Merhaba



Can Dündar’ın 1998 yılında Abdürrahim Tunçak’ın ölümünde kaleme aldığı bir yazısının son paragrafı şöyle;

“Ne gösterişi sevmiş, ne "babası"nın adını kul¬lanmaya tenezzül etmişti.
Emekli olunca evine çekildi. Ortalıkta görün¬mez, gazetecilerle görüşmezdi.
Mete Akyol, nefis bir röportajla O'nu Türkiye kamuoyuna tanıtana kadar adı bile duyulmadı pek...
Gazetelerde çıkan fotoğrafları Atatürk'e o ka¬dar benziyordu ki, herkes O'nun üvey değil, ger¬çek evlat olduğuna inanmaya başlamıştı. 4 yıl önce Mete ağabey, hazırladığım bir belgesel ve¬silesiyle beni Abdürrahim Bey'e götürmüştü. Son derece sade döşenmiş bir evde, boyu, yüzü, burnu, alın açıklığı, geriye taranmış saçlarıyla gerçekten de Atatürk'ün son dönem fotoğrafla¬rına tıpa tıp benzeyen bu zarif beyefendi ile tanış¬tım.
Uzun uzun sohbet ettik, birbirinden ilginç anı¬lar dinledik. Belgeseli izlerken adeta o günlere döndü; bir şarkı çalmaya başlayınca gizli gizli gözyaşlarını kuruladı. Laf, 'Atatürk'ün gerçek oğ¬lu olma" iddialarından açılınca yeniden sessizliğe gömüldü. Bu konuda eşine bile bir şey söyleme¬miş olduğunu farkettim. Üsteleyince, "Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gös¬terin" dedi. Saygıyla boyun eğdik ve vedalaştık.
Bir dönemin sessiz tanığı, önceki gün sırlarıy¬la mezara gitti.
Geride pek az servet, özenle saklanmış binbir anı ve çoklarına ibret olması gereken bir yaşam bıraktı.”
Geçenlerde, Atatürk’ün sabık eşi Latife hanımın yeğeni olan Sadık Öke’nin, gazeteci Fatih Bayhan ile yaptığı bir nehir söyleşi kitabı yayınlandı. (Teyzem Latife) Bu kitapta Abdurrahim Tuncak’ın Atatürk’ün öz oğlu olduğu iddiasını yeniden gündeme getiren Sadık Öke, ayrıca Tuncak’ın Mustafa Kemal ile Fikriye Hanımın birlikteliklerinden doğan bir çocuk olabileceği iddiasını da dile getirmişti.

Burada dikkatimi çeken, üzerinde durulması gereken noktanın Latife Hanım ailesinden birinin bu iddiayı dillendirmiş olmasıdır. Diyor ki, bizim ailemiz (Uşşakizade Ailesi) bu konuda böyle düşünüyor. Bu önemli. Örneğin Atatürk Latife Hanım ile evlenince, Abdürrahim Tuncak Atatürk tarafından Latife Hanımın babası Muammer Uşşakizade’ye teslim ediliyor. Çocuğun bakımını ve vasiliğini Muammer bey üstleniyor Bu ailenin bir dönem Atatürk ile birlikte yaşadıklarını ve hala bazı bildiklerini kamuoyun açıklamadıklarını ve hatta Latife Hanımın özel hatıralarını TTK’na 2074 yılına kadar yayınlanmaması şartıyla teslim ettiklerini düşünürsek, bu ailenin adına sarf edilmiş bir sözün en azından üzerinde düşünmeye değer olduğu anl***** geliyor.

O halde bende kendi kendime koyduğum bu yayın yasağını kaldırıyorum. Abdürrahim Tuncak olayını ve hatta işin içine Fikriye Hanımı, Latife Hanımı da katarak bulabildiğim tüm kaynaklara dayanarak aktarmak istiyorum. Umarım bu duyarlı konuda kafa göz yarmadan, eli yüzü düzgün bir çalışma çıkarabilirim.



