Çocuğuma karşı utanıyorum...


İnsanlar dünyaya gelirken; ırklarını, kimliklerini, renklerini, analarını, babalarını belirleyemez... Kimileri dünyaya gelirken avantajlı gelir, kimileri de vardır ki, daha ana karnındayken bellidir kaderi...

Türkiye'de çocuk olmak dezavantajlı gruba giriyor. Hele bir de Türkiye'nin doğusunda çocuk iseniz hiç şansınız yok... Baştan kaybetmişsinizdir demektir...

Doğudaki Kürt çocukları, batıdaki akranlarına nazaran daha şansızlar. Baştan ötekiler... Çünkü yıllardır süren çatışma ortamı, öncelikle çocukları yok saydı...

Bu çocuklar; tartaklandılar, aşağılandılar, işkence gördüler, kurşunlandılar, öldürüldüler, panzerlerin arkasında sürüklendiler, kolları kırıldı şimdi de cezaevindeler...

Yüzlerce çocuk, henüz 12-15 yaşında cezaevinde belirsiz bir şekilde bekliyorlar... Onları volta atarken, suratlarına ciddiyet vermiş bir şekilde haberleri izlerken, gardiyanlarla çatışırken, açlık grevi yaparken düşünemiyorum...

Çoğu kızımın yaşında...

Anne olduğumda her kadın gibi mutlu olmuştum bende... Ama çocuğumu büyütürken hep utandım ondan...

Yıllar önce Hakkari de çöp toplayan çocukları gördüğümde, onlarla sohbet ederken duyduğum acıdan, Uğur Kaymaz 12 yaşında 13 kurşunla öldürüldüğünde annesinin çaresiz yüzünü görüp, elini tuttuğumda ben hep utandım...

Erdoğan, 'çocuk demeden, kadın demeden gereken yapılacaktır' derken, Diyarbakır da Abdullah ile Enes kurşuna dizildiğinde evladımdan utandım.

Bugün çocuklar cezaevinde ve ben artık çocuğumun yüzüne dahi bakamıyorum...

Hiçe sayılan çocuklarımız, yok sayılan çocuklarımız...

Erdoğan biz kadınlara 'En az üç çocuk doğurun' derken, bunları hesaplamış mıydı? Yoksa çocuklarımıza daha çok zulüm yapmak için mi söyledi bütün bunları?

Bugün 23 Nisan çocuk bayramı... Birçok çocuk okullarında, sokaklarda, aileleri ile şen şakrak bayramlarını kutlayacaklar... Benden de kutlu olsun bütün çocuklara... Acaba dört duvar arasındaki çocuklar ne yapacak bugün? Onlara istenen cezaları hesapladığımda kim bilir kaç bayram daha orada kalacaklar...

Her 23 Nisan'da gelenekselleşmiş bir durum. Cumhurbaşkanı, Başbakan koltuklarını o gün çocuklara devrederler ve çocukların taleplerini dinlerler... Acıları fazlası ile yaşamış olan bir Kürt çocuğu o koltuğa otursa kim bilir neler der? Onun anlattıkları Cumhurbaşkanını, Başbakanı utandırır mı? Hiç sanmıyorum, utanan biri bu çirkinliği çocuklara baştan yaşatmazdı... BM Çocuk Hakları Sözleşmesine imza atan Türkiye, Anayasaya ve hukuk devleti ilkesine aykırı bir şekilde, çocuk mahkemeleri yerine DGM ile eş durumda olan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde bu çocukları yargılamaktadır.

Hepsi gözaltına alınırken kötü muameleye maruz kalmışlar, bu çocuklar, slogan attıkları için ayrı, taş attıkları için ayrı cezalar alıyorlar. Bunları topladığınızda bir insan ömrünün yetmeyeceği seneler çıkıyor ortaya...

Tabi birde işin psikolojik boyutu var. Düşünsenize bir çocuğun okulundan, sınıfından arkadaşlarının, öğretmenlerinin gözü önünde, polisler tarafından gözaltına alındığını. Bu çocukların yaşadığı travmayı, utancı düşünemiyorum bile...

Bu çocuklar ki; 17 bin faili meçhul cinayetin yaşandığı bir coğrafyadan metropollere savrulmuş, varoşlarda yaşamaya, tutunmaya çalışan çocuklar. Yıllardır sürüp giden çatışma ortamında büyümeye çalışan yoksul ve yoksun çocuklar. Sorumlusu olmadıkları gerilim ve şiddetle iç içe geçmiş bir oyun ortamı içinde sosyalleştiklerini, polis panzerlerine taş atmalarının, herhangi bir gösteride en ön safta yerini almalarının, tutuklanmalarının ve haklarında istenen ağır cezaların da, bu oyunun bir parçası olduğunu görmezden gelemeyiz...

Pazartesi günü 'Çocuklara Adalet Girişimi' olarak arkadaşlarımla birlikte Adana ve Mersin'e gittik. Amacımız tutuklu çocukların aileleri ile dayanışmaktı... Orada tutuklu çocukların aileleri, şu an tutuksuz yargılanan çocuklar ve avukatlar ile görüştük... Gerek ailelerin verdiği, gerek avukatların verdiği, gerekse de çocukların verdiği bilgi utanç vericiydi...

Bugün bu çocukların soruşturmasını çocuk bürosu savcıları değil, özel yetkili savcılar yürütüyor. Çocukların ifadesinin bizzat çocuk bürosu savcılarının alması zorunluluğuna rağmen TMK kapsamındaki soruşturmalarda çocuğun ifadesini kolluk güçleri alıyor... Çocuğun ifadesinin alınması sırasında sosyal görevli bulundurma olanağı kullanılmıyor... Çocuğun ifadesinde de vekaleti olmaksızın sadece bir avukatın bulunmasına izin veriliyor. Oysa adli suçlarda vekaleti olmaksızın üç avukat bulunabiliyor.

Tutuksuz yargılanan çocuklarla görüştüğümde yaşadıkları şaşkınlık ve psikolojik sorunları net görülüyordu... En önemlisi devlete karşı en ufak bir güvenleri dahi yoktu...

Ne acıdır ki; ben bu satırları yazdığım sırada ajanslara haber düşüyor. 'DTP'nin düzenlediği basın açıklamasında polislere taş attıkları gerekçesiyle Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan çocuklardan A.N, M.ZY, M.E ve H.H.A, suç işlemek yoluyla örgüt üyesi olmak, örgüt propagandası yapmak, kamu malına zarar vermek, polise mukavemet etmek, gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek iddiasıyla 6 yıl 11 ay hapis cezasına çarpıtıldı.'
Çocuk haklarını ihlal eden TMK uygulaması bugünkü haliyle devam ettikçe yarın aynı mağduriyeti bizim çocuklarımızın yaşamayacağına kimse garanti veremez...

Bu durum böyle sürdüğü sürece ben çocuğum başta olmak üzere, tüm çocuklara karşı utanmaya devam edeceğim.

Esra Çiftçi

www.sendika.org :: Üreten Biziz Yöneten de Biz olacağız