İlişkilerde zıt kutuplar

Zıt Kutuplar insanları birbirine çeker derler. İnanmayın. Gerçek bu değil çünkü. Zıtlıklar zaman içinde insanları birbirinden ayırır.




Zıt kutuplar,
anod-katod, artı-eksi,
birbirine değince
“Reaksiyon” başlar hemen.
Elektrikle çalışan her şey,
ancak bu iki zıt kutbun
birbirine değmesiyle
harekete geçer.

Herhalde bundan yola çıkarak
söylemiş birisi.
İlk söyleyen her kimse,
“Zıt Kutuplar birbirini çeker” diye…

İki farklı cins,
biri Adem… Havva diğeri.
İki farklı cins...
Anodla Katod,
artıyla eksi gibi...

Bir araya gelmeye görsünler…
Ortalık toz duman olur.
Aşk rüzgârları savurur
kadınla erkeği...
Onları uçuran
bir aşk eser tatlı tatlı…
Nemli nemli…

Bazen ağlar kadınlar…
Erkeği özlediği için,
gözlerinden yağmurlar akar…
Erkeğin gözü de özlediği
kadından başkasını görmez.
Onu düşündükçe,
kalbinde şimşekler çakar…
İkisinin de beyninde gök gürler…
Rüyalarda, hafif dalgalı
aşk denizleri üzerinde birlikte uçarlar…

Birbirlerine değdikleri anda
o “Önlenemez Reaksiyon” başlar.
Vücutlar titrer…
Kalp atışları hızlanır…
Heyecandan ağızlar kurur.
Hatta ses bile kısılır.
Şakakları ter basar…
Avuçlar nemlenir…
Karna bir ağrı saplanır…
Kasıklar karıncalanıverir…

Dudaklar birbirine değince,
alev alır bedenler…
Parmaklar dolaşınca bir yerlerde,
ayakta duracak hal kalmaz
Ne Havva da, ne de Adem de...

Dağlardan yuvarlanıp,
nehirler gibi taşarlar…
Yağmurlar gibi yağıp,
oluk oluk akarlar…

Bunların hepsi zıt kutupların
birbirini çekmesiyle başlar.
Dizler, eller titreyerek
buluşmaya koşarlar.
Aşkın ısısı yükseldikçe de,
heyecan içinde yanıp tutuşurlar.

Derken, birlikte olmaya başlar
Havva.Adem’le…
İlk günler ne de güzeldir.
Zıt kutuplar birbirini çektikçe,
taraflar birbirine heyecan verir.
Telefon çaldıkça, mesaj geldikçe
insanın sevinçten uçacağı gelir.

Böyle güzel,
böyle unutulmaz geçer
ilk günler, aylar…
Ama sonradan başlar
öfler püfler, ahlar, oflar…

Çünkü o ilk heyecan geçince,
taraflar birbirinin
ıcığını-cıcığını öğrenince,
piller zayıflamaya başlar.

Bu kez gözler fıldır fıldır,
pili şarj etmek için
etrafta priz aramaya başlar.

İşte o zaman ortaya çıkar
zıt kutupların bi işe yaramadığı!
Bir küçük zıtlığın bile,
insanı sinir edip,
çileden çıkardığı!

İşte minicik bir zıtlık örneği:
Diyelim ki,
birbirini seven iki insandan biri
klasik müzik hayranı,
diğeri arabesk delisi.
Düşünsenize,
evde çıkacak kakafoniyi!
“Kıssana şunun sesini!”
“Asıl sen kıs,
delirtecek misin beni?”

Pek çok küçük zıtlıklar,
ummadık taş misali
baş-göz yarar!
Anlaşmazlıklar, münakaşalar,
işte bu zıtlıklardan çıkar.

Fındık kabuğunu bile
doldurmayan bu zıtlıklar,
birikince üst üste,
çoğalır da çoğalır.
Sinir içinde yaşamaya,
söyleyin, can mı dayanır?

Anlaşmazlıkların kökeninde,
hep başka nedenler aranır.
Çiftlerin geçinemediğini duyanlar,
“Ne kadar da mutlu görünüyorlardı” diye
hayret edip şaşırır.

Aslında dış görünüşlere kanmamalı.
Neyin ne olduğunu bilmeden,
karar verip, şaşırmamalı.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır
zıtlıklar küçük de olsa,
insanı sevdiğinden uzaklaştırır.

Fiziksel güzellikleri,
yakışıklı dış görünümleri
artık görmez olur gözler.
Hem Adem, hem de Havva
o ilk günlerin ateşini özler.

Ama bir kere araya soğukluk girmesin,
Ateş hızını kaybedip sönmeye görmesin,
Onu yeniden ateşlemek hüner ister.

Zıtlıklar insana diken gibi batar.
Aslında hepimizde
kendimize özgü dikenler var.

Sorun etmezsek zıtlıkları
o zaman dikenleri birbirimize batırmayız.
Birbirimizi incitmeyecek kadar uzakta,
ama hayatın soğuk zamanlarında
birbirimizi ısıtacak kadar da
birbirimize yakın durmalıyız.

Dileğim, herkesin kendine uyan
Adem’ini, Havva’asını bulması…
Zıtlıklardan uzakta,
sonsuz mutlu olması…

*** FÜSUN ÖNAL***


ekolay.net