Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Konu: Derin Yara

  1. #1
    Aktif Üye Karakarizma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesaj
    1.415
    Rep Gücü
    296

    Derin Yara

    Alışmak her şeyi sıradanlaştırıyor. En acı olaylar, insan olarak asla kabullenemeyeceğimiz şeyler, görülmez ve hissedilmez oluyor. Yani ülfet ve ünsiyetten doğan gaflet, dünyayı körler ve sağırlar arenasına çeviriyor.

    İnsan olarak var olabilmek, gittikçe kalınlaşan bu gaflet perdelerini yırtabilmeye bağlı. Ta ki acısı ve tatlısıyla hayatı en ince ayrıntılarına kadar hissedebilelim. Aksi takdirde olaylar, insanların hayatına mal olmadıkça fark edilemiyor. İnsanların hayatına mal olunca da zaten terörle, cinayet olaylarıyla duymaya alıştığımız ölümlerden birisi daha gerçekleşmiş oluyor. Alışılmışın ötesinde bir hunharlıkla gerçekleşmesi lazım ki dikkat çekebilsin. Hem dikkat çekse ne olacak ki? İnsanlar, "Vay cani!" diyecek ve bir başka habere geçecekler. Şimdi zihinlerimizi tazeleyip, belki de duyup, hemen ardından unuttuğumuz şu üç olayı hatırlayalım:

    Birinci olay: İki üniversite öğrencisi, çocukları olunca aileleri tarafından "evlenin" baskısına maruz kaldılar. Hâlbuki onlar evlenmek istemiyordu. Kız bir başkasıyla nişanlanmıştı. Ailelere, "Problem halledildi. Evlenmemize gerek kalmadı." haberini verdiler bir süre sonra. Birisi "anne" diğeri de "baba" olan bu iki insan "ciğerparesi" denilen yavrularını küçük parçalara ayırıp barbeküde yakarak bir poşet kül haline getirmişti.

    İkinci olay: İki adam, iki yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz suçundan yakalanıp, hâkim huzuruna çıkartıldı. Bebeğin annesi suça ortak olmaktan dolayı sanık sandalyesinde adamlarla beraber oturuyordu.

    Üçüncü olay: Bir kadın iki erkek arkadaşıyla birlikte gece kulübüne gitti. Rahat eğlenebilmek için kadının bebeğini arabada uyur halde bıraktılar. İlerleyen saatlerde bebek uyanıp, canhıraş feryatlarla ağlamaya başladı. Çocuğun sesini duyan çevredeki insanlar araba sahibini araştırmaya başladılar. Sonunda gece kulübündeki anne ve arkadaşlarını buldular. Eğlencelerinin yarıda kesilmesine sinirlenen ahbaplar bebeği fena halde darp ettiler. Sonra durumun kötü olduğunu fark edince kaza süsü vererek çocuğu hastaneye götürdüler. Hastanede ortaya çıkan acı gerçek şöyleydi: Darp edenler aynı zamanda hızlarını alamayıp bebeğin körpe bedeninde sigara söndürmüşlerdi!

    Birçok örnek arasından bu üçünü seçtim. Gaflet perdesinin altında kaybolup giden sayısız hadiselerden en çarpıcısı bunlardı. Çünkü her üçünde de anne yüreğinin işitmeye bile tahammül edemeyeceği olayların bizzat anneler tarafından yaşanması vardı. Şimdi bu duruma ne diyeceğiz? Ne yapacağız? Hepimiz biliyoruz ki, insanın kanını donduran bu olaylar Bağcılar Lisesi'nde kızların namaz kılması kadar bile gündemimizde yer işgal etmedi. "Ne cani kadınlar var." diyen olmuştur mutlaka. Zaten haberlere de o tarafından konu olabiliyor. Ya tarifi imkânsız bir şefkat otağı olarak tanıdığımız anne yüreğinin o hale nasıl geldiğini düşünen kaç kişi olmuştur? Kadınların o erkekler arasında ne aradığını? Anne değil, sıradan bir insanın onurunun bile asla razı olamayacağı o durumlara neden katlanmak zorunda kaldığını... Ya da ne hallere maruz kaldığını bile fark edemez hale nasıl olup da geldiğini düşünen kaç kişi olmuştur?

    Cuma namazında mescide sığmadığı için dışarıya taşan insanların dini istismar edip etmediğine kadar her meseleyi ele alıp değerlendiren MGK'larımız bir gün bu konulara da eğilir mi? Anne yüreği, bebeğini barbeküde yakmaya, iki adamın tecavüzüne seyirci kalmaya ya da eğlencesi bozuldu diye vücudunda sigara söndürmeye nasıl tahammül eder?

