Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Bu sözleri hatırlamayanınız var mı?

İlk okulda 1. sınıfta bir Atatürk resmi ile birlikte yan yana asılırdı bu sözler, Ünv. bitti hala asılıydı. Hangi sınıfa girsem hangi sınıfta bulunsam bu yazıyla karşılaştım. Okul bitti iş hayatı başladı. Tüm devlet dairelerinde görüyordum bu yazıyı.

" - Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"

Her yerde karşıma çıkıyordu bu cümle, yıllar yılı çıktı. Öğrenciyken çıktı, tüm öğrencilik hayatımdan daha fazla iş hayatım oldu nerdeyse, hala çıkıyor. Defalarca tekrar ediyorum kendi kendime

- " Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"

O büyük önder daha aramızdan ayrılmadan başlamıştı bu söyledikleri. İleri görüşlüydü ilerde neler olabileceğini çok çok iyi görüyordu. Öyle bir zafer kazanmıştı ki s-lah arkadaşlarıyla birlikte. Tüm dünya dost düşman hepsi ayakta alkışlamışlardı. Herkesin dilinde tek bir cümle vardı.

-Böyle bir lider bir daha gelmez

Gelmedi de. Öyle sağlam temellere kurmuştu ki cumhuriyetini. Bir tek şekilde yok edilebilirdi. O milyonlarca insanın kanını akıtarak kurduğu cumhuriyet. İçten çökertilmeliydi. Dışa karşı kurulan duvarlar öyle sağlamdı ki toplar tüfekler ordular fayda etmemişti. Ama içten çürür tüm çınarlar, içten çürüdükten sonra yıkılır. Dışı hala sağlam kalır sağlammış gibi görünür, ama içi boşalmışsa...

Nihayetinde de öyle yaptılar. Topla tüfekle orduyla yıkamadıkları bu ülkeyi, bu cumhuriyeti içten çökertmeye başladılar. Sağcı dediler, solcu dediler, alevi dediler, sünni dediler, Kürt dediler, Türk dediler,türbanlı dediler, laik dediler herkesin bir arada yaşadığı şu ülkeyi hepimizin dedelerinin kanlarını akıttığı şu ülkeyi bölme parçalama aşamasına getirdiler. Biri tutmadı öbürünü denediler, öbürü tutmadı berikini denediler. Denemeye de devam edecekler. Yılmayacaklar tek bir hedefleri var bizi tarih sahnesinden silip atmak
.


- " Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"

Kullandılar. Bizleri kullandılar. Seçtiklerimizi kullandılar. Önce 1 cent'e muhtaç bırakıp sonra borçla bizi paraya boğdular. Kendi kendimize yeten sayılı ülkelerdendik. Üretimimiz bize yettiği gibi üretimimizi de satabiliyorduk. Bizi yabancı markayla tanıştırdılar. Bizim muzumuz dururken çikita muzla tanıştırdılar. Elmamız dururken ithalini getirdiler. Devletiniz çok büyük bir kısmını satın hem biraz borçlarınızın faizini ödersiniz hem rahat edersiniz dediler, nasıl olsa kontrol ederiz. Küçük küçük ufak ufak sattırmaya başladılar devleti. Önce küçük birimler satıldı. Sonra istediler "bedelini ödeyin" dediler. Faizleriniz birikti elinizdekileri satın da faizlerinizi ödeyin dediler.

Sattırdılar.


- " Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"

Ortak oldu yöneticiliremiz. Yıllar yılı ortak oldular. Bir yıl daha iktidarda kalabilmek için, bir yıl daha meclisin o yüce çatısı altında kalabilmek için ortak oldular. Şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid ettiler.

Çocukken okuyordum o yazıyı anlamıyordum, ne demek istiyor Atatürk. Anlamıyordum, iktidar sahiplerinin şahsi menfaati ne demektir bilmiyordum.

Daha ilkokula giderken, okulun bahçesinde elinden tuttuğum öğretmenim siyasi amaçlar uğruna öldürüldüğünde de anlamamıştım.

Her gün s-lah seslerini ninni diye duyarken de anlamamıştım. Bir gece s-lah sesi duymadığım için s-lah sesi duymadığım için uyuyamadığım gün sabaha kadar ne oluyor ne bitiyor diye düşündüğüm gün de anlayamamıştım.

Sonra kelimeleri anlamaya başladım gençleşiyordum artık. Bu kezde olurmu öyle şey diyordum. Hiç olurmu, onlarda bu ülkenin insanı değil mi? İktidar sahipleri nasıl şahsi menfaatini kullanır. Yakışırmı bu ülkenin insanına.

- " Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"

Gittikçe yer etmeye başladı bu cümle beynimde. İlkokul sıraları yerini ortaokul ve liseye lise ise ünv. sıralarına bırakmıştı. Tek bir şey söylüyorduk o yıllarda. Biz söylediğimizde adımız militana çıkıyor teröriste çıkıyordu. Oysa biz farklı bir şey söylemiyorduk ki. Atatürkün sözlerini tekrar ediyorduk. Bunları söylediğimizde coplar iniyordu üstümüze. Kelepçeler takılıyordu. Gözlerimiz bağlanıyordu. Varsın insin diyorduk sopalar ayağımıza, bu falakalar bizi yıldırmaz. Biz kötü bir şey söylemiyoruz. BİZ ATATÜRKÜN SÖZLERİNİ TEKRAR EDİYORUZ diye haykırıyorduk.

Biz böyle haykırırken bir çoğunuz daha doğmamıştı bile.

Yıllar geçti. Ne o söz aklımdan silindi ne de sözü söyleme gerekleri azaldı. Her geçen gün daha da fazlasıyla hakediyor o cümleyi söylemek. Sağcısıyla solcusuyla, dindarıyla, laikiyle, koministiyle faşistiyle, Atatürkün o sözlerini tekrar haykırıyorum. Tıpkı geçmişte gözlerim bağlı falakalarda yaptığım gibi.


- " Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler"



NOT: alıntıdır... çok güzel yazmış yazan arkadaş her kim ise yüreğine sağlık