Alışkanlık denen şeyin çekilmez ağırlığı

Heyecanın ölmesi! Merakın bitmesi! Aşkın çekip gitmesi! Yani, alışkanlık kapıdan içeri, “gizem” kapıdan dışarı!




Çırılçıplak gördüğünüz birine de
her tarafı kapalı olan birine de bakarsınız.
Ama her yeri ortada birine
merakınız kısa sürede geçer.
Belki bir süre gördüğünüz çırılçıplaklıkla ilgili
kendinize göre bazı hayaller kurar,
fanteziler geliştirebilir, hatta
aklınızdan bazı muzırlıklar geçirebilirsiniz.

Ama sonra onlar da geçer.
Çünkü her şey ortadadır.
Ve ortada “Giz” yoktur.
“Giz” olmayınca,
İlgi-merak kısa sürede dağılır.

Diyelim ki kadının üzerinde
daracık, uzun bir tuvalet..
Dizlerden aşağısı volanlı…
Kollar dar ve uzun…
Yaka ve sırtta dekolte yok...
Yok ama, dar ve kapalı kıyafetten
ileri doğru uzanan bir çift göğüs var.

Düşünürsünüz,
acaba göğüsleri sutyenli mi?
Yoksa kendinden böyle dik mi? diye…
Aklınız takılır sonra daha aşağılara...
Acaba g-string mi giymiştir?
Yoksa o da yok mudur?
Bilemezsiniz ki…
Çünkü her şey
“giz” perdesinin arkasındadır.

Hele şöyle havalı türden
bir o yana, bir bu yana salınarak yürümeye başlayınca,
dar tuvaletinin arkasından uzayan volanlara takılıp,
gitmek istersiniz onunla birlikte…

Ama o “gizemli kadın” sizi merakınızla baş başa bırakarak
çekip gider… Gider de, sizin aklınız gidende kalır.
Beyninizin kıvrımlarında o “giz” perdesini aralama arzusu
uzun süre dolaşıp durur.

Yine diyelim ki,
yakası neredeyse göbeğine kadar açık bir tuvalet giymiş olan
başka bir kadınla karşı karşıyasınız...
Dekoltesinden dışarı fırlayacakmış gibi taşan
göğüslerinden sonra,
neredeyse kasıklarına kadar açık olan
derin yırtmacına takılır gözleriniz…

E-Göz bu! O açmış,
siz de bakacaksınız, öyle değil mi?
Zaten bakılsın diye açılmamış mı
o göbeğe kadar açık göğüs dekoltesi?
O kasıklara kadar uzayan derin yırtmaçlar?

Sırt dekoltesine gelince…
O kadar aşağılara kadar açıktır ki,
neredeyse poposunun çizgisi
göründü görünmek üzeredir!
Ona da bakarsınız pek tabii ki...

Kol-mol yoktur.
Sadece görülemeyecek kadar
ince askılar tutmaktadır tüm elbiseyi.
Acaba ne zaman kopacak da
tüm elbise aşağı düşecek diye düşünebilirsiniz.
E-Düşünür düşünürsünüz, kime ne!

Olur-a, elbise düşüverirse aşağı,
göreceğiniz şeyler zaten “çoğunlukla” ortada olduğundan,
merakınız da çabucak geçiverir.
Bakışlarınızın başka yöne çevrildiğini fark edersiniz.

Böyle biriyle aynı ortamda bulunduğunuz süre içinde ki
o ilk merakınız sönmüş, merak alışkanlığa dönüşmüştür.

İşte evliliklerde de durum böyledir.

Evlenmeden önce,
o ilk tanıştığınız günlerde karşınızdaki kişi,
sizin için tamamen bir bilmecedir.
Onunla aranızda sizi heyecanlandıran
bir “giz perdesi” vardır.
Perdenin arkasındaki şeylerin merakı
sizi yakar… yakar da kavurur.
“Nelerin olduğunu? Nelerin nasıl olduğunu?”
düşünmek bile sizi ateşler.
Alev alırsınız ve alevler sönmek bilmez.

Bir restoranda, bir bardasınız.
Yanınızdaki kişi diyelim ki,
WC’ye gitmek için masadan kalktı...
Yine çeşitli düşünceler
dolaşmaya başlar kafanızın içinde...
Saçını mı tarayacaktır?
Makyajını mı tazeleyecektir?
O her zaman mis gibi kokar.
Belki de başınızı döndüren
parfümünü sıkacaktır yine bolca…

Ama belki de tuvalete girecektir.
Küçük mü? Büyük mü?

Ama hemen “yok! Yok!” der,
bu kötü gelen düşünceyi
o an atıverirsiniz kafanızdan.
Ona “WC” ile ilgili düşünceleri
yakıştıramazsınız bir türlü...

