Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 Toplam: 8

Hegel metinleri için almanca-türkçe sözlük

Bilim ve Astronomi Kategorisi Felsefe Forum'u Forumunda Hegel metinleri için almanca-türkçe sözlük Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba abarbeiten eyl. bitip tüken*mek, yıpratmak Abbrechung (f) a. kopar*ma, kopma; durdur*ma, kesme, kesinti (cessation, discontinuance) Abbruch (m) a. zarar; ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Hegel metinleri için almanca-türkçe sözlük

    Merhaba



    abarbeiten eyl. bitip tüken*mek, yıpratmak
    Abbrechung (f) a. kopar*ma, kopma; durdur*ma, kesme, kesinti (cessation, discontinuance)
    Abbruch (m) a. zarar; ko*puk*luk; yıkım (demoliti*on; damage, injury, loss)
    Abend a. akşam
    abendländische sft. batı
    aber bğl. ama
    Aberglaube (m) a. boş*inanç (superstition)
    aberhunderte sft. yüz*lerce
    abermals blt. bir kez daha
    abertausendmal blt. tau*send- und aber*tau*send*mal: binlerce kez
    Abgabe (f) a. vergi; boşalt*ma (delivery; posting; tax, duty)
    abgehen eyl. ayrılmak, ter*ketmek
    abgelegen sft. uzak
    abgesehen —von blt. —e bakmaksızın; göz önü*ne almaksızın, bir yana bırakarak; (without regard to)
    abgöttischen putperest
    Abgrund (m) a. uçurum; (pit, gulf, chasm, abyss)
    abhalten eyl. önlemek, engellemek
    abhandeln eyl.görüşmek, ele almak, tartışmak, irdelemek
    Abhandlung (f) a. in*ce*leme; deneme; tar*tışma; (treatise, essay)
    abhängen a. von: eyl. ba*ğımlı olmak (depend on, be dependent on)
    abhängen eyl. asmak, —von: —e bağımlı olmak
    abhängig sft. bağımlı
    Abhängigkeit (f) a. bağım*lılık (dependency, dependence)
    abhauen eyl.kesmek, kop*mak
    abhelfen eyl. iyileştirmek, çözüm bulmak, gider*mek
    Abhilfe (f) a. çare; (remedy, redress)
    abkommen eyl. uzak*laş*mak; bir yana bırak*mak
    ablassen eyl. boşaltmak; indirmek, düşürmek, indirgemek
    ablegen eyl. ortaya koy*mak
    ableiten eyl. türetmek, çıkarsamak; sapmak, uzaklaşmak
    Ableitung (f) a. türev, tü*retme, çıkarsama (de**ri***vation; deduction)
    ablöst eyl. ayırmak, kopar*mak
    abmahcen eyl. uzaklaş*tırmak; sonlandırmak
    abnehmen eyl. uzaklaştır*mak; azaltmak (remo*ve, take off; decrease, diminish);
    Abnehmen (n): im A. sein: azalmada olmak
    Abrede (f) a. yadsıma, denial; in A. stellen; yadsımak
    abreiben eyl. soymak
    Abschied (m) a. ayrılma; nehmen von A. ayrılmak
    abschmecken eyl. tatmak
    abschneiden eyl. kesmek; kesip atmak
    abschrecken eyl. korkut*mak
    abschreckend sft. caydı*rıcı
    Abschreckung (f) a. kor*kut*ma, caydırma
    absehen eyl. gözardı et*mek; — von: bakıl*mak*sızın
    Absicht (f) a. niyet, amaç, hedef (intention, purpose, design, objective, motive, intent; end, aim)
    absolut sft. saltık; absolute, unconditional
    absolvieren eyl. bağışla*mak
    absondern eyl. ayırmak, yalıtmak, uzak*laş*tır*mak, kaldırmak
    abspiegeln eyl. yansıtmak
    absprechen eyl. yoksun bırakmak, yadsımak, kabul etmemek
    abstammen eyl. türemek, den gelmek, doğmak
    Abstammung (f) a. soy, ata, kök, köken; (descent, parentage)
    Abstand (m) a. uzaklık; (distance (away); distance (apart), interval, gap, space)
    absteigen eyl. inmek
    abstoßen eyl. itmek
    abstrahieren eyl. soyutla*mak
    abstrahierend sft. soyutla*yıcı, soyutlayan
    abstrakt sft. soyut
    Abstrakta a. soyutlamalar
    abstrakteste [n] sft. en soyut
    Abstraktion (f) a. soyutla*ma
    Abstraktum (n) a. soyut [kendilik]
    abstreifen eyl. soymak
    abstumpfen eyl. yüksüz*leş**tirmek; kesmek, bu*da*mak
    absurd sft. saçma
    Abteilung (f) a. bölüm, bölümleniş, sınıflan*dırma (division; separation; classification; part, portion, section)
    Abtrennung (f) a. ayırma (seperation, removal, detachment)
    abtun eyl. bir yana atmak; sonlandırmak, bitir*mek (take off, put off; abolish, get rid of)
    abwechselnd blt. değişti*rerek, almaşık olarak, sırayla
    Abwechslung (f) a. deği*şiklik, türlülük; (variety, diversity, change)
    abwechslungsweise blt. sırayla, almaşık olarak
    abweichen eyl. sapmak, uzaksaşmak, ayrılmak
    Abwesenheit (f) a. yok*luk, bulunmama (absence; non-appearance)
    abziehen eyl. çekmek, yol*mak, soymak, yüzmek
    achten eyl. bakmak, gör*mek, saymak
    adäquat sft. yeterli
    Addieren a. toplama
    Adjektive (n) a. sıfat
    Advokaten (m) a. avukat
    Advokatenbeweis a. avu*kat-tanıtı
    Affe (m) [n] a. maymun
    Affirmation (f) a. olum*lama; doğrulama (affirmation)
    affirmativ sft. olumlu
    affizieren eyl. etkilemek
    Aggregat (n) a. toplak
    Aggregatzuständ (m) a. toplak durumu
    ahnen eyl. sezinlemek; ahnen lassen: önceden duyumsamak
    Ahnung (f) a. kuşku; ön*sezi; (misgiving, presentiment, forewarning; idea, notion, suspicion, inkling)
    Akosmismus a. Evren*siz*lik, evren yokluğu
    Akt (m) a. edim; iş
    Aktion (f) a. eylem
    aktiv sft. etkin
    Aktivität (f) a. etkinlik
    Aktuosität a. erke
    Akzent (m) a. vurgu
    Akzidentalität (f) a. ili*nek*sellik
    Akzidentelles a. ilineksel
    Akzidenzen (n) a. ilinek
    albern sft. aptalca, bu*dalaca, saçma
    algebraischen sft. cebirsel
    all sft. tüm
    allbekannten sft. genel olarak bilinen
    allbelebende sft. herşeyi dirimli kılan
    allein sft. yalnızca, ancak, salt
    allemal blt. her zaman
    allenthalben blt. her yer*de, her yanda, her ba*kım*dan
    allerärmste sft. en yoksul
    allerdings blt. hiç kuşku*suz
    allerdürftigste sft. en yok*sun
    Allererstes a. en ilk
    allerhand sft. her tür
    allerrealste (n) sft. en ol*gusal
    Allerrealste a. en olgusal olan
    allgemein sft. evrensel, genel
    allgemeinen blt. genel olarak
    Allgemeinheit (f) a. evren*sellik; genellik; (universality, generality; general public, public or people at large)
    allgemeinsten sft. en ge*nel, en evrensel
    Allheit a. tümlük
    allmächtig sft. herşeye gücü yeter
    Allmähliche a. herşeye-gücü-yeter
    allseitige sft. çok yanlı, kapsamlı, her bakım*dan
    allweise sft. en bilge; all wissend: herşeyi bilen
    Allzuscharf a. çok keskin
    als ilg. iken, gibi
    alsbald blt. hemen
    alsdann blt. sonra, bunun üzerine, bundan başka
    also blt. öyleyse
    alt sft. eski
    Altar (m) a. altar, sunu taşı, sunak
    Alter (n) a. yaş; yaşlılık; çağ
    alters blt. von alters her: çağlar boyu, eskiden beri;
    althebräischen sft. eski ibrani
    altklug sft. (A.heit): büyü*müşte küçülmüş(lük), erken gelişmiş(lik); nazik (precocious)
    Ammonshörner (n) a. ammonit
    amor (Lat.) a. sevgi
    Analogie (f) a. andırım
    Analyse (f) a. çözümleme
    analysieren eyl. çözüm*lemek
    Analysis (f) a. çözümleme
    analytisch sft. çözümsel
    Anarchie (f) a. anarşi
    Anatomie (f) a. anatomi
    anbeten eyl. tapınmak
    anbetrifft eyl. ilgilen*dir*mek
    Anblick (m) a. bakış, gö*rüş; görünüş (view, sight; look, appearance; aspect)
    ander sft. başka
    andererseits bğl. öte yan*dan
    andern eyl. değiştirmek
    andernteils bğl. öte yan*dan
    anders a. başka türlü
    Anderssein a. başkalık
    anderswo blt. başka yerde
    anderwärts blt. başka yer*de
    anderweitig blt. dahası; başka türlü; başka yer*de
    andeuten eyl. imlemek
    aneignen eyl. benimse*mek, kabul etmek; ken*di*nin edinmek
    aneinander blt. birbiri ile, birbiri üzerine
    aneinanderreihen eyl. yan**yana, biraraya dizil*mek
    anerkannt sft. tanınan, kabul edilen
    anerkanntermaße bğl. kabul edildiği gibi
    anerkennen eyl. tanımak, kabul etmek
    anerkennenswert sft. öv*gü*ye değer
    Anerkenntnis (f) a. tanı*ma, kabul etme (ack*nowledgement; recognizance)
    Anerkennung (f) a. tanı*ma, kabul etme, onay*lama (acknowled*ge*ment; recognition; approval, approbation)
    Anfang (m) a. başlangıç, açılış; (start, beginning, commencement, outset; inception, openenig, introduction)
    anfangen eyl. başlamak
    anfänglich sft. kökensel, ilk, başlayan
    anfangs blt. başlangıçta
    Anfangsgründen a. baş*langıç zeminleri
    Anfangspunkte a. baş*langıç noktası
    Anfeindung (f) a. zulüm; düşmanlık; (pre*se*cu*tion; enmity, hostility)
    anführen eyl. alıntılamak, aktarmak, söz etmek, değinmek; ortaya sür*mek
    Anführung (f) a. önder*lik; alıntı; (lead, leadership; quotation, citation)
    Angabe (f) a. belirtme; bildirim; yönerge; (indication; declaration; statement, assertion; pl. instructions, direction)
    angeben eyl. belirtmek, vermek, ileri sürmek; indicate, state, fix, appoint; give, declare
    angeblich ilg. sözde
    angeborene blt. doğuştan
    angehen eyl. ilgilendirmek, bağlantılı olmak
    angehören eyl. ait olmak
    angehörig sft. —e ait
    Angelegenheit (f) a. kay*gı, iş, sorun (concern, matter, affair, business)
    angemessen sft. uygun, yeterli
    angemessenste sft. en uy*gun, en yeterli
    Angesicht (n) a. yüz, çeh*re; (face; countenance)
    angestammt sft. doğuş*tan, kalıtsal
    angreifen eyl. yakalamak; kavramak; saldırmak
    Angrif (m) a. saldırı, atak
    Angst (f) a. endişe
    anhalten eyl. durdurmak; engellemek; zorlamak
    animalisch sft. hayvansal
    ankleben eyl. yapışmak, sarılmak
    anknüpfen eyl. bağlamak (tie, fasten); başlamak (initiate, start)
    ankommen eyl. varmak; (arrive)
