Merhaba



8 Mart 1972 gecesi Yüksel Menderes'in boşandığı eşi İpek'e bıraktığı son mektup
"Seni severek sana veda ederim" cümlesiyle bitiyordu...

İpek Tümer, 8 Mart 1972 Çarşamba gününün ilk saatlerinde bir kabus gördü. Rüyasında bir morgda yatıyordu. Yanında, boşandığı eşi Yüksel Menderes'in ölüsü vardı. Morgda eski eşinin bedenini bir yanından öbür yanına taşıyorlardı. Yatağında bu kabusla boğuşurken kapısının çalınmasıyla uyandı. Kapıda Günaydın gazetesi muhabiri Ertuğrul Akbay bekliyordu. Elindeki fotoğraf makinesinin flaşı, her an patlatılmaya hazır şekilde açıktı.
Tümer, gazeteciyi içeri buyur etti.
"- Hayrola" diye sordu.
"- Yüksel Bey..." diye kekeledi Akbay...
"- Ne oldu? Evlendi mi?"
"- Hayır, daha kötü!.."
"- Ne yani öldü mü?"
"- Evet!.."
Koltuğa çöktü İpek...
Akbay'ın o anda, o koltukta çektiği fotoğraf, halen Günaydın gazetesi arşivinde duruyor.
Mahzun bir kadın ile şaşkın bir kız çocuğunun yüzü var fotoğrafta...
Bir rüyanın, belki de bir kabusun bittiği anın fotoğrafı...
SON MEKTUP
8 Mart 1972'ye dönelim.
Ankara Kavaklıdere'de, bugün hala ayakta olan Güney Apartmanı'nın 10 numaralı çatı katı...
41 yaşındaki Yüksel Menderes, konuklarını uğurlamış, evde yalnız kalmıştı.
Saat ilerleyince bir miktar yatıştırıcı almış, üzerine bir şişe viski içmişti.
2 yıl önce boşandığı eşi İpek'in eski mektuplarını okudu, onları birer birer salona yaydı. Sonra oturup üç mektup yazdı:
Biri kuzenine...
Biri annesine...
Biri de İpek'e...
İpek'in savcılıkta öğreneceği ve savcının okuduğu satırlardan not alıp saklayacağı bu "son mektup" şöyleydi:

"Yıllar önce beni seven, benim de sevdiğim eşsiz sevgilim... İpeğim... Canım İpeğim...
Sana bazı günlerimizin hatırası olarak benden kalan biçare buseyi bırakırım (...) Ne olur eşsiz sevgilim, aşkımızın eseri olan çocuklarımızı sen kabullen. (...) Seni sevdim. Yanından uzak olsam da yine sana yakınım. Gerisi boş. Bir an için var, sonra yokuz. Ne olur kabir acımı paylaş.
Seni severek sana veda ederim."
'KÖTÜ ŞARTLAR...'
Yüksel Menderes, annesi Berin Hanım'a bıraktığı mektupta da "Babamdan daha kötü şartlarda gidiyorum" demişti.
Babası Adnan Menderes de ölüme giderken "Oğlum Yüksel'e" diye başlayan bir vasiyet - mektup bırakmış, "Cesaretini hiç kaybetme" demişti.
Ama olmamıştı işte...
Onun idamının ertesinde ve idam sehpasının gölgesinde gelişen bir aşk, yürümemişti.
Nedeni, yeni evlilerin devraldığı o büyük "Menderes" efsanesi miydi?
Yüksel'in yeni hayatında o efsanenin yerini doldurma gayreti miydi?
İpek'in henüz 17 yaşında olması ve gençlik coşkusunun, yaslı bir aileyi yeniden hayata döndürmeye yetmemesi mi?
Mazinin tortusu kinler mi?
İçki mi?
Aile içi şiddet mi?
İhanet mi?
Kıskançlık mı?
Sorun her neyse, hata her kimdeyse, kopma noktası neresiyse; kopmuştu işte...
Ve umut dolu bir aşk, geride mutlu mutsuz anılar, şiddetli tartışmalar, sorunlu çocuklar, hayal kırıklıkları bırakarak tarihe karışmıştı.

