Merhaba

-İçi kaykılmış kadınla röportaja geldim.

-İçi kaykılmış kadın kendini kaynatıyor. İstersen biraz bekle.
Üstüne pul biber serpip geleceğim.

-Neden içi kaykılmış? Ne yapmışlar ona?

-O hep öyleydi. Mercimek yemeği gibi kokuyordu.



-Neden peki?

-Bilmiyorum. Evin girişine soru işareti koyacaktık, ben istemedim.
Zaten onun ruhuyla bunalıyorum, bulanıyorum.
Bir de işaretlerini istemedim.

-Nasıl yaşıyor?

-Her sabah güne gözlerini açtığında üstüne mutlaka eski püskü şeyler giyer.
Çorba içer yarım bırakır, sigara içer yarım bırakır...
Pencere kenarına oturur.
İnsanları seyreder.

-Ama burası bodrum katı? Sadece ayakları gözüküyor?

-İşte gelenlere gidenlere bakar…
Fotoğraf çektirmeyi çok sever.
Öğleyin fotoğraflarını çekeriz.
Hep aynı pijamasıyla.
Sonra beni kovar genelde.

-Neden?

-“Dışarı çık” der…Çıkınca çok zorluk çekiyorum. Bir çıplaklık hissi.

-O ne yapıyor?

-Genelde o saatler, kendi kendini yok etme saatleri.
Uyur.
Ama çok gariptir uyuması…

-Nasıl?

-“Karanlık zamanlar” der uyuma saatlerine.
Aslında başka yerlere gittiğini söylüyor.
Bazen gerçekten onu yatağında bulamıyorum.

-Bu çok kötü bir hayat.

-Evet öyle. Ama yaşadığım hayatı, her şeyin anlamını boşalttı.
Beni dilim dilim parçalara ayırdı.
Artık hangi parçam nerede ben de bilmiyorum.

-Bence siz de kaçın kurtarın kendinizi. Bir saniye, midem bulanıyor.

-Aman Tanrım! Bırakın röportajı. Gidin buradan.

-Kanım uyuşuyor. Alyuvarlarım bok renginde sanki.

-Ah Tanrım ilk belirtiler…
Uyanacak ve alacak seni.
Gözlerini açıyor.
Haydi kaç git buradan!

-Ayaklarım… Ayaklarım… Göremiyorum onları… Kaldır beni…

-Bilemiyorum, nerede onlar?

-Hayır içini pekmezliyor. Onun yöntemidir bu. Etkisiz kılacak seni.

-Işık ışık oldu her yer. Kurabiye canavarı çocukluğumdaki…
Sanki onunla vals yapıyorum.
Yardım et ne olur!

-Seni çok uzaklara gitmeden kurtarmalıyım.

-Gıdıkla gıdıkla ne olur!

Sabah olduğunda kocam Necmettin’in kollarındaydım ve çocuklarım vardı.
Ev kadını, içi kaykılmış kadın. Evinin kadını, kocasının kadını, çocuklarının anası vesaire…
olduğum için yüzüne tekme atmak istediğim ayıyı, “Kocandır yavrum” diyen nineler yüzünden
“Haydi canım, kalk” diyerek uyandırmaya çalıştım. Uyanmadı. Tekrar uyandırmayı denedim,
uyanmadı… “Haydi haydi…” dedim, “Çek git be!” dedi… O an kafamda ampüller yandı.
Hemen yatağa uzandım. Gözlerimi kapadım.
“Yalvarırım, yalvarırım başka bir yer olsun… Orada uyanayım.”
Gözlerimi o kadar sıktım ki, uyandığımda, toprakların içinde.

İçi Kaykılmış Kadın