ÇOCUKLARIMIZA NELER ÖĞRETİYORUZ?

Çocuklarımız her hafta radyoda
Ayşe ablanın başkanlığı altında,
hep bir ağızdan kopiller gibi havlatılıyor
!..

İnsan mı yetiştiriyoruz, köpek mi?

Çocuk ruhiyatı üzerinde azıcık akıl yoranlar, anlarlar ve bilirler ki, çocuklar aşağı yukarı balmumu gibi, her şekle sokulabilen varlıklardır. Çocukların yanında söylenen her söz, yapılan her hareket muhakkak ve muhakkak onların körpe ruhları, düşünüşleri, yaşayışları ve hareketleri üzerinde tesirini gösterecektir.

Çocuklar vermeden çok alıcı, tesir etmeden çok tesir altında kalıcıdırlar. Onlarda taklit edilen psikolojik hâdise en esaslı ruhî faaliyetlerden biridir. Hatta insan topluluklarını, cemiyetleri, cemaatleri ve bunlar arasındaki münasebetleri taklit kanunlarıyla izaha çalışan, cemiyet nazariyatçıları (Fransız sosyologu Tarde gibi) dahi vardır. Atalarımızın "Üzüm üzüme baka baka kararır"; "Kişi refikinden azar"; "Anası ne derse danası da onu der" gibi sözleri, bu gerçeğin ta eskiden beri halk tarafından anlaşılmış olduğunu gösterir. İnsan terbiyesinde taklidin yeri büyük, hem de çok büyüktür.
Taklit evvelâ maddî olsun, manevî olsun bir yakınlıkla, bir sempati ile başlar. Müsait zaman ve zemin bulunca hemen yayılır.

Zamanımızın şahsiyet ve ferdiyet düşmanı otoriter rejimleri, milleti ve bilhassa gençliği kendilerine inandırmak, ısındırmak, milyonları peşlerinde sürüklemek için bu usulden çok istifade etmişlerdir. Diktatörler söyler, millet tekrar eder, şefler söyler, millet tekrar eder. Bunlar tekrar edile edile bir kuvvet olur, dogma, yasa, parola hâline gelir. Başkasının sözlerini, hareketlerini, jestlerini taklit eden her insanda bir hususiyet kayboluşu, bir şahsiyet ölüşü vardır.

Biz bu yazımızda; çocuklarımıza neler öğretiyorlar? Teşekkül hâlinde bulunan hassas ve nazik varlıkları nasıl, neye göre yetiştiriyorlar? Bunun üzerinde duracağız. Şunu itiraf edelim ki, biz bu sahada da derin bir gaflet ve dalâlet içindeyiz. Ankara Radyosu'nun çocuk saati bize bu hususta bir fikir vermek için kâfidir.

Cumartesi günleri radyoda çocuk saati var -açınız, dinleyiniz- tahammülünüz varsa... Aman ne rezalet! Şehirde misiniz, köyde mi? Yoksa bir çobanın yanında mı? Şaşırır kalırsınız. Bir havlamadır gidiyor. Hav hav hav... Ayşe abla başına kopilleri toplamış havlatıp duruyor. Bu fasıl biter... "Hoppudu hoppudu yâr, zıppıdı zıppıdı yâr" sonra kaşık oyunu. Bunlar da ne demektir? Hoyrat hoyrat, sarhoş naraları gibi ruhsuz, zevksiz, nezahet ve nezaketten fersah fersah uzak. Neredeyiz, ne oluyoruz, meyhanede miyiz, ...hanede miyiz?..

Daha ana baba demesini beceremeyen minicik yavrular "yâr" demesini öğreniyorlar ve mükemmel küçük fino köpekleri gibi ürüyorlar. Bazıları bizim mugalata, demagoji yapmak istediğimizi söyleyecek, "ne var bunda, nihayet bir çocuk saati, çocuklarımızı eğlendiriyorlar, fena mı?" diyeceklerdir. Çocuklarımızı eğlendirmek! Bunu biz de anlıyoruz. Fakat eğlendirirken köpekler gibi ürdürmek, sarhoşlar gibi nara attırmak! Bu da ne oluyor? Bunlar oluş hâlinde bulunan çocuklarımız üzerinde dehşetli tesir yapıyor. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi başkasının hareketini, sesini taklit eden her insan, hele bu çocuk olursa, varlığından, seciyesinden, şahsiyetinden birçok şeyler kaybeder ve zamanla taklit ettiği şeyin hüviyetini alır. Münkir bir insan Allah diye diye Allah'a inanır. Hallaç gibi Hak diye diye Hak olur. Âşık canan diye diye can olur. Ve bir çocuk köpek gibi havlar durursa biraz köpekleşir. Bütün bu söylediklerimiz, gülünç gibi gelen bu sözler esaslı psikolojik kanunlara dayanıyor.

Çocuklarımızı eğlendirirken, onlara yüksek duygular, faydalı, doğru fikirler aşılayamaz mıyız? Tam bu fırsattan istifade ederek bu körpe, lekesiz, saf ruhlar üzerinde insanca, ustaca işleyemez miyiz? Nedense maalesef ve maalesef bizde ileri fikir diye, modern diye gelen her şey zararlı bir hâle sokuluyor. Biz işin alay tarafındayız. Meselâ radyo denilen şu âlet iyilik için kullanılırsa ne büyük nimettir. Kötülüğe âlet edilirse ne menfur bir şeydir. Her hafta Ankara Radyosu'nda Ayşe ablanın başkanlığında çocuklarımız hep bir ağızdan kopiller gibi havlıyorlar. Şimdi pek yukarılara çıkmadan aşağıdan Ayşe ablaya yani Neriman Hızır'a soruyoruz: Kendileri az çok bu sahada çalışmışlardır. Hatta ruhiyat tahsil etmek için Amerika'ya kadar gitmişlerdir. Amerikalılar da çocuklarını böyle mi terbiye ediyorlar? Yoksa siz onlardan ayrı kendi bünyenize uygun bir usul mü takip ediyorsunuz? Bunu yaparken belki de içinde bulunduğunuz cemiyeti düşünüyor, en yakınınızdan ilham alıyorsunuz? Bakıyorsunuz ki muhitiniz el etek öpen, yalayan, efendilerinin karşısında sadıkane kuyruk sallayan mahlûklarla dolu ve ancak bunlar hayatta muvaffak olabiliyorlar. Sizin de vazifeniz çocuklarımızı yarına hazırlamak, onlara bugünün muvaffak olmuş, sivrilmiş tiplerini örnek olarak göstermektir? İş böyle ise biz yanıldık! Çocuk saati başkanından özür dileriz. İyi... İyi... Kopillere şimdiden havlamasını öğretin de ileride müşkülât çekmesinler -Efendilerinin karşısında salta durmasını, el ayak yalamasını yadırgamadan becerebilsinler- Çok iyi, çok iyi, vazifeye devam..

alıntı