Televizyonda popüler bir yerli dizi. Miskin, gayri ihtiyari göz ucuyla bakıyorum. Başroldeki erkek karakter evlenmeyi düşündüğü kadının gerçek yüzünü görmüş, onun başta sandığı gibi “iyi” değil de aslında “kötü” bir kadın olduğunu idrak ederek yıkılmış durumda.

Nice badireden sonra vardığı bu yargı doğrultusunda kadın karakteri azarlıyor ekranda. Dizinin dikkatimi çekmesinin sebebi, erkek karakterin ağzından dökülen sözlerin fena halde tanıdık gelmesi. Bir yerlerden biliyorum ben bu lafları. Belki de bir kitaptan... Nihayet dağılıyor sis. Bir koşu kütüphaneye gidip Peyami Safa külliyatını çekip çıkarıyorum raflardan. İşte aynen oradalar. İrkiliyorum. “Zevcemi ben yaratmak istiyordum... Kendi kendime icat ettiğim bir kukla ile oynamak istedim...” diyor Peyami Safa’nın model olarak sunduğu karakterler.

Zevcelerini, dilediklerince şekillendirebilecekleri hamur parçası gibi görmek isteyen erkeklerle dolu Türkiye. Her biri Peyami Safa’nın izinde. Merak ediyorum yerli dizilerimizin senaristleri Peyami Safa okuyarak mı hazırlanıyorlar işlerine acaba? Yoksa çocukluklarında, gençliklerinde okudukları romanlar, hikayeler onlar bilincinde olmadan belki de sızıyor mu hayal güçlerine? Belki de farkında bile değiller Peyami Safa cümleleriyle konuştuklarının ve konuşturduklarının...

Bir Tereddütün Romanı’nda Peyami Safa’nın elinden ve zihninden çıkma karakterler, toplumumuzda pek de sorgulamadan paylaşılan bir ikilemi, hepimizin içine işlemiş iki hayali kadın tiplemesini açıkça ortaya koyar: İyi kadınlar ve mel’un karılar. Nedense erkekleri değil ama kadınları sürekli iki kategoriye ayırır televizyon dizileri, filmler, romanlar, gazeteler ve gündelik yaşamda bombardıman halinde üzerimize yağan bütün kültürel dayatmalar. Bu ikicil öğreti hem kız çocuklarımıza (örnek alsınlar diye) hem de erkek çocuklarımıza (hata yapmasınlar diye) öğretilir küçük yaştan itibaren. Velhasıl kız çocuklara ileride iyi kadın olmaları, erkek çocuklara da ileride mel’un karılardan uzak durmaları nasihat edilir.

Peki ama kimdir bu “mel’un karılar”? Nerede bulunur, nasıl yaşarlar? Yazar mı alınlarında, tavırlarında, nüfus cüzdanlarında?.. Kim kondurur onlara bu sıfatları, kim karar verir hangi kadının hangi kategoriye ait olduğuna? Peyami Safa’nın edebiyatı erkek okura göre yazılmış uyarılarla örülüdür baştan aşağıya. İyi kadınlar, tanımları gereği etraflarındaki insanları mutlu eden, yuva kuran, her şeyden evvel ana olan, topluma faydalı varlıklardır. Mel’un karılar ise... Hiç sormayın daha iyi.

“Yeni kadınların çoğu ana olmayı zarafete mugayir bir şey sayıyorlar ve çocuk viyaklamasından nefret ediyorlar. Sen de onlardan değil misin? Fakat bu nihayetsiz bedbinliğin nereden geliyor? Kadının ebediyeti zekasında değil, rahmindedir. Yeni kadın yaratıcılığının merkezini şaşırmıştır. Ben sana derim ki senin saadetin idealin her şeyin karnındadır...” diye paylar yazar mel’un karıları. Tereddüt, iki ayrı şey arasından seçim yapamamaktan doğar.

Tereddüdün kadınlara yakışmadığına inanır Peyami Safa. Tereddüt edecek bir şey yoktur ne de olsa. Mesela Biz İnsanlar’da Vedia tiplemesi evlenmeden önce bir tereddüt döneminden geçer. Zira evlenince koca eline bakacak, bağımsızlığını kaybedecektir. Ama kısa sürer tereddütü, çabuk kabullenir toplumun (ve yazarın) kendisine sunduğu ev hanımlığı-iyi eş-analık rolünü.

Ebediyetimizi zekamızda arayan, kalemimizle var olmaya çalışan biz kadın yazarların işi zor bu toplumda.

İyi Kadınlar-Mel'un Karılar ve Bir de Hakikatler*-*Nedir

Sizinde bir Peyami Safa hayranınız mı var yoksa??