oluşan Zonguldak; Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Karadeniz’e batı ve kuzeyden kıyısı olan bir ildir. Doğuda Karabük, kuzeydoğuda Bartın, güneyde Bolu batıda Düzce illeriyle çevrilidir. 2000 yılı sayımına göre 632.936 olan il nüfusunun 106.450'si merkez ilçe belediye sınırları içinde yaşamaktadır. Engebeli bir arazi yapısına sahip il toprakları 3.481 km2 dir. İl alaninin %56’sı daglarla %31’i platolarla ve %13’ü de ovalarla kaplıdır. Filyos, Devrek, Alaplı, Gülüç ırmakları ilin önemli akarsu kaynaklarıdır.


    Bol yağışlı bir iklime sahip olan Zonguldak’ın %52’si ormanlarla kaplıdır. Bu doğal yapı av ve yaban hayatı açısından yabanıl yaşamı da çeşitlilik anlamında güçlendirmiştir.


    İl sınırları içinde doğal göl bulunmamaktadır. Kızılcapınar, Gülüç, Ulutam baraj gölleri ve Dereköy göleti mevsiminde piknik olarak kullanılmaktadır



  3. #3
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    DOĞAL GÜZELLİKLER



    Zonguldak doğal kaynaklar, güzellikler açısından oldukça zengin bir ildir. Karadeniz kıyısı boyunca uzanan koyları, kumsalları, her biri ayrı bir doğa harikası olan mağaraları, dört mevsim yeşil kalabilen bitki örtüsü ve orman içi dinlenme alanları, turizm anlamında değerlendirilebilecek doğal kaynaklardır. Doğuda Sazköy'den batıda Akçakoca'ya kadar uzanan 80 km'lik kıyı şeridinde yer alan, pek çok doğal plaj ve kumsal, yöre halkının yaz aylarında günübirlik kullandığı belli başlı mekanlardır. Bunlardan Hisarönü, Türkali, Göbü, Kapuz, Değirmenağzı, Ilıksu, Erdemir, Ereğli Belediye, Alaplı Kocaman kıyıları Turizm Bakanlığınca yürütülen "Mavi Bayrak Projesi" kapsamında izlenmektedir.


    Zonguldak ve Kdz.Ereğli Limanları endüstriyel, ticari amaca yöneliktir. Zonguldak limanından Ukrayna'nın Skadovsk, Evpatoria, Rusya'nın Novorossky limanlarına ro-ro taşımacılığı yapılmaktadır. Birçoğu biten ve inşaatı devam eden Alaplı, Kozlu, Kilimli, Hisarönü (Filyos) balıkçı barınaklarının projeleri revize edilerek yat limanlarına dönüştürülmesi düşünülmektedir. 1997 yılında gerçekleştirilen Karadeniz Yat Rallisi (KAYRA) Organizasyonu sonucu ilimiz limanlarının yat turizmi için uygun koşullar taşıdığı görülmüştür.




    İl topraklarının yarıdan fazlasını kaplayan yeşil doku iğne ve yayvan yapraklı ağaçlarla çok çeşitli ormanaltı bitki örtüsünden oluşmuştur. Mevsiminde piknik yeri olarak kullanılan bu alanlar treking, foto safari, olta balıkçılığı, av ve yaban hayatı gibi aktivitelere yanıt verebilecek potansiyel zenginliklerdir. Ulutam, Göldağı, Beycuma Yayla, Bostandüzü, 100.Yıl, Milli Egemenlik, Kocaman mevkiilerindeki orman içi dinlenme yerlerinde "su, tuvalet, oturma grupları, telefon" gibi alt hizmetler sunulmakta; alışveriş, yeme içme gibi gereksinimler karşılanabilmektedir. Yönetsel olarak Bolu'ya orman varlığı olarak Zonguldak'a bağlı olan "Yedi Göller Milli Parkı da" ilin rekreasyon alanı içersindedir. Bir renk zenginliğine bürünen bu alanda alt hizmet üniteleri ile birlikte, çadırlı kamp sahası, altı adet dağ evi, alabalık ve geyik üretme çiftlikleri bulunmakta, göllerde olta balıkçılığı yapılabilmektedir.


    İlin en yüksek tepesi olan Bacaklı Yayla (1637 m) eteğindeki Bölüklü Yayla, yayla evleri, yaşayan yayla geleneği ve zengin ormanaltı bitki örtüsüyle "yayla turizmine", yaklaşık 3-4 ay kar altında kalmasıyla da "kış turizmine" aday bir doğal ortamdır. Zonguldak merkez ilçe Harmankaya, Değirmenağzı, Kdz.Ereğli, Güneşli, Gökçebey, Pamukdüzü yörelerindeki şelaleler ve trekking alanları, doğa turizmi anlamında değerlendirilebilecek uygun mekanlardır

  4. #4
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    KÜLTÜREL DEĞERLER



    Madencilik, dokumacılık, nakış ve özellikle tel kırma nakış ve ağaç işletmeciliği yöreye özgü iş kollarıdır

    İlk çağı anlatan kaynaklarda "Sandra, Sandraka" olarak geçen Zonguldak yöresi, bu adı muhtemelen aynı adla anılan realgardan almıştır. O Dönemde Sinope'den (Sinop) ihraç edilen bu mineral boya, ilaç yapımında yörede dokunan bezlerin, nakış ipliklerinin ve ağaçtan yapılan eşyaların renklendirilmesinde kullanılmıştır. "Zırnık" adıyla bilinen realgar zehirli özelliğinden dolayı "zırnık vermem, zırnık koklatmam" biçimlerinde halk diline girmiş ve yöredeki deyim, atasözlerinde yer almıştır.

    Kdz.Ereğli'de "elpek, Çaycuma'da "pelemet", diğer yerleşim birimlerinde "çözme" bez olarak bilinen yerli dokuma "düzen" adı verilen el tezgahlarında keten ve pamuk ipliğiyle dokunurdu. İç giyimde de kullanılan bu bez yazın serin, kışın vücut ısısını tutmasıyla ünlüdür. Günümüzde yöresel nakışlarla süslenerek yelek, bluz, çanta, gözlük kılıfı gibi hediyelik eşya biçiminde değerlendirilmektedir.


    Kız çeyizi, yağlık, kuşak, peşkir gibi dokumalarda görülen Zonguldak yöresi nakışları; bezi, türü, tekniği ve kullanılan renk, motif yönünden üstün özellikler taşır. Herhangi bir bez üzerine kırma teli adı verilen malzeme ve özel aletle işlenen tel kırma nakış, kadın üst dış giyiminde süsleme olarak kullanılır.