Abdürrahim Tuncak’ın Mustafa Kemal Atatürk’ün öz oğlu olduğu yolundaki söylem her şeyden önce, Tuncak ile Atatürk’ün yüz hatlarının şaşırtıcı bir şekilde birbirlerine benzemeleri temeline dayanıyor. Atatürk’ün hayatının 1908’den sonraki dönemlerinde bir çok vesileyle, bir çok yazarın bahsettiği Abdürrahim Tuncak, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ölene kadar onun yanından hiç ayrılmadı. Zübeyde Hanım Latife Hanımın babası Muammer Bey’in Karşıyaka’daki evinde vefat ettikten ve Atatürk Latife hanım ile İzmir’de evlendikten sonra da İzmir’de Muammer beyin koruması altında kaldı. Bütün giderleri ve vesayeti Muammer bey tarafından karşılanan Abdürrahim burada okuluna devam etti. Atatürk Latife hanımdan ayrıldıktan sonra Ankara’ya getirildi. Atatürk’ün yanında kaldı. Yüksek tahsili için 1929 yılında Atatürk tarafından Almanya’ya, Berlin teknik Üniversitesine gönderildi. Almanya’daki tahsil ve barınma masrafları Atatürk tarafından karşılanarak Elektrik Mühendisi oldu. 1934 yılında soyadı kanunu çıktığında soyadını da Atatürk’ün verdiği söylenir. Almanya’da okurken Savarona yatının alımında, Hasan Rıza Soyak başkanlığındaki heyete tercümanlık yaptı. Yurda dönüşünde Ankara Elektrik ve Hava Gazı İşletmesi’nde elektrik mühendisi olarak çalıştı ve oradan emekli oldu.

Abdürrahim Tuncak’ın; 1908 yılı Diyarbakır doğumlu olduğu, 8 yaşında iken Kafkas Cephesi komutanı olarak görev yapan Mustafa Kemal tarafından evlatlık alınarak, İstanbul’a dönerken beraberinde getirdiği söylenir.(vikipedi) Bunun doğrulaması olarak ta sayfamızda da yer alan fotoğraf gösterilir. Bu fotoğrafta çocuk Abdürrahim Tuncak yerel kıyafetleri içinde Atatürk’ün yanında yer alır. Fotoğrafta Tuncak gerçekten de 8-9 yaşlarında görünüyor. Oysa bu fotoğrafla ilgili başka bir hikaye de var ki; daha yaygın ve akla daha yakın görünüyor.

Atatürk 2. Ordu Komutanlığı görevinde iken hastalanmıştır ve annesi Zübeyde Hanım’a kum fırtınasında kaldığı, gözlerine kum dolduğu, göremediği ve durumu ağır olduğu haberi iletilir. Bunun üzerine oğluna çok düşkün olan Zübeyde hanım, kendi sağlığı da iyi olmadığı halde, zor bir yolculuğu göze alarak İstanbul’dan kalkar, Halep’e gider. Yanında ise Abdurrahim vardır. Atatürk bu sırada 2. Ordu’da görevli iken bir Alman subayı ile tartışmış ve istifa ederek, Halep’te Salih Fansa isimli dostunun evinde dinlenmeye çekilmiştir. Bir çok kaynakta Zübeyde hanımı Atatürk’ün çağırdığı ve Abdürrahim ile birlikte gelmesini de onun arzuladığı yazılı. O sırada Abdürrahim Tuncak 8 -9 yaşındadır. Aslında yaşı çok kesin olarak bilinmiyor. İşte bu seyahatte Atatürk ona yerel Arap giysileri giydirerek birlikte fotoğraf çektirmiştir.

Atatürk’ün vekaleten atandığı 2. Ordu komutanlığı sırasında bazı kaynaklara göre Van ilinde, bazı kaynaklara göre ise Diyarbakır’da iken evlat edindiği söylenilen 1908 doğumlu Tunçak’ın, 1916 yılında Osmanlı Rus savaşında anne ve babasını kaybettiği yazılmaktadır. Oysa Abdüraahim Tuncak, Mete Akyol’a, annem dediği Zübeyde Hanımın kendisine anlattığıan göre, annesinin ölümü üzerine babası tarafından İstanbul’a getirildiği, burada evlat edinildiğini söylüyor. Bu durumda, bu konuda değişik bilgiler içeren çeşitli kayneklardan ziyade onun kendi sözlerine inanmamız gerekir. Evlat edinme zamanı üzerindeki bilgi karışıklığı da, yani Abdürrahim’im ustafa Kemal ailesine ne zaman ve nasıl dahil olduğu konusundaki bu belirsizlik durumu da, aslında onun Atatürk’ün öz oğlu olduğu savını destekleyenlerin görüşüne destek olmaktadır. Abdürrahim Tuncak, Mete Akyol’a “Ben üç yaşından beri o evde büyüdüm,” demişti.

