ATATÜRK SAĞCI MI YOKSA SOLCU MUDUR?

Atatürk sağcı mıydı, yoksa solcu muydu sorusu hep tartışması konusu olmuştur. Öyle ya, Atatürk tüm yaşamı boyunca sağcı veya solcu olduğunu hiç söylememiş. Şimdi çık çıkabilirsen işin içinden.

Aslında Atatürk, sağcı veya solcu olduğunu bildirme ihtiyacı bile duymamıştır.

Niye?

Tam bağımsızlıktan yana olan, hiçbir devletin rejimine özenmemek ve taklit etmemekle övünen bir liderin, dünya ölçeğinde kabul edilen bir ideoloji ile kendini tanımlamaması çok normaldir aslına bakılırsa.

Peki, Atatürk sağcı veya solcu olduğunu bildirme ihtiyacı duymamış iken, biz niye bu ihtiyacı duyuyoruz?

Atatürk’ün sağcı veya solcu olması bir durum değiştirir mi?

Değiştirir, hem de çok şey değiştirir.

Yıllardır millete Atatürk sağcı bir lider olarak gösterildiği için, Atatürk halktan soğutulmuştur. Atatürk halktan soğutulduğu gibi Atatürk’ün devrimci, milliyetçi, antiemperyalist tavrı gözden kaçırılmış ve Atatürk’ün iki önemli özelliği yok sayılmıştır. Bu da Atatürk’ü diğer liderlerle aynı kefeye konulmasına neden olmuş ve Atatürk’ü kişiliksizleştirmiştir.

Oysa Atatürk’ü Atatürk yapan, devrimciliğe ve Türk milliyetçiliği temeline dayalı antiemperyalist tavrıdır.

Bir insan hem devrimci hem de Milli Kurtuluş savaşları ölçeğinde antiemperyalist bir milliyetçilik anlayışını benimsemiş ise o kişi solcudur. Hele bu kişi Atatürk ise O’nun solcu olduğundan hiç şüphemiz yoktur.

Zaten hiç kimse, hayatında hem devrimci olup hem de milliyetçi olan birinin sağcı olduğunu iddia edemez. Çünkü bu özellikleri taşıyan biri doğal olarak savunduğu ideolojinin ismini koymasa bile onun solcu olduğunu herkes tasdik edecektir.

Kaldı ki, tüm sağcı liderler Atatürk ve onun mirası olan Türkiye devletini sol olarak gördüklerini açıkça itiraf etmişlerdir. Hatta itiraf etmekle kalınmamış, O’nun mirası olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sağcı işbirlikçiler tarafından emperyalist devletlerin sömürgesi durumuna getirmişlerdir.

Oysa Atatürk, Milli Mücadele ile emperyalist devletlere karşı silahlı mücadele verdiği gibi, sonrasında halkçı-devletçi bir anlayış ile de ülkesini kapitalist devletlerin açık pazarı olmaktan korumuştur.

Eğer sağcılar bu ülkeyi emperyalist devletlerin sömürgesi ve açık pazarı durumuna getiriyorsa, o halde Atatürk’ün sağcı olmaması gerekir. Bu bile Atatürk’ün solcu olduğunun bir delilidir.

Evet, Atatürk’ün ne kadar solcu olduğu veya neye göre ne kadar solcu olduğu tartışılır, ancak bir şeyin tartışılması veya iddia edilmesi saçmadır. O da Atatürk’ün sağcı olduğudur.

Atatürk’ün sağcı olmadığı aslında o kadar nettir ki, birilerinin bu itirafı kendine yapması kendine yapmış olacağı bir iyilik olduğu gibi, sonrasında da bu millete yapmış olacağı bir iyilik olacaktır.

Atatürk’ün solcu olduğu hep gizlenmeye çalışıldı

Akıl ve mantık yoluyla bile Atatürk’ün solcu olduğunu bulabilirsiniz; ama birileri bu halka doğruyu buldurmak istemiyor. Kendisi sağcı olduğu için, Atatürk’ün solcu olarak bilinmesinden rahatsızlık duyuyor.