    Yüz yılı aşkın süredir Devrek'te sürdürülen bastonculuk "Devrek Bastonu" adıyla ünlenmiştir. Sapı ceviz gövdesi kızılcık ağacı, ucu da manda boynuzu olan kla*** Devrek Bastonu tamamen bir el sanatı ürünüdür. Gövdesinde başları sap kısmına doğru dolanmış iki yılan motifi bulunur. Günümüzde değişik biçim, malzemeden yapılmış sapları ve gövdeleri gümüş, sedef, bakır, kemik işlemeli motifler bulunan bastonlar da yapılmaktadır


    Yaklaşık 170 yıldır kömür ocaklarında zor koşullarda çalışan Zonguldak köylüsü eğlenme, oyun gereksinimini dışardan parayla köçek (Meyter) tutarak ve onu izleyerek gidermiştir. Bu nedenle yörede köçek ve kadın oyunları yaygındır. Köyünden ayrılıp madene çalışmaya giden erkeğin ardından yakılan türkü, maniler; ölümlü iş kazası sonucu söylenen ağıtlar yaşam biçiminin, üretim kültürünün folklora yansıyan trajik örnekleridir.


    Kadın oyunları giysisi, ritmi, ezgisiyle kadının zerafetini; hareketliliğini öne çıkarır. "Aman of, Döktürü Muazzez, Maça Kızı, Biriciksin, Dirgine, Topal Osman, Kestaneci Köyü, Eğricemeşe, Sömsöm yarim, Kaptaşın Altı Bayır, Halimem, Karadır Kaşların" yöreye ait folklorik ürünler olup davul, zurna, kaval, çifte bağlama, tambura, kemane, tef, darbuka, zil, kaşık gibi çeşitliliği içeren enstrüman eşliğinde söylenir, oynanır.

    XIX. Yüzyıl sonlarına doğru yörenin sancak beyi Halil Paşa Karamahmutoğlu tarafından Kdz.Ereğli'de yaptırılan Halil Paşa Konağı günümüzde müze olarak kullanılmak üzere yeniden düzenlenmiştir.

    Önemli Gün ve Festivaller

    İlimizde kutlanan ve turizm açısından da bir hareketlilik sağlayan festival ve önemli günler şunlardır:

    Etkinliğin Adı Yeri Tarihi Düzenleyen Kuruluş
    Çaycuma Yoğurt ve Kültür-Sanat Festivali Çaycuma Haziran ayı son hafta Çaycuma Belediyesi
    Zonguldak / Karaelmas Karadeniz Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali Zonguldak 21 – 26 Haziran Zonguldak Belediyesi
    Kdz.Ereğli Uluslararası Osmanlı Çileği ve Kültür Festivali Kdz.Ereğli Haziran ayı 2. Hafta Kdz.Ereğli Belediyesi
    Kilimli Kabotaj ve Kültür- Sanat Şenliği Kilimli 1 Temmuz Kilimli Belediyesi
    Devrek Baston ve Kültür Festivali Devrek Temmuz ayı 3. Hafta Devrek Belediyesi
    Bölüklü Yayla Şenliği Gümeli (Alaplı) Temmuz ayı 2. Hafta Gümeli Belediyesi
    Atatürk’ün Zonguldak’a Geliti Zonguldak 26 Ağustos Zonguldak Belediyesi
    Geleneksel Yağlı Güreş Şenliği Alaplı Eylül ayı 3. Hafta Alaplı Belediyesi
    Kömür Günü Zonguldak 8 Kasım TTK Genel Müdürlüğü -GMİS Genel Başkanlığı
    Dünya Madencilik Günü Zonguldak 10 Aralık TMMOB Maden Müh. Odası Zonguldak Şubesi

  5. #5
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    ZONGULDAK SANAYİSİ


    Zonguldak ilinin ülke ekonomisindeki yeri ve önemi,kentin varoluş nedeni olarak gösterilen kömürün bulunuş ve işletmeye açılmasıyla başlamış olup, (TTK) Türkiye Taş Kömürü Kurumu'nun yüksek kalorili taşkömürü üretimi,Ereğli Demir Çelik İşletmeleri'nin kütük ve yassı mamul üretimi, SEKA Çaycuma Müessesesi'nin ülkenin % 20 kraft kağıdı ihtiyacını karşılayıp,ihracat düzeyinde üretim yapması önem arz etmektedir. Bu kuruluşların yanında TEAŞ Çatalağzı Termik Santralı, Filyos Ateş-Tuğla Fabrikası ile orman ürünlerine ait sanayi kuruluşları İl'in ekonomik durumunu belirleyen önemli kuruluşlarıdır.

    İl'de ekonomik yapının hemen hemen tamamına yakınının kamu sektörünce belirlenmiş ve öncülüğünde gelişmiş olması,özel sektörle birlikte potansiyel olarak mevcut olan ormancılık,tarım,hayvancılık ve ziraate olan eğilimi azaltmıştır.

    Zonguldak,kömür üretimi ile gelişmiş ve kömürle varolmuş bir şehirdir. Ülkemizin en büyük demir çelik tesislerinin de bu bölgede kurulması ile bir ağır sanayi bölgesi haline gelmiştir.

    Dolayısıyla Zonguldak'ın ekonomik durumunu yaratan ve geliştiren ,Kömür İşletmesi ile Demir Çelik Fabrikaları olmuş ve kurulan yeni tesislerin de genellikle bu yapıya dayalı olarak gelişmesini beraberinde getirmiştir.

    Sanayinin temel girdilerini oluşturan tesislerin bu bölgede kurulmuş olmasına rağmen, yan sanayinin gelişmemiş olması, bu bölgede yapılabilecek yatırımların,ulaşım koşullarının da olumsuz etkisi ile başka illere kaymasına neden olmuştur. Kömür madenciliği için gerekli makine,alet ve teçhizatın üretim,bakım ve onarımı gibi hizmet birimlerinin tümünün TTK bünyesinde toplanmış olması, yan sanayinin gelişmesini önleyen bir diğer önemli etken olmuştur.

    Mevcut imalat sanayi tesisleri birkaç merkezde yoğunlaşmış olup imalat sanayi ilçeler düzeyinde merkez ilçeye göre daha gelişmiş durumdadır. Çaycuma'da ateş tuğlası ve kağıt üretimi yapan tesisler,Devrek'te orman ürünlerini işleyen tesisler,Ereğli'de ise demir-çeliği hammadde olarak kullanan tesisler bulunmaktadır.

    Zonguldak Ereğli'de bulunan Demir Çelik Fabrikaları ise, Türkiye'nin tek yassı mamul üreticisidir. Ancak,ulaşım sorununun Zonguldak genelinde çözülmemiş olması sonucu,bölgede yassı mamule dayalı yan sanayi istenildiği düzeyde gelişememiştir.

    Sanayinin Öncüsü Madencilik

    Çok yönlü ve canlı ekonomik yapısı olan Zonguldak, tarım dışı kesimlerin ve özellikle madencilik ve imalat sanayinin ağırlık kazandığı birkaç ilden biridir. İlin ülke genelinde bu denli önem kazanmasının nedenini, ildeki taşkömürü yatakları ile ağır sanayi tesisleri oluşturmaktadır.

