Suçlu çocuk yoktur...

Unutmamalıyız…
Çocuklarımız bizlerin davranışlarını esas alırlar. Şiddete başvurarak sorunları çözmeye çalışan ailelerin çocukları toplum için potansiyel birer suçlu olarak yetişmektedir

Aslında şiddet bulaşıcı bir hastalıktır. Bizim toplumumuzda ise özellikle son dönemlerde kendini sıkça gösteren nöbetler halinde karşımıza çıkmaya başladı. Şiddetin kaynağı olan öfke insan fizyolojisinde var olan, Hz. Adem’den beri süregelen bir duygudur. Saldırganlık ise insanın öfke duygusunu karşısındaki kişiye aktarma biçimidir.

Şiddet de toplumsal bir yapı içerisinde öfke ve saldırganlığın büründüğü kontrolsüz davranışların aktarımıdır. Zira birey olma özelliğini kazanmış kişiler yemek yeme, ahlâki kuralların çerçevesinden çıkmama gibi pek çok dürtüyü içinde bulunduğu toplumun onun üzerine yansıttığı kalıplarıyla şekillendirir.

Öfke duygusu da kontrolü toplum ve aile tarafından şekillendirilmesi gereken bir duygudur. Özellikle bebeklikten itibaren öfkesini kontrol edemeyen ailelerin çocukları toplumda şiddet manzaraları sergilemektedir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da aile ve toplumun önemi açıkça gözler önüne serilmektedir. İnsan denen varlık bebeklik dönemi itibariyle davranışlarını, duygularını, düşüncelerini etrafında gördüğü bir şeyler paylaştığı insanların paralelinde geliştirir.

Dolayısı ile ilk önce anne ile karşılaşan bebek zamanla baba, kardeş, akrabaları ve daha sonra arkadaşları ile yüz yüze gelir. Arkadaşlıkların çoğalıp, çeşitlenmesiyle birey artık sosyalleşmiş ve toplumun içine karışmıştır. Saldırgan, kendine güveni olmayan, mutsuz, hırsız, hilekâr insanların çocukluklarında mutlaka aile ya da çevre faktörü rol almıştır. Yanlış eğitimin uygulanmasıyla birlikte çocuk şiddet gördüğü aile ortamından çıkaramadığı hırslarını toplumdan çıkarma yoluna gitmektedir. Anne babaların unutmamaları gereken bir nokta var;"çocuklarımıza ne verirsek onu alırız." Mutlu bir aile ortamında sevgiyle büyüyen çocukların ailelerine ve topluma karşı yaklaşımları da sevgiyle olur. Şiddet ortamında, öfke filizlerinin içinde yeşerdiği bir toplumda büyüyen çocukların yaklaşımları ise mutlaka şiddet içerecektir.

Bu öfke neden?

Bir kargaşadır, bir öfkedir gidiyor. Biraz nefes alalım, nedir bu içimizdeki öfkenin sebebi? Kimler nasıl içimize bu şiddet tohumlarını ekti? Buna nasıl oldu da göz yumduk? Anlayışlı, inançlarımız gereği karıncayı incitmekten çekinen bizler çocuklarımızı bile içimizdeki öfkenin kurbanı ettik. Bireysel yaşamaya özendirilen halkımız, bencilliği öğrendi. Ailesi için yaşayan, komşu ve akrabalarını arayıp soran, paylaşmayı seven Anadolu insanı çocuklarına sevgiyi öğretirdi. Paylaşmanın esası olduğu toplumumuzda acılar da mutluluklar da paylaşılırdı. Anlayış hâkimdi dolayısı ile şiddet geri planda kalıyordu. Ne zaman medyayı kullanarak bir güç olarak karşımıza dikildiler işte o zaman ipler kopmaya başladı. Toplumu kanına akıttıkları dizilerle, programlarla, yarışmalarla şiddet uygulamayı sever hale getirdiler. Değil karıncayı kendi çocuklarımızı, sevdiklerimizi gözümüz görmez oldu. Toplum içerisinde artan şiddetin sonucu olarak suç işleme oranlarında hızlı bir artış başladı. Özellikle hedef büyük şehirlerimiz olarak seçiliyor. Bu şehirlerde, İstanbul başta olmak üzere, sokağa çıkılamayacak dereceye getirilmek isteniyor. Televizyonla karşı karşıya bırakılan ailelerin şiddet içeren, yanlış örnekler sunan programları çocuklarına izletmemeleri, etkileşimin önüne geçebilme adına bir adım sayılabilir.