Özellikle 12 Eylül döneminde sağcı Kenan Evren; “Biz Atatürkçüyüz, O’nun mirasçısıyız” diyerek Atatürkçülük anlayışını Türkiye’den silmeye çalıştı

Bu işe önce Atatürk’ün sağlığında kullanmış olduğu “devrim” sözcüğünü yok sayarak başladı. “Atatürk ‘devrim’ sözcüğünü kullanmadı, ‘inkılap’ sözcüğünü kullandı” diyerek Atatürkçülüğe bir darbe vuruldu.

Yine Atatürk’ün milliyetçilik temelindeki antiemperyalist ve antikapitalist tavrı Atatürk ile ilgili yazılan kitaplarda işlenmemeye başladı.

80 ve sonrası doğumlu gençliğe okutulan “İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük” adlı eserde, Atatürk’ün antiemperyalist yapısı nedense görmezlikten gelindi!

Neden acaba?

Atatürk’ün “tam bağımsızlık” şiarının öğrenilmesi durumunda 68 kuşağında olduğu gibi gençlik hareketinin tekrar başlaması istenilmedi.

80 sonrası gençlik, tam da onların istediği gibi olmadı mı? Oldu.

Gençleri Atatürk’ten uzaklaştıran 12 Eylül yönetimi, Atatürk’ün 6 Ok’unu görmezlikten gelerek bu işe devam etti.

Atatürk, din ile dünya işlerinin karıştırılmaması için laiklik ilkesini özellikle 6 Ok içinde tanımlamıştı. Oysa Kenan Evren gibi sözde Atatürkçüler, meydanlarda Kuran’dan ayetler okuyor ve ülkede birlik beraberliğin sağlanması için Atatürk’ün Türk milliyetçiliği ve laiklik ilkesi yerine, İslam kardeşliğini öneriyordu.

12 Eylül döneminden sonra hız verilen liberalleşme ile Atatürk’ün devletçilik anlayışı da yıkılmaya çalışıldı. 12 Eylül öncesinin Marksistleri 12 Eylül sonrasında liboş olarak, daha doğrusu Kenan Evren’in beslemeleri olarak piyasaya çıkıp Atatürk’e ve Kemalizme saldırmaya başladı.

Okuduğunuz gibi, “Biz Atatürkçüyüz” diye ortaya çıkan sağcılar, bu ülkede Atatürkçülüğü tasfiye edenler olmuştur.

Tıpkı 12 Mart’ta olduğu gibi; “Atatürk’ün yolundayız” diyen askeri yönetim, yayınladığı bildiride bile Atatürk ve devrim gibi birçok kelimeyi sansürlemişti.

Öyle ya, Atatürk’ten korkan sözde Atatürkçüler, Atatürk’ün devrim sözünden de korkacaklardı.

68 gençliği de devrim için yola çıkmamış mıydı?


O zaman devrim sözcüğünü içeren her türlü ideoloji ve söz ile mücadele edilmeliydi. Hatta bu Atatürk olsa bile.

Atatürk’ün sola karşı olumlu tutumunun öğrenilmemesi için Meclis’teki gizli oturumların bile içeriğini, 80 sonrası tam olarak öğrenebildik.

Zaten Atatürkçülük adına tam bağımsızlık yolunda mücadele veren bu devrimci ve solcu gençler bir de bu bilgilere o yıllarda ulaşmış olsa idi o devrimci, Atatürkçü, solcu gençlik nasıl durdurulacaktı?

Tabii, haliyle durdurulamazdı!

Atatürk’ün unutturulmaya çalışılan antiemperyalist ve sol söylemleri

Gençliğin durdurulmasının yolu, Atatürk’ün sol söylemlerinin unutturulmasıyla mümkündü.