    Başta Demir Çelik olmak üzere Metalurji Endüstrisinin tüm kesimlerinde ihtiyaç duyulan en önemli hammaddelerden biri de metalurjik koktur. Bu endüstri kollarında kullanılabilecek kokta; gözeneklilik, sağlamlık, belirli büyüklükte parça halinde olmak gibi bazı fiziksel özellikler ile kükürt ve kül içerikleri ile reaktivite gibi bazı kimyasal özellikler aranmaktadır. Özellikle istenen fiziksel özelliklere sahip koklar, koklaşabilirliği iyi olan taşkömürlerinden üretilebilmektedir.

    Endüstrideki gelişmeye paralel olarak kok kömürüne olan ihtiyaç ve bunun doğal sonucu olarak da koklaşabilir nitelikteki taşkömürlerine olan talep her geçen gün artarak günümüzde büyük boyutlara ulaşmıştır.

    1970 yılından itibaren ülkemizde gelişen Demir Çelik sektörünün ihtiyacı iç üretimle karşılanamaz olmuş ve ithal taşkömürünün ülke ekonomisine girişi kaçınılmaz hale gelmiştir.1973 yılında 16 bin ton ile başlayan ithalat, diğer sanayi sektörlerinin de ithalata yönelmesiyle 1999 yılında yaklaşık 9,5 milyon tona ulaşmıştır.

    1999 yılı itibariyle TTK'nın taşkömürü üretiminin ülke ekonomisine katkısı 105.9 milyon dolardır.

    Demir Çelik Sanayi

    Dayanıklılığı, güvenirliği, yaygın kullanım alanı, çevre dostu özelliği ve birçok teknik üstünlüğü ile çağdaş toplum yaşantısının ayrılmaz bir parçası olan demir çelik ürünleri, geçmişten bu yana sanayileşmenin temelini ve kalkınmanın itici gücünü oluşturmaktadır. Türk Demir-Çelik Endüstrisi de, bu özelliği ile, gelişen ülkemizin önde gelen stratejik sektörleri arasında kabul edilmektedir. Ülkemizde yoğunluk kazanan karayolu, sulama, ziraat, baraj inşaatı vb. altyapı çalışmaları paralelinde, yassı çelik ürünlerine duyulan ihtiyacın 1950'li yıllardan itibaren önemli ölçüde arttığı görülmektedir. Bu gelişmelere bağlı olarak, ülkemizin ilk yassı çelik fabrikası olan ERDEMİR'in tesisleri 28 Şubat 1960 tarihinde kurulmuş, 42 ay süren inşaat ve montaj aşamalarından sonra 15 Mayıs 1965'te resmen hizmete açılmıştır.

    Bugün, Kdz.Ereğli kıyısında,yaklaşık 4 km2'lik bir alan üzerinde kurulu bulunan ERDEMİR, halen ülkemizin en büyük ve yassı çelik üreten tek entegre kuruluşudur. 35 yıldır ürettiği yassı çelik ürünleri ile, ülkemiz savunma sanayii, genel konstrüksiyon, boru, otomotiv, gemi yapımı, dayanıklı ev aletleri, tarım araçları, basınçlı kap üretimi, gıda ve ambalaj, büro malzemeleri vb. sektörlere temel girdi sağlayan ERDEMİR yaklaşık 7.000 kişi istihdam etmektedir.

    Ülkemizin 1999 yılı ham çelik üretimi, bir önceki yıla göre % 6,3 oranında artışla 14,2 milyon tona ulaşırken, rekor düzeydeki bu üretimi ile dünyanın en fazla çelik üreten ülkeleri sıralamasında 16. olmuştur. Ancak, Türk Demir-Çelik sektöründeki bu gelişmeler sevindirici olmakla birlikte, alt sektörler itibariyle arz-talep dengeleri tatminkar değildir. 1999 yılında, yassı çelik alanında faaliyet gösteren ERDEMİR'in, ülkemizin toplam çelik üretimi içerisindeki payı %19,1 ile sınırlı kalmıştır. Böylece, Türkiye yassı çelik alanında net ithalatçı konumunu korumaya devam etmiştir. Bu dönemde, iç tüketimi karşılamak için yaklaşık 3,0 milyon ton yassı çelik ithalatı yapılırken, katma değeri daha düşük olan uzun çelik sektöründe yaklaşık 4,0 milyon ton arz fazlalığı oluşmuştur.

    AB ülkelerinde yassı çelik üretiminin toplam çelik üretimi içindeki payı % 60-65 iken ülkemizde bu oranın % 20 civarında olması, Türk Demir Çelik sektöründe yaşanan ve acilen aşılması gereken yapısal dengesizliğin bir göstergesidir.

    İşletme, 1999 yılı dünya çelik üreticileri sıralamasında, 2,7 milyon ton ham çelik üretimi ile 72. Olmuştur. Avrupa Birliği ülkeleri arasında 16. sırada; Avrupa'da ise (Bağımsız Devletler Topluluğu dahil ),32. sırada yer almıştır.

    Zonguldak'ın Tarihçesi

    Antik Dönem :

    Bilindiği gibi Tarih Devri, yazının bulanması ile başlar. Anadolu’ya yazı Hititlerin (MÖ2000-1200), Asurlularla yaptıkları ticaret (Asur ticaret kolonisi: Kültepe, Kaniş, Kayseri) ile girmiştir. İlkçağ’da (MÖ 3200-MS 375) bugünkü Zonguldak topraklarında Paflagonya (Merkezi Kastamonu) ve Bitinya (Merkezi İzmit) denen bölgeler ve siyasal kuruluşlar vardı. İlkçağ’dan günümüze (Yakınçağ) değin Zonguldak ve çevresinin tarihçesini, tarihsel kronolojiye uygun olarak açıklayabiliriz:

    Frigyalılar (Frigler) Döneminde (MÖ 1200/750-676) Zonguldak

    Yunanlıların (İyonlar ve Diğerleri) ve Lidyalıların Kolonileri Döneminde (MÖ 7. yy-6. yy) Zonguldak

    Persler (Eski İranlılar) Döneminde (MÖ 555-MÖ 333) Zonguldak

    Hellenizm (Makedonya İmparatorluğu-Büyük İskender, Bitinya ve Pontus Krallıkları) Döneminde (MÖ 4. yy-MÖ 1. yy) Zonguldak

    Romalılar Döneminde (MS 1. yy-4. yy) Zonguldak

    Bizans (Doğu Roma İmparatorluğu) Döneminde (4. Yüzyıl-13. Yüzyıl) Zonguldak

    Anadolu Selçukluları (1075/77-1308) Döneminde (11.-13.yy) Zonguldak

    Beylikler Döneminde (13. yy-15. yy) Zonguldak

    Osmanlı Döneminde (14. yy-20.yy) Zonguldak

    Hisarı yapılırken yıkıma uğradı (1452). Buradaki İlk ve Ortaçağ harabelerinin değerli taş malzemeleri büyük mavnalarla (Gemilere yakın kıyılara yük taşıyan güvertesiz büyük tekne) İstanbul’a taşındı. Şehrin (ereğli) eski önemi kalmadı. Kastamonu Eyaleti’nin (Eyalet: Osmanlı Devleti’nde temel yönetim birimidir. Yöneticisi Beylerbeyi’dir.) Bolu Sancağı’na (Sancak: Yöneticisi Sancakbeyi’dir. Güvenlik işlerini Subaşılar, adalet işlerini de Kadılar yürütürdü) bağlı bir kaza merkezi olarak uzun bir sönük döneme girdi.

