AKARETLERDE ZAMAN ,

Grafiti sanatçısı Banksy bugünlerde İstanbul'un Akaretler semtine gelseydi hangi kapıyı, hangi evi eylem alanı olarak seçerdi acaba? Şu şehri İstanbul bir süreden beridir ki resmen ve tescilli bir biçimde talan alanı olmuştur.

Son günlerde müthiş bir mimari proje olarak İstanbullulara sunulan ve tamamlanmış Akartler projesi'nin altından bir başka garabet görüntü çıktı ortaya. İstanbul-Akaretlerde Yeryüzünün en pahalı ticari markaları sıra sıra dizilerek "güzide" vatandaşlarımıza hizmet sunmaya başladılar, lakin ne hikmetse tüm mağazalarda inler ve cümle cinler şimdilik golf oyunuyorlar!-
(çünkü mahalle sakini ucuz pirinç peşinde-can derdinde)- Akaret evlerinin balkonundan sarkan eski günlerin o güzelim erguvanlarır yerlerini kapı hizmetçisi genç kızlar, erkeklere bıraktı , tuhaf kokulardan, kuşkulu ve kulaklarında telsizli, terminatör bakışlardan geçilmiyor artık!

Bölgenin 50 yıllık sakinleri bile yollarını değiştirir oldular, bir başka gezegenden fırlamış 150 metrelik ucube oluşumda kiralar 20.000 dolardan başlıyor!
Bu evler Sultan Abdülaziz döneminde ve 1875 yılında saray çalışanları için yaptırılır, sonraki yıllarda devletin yüksek rütbeli askerleri ve aileleri(akrabaları ) da belirli bir ücret mukabilinde bu evlerden yararlanır olurlar, "ez-cümle" : Oğlu Balkan cepheleri ve daha sonra Çanakkaledeki savaş cephelerinde olan bir anne ve ailesi! O pak anne kimdi?
Elbet ki Zübeyde hanım ve evin kirası her ay cephelerden gönderen onun fedakar oğlu Mustafa Kemal!


Kapı numarası 76 olan evde 1912-1918(oldukç a uzun bir dönem)yılları arasında bu evde çok önemli olaylar yaşanır, bu evin her bir kerpici bir milletin en büyük sırlarına ev sahipliği yapar, bu evde Mustafa Kemal dil bilimci Ferdinand Saussure'i tanır ve ileride hayata geçirecek "dil-tarih" kurumunun ilk nüveleri atılır.
Yıllar önce o evin konuğu sayılan ve Zübeyde hanımın haftalık ve her perşembe günleri "hatim indirme" merasimine katılan bir annenin torunu ile yaptığımız yakın sohbette çok önemli bir gerçeği tesadüfen öğrendik, Mustafa Kemal kur'an mealini(Türkçe çevirisini) bu evde zihninde şekillendiriyor( annesinin yanında kur'an okuyan bir gence sorar: "evladım okuduğun ayetlerin Türkçeye de çevir ki buradaki tüm annelerimiz ne okuduğunu bilsinler, hepisi arapca bilmiyor bu annelerimizin, genç adam "paşam ben sadece okuyorum, çevirisini yapamıyorum" diyince Mustafa Kemal'in zihnindeki "sorununun çözümü şekilleniyor" ve iktidara geldiğinde o bu köklü sorunu sonuçlandırıyor(bugün en itibarlı kaynak olarak geçerliğini koruyan ve üzerine daha bir ikincisi yapılamayan Kur'an'ın Elmalı tefsiri-çevirisi çıkıyor ortaya).
Bu gerçekleri resmi tarih yazmaz, ancak eski çok eski gazte arşivlerinden çekip çıkartabiliriz. Çanakkale destanının kareleri ile süslüydü o 76 numaralı ev bir zamanlar...

Peki, daha düne kadar Akaretlerde yerli yerinde duran bu ev ne oldu? Hava oldu, su oldu, toz bulutu oldu, bina yenilendi, içi gıcır gıcır, ama tüm izler silindi kapı üzerinden, içinden, dışından, çatısından ve ev "kiraya" verildi!
Dünyanın her hangi bir ülkesine gidin, ismini, cismini belki de sadece o yaşadığı bölge insanın tanıdığı yazar-resslamların evleri vefatlarından sonra hemen müze olarak hizmete açılır. Biz milyonlarca dolar harcayarak ve birçok ticari markaları geliri orta ölçekli olan bir mahalleye taşıyarak, bununla kalmayarak-yetinmey erek bir HATIRAYI- TARIHI BIR MIRASI tümden unutturma yolunu seçiyoruz! Kimin buna ne hakkı var? Kapısında on yıllardır asılı duran(nerdeyse o levha bile tarihi eser sayılır) "Bu evde Gazi Mustafa Kemal ve Annesi Zübeyde hanım 1. Cihan harbi döneminde oturdular" levhası yerinden söküldü ve tüm izleri şimdilik kaybettirildi, gidin, arayın ki 76 numarayı bulasınız! Buyurun size Akaretler projesi! Mimari şaheser onarım! Aranızda hiç yüreği bu ülkenin en pak hatırasına gönül vermiş kimseler yok mu? Ömrünün en verimli yılları sayılan tam 6 senesini (1912-1918)bizim için cephelerde vuruşan ve o evde ancak ve sadece
(toplamında)annesiyle 300 gün yaşmamış bir büyük dehanın hatırası bunca mı "değersiz"? Şimdi gidin ve görün o evler birer birer ticari kuruşulara kiraya verildi ve kapılarına da gençlerimizi diktiler! O zaman okuyun:

(İngiliz Kralı Edward Atatürkü ziyaret ettiğinde, kokteyl hizmeti sunan bir gencin ayağı yerdeki halıya ilişir ve yere düşer, Atatürk oracıkta zekasını konuşturur ve Krala şöyle der: "ben bu millete her şeyi öğrettim bir tek uşaklığı öğretmedim, o işi bilmezler"). .........

şimdi ey Gazi: senin yerine biz ağlarız!

(yine o caddede birileri Akeretler ve Nişantaşı arasındaki güzide müşterilerine Dodge marka eski-tarihi arabayla hizmet veriyorlarmış. Galiba Dodge marka o eski araba kendi öznel tarihine bizden daha çok vefalıdır....)

Tarihin belleği, yüreği daha nasıl deşilir?
76 numara:şimdilerde kederin tapınağıdır. Bir başka senkronun binbir işaretinden bir işarettir bu garabet, iğrenç tablo. başka söze ne hacet-ne gerek?

dereleri özlemdir artık bu vadinin, çiçekleri ıssızlık.... gerisi? boş teraneler!

kaynak:esin Ayral