Yazımızın başında dediğimiz gibi, Atatürk tam bağımsızlık anlayışına sahip olduğu için Türkiye’nin başka devletlere öykünmesine karşı çıkmış, bunun yerine Türkiye’nin bir öze dönüş hareketini başlatması gerektiğini söylemiştir.

Ne diyordu Atatürk: “Hiçbir kimsenin, hiçbir milletin adet ve ahlak-ı hususiyelerine ve milliyet esaslarına muarız değiliz. Yalnız istibdada karşı, emperyalistlere karşı düşmanız.”

Bolşevikliğe karşı olduğunu açıkça ifade eden Atatürk, “Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne de Batılılaşacaktır; o sadece özdeşlecektir” diyerek de Batılılaşma ve Amerikanlaşmaya da karşı olduğunu açıkça söylemiştir.

Başka devletlere benzemeye karşı çıkması Atatürk’ün antiemperyalist tavrından kaynaklanıyordu.

O nedenle Atatürk; “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı, bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı, heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız…” diyordu.

Atatürk, Anadolu’da emperyalizme karşı vermiş olduğu Milli Mücadele’nin tüm mazlum milletlere örnek olduğunu şu sözlerle itiraf ediyordu: “Türkiye’nin, hâlâ açık ve kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum uluslara kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır.”

Atatürk Anadolu’da emperyalizme karşı vermiş olduğu mücadelenin yalnızca kendi adına değil, bütün mazlumlar adına verildiğini de şu sözlerle açıklıyordu: “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yüreyeceğinden emindir.”

“..bir yanda Batının işçi sınıfı, öte yanda Asya ve Afrika’nın köleleştirilmiş halkları milletlerarası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç dünya işçilerince kavrandığı gün, burjuvazinin gücü sona erecektir.”

Eğer Atatürk sağcı olsaydı bu tarz sözler söyler miydi?

Atatürk başka ne diyordu: “Bütün mazlum milletler zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir haleti içtimaiyeye mazhar olacaktır.” Kimine göre sağcı bir lider olduğu iddia edilen Atatürk oldukça sol bir söylem kullanıyor her nedense!

Daha önce dediğimiz gibi, Üçüncü Dünya ülkeleri sosyalizm ile emperyalizme karşı vermiş olduğu Milli Kurtuluş savaşı ile tanışmıştır.

Atatürk de Lenin’e göndermiş olduğu 4 Ocak 1922 tarihli mektubunda bu gerçeğin bir benzerinin Türkiye için geçerli olduğunu söyleyerek Türkiye’nin kendine özgü bir devlet anlayışının olmasını savunuyor ve şöyle diyordu: “…Batıda, kapitalist sınıfın tüm ulus üzerinde egemenlik kurmasına benzer bir durum, bugün Türk ülkesinde yoktur. Bu bakımdan, biz, kapitalist sistemden ötede, halkçılık sistemini gerçekleştirmiş bulunuyoruz…”

Atatürk bu konuşmasında bir gerçeği dile getirmiştir. Türkiye’nin sorununun bir “sınıf mücadelesi” olmadığının, aksine “Milli Kurtuluş mücadelesi” olduğunun tespitini yapmıştır.

Atatürk’ün bu tespiti ile Kemalist devrimin içini doldurmaya çalışan Kadro’nun temel tezi uzlaşmaktadır. Ne tesadüf, Kadro da Atatürk’ün desteğiyle çıkıyordu!

Atatürk ve Türkiye Komünist Partisi

Atatürk, yakın silah arkadaşlarına Ankara’da Türkiye Komünist Partisi’ni kurdurmuş iken Bakü’de zaten Mustafa Suphi önderliğinde Türkiye Komünist Partisi mevcut olup, Atatürk’ün Anadolu’da emperyalist devletlere karşı vermiş olduğu Milli Mücadele’ye destek veriyordu.