    ankündigen eyl. bil*dir*mek, açığa çıkarmak, ele vermek
    Anlage (f) a. yatkınlık, yetenek
    Anlauf (m) a. kalkış; baş*layış; (take-off, run (up), approach run; (fig) start)
    anlegen eyl. (kıyıya) in*mek, dönmek
    anmaßen eyl. gaspetmek; sich zu viel anmaßen: ileri gitmek
    Anmerkung (f) a. not; (note, annotation; observation, remark)
    Annäherung (f) a. yak*laşım, yaklaşma
    Annahme (f) a. kabul et*me, varsayma, sayıltı; (ac*cep*tance; adoption; sup*position, assumption, hypothesis)
    annehmen eyl. kabul et*mek, benimsemek; var**saymak (accept; take; assume, adopt, undertake)
    anordnen eyl. buyurmak (order, command, decree, direct)
    anpassen eyl. uy(dur)*mak; uyarlamak (fit on; fit, adapt, adjust, accomo*date, suit; conform)
    anschauen eyl. sezmek; bakmak, seyretmek, görmek (look at, view, regard, contemplate)
    Anschauung (f) a. sezgi (intuition, visual perception; mode of wieving, way of looking or seeing; idea, conception, notion, op*in*ion, (point of) view, outlook)
    Anschein (m) a. görünüş; benzerlik; (appearance, look, semblance; likelihood)
    anschlagen eyl. vurmak; değerlendirmek
    anschließen eyl. bağla*mak; eklemek, katmak
    ansehen eyl. bakmak, görmek (look at; see, detect, notice)
    Ansehung (f) blt. in — (Gen.): açısından (con****si**dering, in consideration—or—view of, with respect to, having regard to)
    Ansich a. ‘kendinde’
    ansichseiende sft. ken*dinde varolan
    Ansichsein a. kendinde-varlık, kendinde-olma, kendindelik
    Ansicht (f) a. bakış (açısı), görüş
    Anspruch (m) a. hak, is*tem
    Anstand (m) a. incelik; gecikme; duraksama; A. nehmen: durak*sa*mak
    anstatt ilg. yerine
    anstellen eyl. koymak; kullanmak; girişmek, yürütmek
    anstemmen eyl. bas*tır*mak, itmek (push, press)
    Anstoß (m) a. vuruş, dür*tü; engel; Anstoß neh*men an: gücen*mek, içerlemek
    anstößig sft. itici, uygun*suz
    Anstrengung (f) a. çaba
    Anthropologie a. Insan*bilim
    Anthropopathism a. insan duygularını tanrıya ya da dışsal nesnelere yüklemek
    antike a. antik
    Antinomie a. çatışkı
    Antithese (f) a. karşı*sav
    Antizipation a. önceleme, önceden düşünme vb. (anticipation)
    antizipieren eyl. önceden kabul etmek, ön*gör*mek, öncelemek
    antreffen eyl. karşılaşmak, raslamak
    antun eyl. üstüne koymak, vermek
    Antwort (f) a. yanıt
    antworten eyl. yanıtlamak
    An-und-für-sich a. ken*dinde-ve-kendi-için
    anvertrauen eyl. emanet etmek, teslim etmek, bırakmak
    anweisen eyl. yöneltmek, yönlendirmek; a. auf sein: bağımlı olmak; ihm etwas a. ona birşey saptamak, belirlemek
    Anweisung (f) a. yönerge, buyruk
    anwenden eyl. uygu*la*mak, kullanmak
    Anwendung (f) a. uygu*lama
    Anwesenheit (f) a. bu*lunuş
    Anzahl (f) a. miktar
    anziehen sft. çekici
    apagogische blt. tanıtlı, zorunlu
    Apparat (m) a. aygıt
    appellieren eyl. başvur*mak
    Apperzeption (f) a. tam*a*lgı
    Arbeit (f) a. emek, iş; gö*rev
    arbeiten eyl. çalışmak
    arg sft. kötü
    Argumentation (f) a. us*lam*lama
    arm sft. yoksul; Arm: a. kol
    Armut (f) a. yoksulluk
    Art (f) (en) a. tür; kip; yol; tip;
    assertorische blt. öne*sürümlü
    Assimilation (f) a. ben*zeşme, özümseme
    assimilieren eyl. benzeş*tirmek, özümsemek
    Astronom (n) a. gök*bi*lim*ci
    ataraksia Stoacı sıkın*tısızlık, dertsizlik
    Atheismus (m) a. tanrı*tanı*mazcılık
    atmen eyl. soluk almak
    Atmosphäre (f) a. atmos*fer
    Atom (n) a. atom
    Atomistik a. atomcu
    atomistische blt. atomistik
    Attraktion (f) a. çekim
    Attraktivkraft a. çekme kuvveti
    auch bğl. ayrıca
    aufbewahren eyl. sak*lamak, tutmak
    aufblähen büyüklenmek, şişinmek
    aufeinander birbiri ile
    Aufeinanderfolge (f) a. ardışıklık, birbiri ardı*nalık
    Aufenthalt (m) a. kalış (yeri)
    auffallen eyl. dikkat çek*mek, göze batmak, şa*şırtmak
    auffallend dikkat çekici
    auffassen eyl. ayrımsamak
    Auffassung (f) a. ayrım*sama; görüş, yo*rum
    Auffassungsweis (f) a. anlayış yolu
    auffinden eyl. bulmak, ortaya çıkarmak
    Auffindung (f) a. bulma, buluş
    auffordern eyl. istemek, çağırmak
    Aufforderung (f) a. is*tem; çağrı
    aufführen sft. söz etmek, değinmek; sunmak; saymak, sıralamak
    Aufgabe (f) a. görev
    Aufgang (m) a. Doğu
    aufgeben eyl. (görev ola*rak) vermek; vaz*geç*mek, terketmek
    aufgehen eyl. doğmak; ortaya çıkmak; açıl*mak
    aufgreifen eyl. toplamak, toparlamak; yaka*la*mak; benimsemek
    aufhäufen eyl. yığmak
    aufheben eyl. ortadan kaldırmak; yok etmek; saklamak (1. lift or raise (up); 2. pick or take up; 3. keep, save (für, for); 4. terminate, cancel; break up
    Aufhebung (f) a. ortadan kaldırma (termination, suspension, cancellation; supression, annulment; nullification, invalidation; lifting; neut*ralisation)
    aufhören eyl. sona ermek
    Aufklärung (f) a. Aydın*lanma
    auflesen eyl. toplamak
    auflösen eyl. çözmek
    Auflösung (f) a. çözüm
    aufmerken eyl. dikkatle dinlemek, dikkatini toplamak
    aufmerksam sft. dikkatli; aufmerksam machen dikkat çekmek
    Aufmerksamkeit (f) a. dikkat
    Aufnahme (f) a. kabul etme, benimseme
    aufnehmen eyl. almak, to*parlamak, kabul et*mek
    aufopfern eyl. adamak, özveride bulunmak
    Aufopferung (f) a. ada*ma, özveri
    Aufpropfen sokuşturma; aupropfen eyl. so*kuş*tur*mak, uymayan bir*şeyi katmak
    aufsteigen eyl. yükselmek, tırmanmak
    aufstellen eyl. kurmak, oluşturmak; ortaya sürmek, sunmak; sap*tamak
    Aufstellung (f) a. kurma, oluşturma; saptama, ortaya sürme
    aufsuchen eyl. araştırmak
    auftreten eyl. ortaya çık*mak, görünmek, ken*dini göstermek
    Aufwand (m) a. harcama; paha; lüks
    aufwerfen eyl. atmak, fırlatmak; (eğr) (kuş*ku vb.) yaratmak, getir*mek, ortaya koymak
    aufzählen eyl. saymak; sıralamak
    Aufzählung (f) a. sıra*lama, sayma
    aufzehren yemek
    aufzeigen eyl. göstermek, sergilemek
    Auge (n) a. göz
    Augenblick (m) a. an, kıpı
    Augenmerk (n) a. dikkat
    ausbilden eyl. gelişmek, şekillenmek, eğitmek
    Ausbildung (f) a. gelişim, eğitim
    Ausbildungsstuffen a. gelişim basamakları
    Ausbreitung (f) a. yayıl*ma, genişleme, genleş*me
    Ausdehnung (f) a. uzam, kaplam; genişletme
    Ausdruck (m) a. anlatım
    ausdrucksvoll blt. belirgin olarak, anlamlı olarak
    Ausdrucksweise (f) a. an*la*tım kipi
    ausdrücken eyl. basmak (press, sequeeze out); anlatmak (express); anlatılmak (be expres*sed)
    ausdrücken eyl. bas*tır*mak; anlatmak
    ausdrücklich sft. açık, belirgin, belirtik, kesin
    ausdrücklichste sft. en açık, en belirgin, en kesin
    auseinander blt. birbiri dışında, ayrı; [abge*sondert, getrennt (vom, von anderen); einer (eines) weg vom andern; weg voneinander]
    ausführen eyl. yerine getir*mek, yaşama geçir*mek; (bir düşünceyi) izle*mek, geliştirmek (carry out, execute)
    ausführlich sft. ayrıntılı, kapsamlı
    Ausführlichkeit (f) a. tamlık
    Ausführung (f) a. yerine getirme
    Ausgabe (f) a. verme; dağıtma; yayım
    Ausgang (m) a. çıkış; baş*langıç
    Ausgangspunkt (m) a. başlangıç noktası
    ausgeben eyl. vermek, dağıtmak; ortaya sür*mek, bildirmek
    ausgehen eyl. başlamak; dışarı çıkmak
    ausgemacht sft. tamam*lanmış, bitmiş
    ausgezeichnet sft. çok üstün, birinci sınıf
    Auskunft (f) a. bilgi, bili*nenler
    auslangen eyl. yeterli ol*mak
    Auslegung (f) a. açım*lama, açıklama, yorum
    ausmachen eyl. oluş*tur*mak, yapmak
    ausputzen eyl. süslemek; bir düzene koymak; temizlemek
    Ausrede (f) a. gerekçe, özür, bahane
    ausreden eyl. özür bul*mak; işin içinden sıy*rılmak
    ausreichen eyl. yeterli ol*mak (suffice, be enough)
    ausreißen eyl. çekip çıkar*mak; çekiştirmek
    Aussage (f) a. bildirim
    aussagen eyl. bildirmek, anlatmak, ortaya sür*mek (state, express, declare)
    ausschiffen eyl. boşalt*mak, yanaşmak, kara*ya çıkmak; (yelken) aç*mak
    ausschlagen eyl. red*det*mek, geri çevirmek
    ausschließen eyl. dışlamak
    Ausschließung (f) a. dışla*yış, dışlama
    Ausschluß (m) a. dışlama
    ausschlüge ausschlagen
    aussehen eyl. görünmek
    Außen (f) a. dış, dışsal
    außenher ilg. dışardan
    Außenseite (f) a. dış yan
    Außer (n) a. dış
    außer ilg. dışarda(n)
    außerdem blt. bundan başka, bunun dışında, ek olarak
    Außereinander a. bir*birine dışsallık, birbiri dışındalık
    außereinander blt. birbiri dışında
    außerhalb ilg. ve blt. dışın*da, dışına, dışı
    außerlich sft. dışsal; blt. dışsal olarak, yüzeysel olarak
    Außerlichkeit (f) a. dışsal*lık, yüzeysellik
    Außersichkommen a. ken*di dışına çıkma
    Außersichseiend a. kendi dışında varolan
    Außersichseins a. kendi dışında olma
    Aussicht (f) a. bakış açısı
    ausspinnen eyl. evirip çevir*mek; geliştirmek, işle*mek
    Aussprechen a. bildirme
    aussprechen eyl. bil*dir*mek, söylemek, anlat*mak
    Ausspruch (f) a. bildirim
    ausspüren eyl. izini sür**mek
    ausstatten eyl. donatmak, vermek, sağlamak (furnish, provide)
    ausüben eyl. [ausgeübt] uygulamak, yürütmek, yerine getirmek
    Ausweg (m) a. çıkış yolu
    auswendig sft. dış, dışsal (outer, outside, out); ezbere (by heart)
    ausziehen eyl. çıkarmak, yolmak, soymak (pull out, draw out; extract, remove)
    Autor (m) a. yazar
    Autorität (f) a. yetke, otorite
    Axiom (n) a. belit

