Merhaba



28 Temmuz 1922 günü Ankara ordu birliklerinden birinde heyecanlı bir maç var Bu futbol maçı bir aldatmaca olarak hazırlanmış ve ordu kumandanlarıyla bazı kolordu kumandanları Akşehir’e çağrılmıştı Bu davetliler, sivil bazı seyirciler ve erler dışında subay olarak en çok yedi sekiz genç tahta sandalyelere oturmuş, maçı seyrediyorlardı Bunlar arasında Mustafa Kemal’de varArkasında maçı seyreden genç yaver ve emirerleri Mustafa Kemal ceketini çıkarmış, pantolon ve yarım kollu fanilasıyla Boynunda, üniforması içinde her zaman kullandığı mendili Üçgen yapılmış ve bağlanmış Maçı gerçek bir heyecanla seyreder görünüyor Bazen “Hadi” diye bağırdığı duyuluyor Bazen, öfkeyle yumruğunu sıkıyor Bazen de heyecanla ayağa kalkıyor Oturduğu zaman, sol yanında ama yirmi santim kadar arkasında, duruşundan Mustafa Kemal’in yaveri olduğu anlaşılan bir genç subaya (Salih Bozok) talimat veriyor O da, kimseye göstermemeye çalışarak, küçücük bir deftere notlar alıyor

Mustafa Kemal:

-Bekir Sami’yi unutma Yaver!
-Peki paşam

Sonra genç kumandan, o an sanki en önemli şey futbol maçıymış gibi sol yumruğunu sıkarak bağırıyor:

-Hay Allah! Faul! Faul!

Ve ardından dudaklarını kısarak fısıldıyor:
-Hiç kimse bilmeyecek

Yavere iyice dönerek ciddi bir ifadeyle bakıyor “Anladın mı” der gibi
Yaver dimdik, başı yukarıda, gözleri Kumandan Paşada:
-Evet Paşam

Mustafa Kemal boşluğa söyler gibi devam ediyor:
-Saat ikide Fevzi Paşanın odasında Gooolgol, gol Nihayet oldu bu iş çocuk!

Maçtan sonra Mustafa Kemal ve kurmay heyeti, Büyük Taarruz’un tarihini ve son hazırlıklarını kararlaştırmak üzere Akşehir’de Fevzi Paşa’nın Karargahında toplandılar İsmet(İnönü), Fevzi(Çakmak), Kazım(Karabekir), Bekir Sami, Kazım(Özalp) ve diğerleri Kurmay heyeti üyelerinin kimi ayakta kimi oturuyordu Duvarda büyük bir askeri harita Fevzi Paşa elinde cetvel, haritanın önünde duruyor Toplantıyı Mustafa Kemal açtı:

-Arkadaşlar, müsaade ederseniz, Fevzi Paşa yaklaşık dokuz aydan beri üzerinde çalıştığımız Taarruz Planı hakkında şimdi sizlere bazı açıklamalar yapacak ve düşünceleriniz alacak Ayrıca, söylemeye gerek yok ama, ben bir kere daha hatırlatmak istiyorum Vakıa biz dokuz aydır bu planın üzerinde çalışıyoruz Ama, yine de, her türlü tenkide ve tartışmaya açığız Fikirleriniz, önerileriniz bizim için önemlidir Buyurun, Fevzi Paşa, sizi dinliyoruz



Fevzi Paşa:
-Teşekkür ederim efendim, diyerek şunları söyledi:
-Arkadaşlar, Başkumandan Mustafa Kemal Paşadan,
dokuz ay önce, bizi nihai zafere götürecek büyük taarruzun ayrıntılı planlamasını yapmak üzere emir aldım Kurmay heyetimle birlikte hazırladığımız taslak üzerinde Mustafa Kemal Paşayla birlikte bir çok gece, bir çok gündüz çalıştık Biliyorsunuz, Yunan cephesi Marmara’dan başlayarak, Menderes Vadisi’ne kadar, aşağı yukarı 500 km boyunca uzanıyor Cephenin en güçlü noktaları kuzeyde Eskişehir, güneyde Afyonkarahisar’dır Silah bakımından