Ama evlendikten sonra
her tür gerçekle bir bir karşılaşmaya başlarsınız.
Dağınık mı? Tertipli mi? Tembel mi? Hamarat mı?
Tuvalette ne kadar süre kalır?
Orada bilmece çözer, gazete okur mu?
Sık sık tuvalete gider mi?
Aşağı yukarı her tür alışkanlıklarını bir bir öğrenirsiniz,
E-insan bu!
Yediği bir şeyler dokunup ya da üşüttüğünde
bağırsağı bozulamaz mı?
Bazen dayanamaz kapıyı tıklatır, seslenirsiniz
“Hadiii… Çabuk çıııık!!!
Altıma yapcaaam!!!!” diye…

Sonra kendinize şaşırırsınız böyle davranmaya,
onunla böyle konuşmaya başladığınız için...

Flört günlerinizde ve evliliğinizin ilk günlerinde
daima canlı ve hareketli gördüğünüz kişi,
e-İnsan hali, halsiz ve yorgun olup
saçını bile taramak istemeyebilir...
Bu da önceleri sizin hoşunuza gitmeyebilir
Ama sonradan “alışırsınız”.

Alışırsınız da,
ne onun taranmamış saçlarını,
ne makyajsız yüzünü,
ne de artık parfüm kokmayan,
sizi bir zamanlar heyecandan titreten
vücudunun varlığını fark edersiniz.
Çünkü “alışmışsınızdır” artık.

Evlenerek, her an, her gece
birlikte aynı evin içinde yaşayarak
o bir zamanlar sizi meraktan çıldırtan
giz perdesini artık kaldırmış,
ne var ne yok öğrenip, kanıksamışsınızdır.
Kanıksamak, “alışmaktan” gelir zaten.

Sürekli aklınızı meşgul eden
giz perdesinin aradan kalkmasıyla,
yatakta neler olacağını…
Kimin nasıl davranacağını…
Kimin neye nasıl reaksiyon vereceğini
iyice öğrenmişsinizdir artık.

Gözler kapanır, vazifeler arada bir,
sonra binde bir yapılmaya başlar.
Yıllar geçtikçe de “hiç” e dönüşür.
“Hiç”e dönüştükçe de,
yabancılaşma başlar.

O bir zamanların iki çılgın aşığı
artık iki yabancı gibi
aynı evi paylaşmaya devam eder.

Gözler kapalı, gözler aralık,
bir zaman sonra gözler açık
önceleri görmediğiniz şeyleri,
bir bir görmeye başlarsınız
Gördükçe de sinirleriniz ayağa kalkar.
Sesiniz yükselir.

Eskiden de gözleriniz kapanırdı
birbirinizi kucakladığınızda…
Ama o zaman şehvetten kapanır veya aralanır,
hatta gözler açık, karşınızdakine
terle, nefesle karışık şehvetle bakardınız...

Ama artık her şey öğrenildi.
Ne nedir, nasıldır biliniyor.
Çünkü “giz perdesi” açıldı, koparıldı,
Sonra bir kenara atıldı!

E-artık “Giz” olmayınca
“bilmece” durumları da
ortadan kalmış oluyor.
Bilmece kalkınca
merak da kalmıyor.
Merak kalmayınca
heyecan olmuyor.
Heyecan olmayınca da
alışkanlık devreye giriyor.

Ve artık kumanda
“alışkanlığın” eline geçiyor.
Ve ööööle devam ediyor ilişki
edebildiği yere kadar...
Ya da taaa mezara kadar…

Etrafa karşı “her şey yolunda” izlenimi verilerek!!!
Ama baş başa kalınca,
“iki yabancı” olmaya devam ederek!!!

Ben genellikle bammm diye gerçekleri yazınca,
bazı sevgili okurlarım panikleyip
“Hiç de öyle değil.
Biz hala ilk gün ki gibi birbirimize aşığız.”
diye mailler gönderiyorlar.

Canlarım benim,
aşk ilk gün ki gibi asla sürmez, bu bir.


İkincisi de, sizler olayların içinde olduğunuzdan,
tam anlamıyla objektif olarak bakamıyorsunuz
yaşamınızda ki olayların nereye doğru gittiğine…
Durumlar, duygular, davranışlar nasıl olmaya başladı diye…

Ama dışarıdan bakınca
sübjektif olarak gerçekleri görebiliyor insan.

Asıl ben “OLASILIKLARI” yazayım da,
sizler de önleminizi alın, daha iyi di mi?

Haa, bi dakika… Şuna bi açıklık getirelim.
Yazdıklarım, sadece bir erkeğin karşısındaki kadına
“ALIŞMASI” gibi anlaşılmasın.
Yazımdaki kişilerin yerini değiştirip, bir de öyle okuyun.

Yani demem o ki, sadece erkekler değil,
kadınlar da erkeklere “ALIŞIR”.

Ve ALIŞMAK her iki taraf için de
TEHLİKE ÇANLARININ çalması demektir.
Valla benden söylemesi…
Gerisi tabii sizlere kalmış.

Hepinize heyecanı kaybolmamış
günler, geceler dilerim.
Aşkla, sevgiyle kalın…

***FÜSUN ÖNAL***


ekolay.net