Suç işleme yaşı düşüyor

Şiddeti aileden ve toplumdan örnekleyen, hayat biçimi haline getiren çocuklar ise karşımıza" suç işleme "özellikleriyle geliveriyorlar. Toplumumuzda suç işleme eğilimi hızla artıyor. Artmasının yanı sıra göze çarpan en önemli unsur ise suç işleme yaşının da gittikçe küçülüyor olması. Suç işleme yaşının onlu yaşlara kadar inmesi, bunu engelleme adına ciddi çözümler üretilmemesi bir eğitimci olarak bizleri yaralıyor.

Çünkü bizler bu gidişatın toplumuz için büyük yaralara sebep olacağının bilincindeyiz. Suç işleme, suça teşvik etme, çocukların istismar edilerek kapkaça, hırsızlığa, dilenciliğe zorlanmaları ise göz ardı etmememiz gereken unsurlar. Toplum içerisinde hızla yaygınlaşan ahlaki çöküşe doğru oranda artan şiddet olayları ve bunun sonucunda meydana gelen suç unsurları içinden çıkılmaz bir boyuta ulaşmak üzere. Çalan tehlike çanlarının farkına varıp, gözlerimizi, gönüllerimizi iyice açmalıyız. Zira sevgisiz yetişen yeni nesiller bizlerin umut beslediğimiz gelecek olmaktan çok uzak gibi görünüyor.

Toplumsal acı gerçekler

Şiddete suça meyilli kişiliklerin oluşma sebeplerini iyi belirlemeli, çözüm yollarını somut ifadelerle toplumun önüne sunabilmeliyiz. Temelde ahlaki eğitim alabilen, aile birliği içerisinde, paylaşımcı ve sevgiyle yetişen çocuklar ilk hedefimiz olmalı.

Özellikle izlediğimiz programlar da seçici olmayı öğrenmeliyiz. Bu seçiciliği toplum olarak uyguladığımız takdirde şiddet dolayısı ile suç oranları azalacaktır.

Geçtiğimiz günlerde gazetede çocukların suç işleme oranları ile ilgili bir haber okudum. Adı gizli tutulan kapkaççı bir gencin açıklamaları beni derinden etkiledi. Kapkaç işine bulaşıp suç işleyen çocukların yüzde doksanının ailelerinin haberi vardır diyordu. Meğer aileler kendi elleriyle çocuklarını bu suça teşvik ediyormuş. Özellikle doğu illerinde çok çocuk sahibi olan bazı ailelerin çocuklarını çalıştırdıkları, hangi yolla olursa olsun para getirmeleri için zorladıkları aşikârdı. O zaman aile kurumunun ne kadar zedelendiğini bir kez daha anladım. Tedbir ve önlemler alınmadığı sürece bunun bedelini toplum olarak ödemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Müfredattan din kültürü ve ahlak bilgisi dersini kaldırmanın faturasını ödüyoruz beyler! Bu ağır sorumluluğun altında ezilmeyenler vicdanınız sızlıyor mu acaba? Zira ahlak dersi vermekten çekindiğiniz çocuklar suça teşvik ediliyor. Bunun eğitimini küçük yaşlarda alamadıkları için de direnmekte zorlanıyorlar.

