Kişinin kendisini alarm durumuna geçirmesi ve bir şey olacakmış gibi hissetmesi olarak tanımlanan kaygının, özellikle çocuklarda süreğen olumsuzluklara yol açtığı belirtiliyor.

Çocukların sağlıklı gelişiminde, sosyal ve duygusal ihtiyaçların karşılanmasının önemli yer tuttuğunu belirten uzmanlar, çok sık kaygı yaşayan çocukların, aktivitelerinin ve yaşamlarının bundan olumsuz etkilendiği üzerinde duruyor.

Kaygının çocuklarda anormal boyutlara ulaşmaması için anne ve babalara önemli görevler düştüğünü kaydeden uzmanlar, yapılması gerekenleri ise şöyle özetliyor: "Çocuk doğduğu andan itibaren kaygılı düşünceler, tutum ve davranışlarla değil, sevgi ve güven duygusu içinde yetiştirilmeye çalışılmalıdır.

Kaygıyı artıracak anne baba tutumları yerine, hoşgörülü ve tutarlı tutumlar sergilenmelidir. Çocuk hem anne babası, hem de öğretmeni tarafından iyi bir şekilde tanınmalı, yaşıtlarıyla karşılaştırılıp, yapabileceğinin üstünde bir performans için zorlanmamalıdır. Yapamadığı durumlarda dalga geçmeden destek olunmalı, bir daha denemeye teşvik edilmelidir. Başarılı olduğunda ise takdir edilmelidir.

Evde anne ve babalar, okulda ise öğretmenler çocuğun gelişimsel özelliklerini ve kaygı düzeyinin temel özelliklerini bilmeli ve iyi bir gözlemci olmalıdırlar. Kaygı düzeyi yüksek olan çocukları belirlemeli ve hem bu çocuklar, hem de aileleri rehberlik hizmetinden yararlanmalıdır. Çocukların ilerdeki davranışları ve başarı durumları ise iyi incelenmelidir."