Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Virginia Woolf

    Merhaba!



    1882'de Londra'da doğan ve 1941'de de ölen Virginia Woolf yazar, romancı ve eleştirmendir. O yıllarda kadınların ikinci planda kalmasına rağmen Woolf, anne babasının açık görüşlülüğü sayesinde evinde iyi bir eğitim almış ve yazmaya başlamış.1895'de bir gazetede kısa hikayeleri yayınlanmış.

    1904'te Londra'daki Bloomsbury'ye taşınması ise hayatının dönüm noktası olmuş. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlüler vardı. Woolf 1909'da bir süreliğine (Carrington filminden hatırlayacağınız) Lytton Strachey ile nişanlandıysa da 1912'de Leonard Woolf ile evlendi.



    Bu arada kadınlara da yakınlık duyan Virginia Woolf'un eserlerinde kadın yakınlıklarına bol bol ratlanır. Bir klasik olan Orlando isimli romanı bir aşk mektubuyla beraber sevgilisi Vita Sackville-West'e adanmıştır.

    Woolf 1941'de Sussex'de bir nehire atlayarak intihar etmiştir. Yazar, modernist hareketin en önemli kişilerinden biri olarak tarihe geçmiştir ve roman türünün gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. 1929 tarihli "Kendine Ait Bir Oda" feminst hareketin klasik bir romanı olarak kabul edilir.

    http://www.minidev.com/gl/gl_deha.asp

  2. #2
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591
    Feministlerin İlahlarından biri ..

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!



    "erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ezeli ve de ezici bir soru vardır:
    'Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz.
    Madem öyle, neden shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız
    ?'
    Işte virginia woolf bu yakıcı soruya tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten
    Ve kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor."
    Arka kapak

    Tadimlik:

    "shakespeare'in judith adında son derece yetenekli bir kız kardeşi olmuş olsaydı neler olurdu, şöyle bir tahmin yürütmeye çalışayım. shakespearebüyük olasılıkla liseye gitmiş, latince -ovid, virgil ve horace- ve gramer ile mantık üzerine bilgi edinmişti, çünkü annesine yüklü bir miras kalmıştı. çok iyi bilindiği gibi tavşan avlayan, belki de geyik vuran ele avuca sığmaz bir oğlandı ve yapması gerekenden çok daha önce, kendisine normalden çok daha kısa bir sürede çocuk doğuran, komşu çevrelerden bir kadınla evlenmek zorunda kalmıştı. bu felaket, onun şansını denemek için londra’ya gitmesiyle sonuçlanmıştı. tiyatrodan hoşlandığı anlaşılıyor; bu işe sahne kapısında at tutmakla başladı. kısa sürede tiyatroda iş bulup başarılı bir oyuncu oldu ve dünyanın merkezinde yaşamaya başladı; artık herkesle karşılaşıyor, herkesi tanıyor, sanatını tahtaların üzerinde uyguluyor, zekasını sokaklarda kullanıyordu ve kraliçenin sarayına giriş hakkını bile elde etti. bu arada, olağanüstü yetenekli kız kardeşinin evde kaldığını varsayalım.

    o da aynı ölçüde maceracı, aynı ölçüde yaratıcıydı ve dünyayı tanımak için aynı ölçüde yanıp tutuşuyordu. ama okula gönderilmedi. horace ve virgil okumak bir yana gramer ve mantık okumak gibi bir olanağı dahi yoktu. arada bir eline bir kitap, belki de erkek kardeşininkilerden birini, alıp birkaç sayfa okuyordu. tam o anda annesi ya da babası içeriye girip çorapları yamamasını ya da pişen türlüye bakmasını ve kitapla kağıtla oyalanmamasını söylüyordu. sert ama şefkatle konuşurlardı, çünkü bir kadın için yaşam koşullarının ne denli zorlu olduğunu bilen ve kızlarını seven dürüst insanlardı -hatta büyük bir olasılıkla judith babasının gözbebeğiydi. belki de bir elma ambarında gizlice birkaç satır karalamış, ama yazdıklarını özenle saklamak ya da yakmak durumunda kalmıştı. ne var ki, daha yirmisine varmadan tanıdık bir yün tüccarıyla arasında söz kesildi. evlilikten nefret ettiğini haykırdığı için babası tarafından dövüldü. sonra babası onu azarlamaktan vazgeçti. bunu yerine kendisini incitmemesi, bu evlilik meselesinde onu utandırmaması için kızına yalvardı. ona bir dizi boncuk ya da güzel bir etek vereceğini söyledi; gözlerinde yaşlar birikmişti. judith ona nasıl karşı koyabilirdi? babasının kalbini nasıl kırabilirdi? ancak yeteneğinin gücü onu buna zorluyordu. eşyalarını küçük bir çıkına koyup bir yaz akşamı iple pencereden aşağıya indi ve londra’nın yolunu tuttu.

