Öncelikle üzülmenin hakkını verin. Biter bitmez "iyiyim ben, süperim" ayakları çekmeyin, üstünü özensizce örtmeye çalıştıklarınız bir yerden muhakkak patlak verir: su duvarın içinde kalmaz. Örneğini unutmayın, mutlaka bir çatlak bulup dışarı sızar. Sızdı, sızıyor, sızacak.

Kendinizi "arkadaşlarımla birlikte olayım daha çabuk unuturum" diye ortamlara salmayın, boşlukta salınırsınız sonra. Herkesten çok kendinizi dinleyin, dinlenin, acıyan yerlere dokunun bakalım, hala orda durmaktalar mı? Dedikleri gibi geçecek mi, yoksa hepsi birer masal mı?

Nasıl ayrılmış olursanız olun, sevdiğinizi kötülemeyin. Onun bir zamanlar sizin canınızın parçası olduğunu unutmayın, Rilke'ye kulak verin; “insanlara sadık kalmasanız da anılara sadık kalın”. Hiç olmazsa hatırladıkça gülümseyeceğiniz birkaç hatıra bırakın, hepsini kızgınlıkla dağıtmayın, sonra toparlayamaz, toparlanamaz olursunuz.

Ayrılığınızın üzerinde düşünün ama çok fazla konuşmayın. Arkadaşlarınız kötü niyetle olmasa da size destek çıkmak adına onu kötüler durur ve o, yani sevdiğiniz, bir zaman sonra gözünüze olduğundan da çirkin/ sahtekâr görünür olur. Bugünle birlikte geçmişi de karalarsınız. Ne gerek var?

Şayet varsa kendinizi onun yeni sevgilisiyle kıyaslamayın, asla bunu yapmayın. Sizi daha fazla üzmekten başka bir halta yaramaz. Hele yeni ilişkisine dâhil olmaya kesinlikle kalkışmayın. Sevgilinizi de kendinizi de olduğu yerde bırakın, bitti ve bir daha olmayacak. Bunu kafanıza iyice sokun, kabullenin. Söylemesi kolay evet, ama kabullenin. Eliniz mahkûm. Aldatılmış olsanız bile, susun. Bazen ne büyük bir erdem oluyor bir bilseniz.

Ondan nefret etmeyin, en az onu sevmek kadar tehlikelidir çünkü bu. Her zaman terk eden suçlu değildir, yaprak düşerken dal da incinir, bunu da kulak arkası edin, lazım olur. Siz burada ağlıyor zırlıyorken onun da üzülme ihtimalinin yüksek olduğunu bilin, bu ona olan nefretinizi azaltır. Kimse ardında gözü yaşlı birini bırakmak istemez, hele ki sizi sevmişse, hiç istemez.

Ne nefret edin, ne sevmeye devam edin. Sadece unutun, unutamadığınız zamanlarda uyuyun. Kendinize zaman tanıyın, acıdır bu bir anda dinmez. Ama az ama çok, sabredin.
—muş gibi yapmayın, gülüyorsanız gerçekten gülün. Ağlamaktan utanmayın, mutsuzluğun da mutluluk kadar insana ait bir duygu olduğunu hatırlayın.

Ona kör kütük âşık olduğunuz için pişman olmayın, kendinize de ona da kızmayın. Olur, böyle şeyler, herkese hata payı biçin.

Düşün, epeyce aşağı düşün, ne bir yerlere tutunun, ne de sizi tutmalarına izin verin;

Ama sonra ayağa kalkıp kaldığınız yerden yaşamaya devam edin. Ağlayana gülme sırası hep gelir, dengeye güvenin.

Mutlu olmak için çikolata yiyip durmayın, sonra şişmanlarsınız ve sizi alan olmaz.

Fotoğraflarınızı yakmayın.

Bir yerlerde mutlaka sizi bekleyen birileri olduğunu unutmayın ve dahası buna inanın, siz inanmadan o çıkıp gelmez.

Bir de son olarak başkalarını değil, iç sesinizi dinleyin. Mesela benim tüm bu yazdıklarımı hiçe sayın, o zaman daha az pişmanlık duyarsınız…