Türkiye Örneği
Türkiye’de “kadının insan hakları” dendiğinde, “Cumhuriyet’in kuruluşu ve gerçekleştirilen toplumsal reformlar ile Türkiyeli kadınların erkeklerle eşit haklara kavuştukları ve böylece Türkiye’de kadın sorununun büyük ölçüde çözümlendiği; buna tek istisnanın düşük eğitim grubuna mensup ve kırsal alan kadınlarından oluşan küçük bir azınlık olduğu”na ilişkin sorular gündeme geliyor.
Oysa mevcut durum çok farklı. Cumhuriyet’le birlikte çağdaş bir hukuk sisteminin getirilmesi ve 1926’da kabul edilen Medeni Kanun’la bu bunun aile hukukuna da yansıması, Türkiye’de yaşayan kadınlar açısından eşitliğe doğru giden önemli bir adımdı. Ancak bu yasal değişikliklerin kadınların gündelik yaşamı üzerindeki etkisi kısıtlı oldu. Cumhuriyet’in 79. yılını tamamlarken, hala birçok kadının yaşamında Medeni Kanun, Anayasa ya da diğer yasalarımızda öngörülen eşitlikçi haklardan ziyade, bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösterebilen gelenek-görenekler, ayrımcı günlük uygulamalar ve ataerkil toplum yapımızın getirdiği cinsiyet rolleri ağır basıyor. Gerek özel alanda gerekse kamu alanında yasalarla uygulama arasında büyük uçurumlar var ve kadının insan hakları ihlalleri çok çeşitli şekillerde ve boyutlarda devam ediyor.

Yasalar ve Uygulama

1996-1997 yıllarında, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Marmara olmak üzere üç bölgede toplam 1200 kadınla yüzyüze derinlemesine görüşmelerden oluşan bir saha çalışması ile kadının aile ve toplum yaşamındaki konumuna ilişkin hukuksal, geleneksel ve töresel yasa ve uygulamaları araştırdık. Bu araştırmanın sonuçları yasa-uygulama arasındaki uçurumları bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

Eğitim Hakkı

Örneğin, Anayasamızın 42. Maddesi “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” diyor. Oysa, 1998 DİE verilerine göre kadın-erkek okur-yazarlık oranları arasında hala %16’lık bir fark var. Marmara Bölgesinde yaptığımız araştırmaya katılan kadınların %37’si eğitimleri konusunda söz hakkına sahip olmadıklarını ve kararın kendileri dışında anne, baba, eş gibi diğer aile bireylerine ait olduğunu belirtirken, Doğu’da yaptığımız araştırmada kadınların % 71,7’si eğitimlerinin bir aile bireyi tarafından engellendiğini söylüyorlar.

Çalışma Hakkı

Gene Anayasamızın 49. Maddesi herkesin istediği alanda çalışma hakkını garanti ediyor. Ancak kadınların işgücüne katılımı Türkiye genelinde %30, bundan kırsal alanlarda ücretsiz aile işçisi olarak çalışanları çıkardığımızda şehirlerde %15’le OECD ülkeleri arasında en düşük oranda. Gene Marmara Bölgesindeki araştırmamızda kadınların %52,8’i ev dışında çalışma konusunda eşleri, babaları/ağabeyleri ya da ailenin başka bir ferdi tarafından engellendiklerini söylüyorlar. Bu engellemenin kaynağında, “kadının ev dışında çalışmasının uygun olmadığı” ya da “kadının ev içi sorumluluklarının önce geldiği” yolundaki genel görüşün bulunduğunu belirtmekteler.

Siyasal Haklar

Anayasanın 67. Maddesi vatandaşların seçme ve seçilme, bağımsız olarak veya bir siyasi parti içerisinde siyasi faaliyette bulunma hakkına sahip olduğunu belirtiyor. Meclis’te, hükümette ya da yerel yönetimlerdeki kadın oranının rekor seviyedeki düşüklüğünü biliyoruz. Gene yaptığımız araştırmaya katılan kadınlar, %30’la %80 arasında bölgelere göre değişen oranlarda hangi partiye oy verecekleri, bir siyasi partiye üye olup olmayacakları ya da dernek, vakıf gibi sivil toplum örgütlerinde faal olmaları yolundaki kararların kendileri dışında eşlerine, ya da diğer aile bireylerine ait olduğunu belirtiyorlar.

Medeni Haklar

Bunlar kamu alanına ait sonuçlardan bir kaç örnek. Özel alana yani aile yaş***** geldiğimizde de durum vahimliğini koruyor. Medeni Kanun’daki resmi nikah zorunluluğuna rağmen, yalnızca dini nikahla evli olan kadınların oranı kent’te %15, kırda %23’e kadar yükseliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu genelinde araştırmaya katılan kadınların %75 gibi ezici bir çoğunluğu kız çocuklarının miras haklarının Medeni Kanun’dan ziyade törelere ya da dini kurallara göre belirlendiğini söylemekteler. Evli kadınlardan %40’ı ise olası bir boşanma durumunda törelerin ya da dini kuralların geçerli olacağını belirtmekteler. Araştırma sonuçlarına göre Güneydoğu ve Doğu Anadolu genelinde evli kadınların yalnızca dörtte birinin evliliklerini anlaşarak yaptıklarını, geriye kalan dörtte üç oranında kadının ise görücü usulü, berdel, beşik kertmesi gibi yöntemlerle çoğunlukla özgür iradeleri dışında evlilik birliğine adım attıklarını görüyoruz.

Bunlar geniş kapsamlı araştırmamızdan sadece çarpıcı bir kaç örnek. Ülkemizde 21. yüzyılda yaşanmaya devam eden kadınlara özgü insan hakları ihlalleri listesini değişik alanlarda çeşitlendirerek uzatmak mümkün. Aile içi şiddet, namus cinayetleri, bekaret kontrolü uygulamalarından dolayı meydana gelen intihar vakaları, işyerinde, sokakta yaşanan cinsel taciz olayları, … Sonuçta henüz mevcut durum itibariyle “kadının insan hakları” üzerinde “insan haklarından” farklı olarak ayrı bir vurgulama yapmanın gerekliliği devam ediyor.