    henüz on yedisinde değildi. çalılıklarda ötüşen kuşların sesi kulağa onun sesi kadar hoş gelmezdi. erkek kardeşininki gibi bir yeteneğe, sözcüklerin uyumu konusunda son derece canlı bir imgeleme sahipti. yine kardeşi gibi tiyatrodan hoşlanıyordu. sahne kapısına dikilip oynamak istediğini söyledi. adamlar gülüp onunla alay ettiler. şişman, ağzı bozuk bir adam olan tiyatro müdürü kaba bir kahkaha savurdu. kanişlerin dansetmesi ve kadınların oyunculuk yapmasıyla ilgili bir şeyler böğürdü, hiçbir kadın tiyatro oyuncusu olamaz dedi. bir şeyler çıtlattı -ne olduğunu tahmin edebilirsiniz. sanatında eğitim görmesi mümkün değildi. akşam yemeği için bir tavernaya gidip geceyarısı sokaklarda dolaşabilir miydi? ne var ki yazarlık dehası kıza rahat vermiyor, erkeklerle kadınların yaşamlarını ve huylarını inceleyerek açlığını doyurmak için yanıp tutuşuyordu. sonunda -yüzü inanılmaz biçimde shakespeare'e benziyordu; aynı çelik mavisi gözler, aynı kavisli kaşlara sahipti- oyuncu menajeri nick green, ona acıdı; judith bu beyefendiden hamile kaldığını öğrendi ve böylece -bir kadın bedeninde kıstırılıp kalmış bir şair ruhunun şiddetini ve ateşini kim ölçebilir?- bir kış gecesi canına kıydı. şimdi otobüslerin durduğu bir kavşakta gömülü yatıyor."

    Sayfa 53-55

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Virginia Woolf'un Ailesi, Çocukluk ve Gençlik Yılları

    Merhaba!

    1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria Çağı'nın tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi de babası da daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kalınca da bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken ansızın ölen annesi, hem Pre-Raphaelite ressamlarda hayranlık uyandıracak ve Burne-Jones'a modellik edecek kadar güzeldi, hem de melek huylu, son derece anlayışlı bir insandı. Romancı George Meredith, ona duyduğu derin saygıyı ömrü boyunca hiçbir kadına duymadığını söylemişti. Virginia Woolf'un en üşme korkusu değildi. Bir inanış, verilen bir sözdü.

    Bu sözü, ölümünden birkaç gün önce dedeme vermiştim: "Bütün kayalara evet, ama asla buna yanaşma!" Diğer çocuklar da, tıpkı benim gibi uzak dururlardı, aynı boş inançlı korku yüzünden! Onlar da, terlemiş bıyıkları üzerine parmaklarını koyarak yemin etmişler ve aynı açıklamayı almış olmalıydılar: "Kayaya Tanioskiçk denir. Gelip bu kayanın üzerine oturmuştu. Onu bir daha görmediler." O pek çok yerel öyküye konu olmuştu ve onu her zaman çok merak etmiştim. Bildiğim kadarı ile, Tanios, Antoine'ın, ya da Antoun'un, ya da Antonios'un, Mtanos'un, Tanos'un ya da Tannous'un bir başka şekliydi. Ama ne diye ucuna şu gülünç "kiçk" eklenmişti? Dedem bunu anlatmak istemedi. Bir çocuğa söylenebilecek kadarını söylemeyi yeğledi: "Tanios, Lamia'nın oğluydu. Ondan söz edildiğini duymuşsundur. Bu çok zaman önceydi, ben bile doğmamıştım. Babam da doğmamıştı. O tarihlerde, Mısırlı paşa, Osmanlılara karşı savaşıyordu ve atalarımız bunun çok acısını çekmişlerdi.

    Özellikle, Patriğin ölümünden sonra. Onu tam şurada, köyün girişinde vurdular, İngiliz konsolosunun tüfeği ile..." Dedem bana cevap vermek istemediğinde, böyle konuşurdu kesik kesik cümleler söylerdi, bir yol tarif eder gibi, sonra bir ikincisini, bir üçüncüsünü, ama hiçbirini uzatmazdı. Gerçek hikâyeyi öğrenmem için, aradan yılların geçmesi gerekti. Lamia adını bildiğime göre, ipin esaslı ucunu tutuyorum demekti. Zaten ülkede, bu adı hepimiz biliyorduk, iki yüz yıldan beri tekrarlanan bir nakarattı: "Lamia, Lamia, güzelliğini saklama!" Günümüzde bile, delikanlılar köy meydanında toplandıklarında, oradan çarşafa bürünmüş bir kız geçecek olsa "Lamia, Lamia..." diye başlarlardı.

    Bu açık bir iltifat olurdu ama bazen de acımasız bir alay! Bu delikanlıların çoğu ne Lamia'yı, ne de bu sözler ardındaki dramı bilirlerdi. Annelerinden-babalarından, veya ninelerinden-dedelerinden duyduklarını tekrarlarlar ve bazen, tıpkı onlar gibi ellerini, bugün artık oturulmayan bir şatonun yıkıntıları görülen sırtlara doğru sallarlardı. Bu,yirmi sekiz yaşında olan Virginia'nın, adı verilmeden, bıyıklı sakallı ve çok yakışıklı bir Habeş Prensi olarak büyük bir resmi de çıkmıştı gazetede...

    Mîna Urgan'ın Virginia Woolf adlı kitabından

Benzer Konular

  1. DALGALAR / Virginia Woolf
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 04-09-2010, 02:37 PM
  2. ORLANDO/ Virginia Woolf
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-05-2010, 01:09 AM
  3. Zamana dair /Virginia Woolf
    mopsy Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 16-05-2010, 08:50 AM
Yukarı Çık