Mete Akyol’un 1981 yılında Abdürrahim Tuncak ile yaptığı röportajda aynen şunları söylüyor;
“Rivayete göre babam memurmuş. Diyarbakır’a tayin edilmiş. Burada annemi akrep sokmuş. Annem ölmüş. Babam beni İstanbul’a getirmiş ve hemen arkasından da askere alınmış, cepheye gönderilmiş. Bir daha da dönmemiş. Haberi de gelmemiş. Nüfus cüzdanımda doğum yerim olarak Diyarbakır yazılıdır ama Diyarbakır’da doğduğum da kesin değil. Belki daha önce doğdum, annem ve babamla Diyarbakır’a gittim. Kesin olarak bir şey bilmiyorum.”

Kendi çocuklarına ise; “Ben kendime geldiğimde üç buçuk yaşındaydım, o evi gördüm,” demiş. Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, “Babam 1908 doğumlu. Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var,” diyor.



Teyzem Latife kitabında Sadık Öke, Zübeyde Hanımın oğlunun ağır hasta olduğu haberini alınca zorlu Halep yolculuğuna çıkarken yanında 8-9 yaşındaki bu çocuğu götürmesini anlamlı bulduğunu ifade ediyor. Uşşaki ailesinin onu, Latife ile olan evliliğinden doğan çocuğu olarak kabul ettiğini söylüyor. Benim en çok üzerinde durduğum nokta, Latife ile evlenen Atatürk’ün manevi oğluna Latife’nin ailesinin kucak açması… Buradaki şifreyi çözmek üzerine düşünüyorum. Neden aile, yani Latife Hanımın babası Muammer bey böyle bir yükümlülük üstleniyor. Paşaya yapılan sıradan bir jest midir bu? Başka bir sürü hikayeden de, çocuklarına çok düşkün olan Muammer beyin, yeni başlayan bir evlilik ortamında manevi çocuk ta olsa yetişkinliğe doğru yol alan bir çocuğun bulunmasındansa, çocuğu İzmir’de alıkoymayı, bakımını ve tahsil giderlerini üstlenmeyi istemiş olması çok akla yakın. Ancak, dikkat çekici nokta, Abdürrahim’in Atatürk için bir mecburiyet yarattığı, yani onun asıl yuvasının Çankaya köşkü olduğu ve Muammer beyin bu mecburiyete karşı bir çözüm oluşturduğu gerçeğidir. Ben Abdürrahim Tuncak’ın Atatürk’ün öz oğlu olduğunu savunan lobinin fikrine, bu noktada kendimi yakın buluyorum. Nitekim Latife hanım ile ayrılma olayından sonra, Abdürrahim’in Çankaya’dan uzak tutulma keyfiyeti sona erince, çocuk İzmir’den köşke geri gönderilmiş.

Abdürrahim Tuncak, Atatürk’ün Dolmabahçe’deki vefatından sonra Çankaya köşküne dönmüş, ancak 15 gün kadar sonra Cumhurbaşkanı İnönü’nün Özel Kalem Müdürü Süreya Anderiman’ın “hatırlatması” üzerine, Çankaya’dan ayrılmak zorunda kalmış. Bence bu da, Abdürrahm Tuncak’ın aidiyetini gösteren bir ruh hali. Doğal olarak evi saydığı köşke dönüyor adamcağız.

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan da Abdürrahim’i çok severdi. Atatürk’ün ölümünden sonra, Abdürrahim Tunçak’ı evlatlık almak istemiş, ancak aralarında az yaş farkı olduğu için bu mümkün olmamış. O da Tuncak’ın eşi, Mualla Tunçak’ı evlat edinmiş. Atatürk’ün ölümünden sonra Makbule Atadan’a kalan Atatürk’ün özel Makbule Atadan’ın Tunçak ailesine kalmış. Abdürrahim Tunçak’ın Başkent Üniversitesine bağışladığı objelerle Başkent Üniversitesinde Abdürrahim Tunçak Müzesi kurulmuş.

Atatürk'ün Oğlu