Fevzi Paşa konuşurken ellindeki cetvelle bazı noktaları haritada işaret ediyordu Ayak ayak üstüne atmış olan İsmet Paşa sinirli bir hareketle sigarasını söndürdü Üstteki ayağını devamlı sallıyordu Şimdi bütün subaylar ayakta ve herkes heyecanlıydı Mustafa Kemal konuşmaları dikkatle dinliyor, kaşları çatık, ciddi, dikkatli ve son derece kararlı görünüyordu

Genç kurmaylardan biri:
-Paşam, Yunalılar, sizce taarruzu nereden bekliyorlar, diye sordu

Fevzi Paşa;
-Kuzeyden, Eskişehir’den, cevabını verdi Mustafa Kemal hemen araya girerek:

-Bunu özellikle biz istedik, diye açıkladı Daha doğrusu biz planladık Öyle düşünmeleri için her türlü önlemi aldık ve Eskişehir yöresinde, büyük yığınaklar yaptığımızı düşündürecek aldatmacalar icat ettik

İkinci bir kurmay:
-Efendim, peki asıl hedefimiz nedir, diye sordu Mustafa Kemal çatılmış kaşlarını çözüp hafif bir gülümsemeyle:
-Asıl hedefimiz, tabii ki, demiryoluna hakim durumdaki Afyon olacak, 26 Ağustos'ta, dedi

Bu bilgi İsmet Paşayı şaşırtmış gibiydi Yerinde doğrularak:
-Afyon mu? Bunda kararlı mıyız, diye sorunca,

Fevzi Çakmak:
-Kararlı olmamız gerekiyor Afyon’un stratejik önemi büyük Bunu siz benden daha iyi bilirsiniz Paşa, diye yanıtladı

Kazım Karabekir Paşa:
-Arkadaşlar, bu plan diye söze başladığı sırada 2 Ordu Kumandanı:
-Plan bence doğru ve iyi çalışılmış Bir itirazım yok Ama aması var Çocuklar, hocanız olarak(güldü) bana sorarsanız, bence zamanlama yanlış Yani, fazla erken, deyince,
Karabekir Paşa:
-Efendim ben de bunu diyecektim, dedi ve rahatladı Bu kez İsmet Paşa, Fevzi Paşaya sordu:
-Teklif ettiğiniz tarih, hangi sebeplerle seçildi? Neden 26 Ağustos?



Ama sorunun karşılığını yine Mustafa Kemal Paşa veriyordu:
-Erken mi buluyorsunuz?
Hayır anlamında başını sallayan İsmet Paşa:
-Bizi kesin zafere ulaştıracak tarih hangi tarihse elbette onu bulmalıyız, diye düşünüyorum


İkinci Ordu Kumandanı, İsmet Paşa ile aynı fikirde olduğunu görünce sevinmişti:
-Doğru söylüyor, diye onu onayladı, sonra sözünü sürdürerek:
-Bence sağlam bir savunma sistemi uygulayarak, Yunanlıları bir süre daha yıpratmak; yok, ille de taarruz diyorsanız, hazırlıklarımızı tamamlamak için, bize biraz zaman tanımak daha doğru olur sanıyorum, diye düşüncesine açıklık getirdi

Şimdi Mustafa Kemal keyifle gülüyordu:
-Her zaman böyledir; İsmet Paşa on iki ihtimal varsa on ikisini de inceler, evirir, çevirir, anlatır, biraz zaman ister Sonra nihai keşfi olan on üçüncü ihtimale oynar

Toplantıda bulunanlar gülüyordu 2 ordu Kumandanı:
-Paşa haklı, dedi Şimdi elimizde ordu var Yanlış ata oynayarak bunu kaybetmeyi göze alamayız Ordu tehlikeye girerse varımız yoğumuz da tehlikeye düştü demektir

Mustafa Kemal, 2 Ordu Kumandanın önüne gelmiş saygıyla durmuştu:
-Hocam! Hocamsınız Sizden çok şey öğrendim Ama şimdi Harbiye’de savaş oyunu oynamıyoruz Bir ölüm-kalım durağına geldik Ağustos’un ikinci yarısında taarruzu başlatmak bir zaruret olmuştur Bence!