    İDEA YAYINEVİ 2000
    HEGEL METNLER N

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba


    Bahn (f) a. yol, yörünge
    bald blt. çok geçmeden, hemen, kısa bir sürede
    Band (n) a. bağ; cilt
    Barbar (m) a. barbar
    Barbarei (f) a. barbarlık
    Barometer (n) a. ba*ro*metre
    Basis (f) a. baz
    Bauer (n) a. çifçi, köylü
    Baum (m) a. ağaç
    beabsichtigen eyl. amaç*lamak, niyet*le*mek
    beachten eyl. dikkat et*mek, gözetmek
    Beamter (m) a. memur
    beantworten eyl. yanıt*lamak
    Beantwortung (f) a. ya*nıt, yanıtlama
    bedecken eyl. örtmek; eş*lik etmek
    bedenken eyl. düşünmek, ölçüp biçmek, tart*mak, irdelemek
    bedeuten eyl. imlemek, anlatmak
    bedeutend sft. imlemli, anlamlı
    Bedeutung (f) a. imlem, anlam
    bedeutungslos sft. im*lemsiz, anlamsız
    bedienen eyl. kullanmak, yararlanmak; hizmet etmek
    bedingen eyl. koşullandır*mak
    bedingt sft. koşullu
    Bedingtheit (f) a. koşullu*luk
    Bedingtsein a. koşul*lan*mışlık, koşulluluk
    Bedingung (f) a. koşul
    bedürfen eyl. gereksinmek
    Bedürfnis (n) a. gerek*si*nim
    bedürftig sft. yoksun, yok*sul
    befangen sft. önyargılı; yakalanmış, takılmış
    befassen eyl. tutmak; uğ*raş*ta olmak
    Befehl (n) a. buyruk
    befinden (şöyle ya da böyle) eyl. bulmak, gör**mek, saymak
    befindlich sft. bulunabilir, var; b. sein: olmak
    befolgen eyl. uymak, bo*yun eğmek, izlemek
    befördern eyl. ilerletmek (geliştirmek); taşımak
    befreien eyl. kurtarma, özgürleştirme
    befreien eyl. özgürleştir*mek, kurtarmak
    befreites blt. özgürce
    befreien eyl. özgür*leş*tir*mek, kurtarmak
    Befreiung (f) a. özgürleş*tirme, kurtarma
    befriedigen eyl. doyum sağlamak, doyurmak, hoşnut etmek
    befriedigend sft. doyum verici, doyurucu
    Befriedigung (f) a. do*yum
    Befugnis (f) a. yetki
    befürworten eyl. destek*lemek, savunmak
    begeben eyl. bırakmak, vazgeçmek
    Begebenheit (f) a. olay
    begegnen eyl. karşılamak, karşılaşmak
    begehen eyl. (bir suç, yanlış vb.) işlemek, içi*ne düşmek
    begehren eyl. istemek
    begeisten eyl. diriltmek
    Begeistung a. dirilik
    Begierde (f) a. istek
    Beginn (m) a. başlangıç
    Beginnen (n) a. başlama, başlangıç
    beginnen eyl. başlamak
    Beglaubigung (f) a. doğ*rulama
    begleiten eyl. eşlik etmek
    begnügen eyl. doyum bul*mak, yetinmek
    begraben eyl. gömmek
    begreifen eyl. kavramak; kapsamak
    begreiflicher sft. kavrana*bilir
    begrenzen eyl. sınırlamak
    begrenzend blt. sınırlayan
    begrenzt sft. sınırlı
    begrenzte sft. sınırlı
    Begrenztsein a. sınırlılık, sınırlanmışlık
    Begriff (m) a. kavram
    begriffen eyl. kavramak
    begrifflose sft. kavramsız
    begriffsmäßige blt. kav*rama uygun (olarak)
    Begriffsmoment a. kav*ram kıpısı
    Begriffswidrige a. kavrama aykırı
    begründen eyl. kurmak; temellendirmek
    Begründer (m) a. kurucu
    begründet (sft.—‘be*grün**den’*den) temelli, temellendirilmiş
    Begründung (f) a. temel*len*dirme, (sözel ola*rak) zemin verme
    behaftet sft. yüklü
    behalten eyl. tutmak; (de*yim) im Augen b.: göz önünde tutmak
    Behälter (m) a. taşıyıcı, kap
    behandeln eyl. ele almak, irdelemek, uğraşmak
    Behandlung (f) a. irde*leme; ele alma
    beharren eyl. kalmak, sür*mek
    behaupten eyl. ileri sür*mek, öne sürmek
    Behauptung (f) a. öne*sürüm
    beherrschendes sft. ege*men; beherschen: ege*men olmak, yönet*mek, denetlemek
    Behuf a. amaç; zum B.: blt. amacıyla
    bei ilg. üzerinde; duru*munda
    beibehalten eyl. (behal*ten ... bei ) sürdürmek, sürmek, kalmak
    beibringen eyl. getirmek, ortaya koymak
    beide sft. ikisi de, her ikisi
    Beilage (f) a. ek, ekleme
    beiläufig sft. raslantısal
    beilegen eyl. eklemek, katmak, yüklemek
    Beilegung (f) a. ekleme
    beim bei dem
    beimischen eyl. karışmak
    Beimischung (f) a. karı*şım
    beiseite blt. bir yana
    Beisichsein a. kendinde olma, kendindelik
    Beispiel (n) a. örnek
    beispielsweise blt. örnek olarak; örneğin
    beistimmen eyl. onay*la*mak
    bejahender sft. olumla*yıcı, olumlu
    bekämpfen eyl. döğüş*mek, savaşmak, kavga etmek,
    Bekämpfung (f) a. kavga, döğüş
    bekannt sft. tanıdık, ta*nışık, bilinen
    bekanntlich blt. bilindiği gibi
    Bekanntschaft (f) a. tanı*şık*lık
    bekanntzumachen eyl. tanışık kılmak
    bekehren eyl. (bir inanca vb.) dönmek
    bekennt eyl. ele vermek, açığa vurmak
    bekommen eyl. kazan*mak, elde etmek;
    belächeln eyl. (acıyarak) gülümsemek, gülmek
    belassen eyl. bırakmak, tutmak
    belebend sft. yaşam verici, diritlitici
    belehren eyl. öğretmek
    beleuchten eyl. aydın*latmak; üzerine ışık düşürmek
    Belieben (n) a. seçme, istek, dilek (deyim) nach B.: dilendiği denli
    belieben eyl. istemek, dile*mek
    beliebig sft. keyfi, isteğe bağlı
    Beliebigkeit (f) a. keyfilik, başına buyrukluk
    beliebt sft. sevilen, po*püler (yaygın); bkz. belieben
    bemächtigen eyl. yaka*lamak, ele geçirmek
    bemerken eyl. ayrım*sa*mak; gözlemek, dikkat et*mek; belirtmek, de*ğin*mek
    bemerkenswert sft. dik*kate değer
    bemerklich sft. dikkati çeker; dikkate değer, göze çarpar
    Bemerkung (f) a. not, gözlem, nokta
    bemühen eyl. rahatsız et*mek, sıkıntıya sok*mak; çabalamak, çalış*mak
    Bemühung (f) a. çaba
    Benehmen (n) a. dav*ranış, tutum; anlaşma
    benehmen eyl. davran*mak; uzaklaştırmak, çekip almak, yoksun bırakmak
    beneiden eyl. imrenmek, kıskanmak, çeke*me*mek
    Benennung a. adlan*dır*ma, belirtme
    beobachten eyl. gözlemek
    Beobachtung (f) a. göz*lem
    bequem sft. rahat, rahat*latıcı, kolay, uygun
    Bequemlichkeit (f) a. uygunluk
    berauben eyl. yoksun bı*rak*mak
    berechnen eyl. hesap*lamak, değerlemek
    berechtigen eyl. aklamak (sft) yetkili, yetkin
    Berechtigung (f) a. doğ*rulama, haklı çıkarma,
    Bereich (m) a. alan, bölge
    bereichern eyl. var*sıl*laş*tırmak
    bereits blt. daha şimdiden, önceden
    bereitwillig sft. istekli, hazır; blt. kolayca, he*men, isteyerek, durak*samadan
    Berg (m) a. dağ
    Bericht (m) a. bildiri, rapor, yazanak
    Beruf (m) a. uğraş, görev
    berufen eyl. dayanmak, başvurmak
    Berufung (f) a. uğraş, görev; (gegen, auf) başvuru
    beruhen eyl. kurulmak, dayanmak; (deyim) etwas auf sich b. lassen: olduğu gibi bırakmak, daha öte götürmemek
    beruhigen eyl. dingin*leş*tirmek, rahatlatmak, yatıştırmak
    Beruhigung (f) a. yatış*tırma, dinginleştirme
    berühmt sft. ünlü
    berühren eyl. dokunmak, değinmek
    beschaffen eyl. sağlamak; b. sein: ... durumda, yapıda olmak;
    Beschaffenheit (f) a. do*ğa, yapı, oluşum
    beschäftigen eyl. uğraş*mak, ilgilenmek
    Beschäftigung (f) a. uğ*raş; ilgilenme
    Beschauung (f) a. göz*den geçirme, gözlem, inceleme
    Bescheidenheit (f) a. al*çak*gönüllülük; ılım*lılık, ölçülülük
    beschließen eyl. kapamak, sonlandırmak, bitir*mek; kararlaştırmak
    beschließen eyl. kapan*mak, sonlanmak; kapa*mak; in sich b.: kapsa*mak
    beschränken eyl. sınır*lamak
    beschränkt sft. sınırlı
    Beschränktheit (f) a. sı*nır*lılık
    Beschränkung (f) a. sınır*lama
    beschreiben eyl. betim*lemek, açıklamak
    Beschreibung (f) a. be*tim*leme, açıklama
    beschrieben eyl. yazmak, betimlemek
    beschuldigen eyl. suç*lamak
    Beschwernis (f) a. güç*lük; yakınma
    besehen eyl. bakmak, yoklamak
    beseitigen eyl. bir yana atmak, uzaklaştırmak
    Beseligung (f) a. mut*luluk
    besiegen eyl. yenmek
    Besitz (m) a. iyelik
    besitzen eyl. iye olmak
    besonder sft. tikel, özel
    besonderen eyl. tikelleş*tir*mek (Not: bu sözcü*ğün bu yolda kul*la*nımı Hegel’e özgü: Ans. MB, § 163, Ek 1’de: Beson*de*rende (Spe*zifizie*ren*de)
    Besonderheit (f) a. tikellik
    besonders blt. özellikle
    Besonderung a. tikel*leş*me
    besprechen eyl. tartışmak, sözünü etmek, üze*rine konuşmak
    besser sft. daha iyi
    Bestand (m) a. kalıcılık, süreklilik
    beständig blt. sürekli ola*rak, biteviye
    Bestandstücke (m) a. bileşen, parça
    Bestandteil (m) a. parça, bileşen
    bestätigen eyl. doğru*lamak
    Bestätigung (f) a. doğru*lama, onay
    Bestehen (n) a. kalıcılık, kalış; kalıcı olan; bkz. bestehen
    bestehen eyl. b. aus: den oluşmak; dayanmak, kat*lanmak; kalmak, sür*mek
    Bestehende a. kalıcı olan
    bestehlen eyl. çaldırmak
    bestimmbar sft. belir*le*nebilir
    bestimmen eyl. belir*le*mek; tanımlamak; (sft) belirli, belirgin; (blt.) b. olarak
    bestimmend sft. belir*le*yen, belirleyici
    bestimmt sft. belirli; bkz. bestimmen
    bestimmtes am b.: blt. belirgin olarak
    bestimmtesten am b. blt. en belirli olarak
    Bestimmtheit (f) a. belir*lilik
    Bestimmtsein a. belir*lenmişlik, belirlilik
    Bestimmung (f) a. belir*lenim
    bestimmungslos sft. belir*lenimsiz
    bestreben eyl. çabalamak, çalışmak
    Bestrebung (f) a. çaba
    bestrefen eyl. ceza*lan*dırmak
    bestreiten eyl. sorgulamak
    betätigen eyl. etkin*leş*tirmek, devime geçir*mek, işletmek
    Betätigung (f) a. etkin*leşme, işleme
    betrachten eyl. irdelemek; (öyle olduğu) düşün*mek, (öyle) görmek
    Betrachtung (f) a. irde*leme
    Betragen (n) a. davranış
    betreffen eyl. ilgilen*dir*mek, ilgili olmak
    Betrübnis (f) a. sıkıntı, dert, üzüntü
    beurteilen eyl. yargılamak, değerlendirmek
    Beurteilung (f) a. yargı*lama, yargı
    Beutel (m) a. kese
    bevor bağl. —den önce
    Bevölkerung (f) a. nüfus
    bewähren eyl. gerçek*le*mek, doğrulamak, ta*nıt*lamak
    bewahren eyl. gözetmek, kollamak, korumak
    bewährt sft. tanıtlı; be*wahren’den (eyl): ko*ru*mak, saklamak, sür*dürmek
    Bewährung (f) a. ger*çekleme
    Bewandtnis (f) a. durum, koşullar; was es mit ihm für eine B. habe: onun açısından işin aslı
    bewegen eyl. devinmek
    Beweggrund (m) a. güdü
    Bewegung (f) a. devim
    bewegungslos sft. devim*siz, devinmeyen
    Beweis (m) a. tanıt, tanıt*lama
    beweisen eyl. tanıtlamak, gös*ter*mek
    Bewenden (n) (deyim) dabei (damit) hatte es B. sein: sorun burada bitmiştir
    bewenden eyl. (deyim: dabei b. lassen: orada, onda bırakmak)
    bewerkstelligen eyl. başar*mak, yerine getirmek
    bewirken eyl. ortaya çıkar*mak, neden olmak
    bewohnen eyl. (bir yerde) yaşamak
    Bewohner (m) a. oturan, yaşayan
    bewundern eyl. hayran olmak, hayranlık duy*mak
    Bewunderung (f) a. hay*ran*lık
    bewußt sft. bilinçli
    bewußtlose sft. bilinçsiz
    Bewußtlosigkeit (f) a. bilinçsizlik
    Bewußtsein (n) a. bilinç
    Bewußtwerden a. bilinç*lenme
    bezeichnen eyl. belirtmek
    Bezeichnung (f) a. belirt*me; im, simge, san
    beziehen eyl. bağıntılı olmak, bağıntı kur*mak, ilgili olmak
    Beziehung (f) a. bağıntı, ilişki
    beziehungslos sft. ba*ğın*tısız, bağlantısız, iliş*kisiz
    bezogen sft. bağlantılı, ilişkili; bkz. beziehen
    Bezogenheit a. bağın*tılılık
    bezwecken eyl. amaç*lamak
    bieten eyl. sunmak, öner*mek
    Bild (f) a. imge
    bilden eyl. eğitmek; biçim*lendirmek; oluş*tur*mak
    Bildhauer (m) a. yontu*cu
    bildlich sft. resimsel; eğ*retisel
    Bildsäule (f) a. yontu
    Bildung (f) a. eğitim, ekin
    Billigkeit (f) a. haklılık
    binden eyl. bağlamak
    bisher ilg. şimdiye dek, bu noktaya dek
    Birne (f) a. armut
    bisherig ilg. şimdiye ka*darki; önceki, eski
    bisweilen blt. kimi zaman, zaman zaman, arada bir
    bizarr sft. tuhaf
    Blatt (n) a. yaprak; sayfa
    Blau (n) a. mavi
    Blei (n) a. ya da (m) kur*şun
    bleiben eyl. kalmak, sürmek
    bleibend sft. kalıcı, sürekli
    Blendwerk (n) a. göz bo*ya*ma, aldatma
    Blick (m) a. bakış
    blicken eyl. bakmak
    blind sft. kör
    Blitz (m) a. yıldırım
    Blitzstrahl (m) a. şimşek çakışı
    bloß sft. yalnızca, salt
    Blöße (f) a. çıplaklık
    Blume (f) a. çiçek
    Blutbereitung a. kan ya*pımı
    Blutumlaufs a. kan dola*şımı
    Boden (m) a. toprak
    Bodenlosigkeit a. daya*naksızlık
    Botanik (f) a. bitkibilim
    botansichen sft. bitki*bilimsel
    Boten (n) a. iletmen, ulak, haberci
    Böse (n) a. kötülük; bkz. böse
    böse sft. kötü
    Bösesein a. kötülük, kötü olma
    böswillig sft. kötü niyetli
    Brahmane (m) a. Brahman
    Brand (m) a. ateş, yanma, yangın
    brauchen eyl. gereksin*mek, istemek
    brechen eyl. kırmak, yar*mak, ayırmak, bozmak
    breit sft. geniş
    Briefe (m) a. mektup
    bringen eyl. getirmek
    Brust (n) a. göğüs
    Brücke (f) a. köprü
    Buch (n) a. kitap
    Buche (f) a. kayın ağacı
    Buddhisten (m) a. Budist
    bunte sft. renkli, parlak
    Bürger (m) a. yurttaş
    bürgerlich sft. yurttaşı ilgilendiren, yurttaşsal (civic, civil); Bürger (m) yurttaş

