19 Mayıs

Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman bizi Osmanlı hanedanları yönetiyordu. Başımızda padişah vardı. Genel Kurmay Başkanı vekili, üç rütbe birden terfi ettirilen damat Enver Paşa’ydı. Enver Paşa, aynı zamanda Harbiye Bakanlığı görevini de yürütüyordu. Savaş başladığı zaman, bir Alman hayranı olan Enver Paşa’nın eğilimi belliydi. Ona göre Savaşı Almanlar kazanacak, biz de savaştan payımıza düşeni alacaktık.
Mustafa Kemal Paşa, o günlerde savaşın ülkemize bir felaket getireceğini düşünüyor, bütün gayreti ile savaş dışında kalmamız için uğraşıyordu. Hatta diyordu ki, eğer savaşa girmemiz kaçınılmaz ise, Almanların yanında değil, karşısında girmeliyiz.
Ne var ki, Enver Paşa bu görüşün karşısında olduğu için, bir "oldu-bitti" yöntemiyle ordularımızı Almanların yanında savaşa soktu.
Türk askerleri dört yıl süren savaşta cepheden cepheye koştu. Ama, müttefikimiz olan Almanlar, Bulgarlar ve Avusturyalılar, savaşta silah bıraktılar, yenildiklerini ilan ettiler. Ne yazık ki, biz de silah bırakmak zorunda kaldık.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla yurdumuzu işgal etmek süreci başladı. (Mondros; Ege Denizi’nde bir Yunan liman kentidir)
Düşmanlar yurdumuzu işgal ederken, Mustafa Kemal Paşa’da Suriye cephesinde İngilizlerle yaptığı savaşı bırakıp, İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştı. O, İstanbul’a geldiği zaman düşman gemileri, Dolmabahçe rıhtımına çoktan demir atmışlardı. Onları görünce Mustafa Kemal’in ağzından şu sözler döküldü: "Geldikleri gibi giderler"
Aradan günler geçti, Mustafa Kemal, bir süre istanbul’da kaldı, dinlendi. Sonunda hiçbir şey yapamayacağını anlayınca, Anadolu’ya geçmek için yollar aradı.
Bu sırada. Samsun ve çevresinde yaşayan Rum çeteleri Türk köylerini rahatsız etmeye başlamışlardı. Türklerden oluşan çeteler de Rumlara karşı direnişe geçmişlerdi.Bundan rahatsız olan İngilizler, padişahı sıkıştırmaya başladılar. "Ya çetelerinizi susturun, ya da oraları da işgal ederiz" dediler.
Bu işi en iyi yapacak komutanın Mustafa Kemal Paşa olacağını düşünen saray çevreleri, O’nu, Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine atadılar.Mustafa Kemal gidecek, Samsun yöresindeki Türk çetelerini susturacaktı. Böylece de İngilizlerin istedikleri olacaktı.
Onlar Mustafa Kemal’in ne yapacağını kestiremediler. Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da, Bandırma Vapuru ile hareket etti. O günlerde de Yunan orduları İzmir’e çıkıyorlardı.
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktı. Oradan Amasya’ya geçti. Halka ülkemizin durumunu anlatan bir bildiri yayınlayarak, halkımızı direnişe çağırdı. Çünkü artık padişahtan umudunu kesmişti.
Mustafa Kemal, Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’a gitti, yeni bir savaş için halkımızı örgütledi. Başlatılacak savaşı yönetmek için 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Savaş hazırlıklarına başlandı.Türk halkının söz sahibi olmasını düşünerek, Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisini, yurdun her yöresinden gelen 115 milletvekili ile açtı ve kendisi Başkan seçildi.Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni oluşturarak, Anadolu’da bir hükümetin varlığını her yöreye duyurdu ve savaş başladı.
Dört yıl kadar süren Kurtuluş Savaşı’nda ordularımız, İnönü’nde, Sakarya’da, Dumlupınar’da büyük savaşlar vererek, düşmanı dize getirdi. Yenilen düşmanlar yurdumuzu terk etmek zorunda kaldılar. Düşmanlarla birlikte, padişah Vahdettin de bir İngiliz gemisine binerek yurdumuzdan kaçtı.
Bundan sonra kongreler, genelgeler, TBMM’nin kuruluşu, çok zor koşullarda sürdürülen ve yaklaşık 3 yıl süren kanlı savaşlar sonunda gelen zafer...Genç Türkiye Cumhuriyeti...
Ülkemiz bugünkü duruma geldi. Bunların hepsi Atatürk’ün cesareti, inancı, kararlılığı ve sarsılmayan azmiyle gerçekleşti.
Bu efsanenin başlangıcı olduğu için her yıl, Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençler 19 Mayıs’ı büyük bir coşkuyla kutlarlar.

Alıntıdır..
Kaynak:19 Mayıs - YeniYaşam YeniDoğa - Blogcu
(Kendi blogum)