Kumandan hoca ellerini arkasında bağlamıştı:
-Öyle mi? Kesin zafere bu kadar güveniyorsun demek? Mustafa Kemal çok ciddi, çok derin, çok inanmış bir tavırla başını salladı:
-Allah izin verirse, evet!

İşte o an İsmet Paşa, ayağa kalkarak hazır ol durumuna geçti:
-Efendim, dedi, cephe kumandanı olarak ve buradaki arkadaşlarım adına şunu açıkça belirtmek isterim: Düşüncelerimizi öğrenmek istediniz, biz de açık açık belirttik Ama, sizin teklifiniz bir emirse eğer, Başkumandan sizsiniz; biz emre itaat ederiz
Bu açıklamadan sonra İsmet Paşa ve Mustafa Kemal odadan çıktılar İkisi de dostça e birbirlerine güvendiklerini bilerek gülümsüyordu

İsmet Paşa:
-Şimdi nereye Paşam? diye sordu
Cevap kısa, kesin ve açıktı:
-Ankara’ya! Kabinenin onayını alacağım
-Güle güle gidin, Allah yardımcımız oldun Annemizin ellerini öperim
El sıkıştılar ve ayrıldılar

Mustafa Kemal o sabah Akşehir’den ayrıldı, yanında Fevzi ve Kazım Paşalar olduğu halde, Ankara’ya doğru yola çıktı

Ertesi gün öğleden sonra Büyük Millet Meclisi toplantıya çağrılmıştı Ali Fuat Paşa ve birkaç milletvekili ayakta alçak sesle konuşuyorlardı
Yanlarına gelen bir arkadaşları Ali Fuat’a (Cebesoy) sordu:
-Fuat’cığım, Paşamızı birkaç dakika görmek mümkün mü?
Ali Fuat çaresizlikle ellerini kavuşturdu:
-Vallahi Pek sanmıyorum Paşa o kadar meşgul ki, bildiğin gibi değil
-Yoksa Ankara’da değil mi?
-Burada Ankara’da Nereye gidecek? Dün akşam validesiyle birlikte ancak ayaküstü bir yemek yiyebildik

Bu konuşmaya katılan bir milletvekili şikayet ediyordu:
-Birader, Çankaya’da nöbetçilere emir mi verildi, n’oldu? Kuş uçurtmuyor mübarekler

Ali Fuat Paşa telaşlanmıştı:
-Yarın, yabancı misyona özel davet var da Önemli gazeteciler falan Aklına esen, çat kapı soluğu Çankaya’da alıyor, biliyorsunuz
-Bak kardeşim, Paşayla konuşacak önemli bir mesele var Çok önemli Sen bir kulpunu bulursun herhalde
Ali Fuat Paşa esefle başını salladı:
-Şu günler, herkesin önemli, çok önemli meselesi var Ne ki Paşa bir tek Kime yetişecek bilmem ki
Ali Fuat konuşmayı burada keserek salona doğru yürüdü

Meclis toplantısından sonra Mustafa Kemal, Vekiller Heyeti ile gizli bir toplantı yaparak taarruz tarihini, durumu, bu tarihin seçilme nedenlerini anlattı Önemli tartışmalar sonucu Gazi Çankaya köşküne, annesini ziyarete gitti

Meclisteki muhalefet grupları, inançsızlar, korkanlar, durumun ciddiyetini anlamayanlar Mustafa Kemal’i çok yormuştu Bunlarla uğraşacak vakti yoktu Aslında annesini görecek, onu da bir başka idareye çalışacak, cepheye gittiğini söylemeyecek ve o gece Ankara’dan gizlice çıkacaktı

Nezihe Araz- Mustafa Kemal'le 1000 Gün
Apa Ofset 1993 / Sayfa: 11-16