    Aslında, Ereğli yöresi, Osmanlı yönetimine girdikten sonra, tıpkı Amasra (Bartın İli’nin ilçesi) gibi, bir gerileme dönemine girmiştir. Zonguldak ve çevresi için barış ve huzur ortamı da pek uzun ömürlü olmadı.

    Zonguldak havalisinde genel olarak 16., 17. ve 18. yüzyıllarda çok önemli olaylar yoktur. Ancak, 18. yüzyılda bölgede Ayanlar’ın ortaya çıktığını görüyoruz. Gerçekte Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu’nun bir çok köşesi gibi bu bölgeyi de kaderine terk etmiştir. Osmanlı çağındaki adı ile Bender-i Ereğli, Filyos (Hisarönü) ve Devrek, küçük birer yönetim merkezi ve salt kendi çevrelerinin Pazar yeri durumunda kalmışlardır.

    18. yüzyıldan sonra Ereğli’de yelkenli gemiciliğin önem kazandığı görülür. Fakat, bugüne değin iyi iş yapan yerli armatörler (gemi işletenler), çağın gereklerine (gelişen teknolojiye) uymayı başaramadıkları için birer ikişer iflasa sürüklenmişlerdir. 18. yüzyılın başlarında çevreyi geçen Uluslu İ. Hamdi Efendi, Atlas adlı eserinde Zonguldak ormanlarının olağanüstü zenginliğini dile getirir.

    18.yüzyılın ikinci yarısında Şile’ den Cide’ ye kadar bir çok iskelenin "hatab ( odun) iskelesi" yükümlülüğüne bağlandığı bilinmektedir. Odun iskelelerinin başlıcaları;Karasu, Ereğli,Filyos, Bartın çayı, Amasra ve Cide’ dir. Başkent İstanbul’ un yakımlık odun ihtiyacının yanı sıra bu iskelelerden Tersani Amire için gemi keresteleri, tomruk ve direk sağlanmaktadır. İç kesimlerde yaşayan halk toprağa bağlı,tarım, ormancılık ve hayvancılıkla ilgilenmektedir.

    1825’ de Bolu sancağı; Merkez, Çağa, Kıbrıscık, Mengen, Gerede, Viranşehir(EskiPazar), Traklıborlu (Safranbolu), Yenice, Yedidivan, Ulus, Onikidivan (Bartın), Hızırbeyili, Mudurnu, Konuralp ve Ereğli kazalarından oluşmaktadır.

    Şimdiki Zonguldak şehir merkezi; Ereğli kazasına bağlı, deniz sahilinde ‘’Tahta İskelesi” olan bir koydur. Tahta İskele çevresinde depolanan kerestelerin, buradan İstanbul’ a Haliç Tersanesine gönderildiği bilinmektedir. Çağın gereği olarak, deniz ulaşımında buhar gücü için gerekli olan buhar kömürü" daha sonraki yıllarda yine bu sahillerden sağlanacaktır.

    İdari yapılanmanın yanı sıra, Taşkömürü Havzasında askeri düzenlemeler görülmektedir.

    Taşkömürü’ nün varlığı 1830’ dan itibaren kesin olarak bilinmektedir.1830 - 1848 tarihleri arasında arama ve işletmecilik faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte; 29 Temmuz 1843 (2 Recep 1259) tarih ve 3874 numaralı Sadaret-Sadrazamlık Tezkeresi’ nde Ereğli ve Amasra’da üretilen "vapur kömürünün" İstanbul’ da pazarlanmasından söz ederek gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra Devlet hazinesine sağlayacağı katkı anlatılmaktadır.

    1848’ de yapılan inceleme ve düzenlemelerle, "taşkömürü bulunan yerler" saptanarak "havza sınırları" ilk kez tanımlanmıştır. I.Abdülmecid’in fermanıyla; Taşkömürü Havzası “Evkaf-ı Celile-i Mülükane" (Vakıflar İdaresi Mülkleri) topraklarına dahil edilmiş, I.Abdülmecid Vakfı adına tapulanmıştır. İdaresi ve işletilmesi de Hazine- i Hassa’ ya (saray bütçesi) verilmiştir.Taşkömürü Havzasından elde edilecek yıllık kira bedeli Evkaf Nezareti ( vakıflarla ilgili işleri yürüten örgüt ) denetiminde, dini hayır kurumlarına tahsis edilmittir.

    Taşkömürü havzasında üretimin arttırılması için işgüçü ve taşıma ek***liklerinin giderilmesi zorunluluğu doğmuştur. Padişah I. Abdülaziz’ in (1861-1876) emriyle, havzanın yönetimi 10 Şubat 1865’ de Bahriye Nezaretine devredilerek, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte Mirliva (Tuğamiral) Dilaver Pata atanmıştır. Havzasının yönetimini elinde bulunduran Bahriye idaresi tarafından 26 Nisan 1867 tarihinde, "Ereğli Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi" yapılmıştır.

    1864’ de Osmanlı taşra yönetimindeki yapılanma ile eyalet,sancak,kaza ve ağa yerine vilayet (vali), sancak (mutasarrıf), kaza (kaymakam), Nahiye (müdür) ve Köy (muhtar) idari düzeni getirilmiştir. 1867 tarihli tüm vilayetleri kapsayan "Vilayet Nizamnamesi" ne göre Kastamonu Vilayetinin Merkez, Sinop, Çankırı ve Bolu olmak üzere 4 sancağı, 21 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bolu Sancağının; Merkez, Göynük, Düzce, Ereğli, Bartın ve Gerede olmak üzere 6 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bu düzenleme ile Amasra nahiyesi de, 58 köyü bulunan Bartın kazasına bağlanmıştır. Bartın ve Amasra’ nın Dilaver Pata Nizamnamesi (Teamülname) gereği Ereğli KaymaKAMlığı sınırları içinde olması taşkömürü havza sınırları ile ilgilidir.

    1865’ de Dilaver Pata, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte atanmıştır. Ancak, bu tarihlerde Ereğli Kaymakamlığı ve Maden Müdürlüğü ünvanlarının birbirinden ayrıldığı anlaşılmaktadır.