Kurmuş olduğu Türkiye Komünist Partisi’ni Mustafa Suphi’ye kaptıran Enver Paşa, Sovyet Rusya’nın desteğiyle kurmuş olduğu Halk Şuralar Fırkası ile Atatürk’ün Sakarya’da yenilmesini bekliyordu. Eğer Atatürk yenilmiş olsaydı, Anadolu’ya girip Yunanlıları yendikten sonra Sovyet Rusya’nın desteği ile Türkiye’de Bolşevik bir devlet kurmanın derdinde idi.

Mustafa Suphi kayıtsız şartsız Atatürk’e ve vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı’na destek veriyor; diğeri ise Atatürk’ün yenilmesini bekleyen eskinin Turancısı sonrasında komünist olan Enver Paşa. Biri İttihatçı, diğeri ise İttihatçılara sürekli karşı olan bir Türk milliyetçisi.

Zaten Mustafa Suphi’yi de Atatürk’e yakın kılan bu ortak özellikleri değil miydi?

Daha öncesinde Atatürk’ün dış görüşmelerinde ve kaleme aldığı yazılarda “Türk komünizminden” bahsettiğini ve Türkiye’de kendine özgü bir komünizm istediğini yazmıştık.

Mustafa Suphi’nin, Atatürk’ün bu görüşlerini bildiği yönünde elimizde bir bilgi yok. Yalnız Atatürk’ten Anadolu’ya gelme konusunda izin isteyen Mustafa Suphi, Atatürk’ten olumlu karşılık alacağı yönünde inanca sahipti.

Anaak Atatürk, yakın silah arkadaşlarının yanlış bilgilendirmesi sonucunda Mustafa Suphi’ye karşı biraz soğuk takınır. Bunda etkili olanlardan biri de Kazım Karabekir Paşa’dır.

Bu bilgiye de, Atatürk’ün gizli oturumda yapmış olduğu konuşmadan ulaşıyoruz.

Atatürk burada yapmış olduğu konuşmada; “Hiçbir zaman merkezi dışarıda bulunan bir örgüt ile ilişki kurmayız; onlarla işbirliği yapmayız. Biz kendi kendimizi yönetmeye çalışırız. Bu memlekette çalışmak isteyenler, gerçek olarak çalışmak isteyenler memleket içinde bulunurlar ve memleketin gerçek kaynağına, kitlere dayanır.

Onun için Mustafa Suphi’ye ceza yapamazsınız efendiler” diyerek, Mustafa Suphi’nin bu memleket için mücadele vereceğine inandığını açıkça ifade etmiştir, hem de tüm yanlış bilgilendirmelere rağmen.

Hiç tanımadığı bir insanı, yapmış olduğu mektuplaşmalarla tanıyan Atatürk, Mustafa Suphi’nin Sovyet Rusya’yla bağını kopararak kayıtsız şartsız Kurtuluş Savaşı’na destek vereceğine inanmıştır.

Neden acaba?

Mustafa Suphi, Atatürk’ü ve Türkiye’deki diğer tüm Türk milliyetçilerini tanıyan bir kişiydi. İfham gibi milliyetçi bir gazetede yazarlık yapan Mustafa Suphi, Türkiye’yi ve verilen Kurtuluş Savaşı’nın amacını çok iyi bilmekteydi.

Bu, Mustafa Suphi’nin Atatürk’e yazmış olduğu mektuplar okunduğunda çok açık ve net görülecektir. Türk komünizminden bahseden bir Atatürk’ün, milliyetçi bir sosyalist olan Mustafa Suphi’den başka iyi bir solcu bulması imkansızdı. Atatürk de mutlaka bunu görmüş olmalıydı!

Zaten Mustafa Suphi’den sonra TKP’nin başına gelen Şefik Hüsnü, Atatürk ve Kemalizm düşmanlığı yaparak kökü Sovyet Rusya’ya dayanan bir solun Türkiye’ye yararlı olamayacağı kanıtlamıştır!