Şu toplum manzarası içerisinde değil çocukların, ailelerin bile yoğun bir ahlak eğitiminden geçirilmelerini çözüm olarak görmekteyim. Çocuklarını kapkaççı olmak için kiralayan ailelerin sayısının her geçen gün artıyor olması bizleri bu şekilde düşünmeye itiyor. Fakirliğin, işsizliğin, iç göçün yaşandığı ülkemizde, zor durumda kalan ailelerin çocuklarını suça teşvik ettikleri açık bir gerçektir.

Suça iten sebepler


Hızlı bir fakirleşme ve ahlaki çöküşün içerisine çekilen toplumumuzda zaman zaman acı gerçeklerle yüz yüze geliyoruz. Doğu bölgelerimizde yaşayan insanlarımızın gerek terör olayları gerekse işsizlik sebebiyle göç yaşadıkları görünüyor. Bu göç sonucunda aradıklarını gittikleri şehirlerde de bulamayan insanlar çocuklarını suça teşvik ediyorlar. Para karşılığında çetelere çocuklarını kapkaççı olarak kiralayan ailelerin dramı hangi noktalara getirildiğimizi açıkça gözler önüne seriyor. Özellikle Diyarbakır bu konuda son günlerde en çok konuşulan şehir haline geldi. Aslında karşılaşılan tablo vahim; Diyarbakır’a göç eden ailelerden bazıları çocuklarını para karşılığı çetelere kiralıyor. Bu işin merkezi haline gelen şehirde yetiştirilen kapkaççı çocukların en iyileri seçilip büyük şehirlere yollanıyorlar. Zira araştırmalar gösteriyor ki bu durumdan en çok Diyarbakırlılar etkileniyor. Hızla kalabalıklaşan nüfus şehre arkasından suçu ve şiddeti sürüklemiş. Şöyle ki yılda dokuz yüzlü rakamlarla tespit edilen ev hırsızlıklarının artışı korkutucu. İstanbul gibi bazı büyük şehirlere kapkaççı yollayan Diyarbakır’da on binin üzerinde çalıştırılan çocuğun olduğu da araştırmaların acı gerçeklerindendir. Çete olarak göz önüne çıkan çıkar gruplarının amacının ise sadece maddi olduğunu sanmıyorum. Özellikle büyük yerleşim merkezlerini hedef alarak toplum içerisinde bir kaos yaratmaya hedefliyorlar. İstanbul’da şu anda belli bir saatten sonra sokağa çıkmanın oluşturduğu tehlikenin bizlere ulaşım kaynağı da budur. Kolunda çanta taşımaktan çekinen bayanların serzenişleri, gece dışarı çıkmaktan çekinen insanların şikâyetlerinin arttığını sizler de birebir yaşamaktasınız.

Hedefimiz ne olmalı?


Bu toplumsal yarada asıl önemli olan çocukların bulunduğu konum. Suç işleme yaşının aşağılara çekilmiş olması ise gelecek nesillerin ahlaki bir çöküş içerisinde bocaladığını göstermektedir. Henüz kalıplarının, kişiliklerinin oturmadığı bir dönemde suç işlemeye teşvik edilen çocukların bu hastalıktan kurtulmaları da oldukça güç olmaktadır.

Devletin sokakta çalıştırılan çocuklara yönelik bazı çalışmalar içerisinde olduğunu biliyoruz. Sokakta çalıştırılan çocuklar toplanarak ya da kendi istekleriyle devletin himayesi altına alınıyorlar. Burada bir meslek edinip, suça karışmaları engelleniyor. Ama asıl çözümün bu olmadığının bilincinde olmalıyız. Şiddete suça meyilli kişiliklerin oluşma sebeplerini iyi belirlemeli, çözüm yollarını somut ifadelerle toplumun önüne sunabilmeliyiz.