    TBMM Hükümeti, 20 Nisan 1920’ de Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve Zonguldak’ı Bolu Bağımsız mutasarrıflığından ayırarak, Kastamonu vilayetine bağladı. 14 Mayıs 1920’ de de Zonguldak kazasını mutasarrıflık haline getirilerek, Kaza Kaymakamı Ahmet Cevdet Bey mutasarrıf vekili olarak görevlendirilmittir. TBMM’ nin ilk mutasarrıflık yaptığı ilçe olarak tarihdeki yerini alacaktır.

    Türkiye Cumhuriyetinin İlk İli Zonguldak; 1 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat- ı Esasiye Kanunu’ nun 60. maddesine göre sancaklar kaldırılınca, Zonguldak bağımsız mutasarrıflığı, Vilayet yapılmıştır.

    Zonguldak Adının Kaynağı; Zonguldak isminin verilişi çeşitli rivayetlere dayanmaktadır; sazlık ve KAMışlık anlamına gelen zongalıktan, sıtmanın titremesini tarifen zonklamaktan ve bir batka rivayete göre de, sisli bir havada gemisiyle buraya giren kaptanın sis kalktıktan sonra burası zongalıkmış demesinden, semer otu’na (kemer otu, kındıra otu) zongura denmesinden, Zonguldak isminin verildiği söylenmektedir.

    Kent adını, "Sandraka / Sandrake" adıyla bilinen yerleşim, adını Sandra Çayından alarak Zonguldak‘a dönütmüttür.

    Bir batka görütüte göre; Göldağı’ nın nirengi noktası alınması sonucu , Göldağı kesimi ya da bölgesi anlamına gelen “ Zone Ghuel Dagh” ın Türkçe okunuşundan almıştır.

    Necdet Sakaoğlu’nu tesbitine göre de; “Daha çok şimdiki Zonguldak’ın bulunduğu yerde ocaklar açan Fransız girişimciler yörelerinin çok engebeli ve sık ormanlık oluşu sebebiyle buralara Jungle (Cangıl) adını vermişler, buna yerli halkın orman anlamında kullandıkları dav - dağ kelimeside eklenince zamanla Zonguldak biçimini alacak olan "Jungle-Dağ" ismi doğmuştur.”

  6. #6
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    ZONGULDAK MUTFAĞI



    Devrek'te çörek, simit, cevizli ekmek(gömeç), beyaz baklava, ceviz içli kabaklı börek(tatlı), etli yaprak sarması; Kdz.Ereğli'de pide, pide makarnası, Osmanlı Çileği; Alaplı'da kabaklı gözleme, kiren çorbası, Çaycuma'da malay, manda yoğurdu yörenin simgesi olmuş ürünlerdir.


    Ayrıca, Zonguldak ormanlarının dünyanın en lezzetli kestanesi olan kuzu kestanesi ile kuşburnu, ıhlamur, kızılcık, karayemiş, kocayemiş, muşmula, dağ çileği, böğürtlen, ahlat, yer elması, defne ve mantar türleri bakımından da çok zengindir.


    Özellikle Çaycuma'nın yoğurdu memleket çapında ün kazanmış olup, buradaki tesislerde üretilen yoğurt, ayran, süt ve beyaz peynir Türkiye'nin çeşitli yörelerinde ilgi görmektedir.

    Yöre mutfağında başta balık olmak üzere, deniz ürünlerinin de önemli bir yeri bulunmaktadır.

    Tirsi, mezgit, istavrit, hamsi, zargana, barbunya, palamut, kefal, lüfer, kalkan gibi deniz ürünlerinin yanısıra; akarsularda avlanan, havuzlarda yetiştirilen tatlı su balıklarından yapılan çeşitler de yöre mutfağının vazgeçilmez ağız tadıdır.

  7. #7
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    ZONGULDAK MAĞARALARI


    Kuzeybatı Anadolu karstik oluşumları içinde yer alan Zonguldak Kızılelma Cumayanı, Sofular, Çayırköy, Cehennemağzı, Ilıksu, İnağzı, Erçek, İncivezaltı Mağaraları ile mağara turizmi ve speleolojik araştırmalarda iddialı bir ildir. 1970 yılından beri İspanyol, İngiliz, İtalyan, Alman, Fransız speologlarının ilgi ve çalışma alanlarına giren bu mağaralar 1994 yılından beri Zonguldak İl Turizm Müdürlüğü'nce "Mağara Turizmi" ve "Sportif Mağaracılık" anlamında ele alınmıştır. Gökgöl ve Cehennemağzı Mağaraları projelendirilmiş olup Gökgöl Mağarası turizim hizmetine girmiştir. Sofular, Çayır Köy Mağaraları da Zonguldak Valiliği'nce yatırım programına alınmıştır.

    Bunlardan Kızılelma Mağarası uzunluğu ve büyüklüğüyle; Sofular ve Gökgöl Mağaraları da sarkıt, dikit, traverten oluşumlarıyla ülkemizin önde gelen mağaralarıdır.

    Yöredeki mitolojik ve dinsel kökenli yeraltı kültürüne 1829 yılında Uzun Mehmet'in kömürü bulmasıyla yeraltı maden işletmeciliği kültürü de eklenmiştir. Bu kültür günümüzde "Zonguldak Mağaralarının" turizme açılması ve İl Turizm Müdürlüğünün projesi olan "Yaşayan Madencilik Müzesi" ile daha farklı boyutta zenginleşecektir.


    Gökgöl Mağarası, Zonguldak şehir merkezine 3 km uzaklıkta Ankara karayolu üzerindedir. Mağaraya ulaşım belediye otobüsleri ve özel minibüsler ile yapılabilmektedir. Türkiye'nin önemli bir mağarası olan Gökgöl'e turizm şirketlerince turlar düzenlenmekte olup, yüksek bir ziyaretçi potansiyeline sahiptir. Gökgöl Mağarası uzunluğu ile görenleri şaşırtmaktadır.


    iyaretçilerin yararlanabileceği Kafeteryada soğuk-sıcak içecekler ile aperatif yiyecekler bulunmaktadır. Özellikle mağara gezisinden sonra dinlenmek ve birşeyler içmek için ideal bir mekan olan kafeteryanın hemen kenarı otopark olarak düzenlenmiştir

    Uzunluğu 3350 metre olan Gökgöl Mağarası damlataş birikimi yönünden çok zengindir. Mağarada ayrıca bir de yeraltı deresi bulunmaktadır. Çalışmalar neticesinde günümüzde Gökgöl Mağarasının ilk 875 metresi
    ziyaretçilere açılmıştır.