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    C
    Chimäre (f) a. [n] uydur*ma; canavar

    D
    da bğl. orada; o zaman, o durumda; çünkü
    dabei blt. onda, onlarda; onun, onların yanın*da; aynı zamanda; ek ola*rak, bundan başka; onun, onların üzerine (sözdizim işlevi)
    dadurch blt. böylelikle, bu yolla; (sözdizim işlevi)
    dafür blt. onun için, onlar için; o nedenle; ondan yana; onun yerine
    Dafürhalten (n) a. kanı; bkz. dafürhalten
    dafürhalten eyl. şu kanı*da, görüşte olmak
    dagegen blt. buna karşı; tersine; öte yandan
    daher bağl. buna göre, bu nedenle; blt. buradan, bundan
    dahin blt. oraya
    dahingegen blt. öte yan*dan; tersine
    dahinter blt. onun, on*ların arkasında
    dahinterkommen eyl. işin aslını bulmak
    damalig ilg. o zamanın, o zamanki
    damit bğl. onunla, onlarla, böylelikle, bunun üze*rine
    Dampf a. buhar
    danach blt. onun arka*sından, ardından, on*dan sonra; ona göre
    Dankbarkeit a. minnet*tarlık
    Dann bğl. o zaman; sonra; bunun üzerine, bun*dan başka
    dann blt. o zaman, o sıra*da
    dar blt. orada
    daran blt. onda, onlarda
    darauf blt. (onun, on*ların) üzerinde; (de*yim) es kommt darauf an: gelip dayanmak, bağlı olmak
    daraus blt. ondan, onlar*dan
    darbieten eyl. sunmak (offer, present)
    darein blt. ona, onlara, şuna, şunlara vb.
    darin blt. orada, onlarda (sözdizim işlevi)
    darlegen eyl. bildirmek; ortaya koymak, sun*mak; açıklamak, açım*lamak
    darstellen eyl. sunmak, sergilemek, temsil et*mek, göstermek (represent, depict, portray, present; appear, show itself to be)
    Darstellung a. betimleme, temsil etme, sunuş
    dartun eyl. (= darlegen) bildirmek; ortaya koy*mak, sunmak; açık*la*mak, açımlamak (state, declare, explain, unfold)
    darum blt. onun, onların çevresinde; bğl. bu ne*den*le, öyleyse
    darunter blt. onun, on*ların altında (sözdizim işlevi)
    darüber blt. bunun (bun*ların vb.) üzerine (söz*dizim işlevi)
    daseiend sft. (dışsal olarak = belirli olarak) var*olan, orada olan
    Daseiende a. orada var*olan, belirli olarak varolan, dışsal olarak varolan
    Dasein a. belirli-varlık (TGb § 641: äuße*res Dasein: dış belirli-var*lık); var*o*luş
    daselbst blt. tam orada, aynı yerde
    dastehen eyl. (orada) durmak, kalmak
    Dauer (f) a. süre
    davon blt. ondan, on*lardan
    davor blt. onun, onların önünde; ondan, on*lardan önce
    dawider blt. —e karşı; buna karşı; tersine
    dazu blt. ona, şuna vb. (sözdizim işlevi)
    decken eyl. örtmek, kap*lamak; örtülmek
    Deduktion a. çıkarsama; tümdengelim
    deduzieren eyl. çıkar*sa*mak
    definieren eyl. tanımla*mak
    Definition a. tanım
    definitiv sft. kesin, belirgin, belirleyici; kesinlikle
    Definitum a. tanımlanan
    Deismus a. deizm
    Deklamation a. bildirim
    deklamieren eyl. bildirim*de bulunmak
    demgemäß sft. uygun; blt. buna uygun olarak, buna göre
    demnach bağl. buna göre
    demnächst blt. çok geçme*den, kısa bir süre içinde
    Demos a. Halk (Yun.)
    demungeachtet bağl. buna karşın, gene de
    Demut (f) a. alçakgö*nüllük
    demütige sft. alçakgö*nüllü
    denkbar sft. düşünülebilir, tasarlanabilir
    Denkbarkeit (f) a. düşü*nülebilirlik
    Denkbestimmung a. dü*şün*ce-belir*lenimi
    Denken (n) a. düşünme, düşünce
    denken eyl. düşünmek
    Denker (m) a. düşünür
    Denkformen a. düşünce biçimi
    Denkgesetz a. düşünce yasası
    Denkvermögen (n) a. dü*şün**me yetisi
    Denkweisen a. düşünme kipi
    denn bğl. çünkü
    dennoch bğl. gene de
    dergestalt blt. bu yolda (sözdizim işlevi)
    dergleichen sft. bu tür şey(ler); bu tür; böyle
    derjenige sft. belgili sıfat (sözdizim sözcüğü)
    derselbe sft. aynı(sı); (söz*dizim işlevi)
    deshalb bğl. bu nedenle
    Despotismus (m) a. des*potizm
    desto blt. daha da (kar*şılaştırma sözcü*ğü)
    deswegen bağl. bu neden*le, bunun üzerine
    deswillen bağl. bu ne*den*le
    Determination (f) a. belir*lenim
    Determinismus (m) a. belirlenimcilik
    deuten eyl. açıklamak; belirtmek
    deutlich sft. duru, seçik
    deutsche sft. Alman
    Deutschen a. Alman
    Dialektik (f) a. eytişim
    dialektisch sft. eytişimsel
    Dialog (m) a. diyalog
    Dichter (m) a. ozan, yazar
    Dichtung (f) a. şiir
    Dieb (m) a. hırsız
    Diebstahl (m) a. hırsızlık
    dienen eyl. hizmet etmek, (işe) yaramak
    dieser sft. bu
    Diesseits a. bu yan, bu dünya
    diesseits blt. bu yanda, burada, yeryüzünde
    different sft. ayrı, ayrımlı
    Differenz (f) a. ilgi; ayrım
    Dilemma (n) a. ikilem
    Dimensionen (f) a. boyut
    Ding (n) a. şey
    Dingerchen a. şeycik
    Dingheit a. şeylik
    Ding-an-sich a. kendinde şey
    direkt sft. doğrudan
    dirigieren eyl. yönetmek, denetlemek
    dirimieren eyl. ayırmak
    disjunktive sft. ayrık
    diskret sft. kesikli
    Diskretion (f) a. kesiklilik
    disseits sft. bu yanda
    Dissertation (f) a. dene*me
    Disziplin (f) a. disiplin, sıkıdüzen
    doch bğl. gene de
    Dogma (n) a. inak, dogma
    dogmatisch sft. inakçı
    Dogmatismus a. inakçılık
    Doktrin (f) a. öğreti
    dominieren eyl. egemen olmak, denetlemek
    Donner (m) a. şimşek
    Doppelsinn (m) a. ikili anlam; ikircim
    doppelt sft. çifte
    dort blt. orada
    dorthin blt. oraya
    dramatisch sft. dramatik
    draußen blt. dışarıda
    draußen ilg. dışarıda, dışa*rısı
    drehen eyl. dönmek; (de*yim) es dreht sich um: çevresinde dön*mek = ilgi odağı
    drei sft. üç
    Dreieck (n) a. üçgen
    dreieinigen sft. birde-üç
    dreifache sft. üç yanlı, üç yüzlü
    Dreifaches (n) a. üç yüz*lü, üç yanlı
    Dreiheit (f) a. üçlü; üç*lülük
    dreiteilig sft. üç bölümlü
    dringen eyl. içine işlemek, delmek (penetrate, enter, get into)
    dritt sft. üçüncü
    drittens blt. üçüncü ola*rak, üçüncüsü
    droben blt. yukarıda
    Druck (m) a. basınç
    drucken eyl. basmak
    drüben blt. orada, öte yanda, uzakta
    drücken eyl. bas(tır)mak; zorlamak
    du adl. sen
    Dualismus (m) a. ikicilik
    dualistischen sft. ikici
    duften eyl. kokmak
    dunkle sft. bulanık
    durch blt. yoluyla, tara*fından
    durchaus blt. baştan sona, bütünüyle
    durchbrechen eyl. par*çalamak
    durchdringen eyl. içine işlemek
    durchdrungen sft. doldu*rulmuş, içine işlenmiş
    durcheinander blt. birbiri yoluyla
    durchführen eyl. yerine getirmek, geliştirmek
    Durchführung (f) a. yeri*ne getirme, geliş*tir*me; tamam*lama, sür*dürme
    durchgängig blt. baştan sona, genel, her yerde
    durchgreifend sft. belir*leyici, özsel önemde
    durchlaufen eyl. içinden geçmek
    durchs (durch das) blt. ... yoluyla
    durchsichtig sft. saydam
    durchsucht eyl. aramak, araştırmak
    durchweg blt. baştan so*na, her zaman, tü*müy*le
    durchziehen eyl. yayıl*mak, içine işlemek
    Dünkel (n) a. büyük*len*me
    dünken eyl. görünmek; sanmak, saymak
    dürfen (yardımcı eylem)
    dürftig sft. yoksul, sefil, sıradan bayağı
    dürftigste sft. en yoksul
    Dynamik (f) a. dinamik
    dynamische sft. dinamik