Temelde ahlaki eğitim alabilen, aile birliği içerisinde, paylaşımcı ve sevgiyle yetişen çocuklar ilk hedefimiz olmalı. Gazetede geçtiğimiz günlerde yayınlanan pek çok şiddet olayından sadece birisi bu. Çocukların oyunlarına kan ne zaman bulaştı anlayamıyorum. Oyun onların hayatlarıyken bıçak nereden ellerine verildi. Hangi köhnemiş zihniyet, hangi cahilce davranış çocuğunun eline bıçak verip başka bir canlıya zarar verdirebilir, bunu zihnim almıyor. Algılamakta zorlanıyorum en masum şeylerdir çocuklar, acıdan hele hele kandan çok korkarlar. Peki, onları masum oyunlarının içerisinde canavarlaştıran öfkenin kaynağı televizyonların yoğun biçimde sergilediği yanlış yayın politikaları değil mi?

Ya ailelerin tutumları. Eğitimin göz ardı edilip maddiyatın ön plana çıkarıldığı aile tutumları. Onların çocuklarına uyguladıkları şiddet sokakta, okulda patlak vermiyor mu? Peki, fakirleştikçe fakirleşen ülkem insanını çocuklarını çalıştırmak, kiralamak zorunda bırakanlara ne demeli? Ben çok şey söylemek istiyorum ama boş konuşmak yerine çözüm üretmeye çalışmak bizlere yakışandır diye düşünüp susmayı tercih ediyorum.

Özellikle sivil toplum kuruluşlarının gayret ve çabaları toplumumuzu düştüğü bu buhrandan çıkarmak için önem taşımakta. Çünkü devletin sokakta çalıştırılıp, suç işlemeye yönlendirilip, istismara uğrayan çocuklarımızı korumaya alması kısa vadede çözüm olarak görünse de toplumsal anlamda yetersizliği aşikârdır. Asıl çözüm yeterli ve organize bir ahlaki eğitimin toplumumuz içerisinde uygun şartlarda sağlanmasıdır.

Bunun için okullarımızda ahlaki eğitimin anasınıfından itibaren çocuklarımıza verilmesi ve uygulamalı olarak eğitime yansıtılması şarttır. Farklı kisveler altında engellenen ahlaki eğitimin önemi gün gibi meydanda değil mi? Bunu ertelemeye, yasaklamaya devam etmek ise toplumun çöküşünü desteklemektir bence. Zira geleceğimiz, istikbalimiz çocuklarımız sokakta, okulda canavarlaşıyor suça yöneliyor zarar veriyor. Giderek artan bir hızla suç işleme yaşı küçülüyor. Tablonun seyrine dalan gözler uyku mahmurluğundan uyanmazsa yarın çok geç olabilir. Aile eğitiminin toplum düzeyine indirgenerek daha sık ve verimli çalışmalarla sunulması tekrar tekrar önerdiğimiz bir çıkış yoludur. Çünkü zedelenen, tahribat gören aile yapımızın yenilenmesi, eğitim yoluyla mümkündür. Zaten terör ve işsizliğin yüküyle boğulan doğu insanın çıkış yolu olarak suç işlemeye değil eğitime yönlendirilmesi gerekmektedir. İstatistik verilerin ortaya koyduğu bir gerçektir ki sokakta çalışan çocukların yüzde otuzuna yakını doğu illerinden gelmiş veya getirilmiştir. İşin eğitim kısmı bizi daha çok bağladığı için eğitimin en ücra köşedeki insanımıza ulaşması gerektiğini söylemekte bizlerin görevidir. Çünkü bence "suçlu çocuk yoktur, suça itilen çocuk vardır".

Anne Babalar dikkat!


TV’de saldırgan öğeler içeren programların izleyicilerde ve özellikle çocuklarda saldırganlıkla ilgili duygu ve düşüncelere yol açtığını unutmayalım. Bunun sonucunda ise özellikle çocukların şiddete dolayısı ile de suça yöneldikleri bilimsel gözlemlerle ortaya konmuştur

Uzun süre Televizyon izleyenlerin, bağımlı olanların, izlemeyenlere oranla daha güvensiz, kuşkulu, kızgın ve öfkeli oldukları görülmüştür. Çocukların ruhsal yönden etkileşime daha açık olduklarını hesaba katarsanız, onlarda ki tahribatın büyüklüğünü algılamak mümkün olacaktır.