    RESİMLERLE GÖKGÖL MAĞARASI










    Konu blackdiamond tarafından (14-10-2006 Saat 01:19 AM ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    ZONGULDAK RESİMLERİ




























  9. #9
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    UZUN MEHMET VE KÖMÜR


    XIX. yüzyılın ikinci yarısında sanayi devriminin ana maddesini oluşturan taş kömürünün araştırılmasına Sultan II. Mahmut döneminde Anadolu’da başlanmıştır. Bu nedenle de Memalik-i Şahane içerisinde siyah taşın taharrisi isimli bir ferman yayınlanmıştır. Bu arada terhis olan ve memleketlerine giden askerlere de küçük kömür örnekleri verilmiş ve gittikleri yerlerde buna benzer taşların bulunup bulunmadığının araştırılması istenmiştir.

    Karadeniz Ereğlisi’nin kestaneci Köyü’nden olan Uzun Mehmet Tershane askerliğinden terhis olmuş ve köyüne gelmiştir. Bir gün buğday öğütmek üzere gittiği Neyren Deresi yamaçlarındaki değirmende su kanallarında askerde iken kendisine verilen taşların benzerlerini görmüştür. Bu taşları alarak ateşe atmış yanıp, yanmadıklarını denemiştir. Yandıklarını görünce de bunlardan bir miktarını yanına alarak İstanbul’a saraya gitmiştir. Getirdiği taşların taş kömürü olduğu anlaşılınca saraydan 5000 kuruşluk ödül ve ölene kadar da kendisine 500 kuruş aylık bağlanmıştır. Memleketine dönüşünden sonra zamanın kaymakamı Müstelzim Hacı İsmail Ağa tarafından kıskançlık sonucu kahvesine zehir katılarak öldürülmüştür.

    Doç.Dr.Ahmet Ali Özeken’in “Ereğli Kömür Havzası” isimli eserinde ilk kömürü 1822 yılında Ereğli Kestaneci Köyü’nden gemici Hacı İsmail’in bulduğu ve buna karşılık Sultan II. Mahmut’tan beş kese ihsan aldığı belirtilmiştir. Ayrıca ikinci defa kömürü bulan kişi Ereğli Neyren Köyü’nden deniz erliğinden terhis olan Uzun Mehmet olduğu belirtilmiştir.

    Uzun Mehmet’in bu buluşu XIX. yüzyılın ilk yarısında Zonguldak ve yöresinin yazgısını değiştirmiştir. Rastlantı sonucu bulunan ve yapılan araştırmalarda yörede zengin bir kömür madeni olduğu anlaşılmıştır. Bundan sonra Zonguldak’ta kömür çıkarma tesisleri kurulmuştur. Sultan Abdülmecit döneminde Anadolu’daki ilk kömür yatakları tespit edilmiş ve 1855’te ilk defa kömür üretimine başlanmıştır.

    İngiliz kömür ocaklarının imtiyazına son verildikten sonra 1905’te Ticaret ve Nafia Nezareti’nde ilk genel müdürlük kurulmuş, Çatalağzı, Kilimli, Kozlu ve Zonguldak üretim merkezi haline getirilmiştir. I.Dünya Savaşı sırasında kömür yönetimi bir süre için Almanlara bırakılmış, Harp Kömür Komisyonu kurularak savaş boyunca gemilerin kömür ihtiyacı bu kömür havzalarından sağlanmıştır.

    Cumhuriyet döneminde Kömür İşletmeleri Türkiye’nin kömür gereksinimini karşılamak üzere üretimini sürdürmüştür.

    Uzun Mehmet’in kömürü bulmasından dolayı Zonguldak il merkezinde 8. Kasım 1932’de adına bir anıt dikilmiş, içerisinde bulunduğu parka ve önünden geçen caddeye Uzun Mehmet ismi verilmiştir. Uzun Mehmet’in bir de heykeli yapılmıştır. Bu heykelde Uzun Mehmet ayakta, bir elinde kömür, diğer elinde de kazma ile tasvir edilmiştir. Bunun yanı sıra Zonguldak’taki iki büyük kömür işletmesine de Uzun Mehmet I ve Uzun Mehmet II isimleri verilmiştir. Bu yüzden de 8 Kasım günü, kömür ile özdeşleştiğinden ötürü Zonguldak’ta her yıl bayram olarak kutlanmaktadır.


    Zonguldak Havzası Maden Şehitleri Anıtı (Merkez)



    Zonguldak il merkezinde Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) ile Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) tarafından, Taş Kömürü Havzasındaki iş yerlerinde kaza sonucu yaşamını yitiren maden işçileri için bir anıt yapılmıştır.

    Bu anıt bir park içerisinde olup, Zonguldak ili Çevre Koruma Vakfı’nın desteği ve Zonguldak Belediye Başkanlığı’nın katkısı ile yapılmıştır. Siyah mermerden olan anıt, dikdörtgen kaideli, iki pano halinde olup, üzerinde Zonguldak Havzası Maden Şehitler Anıtı ile ölen maden şehitlerinin isimleri yazılıdır.

  10. #10
    Acemi Üye blackdiamond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Nerden
    zonguldak-samsun
    Yaş
    45
    Mesaj
    101
    Rep Gücü
    16
    DEVREK BASTONU


    “Devrek bastonu , bir sevgi , bir duyarlılık bir aşk mahsulüdür.”
    Münteka Çelebi



    Zonguldak’ın şirin bir ilçesi olan Devrek, bastonculuğu ile ünlü bir ilçemizdir. Devrek de bastonculuk yaklaşık 200 yıllık bir tarihe sahiptir. Ve keten eğirme çıkrıkçılığı ile başlamıştır. Sanatsal boyutu ile dikkat çeken Devrek bastonu ilki 7 TEMMUZ 1984 tarihinde düzenlenen Baston Festivali ile insanlara tanıtılmış ve bu Festival Devrek Baston Sanatını günümüze kadar gelmesin de katkıda bulunmuştur.

    “Sanatı ve Kültürü içermeyen bir baston kadar, bastonsuz bir kültürde yaşatılamaz.” Gerçekten de bir Devrek Bastonunda sanat ve kültürün yoğunlaştığını görmek, bu el sanatınızın hiçte anımsanmayacak bir yer işgal etmekte olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. “Sanat nedir” sorusuna kabaca verdiğimiz yanıt aynı zamanda Devrek Bastonunun yapımında ustanın eserine bakış açısını ve üretim anlayışını belirleyecek ve bu ürünlerin sanata neden yaklaştığını da anlamamıza yardımcı olacaktır.

    Devrek’te Baston yapımına girmeden önce, Baston tarihsel gelişim içerisinde Baston ve Devrek’te Bastonculuk tarihi nedir soruları üzerinde durmakta fayda vardır.