    E
    eben sft. düz; blt. tam olarak
    Ebenbild (n) a. eksiksiz imge, tam imge
    ebenda blt. aynı yerde
    ebendieselbe sft. tam ola*rak ay*nı**sı (sözdi*zim söz*cü*ğü)
    ebenfalls blt. benzer ola*rak, yine
    ebenso sft. tıpkı
    ebensogut ilg. o denli de
    ebensolche sft. tıpkı
    ebensosehr ilg. o denli (de)
    ebensoviel blt. o denli (çok)
    ebensowenig ilg. o denli (az)
    ebensowohl ilg. o denli de
    echt sft. gerçek, asıl
    Eden (n) a. Cennet
    ehe blt. —den önce
    eher blt. erkenden, önce*den; dahaçok
    ehern sft. bronz
    Ehre (f) a. onur
    ehren eyl. onurlandırmak
    Ehrwürdigkeit (f) a. say*gınlık, değerlilik
    Eiche (f) a. meşe
    Eifer (m) a. ataklık, da*yanç*sızlık; coşku
    Eifersucht (f) a. kıs*kanç*lık
    eigen sft. kendinin
    eigennützig sft. bencil
    eigensinnig sft. dikbaşlı
    eigentlich sft. asıl, gerçek, özgün; blt. aslında, gerçekte(n)
    Eigentliche a. gerçekte, aslında
    Eigentum (n) a. mülkiyet
    eigentümlich sft. özgün, asıl, gerçek; blt. aslında, gerçekte
    eignen eyl. uygun olmak, elverişli olmak
    ein sft. bir, tek
    einanderfallend blt. birbiri dışında
    einbilden eyl. imgelemek, düşlemek, kurmak
    einbinden eyl. ciltlemek; bağlamak; e. in: —e bağlanmak
    eindringen eyl. içine gir*mek, içine işlemek
    einesteils blt. bir yandan
    Einfall (m) a. düşüş; düş*lem, izlenim; birden oluşan parlak düşünce
    einfallen eyl. çökmek; ak*lına gelmek
    einfinden eyl. görünmek, kendini göstermek, sergilemek, sunmak
    Einfluß (m) a. etki, nüfuz
    einführen eyl. getirmek, kurmak, yerleştirmek; başlatmak; götürmek
    Eingebung (f) a. esin
    Eingehen a. giriş
    einheimisch sft. doğal, yerel
    Einheit (f) a. birlik
    einheitlich sft. türdeş, bütünsel, tutarlı
    einhüllen eyl. sarıp sar*malamak, örtmek
    einkleiden eyl. giydirmek, örtmek
    einlassen eyl. içeri kabul etmek, bırakmak; iliş*kiye girmek, ilgilenmek
    einlegen eyl. içeri koymak; yatırmak; koymak
    einleiten eyl. başlamak; açmak, açılış yapmak
    Einleitung (f) a. giriş
    einleuchten sft. açık, duru, anlaşılır olmak
    einmal blt. bir kez; auf e.: birdenbire
    einmischen eyl. karışmak, katılmak
    einnehmen eyl. almak, üstlenmek
    einpflanzen eyl. dikmek, aşılamak
    einräumen eyl. düzen*lemek; (ihm etwas) e.: kabul etmek, tanımak, izin vermek
    einreden eyl. (birşeye) inandırmak
    einrichten eyl. düzen*lemek, uyarla*mak, uy*dur*mak,
    Einrichtung (f) a. düzen*leme
    Einsamkeit (f) a. yalnızlık
    einschärfen eyl. telkin etmek, aşılamak
    einschleichen eyl. usulca girmek
    einschließen eyl. içine kapamak, kuşatmak; in e.: kapsanmak, kucak*lamak
    einschließen eyl. kapa*mak; içermek, kap*sa*mak
    einschränken eyl. sınır*lamak, kısıtlamak
    einschränken eyl. sınır*lamak, kısıtlamak
    einsehen eyl. bakmak, yok*lamak, incelemek; gör*mek, anlamak
    einseitig sft. tek yanlı
    Einseitigkeit (f) a. tek yanlılık
    einsetzen eyl. koymak, yerleştirmek
    Einsicht (f) a. içgörü, bilgi
    einst blt. bir zamanlar; günlerden bir gün
    einteilen eyl. bölümlemek
    Einteilung (f) a. bölünüş
    eintreten eyl. girmek, katılmak
    Eintritt (m) a. giriş
    einverstanden eyl. anlaş*mak, anlayış birliği kur*mak
    einweihen eyl. (bir giz ile) tanıştırılmak
    einwenden eyl. karşı çık*mak
    einwirken eyl. etkilemek
    Einwohner (m) a. otu*ran, yaşayan
    Einwurf (m) a. karşıçıkış
    einzeln sft. tekil, bireysel
    Eis (n) a. buz
    Eisen (n) a. demir
    eitel sft. kibirli
    Eitelkeit (f) a. kofluk; kibir
    ekel sft. itici, iğrenç
    Eltern (m) ya da (n) a. ebeveynler, büyükler
    empfänglich sft. açık, du*yarlı, etkilenebilir
    empfehlen eyl. salık ver*mek
    empfinden eyl. duyum*samak
    Empfindung (f) a. duy*um; duygu
    Empireum Gökkürenin en yüksek bölümü
    Empirie a. görgücülük; deneyim
    Empiriker (m) a. görgücü
    empirisch sft. görgül
    Encheiresin a. labo*ra*tuvar
    endlich sft. sonlu
    Endursache a. sonsal ne*den
    Endzweck a. son erek
    Energie (f) a. erke
    eng sft. dar
    Engländern a. Ingiliz
    enorm sft. çok büyük
    Entäußerung a. vaz*geç*me; dışlaşma
    entbehren eyl. yoksun olmak
    entbehrliche sft. gereksiz, vazgeçilebilir
    entdecken eyl. bulmak, ortaya çıkarmak
    Entdeckung (f) a. buluş, bulgulanış
    entfalten eyl. açınmak, açılmak, gelişmek
    Entfaltung a. gelişim
    entfernen eyl. uzak*laş*tırmak, kaldırmak
    entfliehen eyl. kaçmak, sıyrılmak
    entfliehen eyl. kaçmak; kayıp gitmek
    entgegen blt. ilg. —e karşı, —e doğru; karşısında, karşı
    entgegengesetzt sft. karşıt
    entgegensetzen eyl. karşı koymak,
    Entgegensetzung a. kar*şıtlık
    entgegenstehen eyl. kar*şısına çıkmak, karşı*sında durmak
    entgegenstellen eyl. karşı*sına koymak, karşıt*laş*tır*mak
    entgehen eyl. kaçmak, savuşmak
    enthalten eyl. kapsamak
    enthoben eyl. kurtarıl*mak, bağışlanmak, ba*ğı*şık tutulmak
    enthüllen eyl. açmak, ortaya sermek
    entkleiden eyl. soymak, sıyırmak
    entlassen eyl. bırakmak
    entläufen eyl. kaçmak
    entleeren eyl. boşaltmak
    entnehmen eyl. almak, çekmek
    entsagen eyl. yadsımak
    entscheiden eyl. karar vermek, belirlemek
    Entscheidende a. belir*leyici olan; bkz. ent*scheiden
    entscheidende blt. kesin*lik*le, belirleyici bir yol*da
    Entscheidung (f) a. karar
    entschieden sft. kesin, belirleyici; belirgin, vur*gulu;
    entschlagen eyl. kurtul*mak, başından atmak, bir yana atmak
    entschließen eyl. karar vermek, bir karara var*mak
    Entschluß (m) a. karar
    Entschuldigung (f) a. özür
    entsprechen eyl. bağ*daş*mak, anlaşmak, kar*şılık düş*mek, uyuşmak, denk düşmek
    entspringen eyl. kaynak*lanmak, doğmak
    entstehen eyl. ortaya çık*mak, köken almak, doğ*mak
    Entstehung (f) a. doğuş, ortaya çıkış
    Entstehung (f) a. ortaya çıkış; köken
    entstellen eyl. çarpıtmak, bozmak
    entweder ... oder ... = bğl. ya ... ya da ...
    Entwickeln a. gelişme, açınıma
    Entwicklung (f) a. açı*nım, gelişim
    entziehen eyl. uzak*laş*tır*mak, çekmek; yoksun bırakmak
    entzweibrechen eyl. ikiye ayrılmak
    entzweien eyl. bölünmek
    Entzweiung (f) a. bölü*nüş, bölünme
    episch sft. epik
    Epoche (f) a. çığır
    Epos (n) a. epik, uzun anlatısal şiir
    erachten eyl. (birşeyi belli bir yolda) görmek, say*mak, düşünmek
    erbaulich sft. yüceltici
    Erbauung (f) a. yapı; yük*seltme
    erblicken eyl. gözüyle yakalamak, görmek; gözünü dikmek
    erblühen eyl. çiçeklenmek
    Erbschaft (f) a. kalıt
    Erbsünde (f) a. ilk günah
    Erde (f) a. yer, toprak; yeryüzü
    Erdichtung (f) a. yaratı, yapıntı, uydurma
    erfahren eyl. deneyim*le*mek, yaşa*mak; başına gelmek
    erfältte sft. dolu
    erfassen eyl. yakalamak, kavramak; kavramak, anlamak; kapsamak
    Erfinder (m) a. bulucu
    erfinderisch sft. yaratıcı, buluşçu
    Erfindung (f) a. uydurma
    Erfolg (m) a. sonuç
    erfolgen eyl. yer almak, olmak; yerine gelmek
    erforderlich sft. gerekli
    erfordern eyl. gerektir*mek, gereksinmek, is*te*mek
    erfüllen eyl. doldurmak; yerine getirmek
    ergeben eyl. ortaya çıkar*mak, ortaya sermek, göstermek, vermek, doğurmak
    Ergebnis (n) a. sonuç
    Ergebung (f) a. boyun*eğiş
    Ergehen (n) a. koşul, durum; bkz. ergehen
    ergehen eyl. gezinmek, dolaşmak, yayılmak
    ergießen eyl. dökülmek
    ergreifen eyl. yakalamak, ele geçirmek, kav*ra*mak
    ergründen eyl. temeline inmek, temel*len*dir*mek; yoklamak, araş*tırmak
    Erhabenheit (f) a. yücelik
    erhalten eyl. sakınmak; kollamak, bakmak, ko*ru*mak
    Erhaltung (f) a. sakınım; bakma, kollama
    erheben eyl. yükselmek, yükseltmek
    Erhebung (f) a. yükseliş
    erhellen eyl. aydınlatmak
    Erinnerung (f) a. anım*sama, anı
    Erinnye (mitoloji) Öç Tanrıçası
    erkennbar sft. tanınabilir
    erkennen eyl. bilmek, bil*gilenmek
    Erkenntnis (f) a. bilgi
    Erkenntnisweise a. bilme kipi
    erklären eyl. açıklamak; bildirmek, ortaya sür*mek
    Erklärung (f) a. açıklama, yorum, açımlama
    erklecklich blt. önemli ölçüde, oldukça
    erläutern eyl. açıklamak, durulaştırmak, aydın*latmak
    Erläuterung (f) a. açık*lama, aydınlatma, du*ru*laştırma
    erleben eyl. yaşamak, de*ne*yimden geçmek
    erledigen eyl. çözmek, bir karara bağlamak, son*landırmak
    Erledigung (f) a. düzen*leme, ayarlama
    erleichtern eyl. rahat*latmak
    erleiden eyl. katlanmak, (bir kötülüğe) uğra*mak
    erliegen eyl. yenilmek
    erloschen eyl. sönmek
    erlösen eyl. kurtarmak, kefaret etmek
    Erlösung (f) a. esenlik; kefaret
    Ermangelung (f) a. ek*siklik
    ermessen eyl. tartmak, değerlendirmek, ölçüp biç*mek; anlamak, gör*mek
    ermitteln eyl. saptama, bulma, ölçme
    ermitteln eyl. saptamak, bulmak, ortaya çıkar*mak
    Ernährung (f) a. bes*lenme
    erneuern eyl. yenilemek
    Ernst (m) a. içtenlik, cid*dilik
    ernsthaft sft. ciddi
    ernstlich blt. ciddi; ciddi olarak
    Erörterung (f) a. tartışma
    erregen eyl. uyandırmak, uyarmak, yaratmak,
    errstaren eyl. katılaştırmak, sertleştirmek,
    Ersatz (m) a. karşılık
    Erschaffensein a. yara*tılmışlık, yaratılma
    Erschaffer (m) a. yaratıcı
    erscheinen eyl. görünmek
    Erscheinung (f) a. gö*rüngü
    erschließen eyl. açmak
    erschöpfen eyl. tüketmek, kullanıp bitirmek
    erschrecken eyl. ürkmek, korkmak
    erschwern eyl. daha da güçleştirmek
    ersinnen eyl. (kafadan) uydurmak
    erstrecken eyl. uzanmak, ulaşmak, varmak
    erteilen eyl. vermek
    erträumen eyl. düşlemek, imgelemek
    ertrinken eyl. boğulmak
    erwachen eyl. uyanmak
    erwachsen eyl. büyümek, gelişmek, yetişmek
    Erwachsene (n) a. yetiş*kin
    Erwägung (f) a. irdemele, düşünme
    erwähnen eyl. değinmek, söz etmek
    Erwähnung (f) a. değin*me
    erwecken eyl. uyan(dır)*mak
    erweisen eyl. tanıtlamak, belgitlemek; gös*ter*mek
    erweitern eyl. genişlemek, genleşmek
    erwerben eyl. kazanmak, elde etmek
    erwerben eyl. kazanmak, elde etmek
    erwidern eyl. yanıtlamak, karşılık vermek
    erwiesen sft. tanıtlanmış, tanıtlı
    erzählen eyl. anlatmak
    Erzählung (f) a. öykü, anlatı
    erzeugen eyl. üretmek
    Erzeugnis (n) a. ürün
    Erziehung (f) a. yetiş*tirme, eğitim
    Esel (m) a. eşek
    essen eyl. yemek
    etlichen sft. birkaç
    Etwas (n) a. birşey
    euch blt. size
    Eudämonismus a. mut*çuluk
    eure blt. sizin
    Evangelium (n) a. Incil
    evident sft. açık
    exactes sft. sağın
    exakte sft. sağın
    Excellence a. üstünlük
    Explikation (f) a. açım*lama
    Exponent (m) a. üs
    Exposition (f) a. açım*lama
    Extension (f) a. uzam
    extensiv sft. uzamlı
    Extrem (n) a. uç

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    F
    Fachwerk (n) a. çerçeve
    Facta a. veri, olgu
    Faden (m) a. çizgi; ip
    fähig sft. yetenekli
    fahig sft. yetenekli; yapa*bilir
    Fähigkeit (f) a. yetenek
    fahrenlassen eyl. bırak*mak; terketmek, vaz*geçmek
    faktisch sft. olgusal; blt. bir olgu olarak;
    Faktor (m) a. etmen
    Faktum (n) a. olgu
    Fall a. düşme, bozulma; durum
    fallen eyl. düşmek
    fallen eyl. düşmek, dev*rilmek, yıkılmak
    falsch sft. yanlış
    fälschlich blt. yanlışlıkla
    Familie (f) a. aile
    fangen eyl. yakalamak, ele geçirmek; fangen an: (bkz) anfangen
    Farbe (f) a. renk
    Färbestoff a. renk gereci
    Farbstoff (m) a. renk gereci
    Farnkräutern a. eğrel*tiotu
    fassen eyl. ayrımsamak, anlamak; yakalamak; kapsamak,
    faßlich sft. anlaşılır
    Fassung (f) a. takma, kurma; taslak, biçim
    Fatalismus (m) a. yaz*gıcılık
    Faulheit (f) a. tembellik
    fehlen eyl. eksik olmak
    fehlerhaft sft. eksik, ku*surlu
    feiern eyl. yüceltmek, onur**landırmak
    Feigheit (f) a. korkaklık
    Feind (m) a. düşman
    feindliche blt. düşmanca
    feindselig blt. düş*man*ca
    Feld (m) a. alan
    Feldspat (m) a. feldspat
    Felsen (n) a. kaya
    fern sft. uzak
    ferner blt. dahası, bundan başka
    fernerer blt. daha da ötesi (bkz. ferner)
    fernerhin blt. gelecekte; burada öte; daha da öte
    fernsten sft. en uzak
    fertig sft. hazır, tamam, bitmiş
    fest sft. katı, dayanıklı, sert; değişmez
    festhalten eyl. sarılmak, sıkıca tutmak
    Festigkeit (f) a. sağlamlık
    festsetzen eyl. saptamak
    feststehen eyl. dayanıklı olmak, sağlam olmak
    feststellen eyl. saptamak; bildirmek
    Feuchtigkeit (f) a. nem
    Feuer (n) a. ateş
    Feuersbrunst a. ateş, yan*gın
    Figuration (f) a. betileniş
    Fiktion (f) a. yaratı, kur*gu, uydurma
    finden eyl. bulmak
    Finger (m) a. parmak
    finster sft. karanlık
    Finsternis (f) a. karanlık
    Fläche (f) a. yüzey
    Fleisch (n) a. et
    fliehen eyl. kaçmak
    fließen eyl. akmak
    Fluch (m) a. ilenç
    Flucht (f) a. kaçış
    Fluida a. akım
    Fluß (m) a. ırmak
    Fluß (m) a. ırmak; akıntı
    flüchtig sft. kaçıcı, geçici
    flüssig sft. akıcı
    Flüssigkeit (f) a. akıcılık
    Folge (f) a. sonuç
    folgen eyl. izlemek, den doğmak, türemek
    folgendermaßen ilg. aşa*ğıdaki gibi
    folgern eyl. çıkarsamak, bir vargıya ulaşmak
    fordern eyl. istemek
    Forderung (f) a. istem
    Form (f) a. biçim
    formal sft. biçimsel
    Formation (f) a. oluşum
    Formel (f) a. formül
    formell sft. biçimsel
    fort blt. ileriye, daha öte
    Fortbestimmen a. fort: daha öte; bestimmen: belirlemek
    fortdauern eyl. sürdür*mek
    fortdauernd blt. sürekli olarak
    Fortgang (m) a. ilerleyiş, gidiş, sürüş
    fortgehen eyl. ayrılmak, terketmek; ilerlemek, sürdürmek, sürmek
    fortgeleitet bkz. fort: ileri; leiten: gütmek, yön*lendirmek;
    fortlassen eyl. dışarda bırakmak, düşmek, atlamak
    fortleben eyl. yaşamını sürdürme
    fortmachen eyl. ilerlemek
    fortschliest eyl. fort: daha öte; schliesen: çıkar*samak
    fortschreiten eyl. iler*lemek
    fortschreiten eyl. iler*le*mek
    Fortschritt (m) a. iler*leme
    fortsetzen eyl. sürdürmek, iler*letmek, ileri gö*türmek
    fortwährend blt. sürekli, sürekli olarak, sürgit
    fördern eyl. geliştirmek, ilerletmek
    Förderung (f) a. ilerleme, gelişme
    förmlich sft. biçimsel
    Frage (f) a. soru
    fragen eyl. sormak
    Freie (n) a. açık hava; im Freien: blt. dışarıda, açık havada
    freisprechen eyl. bağış*lamak
    fremdartig sft. ayrışık, ya*bancı türden, türdeş olmayan
    Freude (f) a. sevinç
    Freund (m) a. arkadaş
    Freundschaft (f) a. arka*daşlık
    Frevel (m) a. kötülük, günah
    Friede (m) a. barış
    frisch sft. taze, yeni, dinç
    fromm sft. dindar, dinsel
    Frömmigkeit (f) a. din*darlık
    Frucht (f) a. meyva
    früher blt. önceki, eski; daha önce, daha eski, önceden, önceleri
    frühesten sft. en erken, en önceki
    Furcht (f) a. korku
    Furchtsamkeit (f) a. kor*kaklık
    Furi Öç Tanrıçası
    Fuß (m) a. ayak
    fußen eyl. bağımlı olmak, dayanmak
    Futter (n) a. yiyecek
    füglich blt. yerinde bir biçimde, doğru olar*ak, haklı olarak
    fühlbar sft. duyumsanır, duyulur, ele gelir, so*mut
    fühlen eyl. duyumsamak
    führen eyl. götürmek, yöneltmek, önderlik etmek
    Fülle (f) a. doluluk, bol*luk, varsıllık
    füllen eyl. doldurmak; yüklemek
    fürchten eyl. korkmak
    füreinander ilg. birbiri için
    Fürsichbestehen a. kendi için kalma, kendi başı*na kalma
    Fürsichseienden a. kendi için varolan
    Fürsichsein a. kendi-için -varlık
    Fürwahrhalten a. gerçek-sayma; (fürwahr: ger*çekten); Fürwahr-hal*ten: kuşkusuz sayma, pekinlik, kesinlik