Atatürk’ün Mustafa Suphi ve TKP’sine göstermiş olduğu yakınlık bile Atatürk’ün Türkiye’ye özgü bir sol anlayışa her zaman sıcak baktığını göstermektedir. Bu da Atatürk’ün solcu olduğunun bir delilleri arasındadır.

Atatürk’ün halkçı sol programı

Kurtuluş Savaşı’nda verilen mücadeleden sonra şimdi ülkenin ekonomisini emperyalist ve kapitalist ülkelerin sömürüsünden kurtarmak gerekiyordu. İlk 5 yıl içinde denenen liberal programla ülkenin gelişimi sağlanamadığı gibi ülke ekonomisi sömürüden de kurtarılamamıştı.

Türkiye’nin ekonomik büyümesi de 1931-1945 yıllarında uygulanan devletçi ekonomi modeli dönemine denk gelmektedir. 1929 yılında yaşanan ekonomik buhrandan sonra uygulanan devletçi ekonomi modeli ile Türkiye bu buhranı çok rahatlıkla atlatabilmiştir.

Bu dönemin en önemli özelliği yabancı şirketlerin millileştirilmesidir (devletleştirilmesidir). Yabancı şirketlerin millileştirildiği bu dönem, devletçi ekonomi modelinin teorisini oluşturan Kadro grubunun Atatürk’ün desteğiyle çıktığı dönemdir.

Devletçi ekonomi modeli tüm dünyada sol partiler tarafından kullanılan terminolojidir. Türk devriminin içini doldurmaya çalışan Kadro grubunun devletçi ekonomi modelinin teorisini oluşturmaya çalışması da bir sol anlayışın ürünüdür.

Atatürk’ün halkçılık programı da yine sol anlayışın bir ürünü olup, Atatürk Meclis’te; “Türkiye halkı emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtararak, irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla gayesine ulaşacağı kanaatindedir” diyerek halkçılık programını açıklıyordu. Atatürk’ün bu sözleri bile başlı başına halkçı bir sol söylemdir.

Atatürk’ün hangi sözüne baksanız, hangi uygulamasına baksanız altında bir sol düşüncenin olduğunu görürsünüz. Birileri ne kadar gizlemeye çalışsa da bu böyledir.

Atatürk’ün sıkça kullandığımız “Köylü milletin efendisidir” sözü bile bir sol söylemdir; ama anlayana! Atatürk dönemi CHP’sinde milletvekilliği yapanlar bile CHP’nin sol pir parti olduğunu kabul eder. Zaten ona karşı kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi gibi partiler de devletçi ekonomi modeline karşı liberal ekonomi modelini savunmuştur. Herkes bilir ki, liberal ekonomi modeli sağcıların savunduğu ekonomi modelidir.

Atatürk’ü halkçı ve devletçi bir anlayışa iten neden, Atatürk’ün solcu ve milliyetçi olmasıdır.

Atatürk’ün solcu ve milliyetçi olduğunu gözardı ederek Atatürk’ü anlamak mümkün değildir. Zaten tüm sağcıların Atatürk’ü anlayamaması da bu yüzdendir.

KAYNAK: Yunus Yılmaz - Mustafa Kemal Atatürk’ün solculuğu

- - - Güncellendi - - -

6-8 Mart 1921 de Hakimiyeti Milliye yazısında Atatürk der ki :
"Sağa mı sola mı nereye gideceğiz?
Herhalde sağa değil.
Çünkü insanlar, fikirleriyle, siyasetleriyle, ilimleriyle sürekli aksi istikameti takip ediyorlar.
Eski tarihin, insanlığı kendi kendine bağlayan bağları, bilhassa Umumi Harb'in yarattığı büyük sarsıntıdan sonra, büsbütün gevşedi.
Ve sola doğru, bazı devletler seri ve hamleli, bazı devletler ise yavaş ve temkinli bir yürüyüşe başladı.
Şüphe yok, insanlığın düşünüş tarzı, çok derin ve esaslı inkılap devresindendir.
Bir taraftan krallar, imparatorlar, sağ kanatta merkez partileri ve mutlakiyet parlamentoları zayıflıyor, diğer taraftan Sosyalistler hak taraftarları, halkçılar kuvvet kazanıyor.
Bu değişim karşısında Türkiye ne tarafa dönecek?"
DİĞER ALINTILAR:

