Merhaba

“Cehennemden önce yaratılmış her şey sonsuzdur; insan cehennemden sonra yaratılmıştır.”
Dante Alighieri



Dante, “İlahi Komedya”da cehennemin kapısına gelince kapıdaki yazıyı okur; yazı şöyledir; “İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.” Dante de bu buyruğa uyar. Kaotik bir dünyanın ortasında umut, Dante’nin cehennemi gezmeye giderken bıraktığı kapı eşiğindedir hala ve Olymphos ile Ararat’ın ortasında mezarsız ölüler gömülme hakkı bekliyor.

Atalarının gömülme hakkını isteyen insanların istekleri çok mu abartılı acaba? Hiç sanmıyorum, gömülmek bir hak ise bu hakkı kullanmak her insan en doğal istemidir. İstem ve eylem ise her çağda insanın var olma koşulu oldu. Her eylem ve her yolculuk da bilinçaltına ulaşmak için yapılır. Bilinçaltında yatan ölüm dürtüsünü tanımak ve onun bilgisene ulaşmak kaotik bir yolculuktur. Bu yolculuk bilincin ve farkındalığın olmadığı duruma geri dönüştür. Ölümün bilgisi cehennemden sonra yaratılanlardadır çünkü bu bilgiyle barışmak da ölüler diyarını görüp onların yasını tutmakla olur ancak. Çünkü yası tutulamayanlar ve usulünce gömülemeyenler, yaşayanların dünyasından uğurlanmamış ve yaşayanlarla olan hesapları kapanmamıştır.

Her akşam karanlık çöktüğünde gömülme hakkı olmayan atalarımın sesi değiyor Anadolu'ya. Gomidas’ın ölüm kuyularına haykırışı yırtar karanlığımı... Gomidas Vartabed, 1915’te dönüşü olmayan yolun yolcusu. Çankırı’da ölüme ramak kala çağdaşı Dostoyevski gibi infaz edilmekten son anda kurtulmuş ve soranlara, (Meds Yeghern)”Büyük Felaket”ten geldim demişti. Ama birlikte gittikleri arkadaşları gözlerinin önünde katledilip ölüm kuyulurına atılınca, yüreği tanık olduğu bu dehşete dayanmamış, dünyanın doğusunda üşüyen ruhların çığlığı olmuştu ve bir gece vakti, ölüm kuyularına atılan arkadaşlarının acınsını daha fala içinde taşıyamamış, içine düşen ifrite yenilmişti, evinin bahçesindeki kuyudan kafasını sarkıtarak bu kuyulara atılan arkadaşlarının isimlerini haykırarak, ışığa ve sonsuza düşman olanları lanetlemişti. Bu son haykırış onun çıldırma noktası olmuş daha sonra 20 yıl boyunca susmuş ve hiç konuşmamıştı.

Tevrat’ın Tanrısı, ilk eylemi ile dünyanın doğusunda önce ışığı ve karanlığı yarattı. Sonra, sonsuza ve ışığa düşman olanları yarattı. Işığa ve sonsuza düşman olanlar da zamanla, doğdan ödünç aldıkları enerjiyle yaratıcının tahtına oturdu. Bu soysuz ruhlar ellerine geçirdikleri kör yaratıcılıkla insanı insandan uzaklaştırdı zamanla.

Onun için Cemil Meriç, “Kimin için yaratacaksın? İnsanlar ışığa, hayata, sonsuza düşman.” Diyor. Bu düşmanlık hayatı, ışığı ve sonsuzu istemiyor. Marx, “üreten insanın sefaleti, onun üretiminin gücü ve büyüklüğü ile ters orantılıdır.” diyor, Kapitalist toplumda üretim, üretenin sefaletini büyütür sadece ve “işçi, kendi ürettikleri karşısında, yabancı bir nesne karşısındaki ile aynı ilişki içine girer.” Ve böylce; insan, dünyasının değersizleşmesi, nesne dünyasının değer kazanmasıyla orantılı olarak artar. İnsan yarattığı neslerin karşısında kuklalara dönüşür. Bu şiddet kültürü teknolojik gelişmeyi yüceltirken insanı her yerede zincire vurur ve şiddet her çağda insanlarını gömülme haklarını dahi gasp ederek onları cehennemin kapısındaki yazıyla başabaşa bırakır.

Aşağıdaki dialog, Antigone’nin erkek akla karşı verdiği mücadele’de kardeşi İsmene ile aralarında geçen bir ölünün toprağa gömülme hakkı ve ölüm dürtüsü ile ilgili konuşmadır.

Antigone : Düşün, benle işbirliği yapıp, bana yardım edecek misin?
İsmene : Hangi tehlikeli işte? Tasarladığın ne?
Antigone : Ölüyü bu elimle birlikte sen de kaldıracak mısın?
İsmene : Onu gömmeyi mi düşünüyorsun, kent bunu yasak ettiği halde?
Antigone :Benim ve senin kardeşini, sen istemezsen bile. İhanet ettiğimi kimse görmeyecek.
İsmene : Zavallı kardeşim, Kreon’un yasaklayan buyruğunu rağmen?
Antigone : Beni benimkilerden ayırmak onun elinde değil.


Antigone, yasalara karşı özgürlüğü seçer ve kardeşini toprağa gömerek devletin koyduğu yasaların kaynağına ve meşruluğuna karşı; “ben dünyaya kin değil sevgi paylaşmaya geldim.” Diyen eylemiyle ölülerin gömülme hakkı karşısında dilsiz kalmaz.
Çünkü o dönemin inancına göre; bir ölünün gömülmeden kalması sonsuza dek yeraltı dünyası Hades’e alınmaması demek. Antigone’nin yapmaya çalıştığı, savaşın yarattığı dehşet karşısında “dengeyi sağlama” çabasıdır sadece. Denge sağlamının ana ilkesi ise, insanın içinde yaşadığı çevrenin doğasını tanımasıdır. Çünkü, her yerin kendine ait bir kararlılığı vardır. Ev içinde yaşanacak bir yerdir. Savaş alanı, kavga yeridir. Mezar ise ölü insanlara ev sahipliği yaparak, kendi amacı doğrultusunda hareket eder.

Antigone işte bunun için kardeşinin gömülme hakkını yasalara karşı gelerek kullanır. Çünkü yeryüzüyle denge sağlanmadan, hayata karşı dayanabilecek güce sahip olunamayacağını bilir. Antigone yasalara karşı gelip doğa, toplum ve insan arasında dengeyi yeniden kurmaya çalışıyor.
Elbette ‘gömülme’ hakkı da ‘yaşam’ hakkı gibi kutsaldır ve dünyanın doğusunda yeniden yükseliş ve barış bu dünyadaki mezarsız ölülere tanınan gömülme hakıyla gelir ancak.


Sabahattin Şerif

Gelawej - Content