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    G
    Gang (m) a. geçek, gidiş yolu, süreç
    ganz sft. bütün
    gänzlich blt. tam, bütün; tam olarak, bütünüyle
    gar blt. bütünüyle, kesin*likle, tam olarak, hiçbir biçimde
    gebären eyl. doğurmak
    Gebäude (n) a. yapı
    geben eyl. vermek, sağ*lamak, sunmak
    Gebiet (n) a. alan, bölge
    Gebilde (n) a. yapı, olu*şum; yaratı
    Gebirge (n) a. dağ zinciri
    geboren blt. doğuştan, doğal olarak; bkz. ge*bären
    Gebot (n) a. buyruk
    geboten sft. gerekli, zo*runlu
    Gebrauch (m) a. kulla*nım; bkz. brauchen
    gebrochen sft. ayrık, kırık, bükük; bkz. brechen
    gebunden sft. bağlı, zorun*lu, yükümlü
    Gebundensein a. bağ*lanmışlık; kök: bkz. binden
    gebühren blt. —e ait ol*mak, —e düşmek, —in hakkı olmak
    Gedächtnis (n) a. bellek
    Gedanke (m) a. düşünce
    gedankenarme sft. düşün*ceden yoksun
    gedankenlos sft. düşün*cesiz
    gedankenmäßige sft.n dü*şün**ceye uygun
    gedeihen eyl. çoğalmak, gelişmek, büyümek
    Gediegenheit (f) a. asıllık, özlük, özsel değer
    gedoppelt sft. çiftlenmiş, çifte
    Gedoppeltes a. çift*len*miş; ikili
    geeignet sft. uygun
    gefährlich sft. tehlikeli
    Gefährlichkeit (f) a. teh*like
    gefällen eyl. hoşlanmak
    gefangennehmen eyl. tu*tuk*lamak, yaka*la*mak
    Gefühl (n) a. duygu
    Gegebensein a. verilmişlik
    gegen sft. karşı
    gegeneinander blt. bir*birine karşı
    gegensatzlosen sft. kar*şıtlıksız
    gegenseitig sft. karşılıklı
    Gegenseitigkeit a. karşılılık
    Gegenstand (m) a. nesne
    gegenständlich sft. nesnel
    Gegenteil (n) a. karşıt
    gegenüber blt. karşıt ola*rak, yüz yüze
    gegenüberstehen eyl. (bir*birine) karşı durmak
    gegenüberstellen eyl. bir*biri karşısına koymak
    Gegenwart (f) a. bulu*nuş; şimdiki (zaman)
    gegenwärtig blt. bugün, şimdi; bulunan, var*olan, şimdiki, yürür*lükteki
    Gehalt (m) a. içerik; iç değer
    Gehaltlos a. içeriksiz
    gehaltvollste gehaltvoll: sft. içerikli
    Gehäuse (n) a. kılıf, kasa
    geheim sft. gizli; özel, kişisel
    Geheimnis (n) a. giz
    Geheimnisvolle a. gizemli olan
    gehen eyl. gitmek
    gehören eyl. ait olmak
    gehörig sft. ait; uygun
    Geist (m) a. tin; an
    geistig sft. tinsel
    Geiz (m) a. pintilik
    gelangen eyl. ulaşmak, erişmek
    geläufig sft. sık görülen, alışıldık, tanıdık
    Geläufigkeit (f) a. kolay*lık, akıcılık
    gelb sft. sarı
    Geldstück (n) a. bozuk para
    gelegen sft. yerleşmiş; uy*gun
    Gelegenheit (f) a. fırsat, uygun durum
    gelegentlich blt. arada bir, raslantısal, olumsal; zaman zaman; yeri geldikçe
    gelehrt sft. bilgili
    Gelehrtsein a. bilgililik
    gelingen eyl. başarmak
    gelten eyl. geçerli olmak; yürürlükte olmak; sayıl*mak
    geltend sft. geçerli, yürür*lükte
    Gemälde (n) a. resim, tablo
    gemäß sft. uygun; blt. —e göre, —e uygun olarak, ile uyum içinde
    Gemäßheit (f) a. uyum, uygunluk
    gemein sft. ortaklaşa; sıra*dan, genel, olağan
    Gemeinde (f) a. topluluk
    Gemeinheit (f) a. sıra*dan*lık, kabalık, baya*ğılık
    gemeinhin blt. genellikle, çoğunlukla
    gemeinsam sft. ortak
    Gemeinsamkeit (f) a. ortaklık
    Gemeinschaft (f) a. top*luluk, ortaklık, birlik
    Gemeinsinn (m) a. ortak kanı, sağduyu, ortak duyu
    Gemüt (n) a. an, ruh, yürek, huy
    genau sft. sağın, tam; blt. sağın olarak, tam ola*rak
    geneigt sft. eğilimli
    Genialität (f) a. deha
    Genie (n) a. deha
    genießen eyl. yararlan*mak, haz almak
    genug sft. yeterli
    Genuß (m) a. yararlanım; haz
    genügen eyl. yeterli olmak, karşılamak, doyurmak
    genügend sft. yeterli
    Geognosie a. yerbilimi
    geographische sft. coğrafi
    geometrisch sft. geo*met*rik
    gerade sft. tam; doğru; blt. dosdoğru, tam olarak
    geradezu blt. doğrudan doğruya
    geradlinig sft. doğrusal
    geraten eyl. düşmek
    gerecht sft. haklı, doğru, yasal
    Gerechte a. doğru, haklı
    gerechtfertigt sft. aklan*mış, haklı
    Gerechtigkeit (f) a. doğ*ruluk, haklılık
    Gerede (n) a. konuşma, söylenti
    gereicht es gereicht ihm zur Ehre: bu onurunu yükseltir
    Gericht (n) a. yargı; mah*keme
    geringe sft. küçük, önem*siz, ufak
    Geringfügigkeit a. önem*sizlik
    geringschätzen eyl. kü*çüm*semek
    gern blt. isteyerek, dile*yerek, seve seve
    Geruch (m) a. koku
    gesamt sft. bütün, toplam
    Gesang (m) a. şarkı, ezgi
    Geschäft (n) a. iş
    geschehen eyl. olmak, yer almak
    Gescheitheit (f) a. sağ*görülülük, bilgililik
    Geschichte (f) a. tarih
    geschichtlich sft. tarih*sel
    Geschick (n) a. yazgı
    Geschiedensein a. ayrıl*mışlık; bkz. scheiden
    gesellen eyl. katılmak, bağdaşmak, eşlik et*mek
    Gesellschaft (f) a. top*lum
    Gesetz (n) a. yasa
    Gesetzgeber (m) a. yasa*macı
    Gesetzmäßigkeit a. yasal*lık, yasaya uygunluk
    Gesichtspunkt (m) a. bakış açısı
    Gesinnung (f) a. tutum; kafa yapısı, görüş, yat*kınlık
    gespannt sft. gergin
    Gespräch (n) a. söyleşi
    Gestalt (f) a. şekil
    gestaltlose sft. içeriksiz
    Gestaltung (f) a. şekil*lenme, olu*şum; şekil
    gestatten eyl. izin vermek; hoşgörmek
    Gestirn (n) a. yıldız
    gesund sft. sağlam
    getreu sft. bağlı, güvenilir
    getrübt sft. bulanık, bu*lutlu
    geübt sft. becerikli, dene*yimli, alışkın; bkz. üben
    Geübtheit (f) a. beceri
    Gewähr (f) a. güvence; güvenlik
    gewähren eyl. sunmak, vermek, sağlamak
    Gewalt (f) a. güç; yetke; denetim; zor, şiddet
    gewaltsam blt. zoraki
    gewärtig sft. bekleyen
    Gewebe (n) a. doku; do*kuma
    Gewehr (n) a. silah
    gewesen sein (yardımcı eylem)
    Gewicht (n) a. ağırlık, tartı; (eğr.) önem
    gewiesen von der Hand g.: eyl. yadsımak
    Gewinn (m) a. kazanç
    gewinnen eyl. kazanmak, elde etmek
    gewinnen eyl. kazanmak; elde etmek
    Gewinnung (f) a. kaza*nım
    gewiß sft. pekin
    gewisse blt. belli, kuşkusuz; hiç kuşkusuz,
    Gewissen (n) a. duyunç
    Gewissensrat a. duyunç öğüdü
    gewissermaßen bir ba*kıma, deyim yerin*deyse
    Gewißheit (f) a. pekinlik
    Gewohnheit (f) a. alış*kanlık
    geworfen bkz. werfen; über den Haufen w.: eyl. devirmek, alt üst etmek
    gewöhnen eyl. alışmak
    gewöhnlich blt. genellikle, alışıldığı gibi, gele*nek*sel olarak; sıradan, ortalama, genel, ba*yağı
    Gips (m) a. alçı
    glänzen sft. parlak
    Glaube (m) a. inanç
    glauben eyl. inanmak
    Glaubenslehre (f) a. inanç öğretisi, dinsel öğreti
    gläubige sft. inanan, inanç*lı
    Gläubiger (m) a. alacaklı
    gleich sft. özdeş, eşit, ben*zer
    gleichbedeutend sft. eşan*lamlı, eş imlemli
    gleichbleibend sft. özdeş kalan
    gleicherweise blt. benzer olarak
    gleichfalls blt. benzer ola*rak
    gleichgültig sft. ilgisiz
    Gleichheit a. eşitlik, özdeş*lik, benzerlik
    gleichsam bğl. bir bakıma
    gleichsetzen eyl. eşitlemek
    gleichwohl bğl. gene de, bununla birlikte
    gleichzeitig sft. eş zamanlı, zamandaş, çağdaş
    Glied (n) a. örgen; eklem; terim, halka
    Glimmer (m) a. mika
    Glück (n) a. talih
    glücklich sft. şanslı, talihli
    Glückseligkeit (f) a. mut*luluk
    Gnade (f) a. kayra
    Gold (n) a. altın
    Gott (m) a. Tanrı
    gottlos sft. tanrısız
    gönnen eyl. izin vermek
    Göttergestalten (f) a. Tanrı şekilleri
    göttliche sft. tanrısal
    Göttlichkeit (f) a. tanrı*sallık
    Götzendienst (m) a. put*perestlik
    Grad (m) a. derece
    Grammatik (f) a. dilbilgisi
    grandiosen sft. büyük, görkemli, muhteşem
    Granit (m) a. granit
    grausen sft. ürkütücü
    Gravitation (f) a. çekim
    greifen eyl. kavramak
    Greis (m) a. yaşlı adam
    Grenze (f) a. sınır
    groß sft. büyük; yüksek
    Größe (f) a. büyüklük; yükseklik
    Grube (f) a. çukur
    Grund (m) a. zemin
    Grundbegriff a. temel kavram
    Grundbestimmung a. temel-belirlenim
    Grundform a. temel bi*çim
    Grundkraft a. temel kuv*vet
    Grundlage (f) a. temel
    Grundmangel a. temel eksiklik
    Grundsatz (m) a. temel önerme, ilke
    Grundstück (n) a. toprak parçası
    Grundtäuschung a. te*mel aldanış
    Grundton (m) a. ana ton
    Gruppierung (f) a. kü*me*leşme
    grün sft. yeşil
    gründen eyl. temellen*dirmek
    gründlich sft. tam, sağlam, derin; kapsamlı; kök*ten
    Gunst (f) a. kayra, ka*yırma; yandaşlık,
    Gut (n) a. iyi
    gut sft. iyi
    Gutdünken (n) a. görüş, değerlendirme
    gültig sft. geçerli, yürür*lükte
    Gültigkeit (f) a. geçerlik
    günstig sft. kayıran, yan*daş, destekleyen
    Güte (f) a. iyilik
    gütig sft. iyi, iyiliksever