    DEVREK’TE BASTONCULUĞUN TARİHİ

    Devrek’in eski adı “Hamidiye’dir.” 1885 Merkez Kaza olmuştur. Yörede yaşayan en eski topluluk Etiler olmuştur. Sırasıyla Pontus İmparatorluğu, Roma ve Bizans İmparatorluğunun egemenliğine giren Devrek 1079 Anadolu Selçuklularının elinden geçmiş, 1348 yılında Orhan Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Kimilerine göre Bölgenin Coğrafi yapısı koyun şeklini andırdığı için bu bölgeye ağzı yayık koyun anlamına gelen Devrek denilmiştir. Kimilerine göre de Bölge adının develerin yüklerini boşalttıkları yer anlamına gelen “Deverek” sözcüğünde almıştır.

    Devrek’te bastonculuk tarihine geldiğimizde ise, bastonculuk ilkel bir yün ve pamuk eğirme aleti olan çıkrıkla başlamıştır. Manda boynuzundan yapılan iki tarafı siyah, ortası beyaz, çubuk şeklinde kemik ağızlık ve kızılcık ağacı özünden üç parçalı ve eklemeleri gümüş veya altın bilezikli olan ağızlıkları yapımı da bastonculuğu da geçiş ürünleri olmuştur.

    Hicri 1310(1892) tarihli Kastamonu Salnamesinde Hamidiye kazasında (Devrek) “ceviz ağacından sandık, masa, konsol, sigara ağızlığı ve baston gibi şeyler şayan-ı memnuniyet bir surette olup….” Demesi Devrek’te 1892 yılında baston yapıldığını kanıtlamaktadır.

    Aziz Salman Usta önce 1933 yıllarında Zonguldak’ta düzenlenen “tasarruf ve yerli malı haftasında daha sonra 1936 yılında İzmir enternasyonal Fuarında kurmuş olduğu sergilerle Devrek Bastonunu yurt çapında tanıtmak için çaba göstermiştir. 1950li yıllarda İzmir fuarında ve diğer yörelerde düzenlenen sergilerle tanıtım yaygınlaşmıştır. Devrek Bastonu 1965’de bir bilgi yarışmasına konu edilmiştir. daha sonraları ekonomik nedenlerle kaybolmak üzere olan baston 7 Temmuz 1984 tarihinde “Baston ve Güreş Festivali düzenlenirken yurt içi ve yurt dışında tanınır hale getirilmiş,ardından tanıtımı daha da yaygınlaştırmak için 1989 yılında “Baston ve Kültür Festivaline”dönüştürülmüştür.

    Devrek Bastonu festivaller hariç 1994 yılı içerisinde Kültür Bakanlığının desteğiyle Ankara ve Topkapı Sarayında düzenlenen sergilerde tanıtılmıştır. Birçok Üniversitede de Devrek Baston sanatı ile ilgili seminerler düzenlenmiştir. Yurt içi ve Yurtdışı Festival ve Fuarlara davet edilmiştir.Devrek Bastonu’nu aynı zamanda medyatik özelliği vardır. Önemli Devrek adamlarına hediye edilmiş, Ülkemizi yöneten siyasetçi ve bürokratların hemen hemen hepsinde bir Devrek Bastonu mevcuttur.


    DEVREK BASTONUNUN TARİFİ

    Dünyada benzeri olmayan nitelikte sanatsal ve Yerel Kültür birikimini üzerinde taşıyan zarif , şık bir destektir.

    ÖZELLİKLERİ

    Devrek Bastonu üç özelliği üzerinde taşır.

    a-Kullanabilirsiniz.

    b-Hediye edebilirsiniz.

    c-Koleksiyon yapabilirsiniz.(Duvarınıza asabilirsiniz)



    Ayrıca yapılış itibariyle sağlam ve dayanıklı olduğundan ustasından çok yaşar. Bu yüzden antik özelliği de vardır.

    NİTELİKLER

    Devrek Bastonu zengin sap çeşidi ve gövde de iki gruba ayırdığımız zengin işleme süsleme sanatına sahiptir. Bunları sırasıyla tanımlayacak olursak:

    Sap: Dört grupta toplanır.

    1. grup :Ortapetik saplar.(Modern ortapetik ve Kla*** Ortapetik.)

    2. grup: Yuvarlak(Çengel) saplar (Takma ve kendinden çengelli )

    3. grup: Asa saplar( Yuvarlak topuz ve çeşitli figürlerde yapılan kısa saplardır.)

    4. grup: Figürlü saplar. ( Ustanın becerisine dayanan ve her çeşit hayvan kafası figürü ile donatılmış saplar.Ayrıca bu figürler diğer gruptaki saplara da uygulanır.)

    Gövde: İki grupta işlenmektedir.

    1 nci grup oyma şekiller:

    a-Baklavalı .

    b-Çoban çentiği.

    c-Burmalı.

    d-Yılanlı.

    e-Çeşitli geometrik şekiller.

    2 nci grup Bezeme (Kakma ) şekilleri.

    a-Motif ve çiçek desenleri.

    b-Tel ve sedef kakma


    MALZEME TEMİNİ

    Devrek Bastonu üç kısımdan oluşur.

    1 SAP : Ceviz, Dış budak, Gürgen, Mağun, Çimşir, Kayın, Dut gibi sert ağaçlar yani sıra,gümüş bazen prinç gibi metal, manda boynuzu gibi kemik saplar kullanılır.Bu ağaçların önemli bir miktarı yöremiz ormanlarından temin edilir.


    2.GÖVDE : Devrek Bastonunun ham maddesi yöremiz ormanlarında yetişen ve kalitesi , yetiştiği bazı yörelere göre daha yüksek kızılcık ağacıdır. Kızılcık ağacı işlenebilirliği,sağlamlığı, sertliği oymaların her türlüsünü rahatça pürüzsüz ve çıtırdama yapmadan,yapıldığı içi renginin beyaz olması nedeniyle her türlü bezeme ve işleme yapıldığından çok zengin çeşitte oyma ve bezeme sanatı yapmamızı sağlayan harika bir dal ağaçtır. Bunun yanı sıra ak gürgen , kara elma ve çeşitli ağaçlarından bastonlar yapılmaktadır.


    3 UÇ (Yere basan korumalık ) : Genelde manda boynuzundan takılır. Ama son yıllarda Gerede‘li Tarak ustalarının işlerini bırakması nedeniyle uç kısmına takacak, boynuz ucu , yeteri kadar ve kaliteli gelmediğinden Teknoloji Ürünü olan ve kullanılması rahat (Polyamit) isimli sert plastik takılmaktadır.


    SAKLAMA (DEPOLAMA)

    Baston yapılacak ağaçların mutlaka çok kuru olması gerekir. Sap yapılacak ağaçlar tahta halinde en az bir yıl.Gövde de kullanılacak kızılcık dal ağacının temini için her yıl tabiattan su çekildiğinde kesiciler tarafından ormanda halk dilinde deynek kesimi başlar. Ve bahar gelinceye kadar bu kesim sürer. Baston ustaları bu kesicilerden belli bir ücret karşılığı satın alır. Dışındaki kabuğu yer yer soyarak (Bundan amaç deyneğin hem çabuk kuruması ve hem de özünü kusarak ağacın beyaz kalması içindir.) bir yıl sonra kullanılmak üzere istiflenir.


    İMALAT

    Dokuz aşamada yapılır.

    1-Fırınlama: Kızılcığımız, dal ağacı olduğundan ve dal ağacı genelde çok düzgün olmaz,kızılcık ağacının en önemli özelliği 180-240’C sıcaklıkta 8-15 dakika fırınlandığın da yumuşaması ve istediğimiz şekilde düzeltme tahtasında(Üzerinde çeşitli ebatta delikler açılmış ve ağacın o deliklerde düzeltme işleminin yapıldığı kalınca sağlam tahta .) düzeltilir ve soğutulur.

    2-Tornalama: Bastonun en önemli işlemi tornalamadır. Bu işlem tasarlanan bastonun sapının şekliyle üzerindeki oymanın şekline göre kalınlığı ve estetiği değişkendir. Tornada sap takılacak kısmı , işleme yapılacak gövdesi ve uç takılacak bölümleri çekilerek hazırlanır.

    3-Gövde: Birinci gruptaki yapılacak işlemeye göre tornada çekilen kızılcık gövdeye fatura açılır ve işlenecek yılan, baklava dilimi vs. şekiller önce markalanarak özenle göze en hoş görünecek şekilde taksimatı yapılır.Bu işlemler tamamen elde yapılır.Bazıları çok zor ve sıkıcı ,bazıları da kolay şekillerdir. Bastonların fiyatını da bu çalışma belirler.

    İkinci grupta bezeme işlemi yapılacak gövde tornada düz çekilir. Bu gruptaki bastonlar sapta dahil bastonun bütün temizlik, zımpara ve boya işlemleri bittikten sonra bir kat vernik atılır. Ve üzerine çıkarılacak motif , fotokopi yapılmış motif işlemeleri kağıtlar geçici yapıştırılır. Ve bundan sonra spiral (Dişçi frezesi) denen aletin ucunu takılan ufak çeşitli matkaplarla motiflerin hatları gövde üzerine geçilir. Ve yine bu özel matkaplarla motiflerin içi ağacın beyaz kısmı ortaya çıkana kadar temizlenir. Temizlik işlemi bittikten sonra matkapların bıraktığı ve düzensizliği gideren zımba dediğimiz kalın çividen yapılan özel aletle noktalar şeklinde zımbalanır. Bu yola motiflerin içine hem göze hoş gelen bir düzen ve motife kla*** bir görüntü kazandırır.

    4-Sap Kesimi: Her gövdeye, her işlemeye her sap modeli yakışmaz. Her işlemenin kendine uyan sap şekilleri vardır. Sapla , işlenen gövde arasındaki uyum çok önemlidir. Elimizdeki sap çeşitlerinin hepsi patron kalıpları mevcuttur. Kullanılacak tahtaya şerit makinalarında özenli bir şekilde biçilir. Ve kavela delikleri delinir. Bu delik sayesinde gövdeye tutkalla monte edilir. İlk biçme işlemi biraz kaba olduğu için tekrar şeritte gövdeye göre son kesimleri ve düzeltmesi yapılır. Kesilen sapın köşeli kenarları frezede kabaca yuvarlatılır. Daha sonra tezgahlarda özel törpüler ve eğelerle tam estetiği verilir.

    5-Uç Takmak: Tornada, önce uç takılacak kısma kavelası açılır. Takılacak uç (Boynuz ucu ve polyamit ) delinerek gövdedeki kavelaya tutkalla monte edilir. Kuruduktan sonra gövdeye göre göze hoş görünecek şekilde temizliği yapılır.Devrek Bastonundan bu uç kısımlarının dayanıklılığı ve estetiği çok önemlidir.

    6-Sistire ve Zımpara: Oyma ve törpü işlemleri bitmiş sap ve gövde üzerindeki törpü izlerine tamamen çıkartmak için önce sistire çekilir. Bu işlemden sonra kalından başlamak üzere baston üzerindeki şekiller ve gövde net ve parlak bir görünüm alıncaya kadar ince varan zımpara işlemi yapılır.

    7-Renklendirme (Boyama): Aslında bastonumuzun üzerindeki renk bir boya maddesi değildir. Bastonumuzu Dünya’daki bütün bastonlardan ayıran en önemli özelliği bu renk verme işlemidir. Kızılcık ağacının da baston konusunda ne kadar özel yeri olduğu burada ortaya çıkmaktadır.En rahat ve kalıcı olarak ya çini mürekkebi ile yada saf nitrik asitle yakılarak boyanır. Saf nitrik asidi sadece suyla söndürerek sarı renkli yada saf nitrik asitte önce bir miktar demir eritip yarı yarıya suyla söndürüp kahve rengini elde edersiniz. Bastona renk verecek kısımları renge göre ayarlanan nitrik asitle el değdirmeden dikkatlice sürülür. Ve tüp ateşinin üzerinde iyice yakılarak renk alması sağlanır. Bu renkler bastonun üzerinde ancak sistire ile kazıyarak çıkarılır. Anormal şartlarda kesinlikle bozulma yapmaz.

    8-Süsleme İşleme: Genelde yılan üstü boyamadan doğan şekillerle ve her ustanın sapın hemen altında 5-7 cm.lik bölgesine o ustanın kimliği yerine geçen bölümlerde çiçek veya başka simgelerle süslediği bölümlerdir. Bu süslemeler çini mürekkebi ile ya boyayarak spiralle oyulur , yada çini kalemleri ile çizerek yapılır.Yada aynı işlem asitle yapılır ve sonra oyulur. Bir diğeri de bu bölgeler beyaz bırakılarak yakı kalemi dediğimiz dekorasyon havyası ile yakılarak yapılır.

    9-Vernikleme: Bütün işlemleri tamamlanan bastonun verniklenmesi genelde çabuk kuruyan selülozik uzun boru içinde incetilmiş daldırma ve süzme işlemi ile yapılır. Daldırma usulü verniğin her bölgesine nüfus etmesi eşit şekilde dağılması bakımından en sağlıklı yöntemdir. İyi bir vernikli yüzey elde edilene kadar belli zaman aralıklarıyla bu ilsem 7-8 defa tekrarlanır.

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Teb Zonguldak
    dogangunes Tarafından Banka Şubeleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-01-2012, 09:06 AM
  2. Zonguldak Liseleri
    dogangunes Tarafından Okul Rehberi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-12-2011, 09:31 AM
  3. Zonguldak anaokulları
    dogangunes Tarafından Okul Rehberi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-12-2011, 12:43 AM
  4. Anadolubank Zonguldak
    dogangunes Tarafından Banka Şubeleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-12-2011, 02:45 AM
  5. Eurobank Zonguldak
    dogangunes Tarafından Banka Şubeleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-12-2011, 02:07 AM
Yukarı Çık