Merhaba

Modacı, yazar ve oyuncu kimliğiyle, çatallı diliyle, açık sözlülüğüyle, zekasıyla, kinayeleriyle nam salmış bir moda duayeniyle birlikteyiz bu ay. Doğuş Bülten dergisi için gerçekleştirdiğimiz ilk söyleşimizde Barbaros Şansal ile, hocası Yıldırım Mayruk'un Moda Evi'nde buluştuk. Bizleri; sıcakkanlı, kıpır kıpır, bomba sözleriyle karşıladı Barbos Şansal. Röportaj düşüncesiyle gittiğimiz buluşma, moda ve siyaset ile iç içe olan bir söyleşiye dönüştü. Terzi yamağı Barbaros Şansal ile sizler için Moda'ya iki teyel attık!



Moda serüveninizin başlama noktası nereye dayanıyor?

Babaannemin yanında 7 yaşındayken, o devrin başkanının eşi Mevhibe İnönü'nün ve o devrin en büyük komedyeni Cem Karaca'nın annesi Toto Karaca'nın elbiselerinin düğmelerini dikerek başladım 45 sene önce. Sonra Özal diktim, Çiller diktim, Erbakan diktim, Yılmaz diktim, Yazıcı diktim, Sezer diktim. Gül ve Erdoğan hariç hepsine diktim.

Neden peki? Onlardan teklif gelse nasıl değerlendirirsiniz?

Açık bir teklif gelmedi, zaten gelseydi de bizim kapımız kapalıydı.

Tesettürlü müşterileriniz var mı?

Var tabii. Elif Erbakan benim müşterimdir mesela. Dikerken elimi tenine değdirmemeye özen gösteririm. Geçenlerde; ya niye sıkıyorsun kendini dedi, bende; dokunmamak için dedim. Dişçiye gittiğimde adam elini ağzıma sokuyor dedi. Ben her tür inanca saygılıyım. Bir müşterim eldiven giyiyor, kadın kalfam aldı ölçüsünü, ben de daha sonra cansız manken üzerinde çalıştım ve bitirdim. Ama benim yanımda, prova odasında açıyorlar baş örtülerini.

Türkiye'den yurtdışına giderek orada eğitiminize devam etmişsiniz?

Önce Londra'ya kaçtım, cebimde dönüş biletim olmadan, sonra ihtilal olunca Selimiyeye alındım, komunistsin dediler. Askeri cezaevine atıldım, Beyoğlu nezarethanesine attılar, trenlere koydular, fişlediler, saçımızı kestiler, sürdüler, yapmadıklarını bırakmadılar. Ben de artık dayanamadım bu kadar işkence görünce.

Yurtdışında ne eğitimi aldınız?

İsviçre'de renk bilimi üzerine yüksek master yaptım, Royal Academy'de sanat okudum. Rengi geliştirdim, tekrar İsviçre'ye giderek pigment fabrikalarında yüksek master yaptım.

Dikiş eğitimini sık sık vurguluyorsunuz. Bu eğitimlerinizden mi geliyor dikiş bilginiz?

Yoo. Ben dikişi Yıldırım Mayruk'dan öğrendim.

Neden Yıldırım Mayruk?

Yurtdışından döndükten sonra Yıldırım Bey birgün dedi ki; niye çalışmıyorsun? Ay bilmem çalışayım mı falan yaptım. Sonra beni atölyeye davet etti.Şu kumaşı sersene dedi.O zaman Yıldırım Bey 55 yaşındaydı. Ben bunca yıldır ilk defa düz ipliğine kumaş yerleştiren birini görüyorum, alın bunu işe dedi.

İşe başladıktan sonra ne gibi aşamalardan geçtiniz?

Önce ben tabii yamak olarak başladım, sonra çırak oldum,sonra kalfa oldum..

Kaç yılında başladınız Yıldırım Mayruk ile çalışmaya?

35 yaşındaydım işte 22 yıl önce.

Onun öncesinde neler yapıyordunuz?

Ondan önce Barış Küce Limon var, Vakko var, Londra'da çalıştım..Yurtdışında da bir sürü çalışmalarım var, var da var yani. Ben pek tercih etmesem de varlıklı bir ailenin çocuğuydum ama cebimde ailemden tek bir kuruşum yoktu. Ben zaten ailemi 6 yıl önce hayatımdan çıkardım. Annem de başka bir terziye diktiriyor. Diktirsin gitsin (gülüyor).

Peki modacı olunur mu, yoksa doğulur mu?

7 yaşında başlar meslekler, 13 yaşına kadar meslek seçimi yapılır. Yüzyıllar boyunca insanlar, mesleklerini alt katlarında icra edip, üst katlarında yaşayarak yapmışlardır. Emek ve hammadde birbirinden uzaklaştığı zaman sadece aradaki reklam ajansları yer ekmeği. Reklam, özürlü ve bozuk malın teşirine verilen addır, iyi birşey reklama ihtiyaç duymaz. Artık Türk markaları kalmadı. Sadece yiyilen ve çıkarılan şeyler kaldı, giyilen hiçbirşey artık Türk markası değil.

İstanbul Fashion Week'te defileleri olan genç tasarımcılardan bazıları,yapılan yarışmalarda derece alarak yurt dışında eğitim aldılar. Bu eğitimleri yeterli görüyor musunuz?

Bu fizik, kimya değil ki. Mesela bir aşçı nasıl iyi bir aşçı olur? Elinde iyi bir lezzet varsa. Tecrübe ve bilgi birikimi gerekir bazı mesleklerde. Yani bakkal dükkanı açıyorsun, peynirin ne olduğunu bilmeden peynir satabilir misin? Mal satarsın, peynir satmazsın. Bu genç tasarımcılar kazanıyor, burs alıyor falan filan. Bu işin okulu yok, Paris gibi bir kentte moda okulu yok. İtaya'da üç tane var. Orada da yabancılar okuyor, İtalyan yok okulda. İtalyan sektörde çalışıyor. Erken yaşta overlok makinesine oturuyor..

İstanbul Fashion Week hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yabancı gazetecileri para verip getirtiyorlar, gene de işe yaramıyor. Geçen yıl, Vogue'un editörünü -dünyanın en iyi editörü- tanımadılar, defileye almadılar. Çünkü; Ağaoğlu İnşaat, Büyükşehir Belediyesi, Türk Hava Yolları internette defolu mal satan bir platformun sponsor olduğu bir yer zaten moda haftası olamaz.

Istanbul Fashion Week'in başlangıcı nereye dayanıyor?

Dünya'da moda; bir hafta içinde süren, yılın iki ayında sendikanın yaptığı ve Fransa'da başlayan bir moda haftasıdır. Orada büyük terziler, büyük markalar vardı. Valentino, Christion Dior, Chanel gibi terziler, artık bitti tabii. Bir ara İgedo iyiydi, o da bitti gitti. Çünkü tasarım yok. Bu ülke pardesü ve eşarpla örtünüyor. Defilelere bakıyorsunuz, bir yerler hep açıkta,yamuk yumuk şeyler var. İki tarafı eşit elbise yok. Olması gereken insan vücudunun asimetrisini simetrik hale getirmek, bu referans alınmıyor. Bakıyorsun açılışlarda da iş yok. Moda oluşumdur, halktan referans alır. Çakma çantalarla, logolu gözlüklerle moda olmaz. Nejla Seyhun gibi bir kadın kalmadı. Moda eleştirmeniydi. Zaten kalmadı öyleleri.

Yanınızda çalıştırdığınız stajyerleri ya da asistanları neye göre seçiyorsunuz?

Öyle biri yetişmiyor artık. Ben bugüne kadar kırkın üzerinde üniversitede konuştum. Hafta sonları Anadolu'dan elli talebe otobüs tutuyor, burada sabahtan akşama kadar workshop yapıyoruz. Dokular, kumaşlar, teknik bilgiler gibi eğitimler veriyorum ama herhangi bir okulda gidip de hocalık falan yapmam. Çünkü talebe profili çok cahil, uğraşamam yani. Hiç olmazsa daha çok kişiye ulaşıp, içinde birşey var mı onu arıyoruz. Yok ama yetişmiyor.

Arıyoruz ama yok diyorsunuz...

Ya Anadolu Üniversitesi Moda Bölümü öğrencisi beş yılın sonunda bitirme ödevini sunuyor. Kız, abuk sabuk birşeyler yapmış. Kızım bu nasıl dikilecek dedim. Ben dikiş dikmeyi bilmek zorunda değilim, ben terzi olmayacağım dedi. Yani kaynak yok, bilgi yok. Düşündüğün dilde sevişip, düşmanının dilinde savaşırsın.

Her mesleğin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır. Bu meslek için neler diyebilirsiniz bu konuda?

Terzilik bir insana hiçbir mesleğin veremeyeceği bir onur verir ama her meslek terzilikten daha fazla para kazandırır. Maddi yönü dezavantajdır çok da birşey kazanamazsınız. Hakettiğini kazanamazsın. Mesela biz defileleri yapıyoruz basına kapatıyoruz.Biz Yıldırım Bey ile birçok medya kurumuna yayın yasaklıyız. Aslında onların sansürü bize yaradı. Toplayıcılara değil, avcılara hizmet eder olduk.

Bu durumdan hiçbir şekilde rahatsız olmadığınızı söyleyebilir miyiz?