KRAVAT VE FOTOĞRAF
Yüksel, gece yarısından sonra kahverengi takım elbisesini giydi. Kravatını taktı.
Yatak odasındaki yeşil yorganı getirip mutfağa serdi.
Babasının başbakanlık günlerinden kalma çerçeveli resmini mutfak tezgahının üzerine yerleştirdi.
İpek'le nikah fotoğraflarının bulunduğu mavi kapaklı albümü başucuna koydu. Sonra havagazını açtı ve yeşil yorgana uzanıp ölümü bekledi.
Sabah 7.30'da eve gelen hizmetçisi Anjel Karnik, onu bu halde cansız yatarken buldu.
Sağ ayakkabısı ayağından çıkmıştı.
Yüksel, üç kuşaktır aileye kan kusturan uğursuz bir soyağacının son dalıydı.
Babası Adnan Menderes, o soyağacında bir önceki kurbandı.
Babasının kayınvalidesi Naciye Hanım'ın iki kardeşi de damatlarını darağaçlarına kurban vermişlerdi.
Biri Atatürk'e suikast davasında...
Diğeri yine Yassıada'da...
Soyağacı köklere indikçe hepten acımasız bir hal almış ve Adnan Bey'in evlatlarının da yakasını bırakmamıştı.



İpek Kumbaracıbaşı & Yüksel Menderes

Başbakan Adnan Menderes’in büyük oğlu Yüksel Menderes babasının 17 Eylül 1961’deki idamının ardından, ailenin üstünden eksik olmayan o darağacının gölgesinde İpek Kumbaracıbaşı ile büyük bir aşk yaşadı.
Öyle bir aşktı ki Türkiye’yi altüst eden bir dönemi kapatan idamların gölgesinde filizlendi, olgunlaştı ve bir yuvaya dönüştü.

Öyle bir aşktı ki sancılı bir dönemin izlerini taşıyan Yüksel Menderes’in intiharının içinde yer buldu.

Menderes ailesinin büyük dra mina eklemlenen hüzün ve acı dolu bir aşk öyküsü kaldı geriye..
İlk mektup İpek tarafından Yüksel Menderes’e, Adalet Partisi Aydın milletvekili adayı olarak seçim gezisinde olduğu dönemde yazılmış :

“Hayatım Kocacığım,
Seni sevdiğimi her gün biraz daha fazla hissediyorum.
Beni şefkatinden, sevginden, alakandan yoksun bırakma. Bıraktığın zaman kendimi derin bir uçurumun kenarında düşmek üzere görüyorum. Beni canlandıracak ve tekrar hayata bağlıyacak sen ve senin (bazen dışına sızan) sevgindir. Senin küçücük karın İpek”


Son mektup onlar ayrıldıktan sonra, Yüksel Menderes’in ölümünden hemen önce yazdığı :

“Yıllar önce beni seven, benim de sevdiğim eşsiz sevgilim... İpeğim... Canım İpeğim...
Sana bazı günlerimizin hatırası olarak benden kalan biçare buseyi bırakırım. Ne olur eşsiz sevgilim, aşkımızın eseri olan çocuklarımızı sen kabullen. Seni sevdim. Yanından uzak olsam da yine sana yakınım. Gerisi boş. Bir an için var, sonra yokuz. Ne olur kabir acımı paylaş. Seni severek sana veda ederim.”
Yüksel Menderes mektubunu bitince kahverengi takımını giydi. Kravatını taktı.
Babası Adnan Menderes’in büyük boy portresini, İpek’le evlilik fotoğraflarının bulunduğu albümü ve yorganını alıp mutfağa taşıdı.

İpek’le evlendikleri gün çekilen fotoğraflarına ve babasının resmine son bir kez baktı.
Sonra yorganı yere serdi, havagazını açtı ve sırt üstü yorgana uzandı...
Öldüğünde tarih 8 Mart 1972’ydi...

Yüzyılın Aşk Mektupları
Barış DURAN
derki.com

Can DNDAR