Çocuklar Televizyonda izledikleri dizi kahramanlarını kendilerine model olarak seçmektedirler. Çünkü modelleme bu yaşta esas olan öğrenme şeklidir. Modelledikleri kahramanlar doğru ya da yanlış mesajlar veriyorlarsa ayrım yapamadan günlük hayatlarına, oyunlarına bu davranışları aktif olarak uygulamaktadırlar.

Şiddet, saldırganlık, cinsellik içeren programlar onları izleyen çocukları psikolojik sorunlara itmektedir, Ruhsal gelişimlerini yanlış yönde etkilemektedir. Bu sebepten içine kapanık, kavgacı, istismar ve şiddet eylemlerine yatkın çocuklar meydana çıkmaktadır.

Okullarda şiddet

İstanbul sokaklarında potansiyel birer suçlu olarak dolaşan çocukların %88 i erkek ve % 12’si kız çocuklardan oluşmaktadır. Bu çocukların % 48’i 10 yaşından büyük çocuklardır. Etnik kökenlerine göre % 94’lük bir oran ile Türk çocukları sokak çocuklarının büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Ankete verilen cevaplara göre; sokaktaki bu çocukların çalıştığı iş ve meslekleri incelendiğinde; büyük oranı dilencilik yapan çocuklar (%29) ve küfeci ve hamal olan çocuklar (%22) oluşturmaktadır. Yine bu çocukların büyük bir kısmı ya okula hiç gitmemiş (%39) ya da okulu yarıda terk etmiş olup(%46), bu çocuklardan ilkokulu bitirenlerin oranı sadece %8’dir.

Onlar bu ülkenin geleceği. hak ettikleri yaşam kalitesini elde etmeleri için gereken manevi değerleri onlara mutlaka kazandıralım. Ahlaki değerlerin yitirildiği bir toplumun geleceğinin olmayacağının bilincinde olalım. Bahçelievler’de bir lisenin önünden geçerken tesadüfen bir olayla karşı karşıya kaldım. Bu olay okullarda şiddetin boyutunu bir kez daha bana göstermiş oldu. Okulun çıkış saatiydi, gençler yoğun bir biçimde okulun kenarındaki yolda ilerliyorlardı. Aniden iki genç arasında tartışma başladı. Kısa süre içerisinde öfke büyüdü ve tartışma kavgaya dönüştü.

O anda iki genç insanın içinde bulunduğu ruh halini gözlemlemek çok kolaydı. İçlerinde ki, öfkeyi şiddete dönüştürmeye o kadar meyilliydiler ki. Kavganın sebebi neydi bilmiyorum, ilgilenmiyorum da. Ama iyi bildiğim bir şey var ki o anda araya giren görevliler olmasaydı mutlaka bir suç işlenecek ve birinin canı yanacaktı. Zira kavganın boyutu, şiddeti arttıkça farklı çıkış yolları aranıyordu. Gençlerden biri elini ceketinin cebine atıp fal çata benzeri kesici bir aleti el çabukluğu ile çıkarıverdi.

Kanımın donduğunu hissettim o an. Hayatın en güzel döneminde farklı kaygılar içerisinde olmaları gereken bu delikanlıları bu kadar kızdıran, öfkelendiren gerçek sebepleri düşür oldum o andan sonra. Etrafta onları izleyen pek çok gencin gözünde aynı duyguları hissettim. Aradıkları bir küçük kıvılcımdı onların hemen alevlenmeye hazırdılar, daha doğrusu merhamet duygusunu ahlaki eğitimi engelleyerek bizler onların içine koymuştuk bu öfkeyi. Okulda eğitim görmek için bulunan bir çocuğun zarar vermek amaçlı kesici bir aleti taşıyor olası sorular oluşturdu zihnimde. Okullarda yeterli disiplin, yeterli tedbirler alınmıyor muydu? En önemlisi ise bizler bu çocuklara sadece sayıları ve harflerimi öğretiyorduk? Peki, insan olmanın erdemi, başka bir canlıya zarar vermemenin gerekliliği, manevi çizgiler içerisinde merhametli davranışların olmazsa olmazlığını öğretmiyor muyuz? Yani okullarda sadece öğretiyoruz eğitmiyoruz. Yani geleceğimiz olan çocukların ahlaki ölçülere vakıf olmalarını önemsemiyoruz. Yani bir toplum için maneviyatını yitirmiş bir gelecek neslin tehlikelerini düşünemiyoruz. Gün geçmiyor ki okullarda, ya da oyun ortamında şiddet uygulayan çocuk manzaralarıyla karşılaşmayalım. Aile ortamında huzur ve güven bulamayan çocukların kişilik problemleri her geçen gün toplumun gözünün önünde felakete dönüşüyor. Suça gerek medya, gerek aile gerekse toplum tarafından teşvik edilen çocukların sayısı arttıkça artıyor. Hala sıcak yatağınızda rahat bir uyku çekebilenlere şaşıyorum. Baylar, bayanlar, anneler, babalar, eğitimciler, siyasetçiler duyun artık gümbür gümbür gelen suça meyilli pek çok çocuğumuz var.

Dilerseniz uyumaya devam edin ama sonuçlarına da katlanmak zorunda kalacağınızı sakın unutmayın…

Akla gelen çözüm önerileri…


Öncelikle göç olayının çözüm yollarının bulunması gerekmektedir. Doğuda yaşayan insanlarımıza kendi topraklarının önemi hissettirilmelidir. Yaşanan yoğun göçlerin bir uzantısı olan gecekondulaşmanın önüne geçilmelidir. Gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak yeni şehirleşme planlamaları sergilemeleri şarttır.

Gecekonduların kente karşı işlenmiş bir suç olduğu görüşü toplumun bütün kesimlerince benimsenmelidir.

Kırsal kesimden şehirlere olan göçün ana sebepleri giderilmelidir.

Gelir azlığı, verimsizlik, işgücü fazlalığı gibi itici nedenlerin önlenmesi hatta azaltılması göçü dolayısı ile suç oranını da olumlu yönde etkiler..

Ekonomiyi rahatlatıp işsizliği azaltacak projelerin gerçekleştirilmesi şehirlere göçü engelleyerek şehirlerde meydana gelen birçok sorunların yanında suçlulukta da bir azalmaya neden olacaktır.

Yakın çevrenin suçluluk özellikle de çocuk suçluluğu üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınmalıdır. Bunun için ise Çocuk Mahkemelerinde çocukların çevrelerini araştırma görevi olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedagog gibi uzmanların sayısının arttırılması sağlanmalıdır. Zira bu görevleri yapabilecek eleman sayısının azlığı dikkat çekicidir..

Suçlu ya da suça teşvik edilen çocuklarla ilgilenen polislerin eğitilmiş olmaları gerekmektedir.

Aile eğitimi üzerine verilen eğitimlerin arttırılması, belediyelerin bu konudaki birimlerini çoğaltması,aile eğitimi üzerinde bir yoğunlaşmaya gidilmesi gerekmektedir..

Çocuğu suç işlemeye teşvik eden aileleri caydırıcı yeterli cezalar uygulanmalıdır. Velayet hakkını sınırlayan kanunlar üzerinde çalışılmalıdır.

Bu tedbirler genişletilerek alınmadığı takdirde toplumumuzu bekleyen suç işleme potansiyeli yüksek şahısların sayısı her geçen gün artmaya devam edecektir.



Hazırlayan: Eğitimci-yazar Hatice Bilici