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    H
    Haar (n) saç
    haben y. eyl. iye olmak;
    Habsucht (f) a. hırs
    haften eyl. yapışmak
    halb sft. yarı(m)
    Halt (m) a. destek
    halten eyl. tutmak; (birşeyi şöyle ya da böyle) dü*şünmek, saymak, gör*mek; kapsamak; dur*dur*mak; sürmek
    haltlos sft. desteksiz, temel*siz, güenliksiz, daya*nıksız
    Haltlosigkeit a. destek*sizlik, dayanıksızlık, temelsizlik
    Hand (f) a. el
    handeln eyl. eylemde bu*lunmak, davran*mak; h. von ya da über: ilgili olmak; es handelt sich um: sorun şudur ki
    handgreiflich a. ele gelir, elle tutulabilir
    handhaben eyl. kullan*mak, işletmek, uygula*mak
    Handlung (f) a. eylem
    Handlungsweise (f) a. davranış biçimi, eylem biçimi
    hängen eyl. asılmak, bağlı olmak; bkz. zusam*men*hängen: biraraya bağlı olmak, bağıntılı olmak; abhängen von: bağımlı olmak
    harmlos sft. zararsız
    Harmonie (f) a. uyum
    harmonisch sft. uyumlu
    hart sft. katı, sert; güç
    Härte a. güçlük; sertlik
    harthörig sft. güç işitir
    hartnäckig sft. dikkafalı
    Hartnäckigkeit (f) a. di*kbaşlılık
    Haufen (m) a. yığın; de*yim: über den H. wer*fen: alt üst etmek
    häufen eyl. yığmak, birik*tirmek
    häufig blt. sık sık, yinele*yerek, çoğunlukla,
    Hauptarten a. ana tür
    Hauptinhaltes a. başlıca içerik
    Hauptinteresse (n) a. ana ilgi
    Hauptmangel (m) a. ana eksiklik, başlıca eksiklik
    Hauptsache (f) a. ana nokta
    hauptsächlich sft. başlıca, en önemli, özsel; blt. özsel olarak, başlıca
    Hauptsatz (m) a. ana önerme, temel öner*me
    Hauptseit a. başlıca yan, ana yan
    Hauptsinn a. ana nokta, ana anlam
    Hauptsphäre a. ana alan
    Hauptstufen a. Haupt: ana; Stufe: basamak
    Hauptwirkung a. başlıca etki, ana etki
    Hauptzüge a. ana çizgiler
    Haus (n) a. ev; von H. aus: en başından, te*melden
    Hausbedarf (m) a. gün*lük gereksinimler, ev gereksinimleri
    Haut (f) a. deri, zar
    Hebel (m) a. kaldıraç
    heben eyl. yükseltmek; bkz. aufheben
    Heerführer (m) a. baş*komutan
    heften eyl. bağlamak
    heidnisch sft. putperest
    heilen eyl. iyileştirmek
    heiligen sft. kutsal
    heilsam sft. iyileştirici, sağaltıcı, yararlı
    Heilsamkeit a. sağlığa ya*rar*lık
    heimgegeben eyl. (heim*zah*len: reta*li*ate) ödet*mek, karşılığını vermek
    heimisch sft. doğal, yerel
    Heirat (f) a. evlilik
    heißen eyl. demek; demek istemek; buyurmak; adlandırmak
    helfen eyl. yardım etmek; yararlı olmak
    hell sft. açık, parlak
    Helligkeit (f) a. parlaklık, ışık yeğinliği
    hemmen eyl. durdurmak, engellemek
    Hemmung (f) a. engel
    her blt. burada, buraya
    herab blt. aşağıya; bkz. herabsetzen, herab*zuziehen
    herabsetzen eyl. indir*gemek
    herabzuziehen eyl. indir*mek (herab: aşağı; ziehen: çekmek)
    Heraldik (f) a. heraldri, hanedan armacılığı
    herantriten eyl. yaklaşmak
    heraus blt. dışarıya, dışarı doğru
    herausbilden eyl. (bir*şeyden) ortaya çık*mak, gelişmek
    herausbringen eyl. ortaya çıkarmak, üretmek
    herausfinden eyl. bulmak, ortaya çıkarmak
    Herausgabe (f) a. yayım
    herausgeben eyl. geri ver*mek
    herausgehen eyl. ortaya çıkmak, ortaya koy*mak
    herausheben eyl. kaldır*mak, yükseltmek; öne çıkar*mak, ortaya çıkar*mak
    herausklauben eyl. ayık*lamak
    herauskommen eyl. or*taya gelmek, çıkmak, ortaya çıkmak
    herausnehmen eyl. almak, çekmek, koparmak
    heraussetzen eyl. ortaya koymak
    heraustreten eyl. çıkmak; dışarı çıkmak, sapmak
    herbeibringen eyl. sağ*la*mak; (buraya) getir*mek
    herbeiführen eyl. ortaya çıkarmak, sağlamak; götürmek
    herbeischaffen eyl. bu*raya getirmek, taşı*mak; sağ*lamak
    Herde (n) a. ocak; fırın
    Herdenken Hin- und Herdenken: a. ileri geri düşünme
    herkommen eyl. buraya gelmek; yaklaşmak
    Herkunft (f) a. köken, kök
    hernehmen eyl. almak, çıkarmak
    Heros (m) a. kahraman
    Herr (m) a. efendi
    Herrlichkeit (f) a. görkem
    Herrschaft (f) a. ege*men*lik, güç, yetke
    herrschen eyl. egemen olmak, denetlemek; yürürlükte olmak
    Herrschsucht (f) a. güç tutkusu, yönetim tut*kusu
    herrühren eyl. köken al*mak, türemek
    herstammen eyl. türemek, gelmek, köken almak
    herstellen eyl. koymak; kurmak; ortaya çıkar*mak, üretmek
    herum blt. çevrede
    herumspazieren eyl. he*rum: çevrede; spa*zie*ren: gezinmek
    herumtreiben eyl. dolanıp durmak
    herumwerfen eyl. atmak, atılmak
    herunterfallen eyl. aşağı düşmek
    herunterkommen eyl. aşa*ğı inmek; bozulmak, kötüleşmek, çökmek
    herüber blt. bu yana, bu*raya
    herübergehen eyl. buraya, bu yana gitmek
    herübertreten eyl. geç*mek; herüber: bu ya*na; treten: yürümek, çıkmak
    hervorbringen eyl. ortaya çıkarmak; üretmek, doğurmak, yaratmak
    hervorgehen eyl. ortaya çıkmak
    hervorheben eyl. öne çıkarmak, göz önüne sermek; vurgulamak
    hervorschaffen eyl. ortaya çıkarmak, yaratmak
    hervortreten eyl. ortaya çıkmak
    hervortun eyl. öne çıkmak
    Herz (n) a. yürek
    herzählen eyl. saymak, sıralamak
    Heuchelei (f) a. iki yüz*lülük
    heute blt. bugün
    heutig blt. bugün, bu*günün, şimdiki, modern
    heutigentags blt. bugün, bugünlerde
    heutzutage blt. bugün, bugünlerde, günü*müz**de
    hier blt. burada
    hieran blt. bunun üzerine, bu noktada, bununla
    hierauf blt. bunun üze*rine, bunda, bundan sonra, sonra
    hieraus blt. buradan, bu yüzden, bununla
    hierbei blt. böylelikle, bu*nu yapmakla, bu bağın*tıda, bu sırada, bu du*rumda
    hierdurch blt. bu yolla, bununla, böylelikle
    hierfür ilg. bunun için, bunun yerine
    hierher blt. buraya, buna
    hierhin blt. buraya, buna
    hierin blt. burada, bunda
    hiermit blt. böylelikle, bununla, bunun üze*rine, bu yüzden
    hiernach ilg. bunun üze*rine, buna göre
    hiernächst blt. bundan sonra
    hierüber blt. bunun üze*rine
    hiervon blt. buradan, bun***dan
    hierzu blt. buna, buraya
    Hilfe (f) a. yardım, çare
    Hilfszeitwort a. yardımcı eylem sözcüğü
    Himmel (m) a. gök
    Himmelskörper a. gök cismi
    himmlisch sft. göksel
    hin blt. oraya, uzağa
    hinaus blt. buradan, dışa*rıya, ileriye
    hinausgehen eyl. terket*mek, gitmek; h. über: geçmek, aşmak;
    hinauskommen eyl. (dışa*rı) çıkmak, öte*sine geçmek
    hinausläufen eyl. sonuç*lanmak, varmak
    hinausreichen eyl. uzan*mak, genişlemek
    hinausschicken eyl. öteye göndermek, öteye git*mek
    hinausschreiten eyl. öteye ilerlemek
    hinaussetzen eyl. dışına atmak
    hinaustreiben eyl. dışarı sürmek, dışa itmek
    hinausweisen eyl. hinaus: öte; weisen: göster*mek
    Hinblick in (ya da im) H. auf: ilg. açısından, ile ilgili olarak
    hindeuten eyl. imlemek
    hindurch blt. boyunca; sırasında
    hindurchgehen eyl. için*den geçmek, yayıl*mak
    hineinbringt eyl. hinein: içeri; bringen: getirmek
    hingegen ilg. öte yandan; tersine; buna karşı
    hingehen es mag h.: sft. ge*çebilir, geçerli olabilir
    hinlänglich sft. yeterli
    hinreichen eyl. erişmek, ulaşmak
    Hinsicht in dieser H.: bğl. bu bakımdan
    hinsichtlich ilg. açısından; ile ilgili olarak
    hinstellen eyl. koymak, yerleştirmek
    Hintansetzung a. gözardı etme
    hinten blt. arkada, geride
    hinter blt. arkadan, son*radan
    Hintergrund (m) a arka*tasar
    hinterher blt. arkada, arka*dan
    Hinundhergehen a. ileri geri gitme
    hinüber blt. oraya, o yana
    hinübergehen eyl. geçip gitmek
    hinweg blt. uzağa
    hinwegfallen eyl. yitmek, uzaklaşmak
    hinweglassen eyl. uzaklaş*tırmak, bir yana bırak*mak
    hinwegräumen eyl. uzak*laştırmak, süpür*mek
    hinweisen eyl. göstermek, belirtmek, dikkat çek*mek
    hinzu blt. ek olarak, bunun yanında
    hinzufügen eyl. eklemek
    hinzutun eyl. eklemek
    Hirngespinst (n) a. ku*runtu, uydurma, düş*lem
    Historie (f) a. tarih
    Historiker (m) a. tarihçi
    historisch sft. tarihsel
    hob bkz. heben; hervor*heben
    hoch sft. yüksek; soylu; yüce; önemli
    hochgebildeten eyl. hoch: yüksek; bilden: geliş*mek
    Hochmut (m) a. kendini beğenmişlik, kibir, gu*rur
    Hof (m) a. saray
    Hofdame (f) a. hanım*efendi
    hoffärtig sft. kibirli, ken*dini beğenmiş
    hoffen eyl. umudetmek
    Hoffnung (f) a. umut, beklenti
    Hofkavalier (m) a. bey*efendi
    hohl sft. kof
    holen eyl. alıp getirmek
    Holz (n) a. tahta
    höchst sft. en yüksek, en üst; en çok
    höher sft. daha yüksek; bkz. hoch
    hören eyl. duymak, işitmek
    Hund (m) a. köpek
    hundert sft. yüz
    hüben blt. bu yanda
    Hülle (f) a. örtü
    hüten eyl. dikkat etmek, uyanık olmak
    Hymn (f) a. ilahi
    hypotasieren eyl. tözsel*leştirmek
    Hypothese (f) a. önsav
    hypothetisch sft. var*sa*yımlı