Daha az para kazandım, kredi kartıma taksit yapmak zorunda kaldım. Farketmez yani, daha mutlu oldum. Ben kamburları donanım yapmayı öğrendim hayatımda. Benim monogamik bir hayatım yok, insanoğlu monogamik değildir zaten. O yüzden benim için başkaları ne düşünüyor hiç önemli değildir. Ben de manken, türkücü, şarkıcı yoktur, almam da zaten. Anneanne dikmişiz, anne dikmişiz, torun dikiyoruz. Üçüncü nesile dikiş dikiyoruz. Hiçbir kadın annesinin alışveriş ettiği yeri beğenmez. Oysa bize torunlar bile geliyor. Yıldırım Mayruk dediğinde, sokakta reklamı yok, mağazada kıyafeti yok, internette sitesi yok ama bilmeyen yok. Üstelik bu işletmede nakit ticaret yapılır,emektir çünkü.

Müşterilerinizde seçici davranır mısınız?

Seçiciyimdir tabii ama burada çalıştırdığım küçük işçi kız evlendiğinde en iyi müşteriye ne dikiliyorsa ona da o dikilir. Terzihane geleneğidir bu. Çeyizi burada yapılır. Ama benim Vakko'da çalıştığım yıllarda iş çıkışı, işçinin çantası aranırdı ,birşey çaldı mı diye. Sen işçine böyle muamele yaparsan işçin çalar. Biz belli bir kalitenin altında ürün yapmadığımız için sokaktaki insana hitap etmiyoruz.



İkoncan olarak tabir edilen belli başlı kişiler sizce moda tasarımcısı olabilir mi?

Hepsinin ya zengin kocası var ya da sevgilisi ya da metres oldukları için. Onların birçoğu bir zamanlar manken oldular, sonra bunlar belli operasyonlarda yakalanınca, diğerleri ay biz çok namusluyuz dercesine işletmeci ya da halkla ilişkiler uzmanı oldular. Sonra baktılar gece kulüplerinde işletmeci olan malum kadınlar yine adları çıkıyor, o zaman modacı oldular. Fakat şimdi ne şükür ki onun modası geçiyor, hepsinin yeni bir mesleği var, sanat küratörü oldular. Yani sanatın küratörü mü olur, küratör zaten sanatla ilgili. ( gülüyor )

Bu kişilerden giydirdikleriniz oldu mu?

Hayır. Biz bu kanepeye bir hanımefendi oturttuğumuz zaman onun karşısına babasını, oğlunu ya da kocasını ayartacak birilerini oturtmayız.

Yüksel Aytuğ'un bir yazısında sizden, eğer medyayı iyi kullanabilseydi çok iyi bir talk showcu olabilirdi diye bahsetmişti. Biz de size soralım dedik. Sizce de öyle mi?

Evet biliyorum o yazıyı, ben kimseye yalakalık yapmam.Ben medyayı kullanmaya kalkarsam, medya da beni kullanır. Ben karanlıkta ve susarak sevişmem.

Çok açık sözlü bir insan olarak dilediğinizi söylemekte çekinmiyorsunuz değil mi?

Şöyle söyleyeyim benim göbek bağım olmadığı için, herhangi bir yandaş-yoldaş medyaya, herhangi bir siyasetçiye, herhangi bir zengin aileye bağım olmadığı için ben istediğim gibi konuşabiliyorum. Onların ne söylediği de beni pek ilgilendirmiyor.
Ünlü ve güçlü insanlar eşlerininkini dikemedikleri için diktirtmek üzere bana yolluyorlar, ben dikiyorum dikiyorum geri yolluyorum, telefon açıp borcum ne kadar, eline sağlık diyorlar.

Cesaretin çoğu çılgınlık, azı korkaklıktır. Siz bu çizginin neresindesiniz?

Çizgiler yok ki benim hayatımda. Ben hayallerimi çizip, biçip, dikip nakite çevirebiliyorum. Çizgilere ihtiyaç duymam.

Son yıllarda Vintage Akımı modayı epeyce sarmış durumda.Bunun için ne düşünüyorsunuz?

Türkiye onu da karıştırmış durumda.Vintage şaraptan gelir, yıllanmıştır. Bir imzası olmalıdır. Hazır giyim vintage olmaz, o bit pazarıdır. Dekoltesi olan, kaydı olan, kimliği olandır vintage. Öyle eskiciden alınan herşey vintage değildir.

Bir de 'Color Block' akımı bu yıl trend haline gelmiş durumda.Sizce de öyle mi?

Kontraslar 70'lerde başlar, 90'lara kadar devam eder. 90'lardan sonra Dünya'daki tekstil sektörü yenilenmemiştir. O yüzden bugün artık başka şeylerle mal satmaya çalışıyorlar. Türkiye'de özellikle orta ve alt sınıfın kullandığı giysilerin %90'ı kansorejen. Polyester kullanılıyor. Pamuk ve yünün ömrü 5000, ipekin ömrü 3000 yıldır ve hiçbir şekilde doğayı zehirlemez.Çünkü doğadan biyolojik olarak gelmiştir.Zaten yapılan hatalardan biri de modele göre kumaş çizilmesidir. Nasıl çizeceksin? Kumaşa göre model çizilir.

Çıkarmış olduğunuz bir kitabınız var fakat her yerde bulmak mümkün değil.Nerede bulabiliriz?

İnkılap Kıtabevi'nde bulabilirsiniz. Kitap 7 bölümden oluşuyor. Elinizi sayfalara sürdüğünüzde Washington portakalı kokuyor.

Kitabınızın konusu nedir?

Barbaros Şansal'ı medya ne olarak gösteriyor, aslı ne? Konusu bu.

2023'e hikayeler adlı bir proje hazırlıyorsunuz. Bundan biraz söz edebilir miyiz?

Cumhuriyet'in 100. yılına kadar sürmesini umut ettiğimiz, çağdaş ve alımlı Türkiye Cumhuriyeti Kadını'nı dünyaya yansıtan bir gösteri zinciri. Şu an devam ediyor. En son 10 Kasım'da Ankara'da sergiledik. Baharda da devamı gelecek. Ben on yıldır bunu yapıyorum zaten.

Neden ''2023'e Hikayeler''?

Barış Manço'dan feyz aldım. İlk albümü 2023'tü. 2023'e ilk olarak 75. yılda yorumsuz adıyla başladım. Çünkü o dönem herkes abukluk içindeydi. Ben kıpkırmızı bir Türk Bayrağı podyum koyup, 75 yıldızı finale koyup, Yıldırım Mayruk logosunu tarihinde ilk defa podyumun ucuna koyarak hiçbirşey bayrağın üzerinde değildir dedim.

Toplu İğne ve Çengelli adında programlar yaptınız fakat ikisi de yayından kaldırıldı.Şimdi de Dikiş Makinesi adında yeni bir program yapmayı düşünüyormuşsunuz?

Dikişi yapmadık daha ama yapacağız inşallah günün birinde. Habertürk'te Toplu İğne vardı ve Türkiye'nin en çok sevilen ender programlarından bir tanesiydi.

İçerikleri nelerdi bu programların?

Çok yakında internet üzerinde arşivini açacağım. Halk karar versin içeriğinin ne olduğuna. Önce Toplu İğne daha sonra Çengelli İğne yüklenecek, yani yayınlanmış olan bölümler gösterilecek. Sosyal paylaşım ortamlarına bir fırtına geliyor.(gülüyor).

Diktiğiniz kıyafetleri üzerinde görmekten feyz aldığınız kişiler kim?

İstediğim herkese giydirdim ben. Victoria Beckham, Kongo Cumhurbaşkanı, Türkan Şoray, Behiye Aksoy hepsi giydi. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan jet-set müşterilerim var. Onlar bana elbise lazım derler. Kalıpları ben de olduğu için dikerim gönderirim. Bizim öyle şu giysin bu giysin demelerimiz yoktur. Çünkü o ikonlara gittiğin zaman o ikonların genç ve erdemli ölmesi gerekir. Audrey Hepburn, Brigitte Bardot olması lazım. Öyle kadınlar Türkiye'de yok. Para ödenen kadınlar, para ödemeyi unuturlar.

Her insanın yaşamında mutluluğa ulaşabilmesi için yakalaması gereken bir saat vardır. Siz o saati yakalayabildiniz mi?

Öyle bir saat yok. Zaman ölçülemez benim için.

Bu işin ustalarından biri olarak, moda yolunda ilerlemek isteyen öğrencilere vereceğiniz mesaj nedir?

Bir mahalle terzisi kaldıysa artık, girsinler fikir toplasınlar adam olurlar. Düğme dikmeyi, ilik açmayı, kol takmayı, gizli fermuar dikmeyi, drape yapmayı vs teknikleri öğrenirlerse o zaman adam olurlar. Bir mimar; çimentoyu, kumu, suyu ve aradaki kimyasalı ne kadar karıştıracağını bilmezse istediği kadar bina çizsin, hiçbir işe yaramaz. Önce kumaş bilgileri olacak, sonra teknik bilgileri olacak. İyi bir terzi, ister taklit diksin, ister özgün diksin farketmez, yirmi yıldan önce yetişmez.

Yaşadıklarınızdan çıkardığınız, kendi imzanızı taşıyan bir sözünüz var mı?

Var tabii. Ederi kadar bedel mi,bedeli kadar eder mi? ve "düşündüğün dilde seviş, düşmanının dilinde savaş". Yeni çıkaracağım kitabım ilk söylediğim sözle bitiyor. Buna cevap bulduğun zaman, hayatı çözersin.

http://www.gazeversite.com/index.php?c=konuk