    Aşırı alkol mü? Hap mı? Uyuşturucu mu? İnsanımıza cinnet geçirten sebepler MGK'larımızda ciddi bir gündem olarak ele alınır mı bir gün? Bu sebeplerin insanlığımızı kökünden tehdit ettiği, insan iflas edince ortada devlet denilen kutsal varlığın da kalamayacağı fark edilir mi? O meşhur mahalle baskısının da izine rastlanmadı. Bağrında yer verdiği evlerden birinde tecavüze uğrayan iki yaşındaki bebek feryat ederken mahalle uyuyordu. Gaflet derin bir yara ve o yara açık kaldığı sürece insanlığımızdan her gün kocaman bir parça kaybolup gidiyor.

    Hamdullah Öztürk

  2. #2
    Acemi Üye s-a-d-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Nerden
    istanbul
    Mesaj
    191
    Rep Gücü
    34

    Cevap: Derin Yara

    Allah'tan,
    nasıl korkmak lazımsa
    öylece korkunuz..."
    (Al-i İmran;102)

    Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
    Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
    Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan'ın...
    Ne irfanın kalır te'sîri kat’iyyen, ne vicdanın.
    Hayat artık behîmîdir... Hayır ondan da alçaktır;
    Ya hayvan bağlıdır fıtratla, insan hürr-i mutlaktır.
    Behâim çıkmaz amma hilkatin sabit hududundan,
    Beşer hâlâ habersiz böyle bir kaydın vücûdundan!
    Meğer kalbinde Mevlâ'dan tehâşî hissi yer tutsun...
    O yer tutmazsa hiç ma'nâsı yoktur kayd-ı namusun.
    Hem efradın, hem akvamın bu histir, varsa, vicdanı;
    Onun ta'tîli: İnsâniyyetin tevkî- i hüsran !
    Budur hilkatte carî en büyük kanûnu Hallâk'ın:
    O yüzden baslar izmihlali milletlerde ahlakın.
    Fakat, ahlâkın izmihlali en müdhiş bir izmihlal;
    Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyyet. ne istiklâl.
    Oyuncak sanmayın! Ahlâk-İ millî, ruh-i millîdir;
    Onun iflâsı en korkunç Ölümdür: Mevt-i küllidir.
    Olur cem'iyyet artık çaresiz pâmâl-i istîla;
    Meğer kaldırmış olsun, rûh-i sânî indirip, Mevlâ.
    Evet bir ba'sü ba'de'l-mevte imkân vardır elbette...
    Bunun te'mîni, lâkin, bir yığın edvara vabeste!

    O cem 'iyyet ki vicdanında hâkim havf-ı Yezdan 'dır;
    Bütün dünyaya sahiptir, bütün akvama sultandır.
    Fakat, efradı Allah korkusundan bî-haber millet,
    Çeker, milletlerin menfuru, kıbtîler kadar zillet;
    Mealî meylî hiç kalmaz, şehâmet büsbütün kalkar;
    Ne hâkimlik tanır artık, ne mahkûm olmadan korkar.
    Şeref hırsıyle istihkaar-ı mevt etmişken ecdadı,
    Bırakmaz öyle bir pâkîze neslin şimdi ahfadı,
    Hayat uğrunda istihfafa sayan görmedik hüsran!
    Gebersin tekmeler altında razı. .. Çıkmasın, tek can!
    Yürekler en mülevves, en sefil amal için çarpar;
    Sinirler en muhal endişeden titrer durur par par!
    Olur cem'iyyet efrâdınca şahsî menfa'at "ma'bûd!"
    Sorarsan kimse bilmez var mı "hak" nâmında bir mevcud.
    O, doymak bilmeyen ma'bûda kurbandır haya hissi,
    Hamiyyet, âdem iyyet hissi, ulvî hislerin hepsi!
    Bu hissizlikle cem 'iyyet yasar derlerse pek yanlış:
    Bir Ümmet göster, Ölmüş ma'neviyyatıyle, sağ kalmış?

    M. Akif ERSOY
    20 Ağustos 1330 (2 Eylül 1914)

Benzer Konular

  1. Yara, Faça Jilet İzi Giderme
    dogangunes Tarafından Vücut Estetiği Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 20-02-2011, 02:43 AM
  2. Yara
    metamorphosis Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 27-08-2009, 04:48 PM
  3. Bu Yara Hiç Kapanmayacak - CEZMİ ERSÖZ
    shgiptare Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 12-08-2009, 11:01 PM
  4. Dillerde Bir Yara : Tesadüf
    RABİA Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 03-06-2008, 03:13 PM
  5. Doğuda kanayan yara kangrene dönmesin .
    misafir_99 Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-01-2008, 01:31 AM
Yukarı Çık