Atatürk Meclis’te; “Türkiye halkı emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtararak, irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla gayesine ulaşacağı kanaatindedir” diyerek halkçılık programını açıklıyordu.
Atatürk, Lenin’e göndermiş olduğu 4 Ocak 1922 tarihli mektubunda şöyle diyordu:
“…Batıda, kapitalist sınıfın tüm ulus üzerinde egemenlik kurmasına benzer bir durum, bugün Türk ülkesinde yoktur. Bu bakımdan, biz, kapitalist sistemden ötede, halkçılık sistemini gerçekleştirmiş bulunuyoruz…”
“Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı, bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı, heyet-i milliyece mücadeleyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız…” ATATÜRK
Atatürk bence ideolojik olarak sağ ya da sol görüşe sahip bir insan değildi.
Ama dünya görüşü ve devrimleri her zaman solun sahipleneceği bir nitelik taşıyordu.
Atatürk'ün politikaları da, o zaman ismi konmamış olsa da sol politikalardı: Halkçılığı, devrimciliği, devletçiliği, cumhuriyetçiliği, laikliği...
Milliyetçiliği ise anti-emperyalist ve ümmet toplumundan millet yaratmaya dönük bir nitelik taşıyordu.
Atatürk'ün Türklük konusundaki övücü konuşmaları hep, Türk olduğu halde Türklük bilinci taşımayan, eğitimsiz bir halka yeni bir kimlik verme gayretidir.
Asla şovenist değildir...
Ona göre Türkler en az diğer uluslar kadar başı dik ve saygındır.
Ayrıca kuracağı yeni devlet modeli "ulus devlet" olduğundan Türklük çok önemliydi..
Diğer bir nokta, Atatürk ilke ve devrimlerinin Türkiye'de sağ iktidarların egemen olduğu 1950 lerden beri erozyona uğratılması ise bir rastlantı olmasa gerek...
Çünkü sağcı iktidarlar, sınıfsal konumu (Menderes toprak ağasıydı ve 1945 de CHP nin toprak reformu girişimine karşı çıktığı için CHP den ayrılıp DP yi kurmuştu. Ayrıca sermaye sınıfımız da Batı sermayesinin
acenteliğini/komisyonculuğunu yapan işbirlikçi sermayeydi; bugün de farklı değil.) itibariyle her zaman emperyalizmin işbirlikçisi olmuşladır.
Ve onların iktidarından ve politikalarından bu yana ülkemizin bugün geldiği nokta ortada: İktisadi, siyasi, askeri neredeyse her alanda ABD ye bağımlı bir ülke...
ATATÜRK SOLDUR
Bunu davranışlarıyla, yaptıklarıyla, düşünceleriyle göstermektedir.

İnsanı kul yapan ümmetçiliğe karşı milliyetçiliği, halkçılığı,

Kapitalizme karşı devletçiliği ve devlet sosyalizmini,

Dogmalara, çağ dışı kurallara, din simsarlarına karşı bilimi ve dolayısıyla laiklik ilkesi,

Anti-liberal kimliği,

Emperyalizme karşı ulusal bilinci uyandırarak büyük bir zafer el etmesi,

Bunların hepsi Atatürk'ün solcu olduğunun kanıtıdır..

Atatürk'ü bugün sağ tabanına oturtmak isteyenler onu anlayamamış olanlardır tabiki..