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    I

    Ich (n) adl. ben
    Ideal (n) a. ideal
    Idealisieren a. ideal*leş*tirme
    Idealismus (m) a. Idea*lizm
    Idealität (f) a. ideallik
    Idee (f) a. Idea
    Ideellen a. ideel, düşünsel
    Identischsetzen a. özdeş*le(ştir)me
    Identität (f) a. özdeşlik
    Inbegriff (m) a. toplam, özet
    Inder a. Hintli; Hindu
    Indifferenz (f) a. ilgisizlik; ayrımsızlık
    Individualität (f) a. birey*sellik
    Individuum (n) a. birey
    Induktion (f) a. tüme*varım
    Inhalt (m) a. içerik
    Inhaltlosigkeit (f) a. içerik*sizlik
    Inkommensurabilität (f) a. eşölçümsüzlük
    Inkonsequenz (f) a. tu*tarsızlık
    Innere (n) a. iç
    Innerlichkeit a. içsellik
    In-sich-beruhens a. kendi içinde kalan
    In-sich-gehen a. kendi içine giden
    In-sich-sein a. kendi için*de olma; kendi-için-varlık
    Instinkt (m) a. içgüdü
    Instrument (n) a. alet
    Intelligenz (f) a. Anlık, Anlak
    Intension a. yeğinlik
    Intensität (f) a. yeğinlik
    Intentionen (f) a. niyet
    Interesse (n) a. ilgi
    Ironie (f) a. ironi
    Irregularität (f) a. düzen*sizlik
    Irritabilität (f) a. irkile*bilirlik, uyarılabilirlik
    Irrtum (m) a. yanlışlık
    ich adl. ben
    idealisieren eylem ideal*leştirmek
    idealistisch idealist, idea*listik
    ideel sft. ideal
    identifizieren eyl. özdeş*leştirmek
    identisch sft. özdeş
    ignorieren eyl. gözardı etmek
    ihrerseits blt. onun ya*nından
    immanent sft. içkin
    immer blt. her zaman
    immerhin bğl. buna kar*şın, gene de, gerçi
    imperative a. buyuru
    imponieren sft. etkileyici, çarpıcı
    inadäquat sft. yetersiz
    indem bğl. çünkü, bun*dan, şundan
    indes bğl. bu arada; bu*nun*la birlikte, gene de
    indifferent sft. ilgisiz
    indirekten sft. dolaylı
    individuell sft. bireysel
    ineinander blt. birbiri içi*ne
    infinitum sft. sonsuz
    infizieren eyl. bulaşmak; bulaştırmak
    inhaltlos sft. içeriksiz
    inhaltslos sft. içeriksiz
    inhaltsvoll sft. önemli, anlamlı; içerikli
    inhärieren eyl. ilintili ol*mak
    inhäriert sft. ilintili
    inne blt. içerde
    inner sft. iç
    innerhalb blt. içersinde, içersine
    innerlich sft. içsel; blt. içsel olarak
    innerst sft. en iç
    innewohnen eyl. ırasalı olmak, özünlü olmak
    innewohnen sft. özünlü, ilintili
    innig sft. içten
    insbesondere blt. özellikle
    insofern blt. ... oldukça
    instinktartig sft. içgüdüsel
    integrieren eyl. bütün*leşmek
    intellektuell sft. anlıksal, düşünsel
    intensive sft. yeğin
    interessant sft. ilginç
    interessieren eyl. ilgilen*mek
    intuitiven sft. sezgisel
    involvieren eyl. ilgili olmak, karışmak
    inwiefern sft. hangi dü*zeye dek
    ionischen sft. Iyonyalı
    irgend sft. herhangi bir
    irgendwie blt. herhangi bir yolda, her nasılsa
    irrational sft. usdışı
    irrigerweise blt. yanlışlıkla
    isolieren eyl. yalıtmak
    ist dir

    J

    ja evet
    Jahr (n) a. yıl
    Jahrhunderts (n) a. yüz*yıl
    Jahrtausende (n) a. binyıl
    jede sft. her bir
    jedenfalls blt. her du*rum*da, her zaman
    jedermann adl. herhangi biri
    jedesmal blt. her kez, her seferinde, her zaman
    jedoch bğl. gene de
    jeher von jeher: blt. tüm zamanlarda, eskiden bu yana
    jemand adl. biri, herhangi biri
    jene adl. o, onlar
    jenseitig blt. öte yanda, öte dünyasal
    Jenseits (n) a. öte dünya
    jenseits blt. öte yanda, öte dünyada
    jetzig blt. şimdiki, yürür*lükteki
    Jetzt a. şimdi
    jetzt blt. şimdi
    Journal (n) a. gazete; dergi
    Jude (m) a. Yahudi
    Jugend (f) a. genç; genç*lik
    Jugendbildung a. genç*liğin eğitimi
    Julie a. Temmuz
    Jurisprudenz (f) a. tüze bilimi
    Jurist (m) a. tüzeci
    jüdische sft. Ibrani, Yahudi

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    K

    Kadaver (m) a. kadavra
    Kahlschweif a. kel kuy*ruk: kahl=kel, Schweif kuy*ruk
    Kaiser (m) a. imparator
    Kali (n) a. alkali
    Kalk (m) a. kalsiyum
    Kalkül a. kalkülüs
    Kamel (n) a. deve
    Kampf (m) a. kavga, dö*ğüş
    kannegießern eyl. yük**sek*ten atmak, ağız kala*balığı etmek
    Kanon (m) a. Kanon
    Kanton (m) a. kanton
    Kategorie (f) a. kategori
    Kategorientafel a. kate*gori tablosu
    kategorisch sft. kategorik, kesin
    katholischer sft. Katolik
    kaum blt. güçlükle, ancak, hemen hemen hiç
    Kausalität (f) a. neden*sellik
    Kausalnexus (m) a. ne*den*sel bağlantı
    kehren eyl. dönmek
    Keim (m) a. tohum
    kein adl. hiçbiri
    keineswegs blt. hiçbir bi*çim*de
    kennen eyl. bilmek, tanı*mak, anlamak
    kennenlernen eyl. bile*bilmek, tanıyabilmek
    Kenntnis (f) a. bilgi
    Kind (n) a. çocuk
    kindische sft. çocukça
    kindliche sft. çocuksu
    Kirche (f) a. kilise
    Kirchenvater (m) a. kilise babası
    Klage (f) a. yakınma
    klagen eyl. yakınmak
    klar sft. açık, duru, parlak
    Klarheit (f) a. duruluk, açıklık
    Klasse (f) a. sınıf
    klassifizieren eyl. sınıflan*dırmak
    klauben eyl. seçmek, ayık*lamak
    Klaue tırnak
    Kleidung (f) a. giysi
    klein sft. küçük
    kleinliche sft. değersiz, sıradan, önemsiz
    Klima (n) a. iklim
    Kluft (f) a. yarık, açıklık
    klug sft. yetenekli, bece*rikli
    Klugheit (f) a. sağgörü, bilgelik, kavrayışlılık
    Knabe (m) a. çocuk
    knechtisch sft. kölece
    Knechtschaft (f) a. köle*lik
    knirren eyl. çatırdamak
    Knochen (m) a. kemik
    Knotenlinie a. düğümlü çizgi
    knüpfen eyl. bağlamak
    Kohlenstoff (f) a. karbon
    Kolleg (n) a. dersler
    Kollege (m) a. meslek*taş
    kommen eyl. gelmek; ol*mak, yer almak
    Komplement (n) a. bü*tün*leyici, tümleyici
    Komplex (m) a. karmaşa
    Komplikationen (f) a. karışıklık
    kompromittieren eyl. zarar vermek; tehlikeye at*mak
    konkret sft. somut
    konsequent sft. tutarlı
    Konsequenz (f) a. tu*tarlılık; sonuç
    konservieren eyl. sakla*mak
    konstant sft. değişmez, sürekli olarak
    konstatieren eyl. bil*dir*mek; saptamak
    konstituieren eyl. oluş*turmak, kurmak
    konstruieren eyl. kurmak, tasarlamak, yapı*laş*tırmak
    Konstruktion (f) a. yapı*laştırma; çizim
    kontinuieren eyl. sür*dür*mek
    kontinuierlich blt. sürekli olarak
    Kontinuität (f) a. sürek*lilik
    Kontraktion (f) a. ka*sılma
    konträr sft. aykırı, karşıt
    koordinieren eyl. eşgü*dümlemek
    Kopf (m) a. kafa
    Kopula (f) a. koşaç
    Korkbaum a. mantar me*şesi
    Korrektion a. düzeltme
    korrespondieren eyl. kar*şılık düşmek
    korrigieren eyl. düzeltmek
    Kosmologie (f) a. evren*bilim
    kosmologisch sft. evren*bilimsel
    kosten eyl. (şu kada para) tutmak, etmek
    Kozmologie a. evrenbilim
    können yardımcı eylem (yapabilmek)
    Körper (m) a. cisim
    Kraft (f) a. kuvvet
    kraft blt. dolayısıyla, ara*cılığıyla
    Kraftäußerung a. kuvvet belirişi
    krank sft. hasta
    krankhaft sft. hastalıklı
    Krankheit (f) a. hastalık
    Kreatur (f) a. yaratık
    Kredit (m) a. güven, gü*ve*nilirlik
    Kreis (m) a. çember
    Kreisbogen a. çember yayı
    Kreislauf (m) a. dönüş, döngü, yörünge
    kreuzen eyl. içiçe geçmek, kesişmek, dolaşmak
    Krieg (m) a. savaş
    Kristall (m) a. kristal
    Kriterium (n) a. ölçüt
    Kritik (f) a. Eleştiri
    Kritische a. Eleştirel
    kritische sft. eleştirel
    kritisieren eyl. eleştirmek
    krumm sft. eğri
    Krumme (f) a. eğri çizgi
    Kuh (n) a. inek
    kuhn sft. yürekli, korkusuz
    Kultus (m) a. kült
    kund sft. bilinen, tanınan; kundgeben: blt. bil*dirmek, göstermek, ortaya sermek
    kundgeben eyl. bildirmek, duyurmak, ortaya sür*mek; kendini gös*ter*mek, bildirmek
    Kunst (f) a. sanat
    Kunstprodukt a. sanat ürünü
    Kunstschönen a. sanat güzelliği
    Kunstwerk (n) a. sanat yapıtı
    Kupfer (n) a. bakır
    Kuriosität (f) a. merak
    kurz sft. kısa; blt. kısaca
    Küchensalz a. mutfak tuzu
    künsteln sft. iyice işlenmiş, inceltilmiş
    Künstler (m) a. sanatçı
    künstlerisch sft. sanatsal
    künstlich sft. yapay, düz*mece

    L

    Lächeln (n) a. gülüm*seme
    lächerlich sft. gülünç
    Land (n) a. ülke
    lang sft. uzun
    Länge (f) a. uzunluk; süre
    längst blt. çok önceden, çoktandır
    langweilig sft. sıkıcı
    Langweiligkeit (f) a. sıkı*cılık
    lassen eyl. bırakmak, ter*ketmek; izin vermek,
    Last (f) a. yük
    Lateinischen a. Latince
    laufen eyl. koşmak; yürü*mek; işlemek (maki*ne); devinmek, dön*mek; akmak
    Laune (f) a. keyif, geçici heves
    lauten eyl. okunmak, kula*ğa ... gelmek, duyul*mak
    Leben (n) a. yaşam
    leben eyl. yaşamak
    lebendig sft. dirimli, yaşa*yan
    Lebendigkeit (f) a. dirilik, dirimsellik
    lebenserfahrene sft. yaşam deneyimli
    Lebenserfahrung a. yaşam deneyimi
    Lebensfunktion a. yaşam işlevi
    Lebensgefühls a. yaşam duygusu
    Lebenszwecke a. yaşam ereği
    leblos sft. dirimsiz
    Leder (n) a. deri
    lediglich blt. yalnızca
    leer sft. boş
    Leerheit a. boşluk
    legen eyl. koymak, yerleş*tirmek
    Lehre (f) a. öğreti
    lehren eyl. öğretmek
    Lehrer (m) a. öğretmen
    Lehrsatz a. sav, kuram
    Leib (m) a. beden
    leiblich sft. bedensel, cisim*sel
    Leiblichkeit (f) a. beden*sellik
    leicht sft. hafif; kolay
    Leid (n) a. incinme, zarar
    leiden eyl. (bir etkiye) uğramak; taşımak, kat*lanmak; acı çekmek
    Leidenschaft (f) a. tutku
    leider ünl. ne yazık ki!
    leise sft. yumuşak, ince
    leisten eyl. yerine getirmek, yapmak
    Leistung (f) a. başarım; edim, yapılan, yerine getirilen şey
    leiten eyl. yönlendirmek, yönetmek; bkz. ablei*ten (türetmek)
    Leiter (m) a. iletken
    Leitung a. önderlik, yöne*tim, kılavuzluk
    lenken eyl. döndürmek, sürmek, gütmek, yön*lendirmek
    lernen eyl. öğrenmek, çalışmak
    lesen eyl. okumak
    Leser (m) a. okur
    letzt sft. son
    letztlich blt. son olarak, sonunda
    leuchten eyl. parlamak, ışımak; bkz. einleuchten
    leugnen eyl. yadsımak
    liberaler sft. daha özgür, daha serbest
    Licht (n) ya da (m) a. ışık
    Lichtpartikeln a. ışık par*çacığı
    Liebe (f) a. sevgi
    lieben eyl. sevmek
    liefern eyl. sağlamak, üret*mek; teslim etmek, ver*mek
    liegen eyl. (bir yerde) bu*lun*mak, yatmak, dur*mak
    ließ bkz. lassen; gelten lassen: eyl. izin vermek, kabul etmek
    Linie (f) a. çizgi
    links blt. sola, solda
    List (f) a. liste
    listig sft. kurnaz
    Logik (f) a. mantık
    Logiker (m) mantıkçı
    logisch sft. mantıksal
    Logisch-Reellen a. mantık*sal-olgusal
    lose sft. gevşek
    losmachen eyl. gevşetmek, çözmek; kurtulmak, başından atmak, uzak*laştırmak
    Lot a.dik; 10 gramlık ağır*lık birimi
    löblich sft. övgüye değer, salık verilebilir
    lösen eyl. çözmek
    Löwe (m) a. aslan
    Luft (f) a. hava
    Lust (f) a.kösnü; haz
    lügnerisch sft. yalancı
    lyrisch sft. lirik

Benzer Konular

  1. Almanca Şiir - Türkçe Tercümeli
    Rambo28 Tarafından Öğretmenler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-10-2014, 11:20 PM
  2. Türkçe Almanca Sözlük
    YukseLL Tarafından Ev ve Eğitim programları Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-04-2012, 06:45 PM
  3. Cepte almanca,türkçe sözlük programı
    YukseLL Tarafından Symbian İşletim Sistemi (Nokia) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-11-2010, 01:53 PM
  4. Almanca Dil Egitimi - Türkçe Anlatım
    dogangunes Tarafından Öğretmenler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-02-2009, 12:28 PM
  5. almanca XP outlook/hotmail türkçe karakter
    docos Tarafından windows (xp,vista) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-01-2007, 12:28 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık