Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 Toplam: 7

Islamda Batıni Felsefesi

Bilim ve Astronomi Kategorisi Felsefe Forum'u Forumunda Islamda Batıni Felsefesi Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba İbn Sina peripatetik eserlerinden oldukça farklı olan üç görsel hikâye yazmıştır. Risale fil-Aşk ve İşarat'ın son bölümleriyle birlikte bu ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Islamda Batıni Felsefesi

    Merhaba




    İbn Sina peripatetik eserlerinden oldukça farklı olan
    üç görsel hikâye yazmıştır. Risale fil-Aşk ve İşarat'ın
    son bölümleriyle birlikte bu hikâyeler onun, "Batıni
    Felsefesi
    " nden geriye kalanlardır.
    İsmi geçen eserler İbn Sina'dan sonraki birkaç yy da
    içlerinde Suhreverdi'nin de bulunduğu bir grup İşrakî
    hakim tarafından ele alınmış ve yorumlanmışlardır.
    Daha sonraki yy larda yaşayan bilgeler ve son yy da
    İran'daki hakimler tarafından yapılan ve İbn Sina'nın
    ilkeleri ile ilgili araştırmaların tamamı, bu ilk yy daki
    yorumlara dayanır.

    Bu hikâyeler, yazarın entellektüel bakışını yansıtan
    sembolik dilde yazılmış metinlerdir. Bu sembolik dil,
    sadece yazar tarafından yapılan bir kinaye değildir,
    aynı zamanda hikâyelerin ayrılmaz parçasıdır.

    Bu hikâyelerinde:
    İbn Sina evreni, İlâhi Bilgi'nin veya
    Marifet /Gnosis / Ruhsal Bilgi'nin yol aldığı geniş bir
    "Semboller Kozmos'u" olarak ele alır. Kozmos, Arif
    için dışsal bir nesne değil, içsel bir gerçekliktir, Arif
    tabiatın tüm çeşitliliklerini kendi varlığına aksetmiş
    bir şekilde algılar. Evrendeki fiziksel ve astronomik
    elementlerin transformasyonu sayesinde, marifete
    giden yolda yürüyen yolcu/salik, kozmosun sürekli
    kendisinde içselleştiğini/interiorised ve sonucunda
    kendisinin "Cosmic Crypt/Kozmik Şifre" nin ötesine
    geçtiğini farkeder.


    Tabiattaki günlük olayların, insanoğlu'nun bilincinde
    mantıksal olarak açık ve anlaşılır olması gibi, kozmik
    gerçekliklerin sembolik görünüşü ve onların "Ruhsal
    Dünyanın Gölgeleri" haline gelmeleri, Arif'in yeni ve
    aydınlanmış bilincine dayanır. Arif'in göklerde yazılı
    arketip/archetype/prototype/İlkörneklere dayanan
    tabiat tezahürlerini görmesini sağlayan, daha aşkın
    mertebeler/evrelerdeki varlıkları farkedebilmesidir.

    İbn Sina, İşarat'ın sonundaki bölümlerinde, Ariflerin
    sınıflamasını/classification ve görsel hikâyelerdeki
    bir yolcu olan Arif'in kendine has niteliklerini anlatır.

    İslâm Kozmoloji
    Öğretilerine Giriş
    Seyyid Hüseyin Nasr
    İnsan Yayınları-1985

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    Hayy İbn Yekzan'daki Ârif' in yolculuğu, Doğu olarak
    sembolize edilen ve Işık Melekleri'nin etki alanı olan
    "Saf Şekil/Form" dünyasından başlar. Bu dünyanın
    karşıtı ise toprağı sembolize eden ve"Saf Madde"ye
    tekabül eden Batı'dır.

    Bir Bilge ve Pir/spiritual guide olan Hayy İbn Yekzan,
    salik'e/yol ehli'ne melek olarak görünür ve bu yolun
    yolcusuna evreni, tüm fiziksel gerçeklerin simgelere
    dönüştüğünü ve salikin aşıp-geçmesi gereken bir yol
    olduğunu anlatır.
    O, saliki semboller/remizler kozmosundan, Doğu'ya
    ve Işık Melekleri' nin alanına yolculuk etmeye teşvik
    eder. Risalet-el Tayr'da salik, bu yolculuğa çıkmayı
    kabul eder ve günlük yaşamının uyuşukluğundan da
    arınır. Melekler ile birleşerek, kozmik/kevnî dağların
    silsilelerini ve vadilerini aşar.

    Salaman ve Absal, salikin ruhunun melek seviyesine
    ulaştığı yolculuğu anlatır. Hace Nasireddin et-Tusi'nin
    İşarat'a yazdığı şerhde geçen bölümlerden, Salaman
    ve Absal'daki hikayenin plânı anlaşılabilir.

    Salaman ile Absal iki üvey kardeştirler ve Absal küçük
    olanıdır. Absal, memleketin yöneticisi ve çok yakışıklı,
    akıllı bir adam olan büyük ağabey Salaman tarafından
    yetiştirilir. Salaman'ın karısı kayınbiraderine aşık olur,
    fakat Absal karşılık vermez.

    Arzusunun gerçekleşmemesi üzerine Salaman'ın karısı
    kızkardeşini Absal'la evlendirmek ister. Gerdek gecesi
    onun yerine geçer. Tam Nikâh kıyıldığı esnada ışıkların
    yakılması üzerine Absal gelini görür, ağabeyinin karısı
    olduğunu anlar. Ve bu duruma tahammül edemeyerek
    evden kaçar ve hatta ertesi gün ağabeyinin ülkesini bir
    grup askerle terkeder.

    Absal ordusuyla birlikte, Büyük İskender gibi, uğradığı
    her yeri fethederek bütün dünyayı dolaşır. Daha sonra
    ülkesine döner ve elde ettiği toprakları da ağabeyisine
    verir.

    Dönüşünden sonra Salaman'ın karısının aşk tekliflerine
    yeniden maruz kalır, fakat yine karşılık vermez. Bu kez
    kadın Absalın askerlerine para öder ve savaşta onunla
    beraber dövüşmemelerini sağlar. Bu nedenlerle Absal
    yaralanır ve öldüğü zannedilir. Fakat orman hayvanları
    onu alır, tedavi eder, sağlığına kavuştururlar. Böylece
    Absal bir kez daha ülkesine dönme gücünü kazanır.

    Plânların başarıya ulaşmadığını gören Salaman'ın karısı
    bu kezde hizmetçilerinin yardımıyla Absal'ı zehirlemeye
    karar verir. Plân başarıyla uygulanır ve Absal ölür.
    Kardeşinin ölümüne çok üzülen Salaman, rüyasında onu
    görür ve ölümünden karısının sorumlu olduğunu öğrenir.
    Bunun üzerine karısını, ona yardım eden hizmetçileri ile
    birlikte aynı zehirden içmeye zorlar.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    Ârif' i sembolize eden Absal' ın ölüm olayı, aydınlanma
    sürecinden geriye dönüş olmadığını vurgular. Doğu'ya,
    ışıklara yapılan yolculuktan geriye dönüş yoktur Ve Ârif
    bir kere madde dünyasından arınıp, saf şekiller âlemine
    ve meleklerin dünyasına girdi mi, bir daha bu dünyanın
    karanlığına düşmez. Bu durum, simyada, metalin altına
    dönüştükten sonra, tekrar eski haline getirilememesine
    benzer.

    Ârif'in kozmosta yaptığı yolculuk, yol boyunca karşılaştığı
    zorluklar ve sonucu ruhsal dirilişi başlatan ölüm olayı ile,
    görsel hikâyelerin program dairesi tamamlanır.

    Bu dairede tabiat ikili rol oynar;
    Birinci; olumsuz ve çapraşık, ikincisi; olumlu ve berraktır.
    Salik'in bilinci, bir Meleğin/Bir Bilge ve Pir-spiritual guide
    Hayy İbn Yekzan'ın ziyareti ile uyandığında ve o, sıradan
    bir insan olmaktan uzaklaşarak bu yolda bir salik olmaya
    başladığında, kozmos, onun için bir kript/crypto/totem,
    kurtulunması gereken hapishane haline gelir.
    Bilinci şekil değiştirip aydınlandıkça, kozmik kript/kozmik
    pentheon'dan kaçışı gerçekleştikçe, Tabiat da gerçekten
    sembole, karanlıktan ışığa dönüşür, böylece Ârif'e ruhsal
    yolculuğunda yardım etmeye başlar.
    Kozmogoni/Cosmogony/Evrendoğum, Ârif'in ruhsal olanı
    idrakinde ve aydınlanmasında etkili olmaya başlar, çünkü
    Ârif'in kendi kökenini, yolculuğunu gerçekleştirdiği evrene
    dayandırmasını, o sağlar.

    Ârif'in yolculuğu;
    Madde dünyasından, saf şekiller/pure forms dünyasına,
    Batıdan/Occident, Güneşin doğduğu yer olan Doğu/Işık
    Ülkesi'ni sembolize eden Melekler Âlemi'ne doğrudur.
    Ve buna karşılık Güneşin battığı yer olan Batı, maddenin
    karanlığına delalet eder. Şekiller ve maddeden meydana
    geldiği için bu dünyadaki tüm varlıklar kendilerinde Doğu
    ve Batı sembolik dünyalarını barındırırlar.

    Görsel daire / Visionary Cycle de şekil, "Bir şeyin o şey
    olmasını" sağlayan öz/idea/hakikat'tır. Ârif'in yolculuğu
    onu maddeden saf şekle, karanlık Batı'dan-ışıklı Doğu'ya
    ulaştırır; Ârif, madde dünyasından, maddi bedenden, üç
    varlık âleminden ve tahayyülden, Meleklerin dünyasına
    yükselir.

    Ârif'in bilincinin aydınlanmasını ve evrenin olgu/fact tan
    sembole dönüşmesini ortaya koyan bu yolculuk, sadece
    sembollerle, İbn Sina'nın "Seçkin Bilimi/İlm el- Havâss"
    dediği dille anlatılabilir ve sadece bilinci şekil değiştiren
    veya belirli "Kavramsal Boyutlar" a sahip olan bireylerce
    bu bilim anlaşılabilir. Diğer kişiler için bu hayal ürünü bir
    hikâye veya hurafe olarak kalır.

    Seçkin Bilimi / İlm el-Havâss, kökeni Hz. Peygambere
    dayanan kutsal metinlerin yorumu/Te'vil'e de bağlıdır.
    Yorumlar bütün insanlığa hitab ettiği için de genel dinî
    kanunların üzerinde yer alırlar.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Hayy İbn Yekzan'daki Ârif, yolculuğuna, daha sonraki
    tefsircilerin Ali Ebi Talib'le özdeşleştirdiği bilgi ile, yani
    Rehber Melek ile buluştuktan sonra başlar.

    Yolcu'nun önünde iki dizi Melek ortaya çıkar:
    Birincisi Akıllar, yani Melekler;
    ikincisi ise Meleklerden/Akıldan kaynaklanan ve gökteki
    uyduları hareket ettiren nefs'lerdir ki, Faal/on the go/
    operative/active akl' da denilen Onuncu Akl, Kutsal Ruh
    ve Cebrail ile de özdeşleştirilir.

    Meleklerin tümü, Ârif'i nihai gayesine yöneltmede önemli
    rol oynarlar. Bu yola çıkarken, Hayy İbn Yekzan yolcuya
    önünde uzanan geniş bir Çöl'ü/önce işlediği bir suça bağlı
    olarak habs'edildiği/kayb'olduğu Issız bir Ada'yı anlatır.

    Bu zor engeli aşabilmek, habs'tan kurtulabilmek için salik,
    "Hayat'ın Sürekli Kaynağı"nın hemen yakınından akmakta
    olan "Hayat Pınarı"ndan içmelidir. Bu sudan içmek demek
    Süleyman Peygamber'e öğretilen kuşların dili ve mantığını
    öğrenmek demektir.


    KUR'AN
    NEML: 27/16

    -Ve Süleyman Davûda varis olup, dedi ki:
    "Ey Nâs! bize mantıkuttayr ta'lim buyuruldu,
    hem bize her şeyden verildi,
    şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübîn.."

    "Ve verise süleymânü davûde ve kâle
    yâ eyyühen nasü 'ullimnâ mantıkattayri
    ve ûtinâ min kulli şey',
    inne hâzâ le hüvel fadlül mübîn.."


    Melek, salik'e Hayat Pınarı'nı şöyle anlatır:

    "Kutuplarda hüküm süren karanlıktan haberimiz vardır.
    Her yıl yükselen güneş, o bölgenin üzerinde belirli bir
    zaman/dönem ışık verir. İşte o karanlıkla karşılaşan,
    zorluklardan korkmadan o karanlığa dalan kişi, ışıkla
    dolu geniş bir alana gelecektir/geçecektir..
    Onun ilk gördüğü şey, suları berzah üzerindeki bir nehr
    gibi yayılan kaynaktır. Bu kaynakta yıkanan kişi öylesi
    hafifler ki, suyun üzerinde yürüyebilir, hiç yorulmadan
    en yüksek tepelere tırmanabilir. Ve de en sonunda bu
    dünyanın ikiye bölündüğü mıntıkalardan birine ulaşır.."

    Berzah/Âlem-i Hâb/Amusement Park; akl edilir suretlere/
    intelligible forms oranla, İlk Madde/Materia Prima olarak
    etkinlikte bulunan, Maddi Akl/Intellectus Materialis/El-Akl
    El-Hayulâni'dir. Aristo'nun şekil ve madde dili, bu noktada
    salik'in ruhsal deneyimlerini sembolize etmek için, ruhsal
    alana sevkedilmiştir.

    İslâm Kozmoloji
    Öğretilerine Giriş
    Seyyid Hüseyin Nasr
    İnsan Yayınları-1985

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    Hayat Pınarı'ndan içtikten sonra yolcu, Batı'dan/Occident,
    Doğu'ya/Orient yapacağı yolculuğa hazırlanır.

    Batı'nın sınırındaki en uç bölgesi, Tanrı'nın Kitabı'nda Sıcak
    Deniz ismi verilen büyük bir denizdir ve işte burada güneş
    batar. Bu denize dökülen nehirler, ıssız ve uçsuz-bucaksız
    bir ülkeden gelir. Orada yerleşik hiç kimse yoktur, sadece
    diğer ülkelerden yanlışlıkla buraya gelmiş olan yabancılar
    vardır. O ülkede daimi bir karanlık hüküm sürer. Ve oraya
    göç etmiş olanlar, güneşin her batışında bir ışık parlaması
    görürler. O ülkenin toprağı da tuz çölüdür.

    Sıcak Deniz; yerleşilmemiş ülkeyi, güneşin batışını, yokluğu,
    yokluğa şeklin empoze edilişini, tuz çölü ve herşeyin sürekli
    değiştiği maddi bir âlemi sembolize ederken, Güneş ise, her
    şeye şekil veren Makro-Kozmik Akl'ı sembolize etmektedir.

    Aşılması gereken ilk âlem, "Dünyevi Bölge" veya "Cismani
    Madde" âlemidir. Her türden hayvanlar-bitkiler bu bölgede
    bulunur. Fakat oraya yerleşip de, otundan otladıkları ve de
    suyundan içtikleri zaman, aniden kendi şekillerine yabancı
    görünüşlere bürünürler. Oradaki bir insanı, üstünde bitkiler
    yetişen bir hayvan derisi ile kaplanmış bulursun. Bu durum
    diğer canlılar için de geçerlidir. Ve o iklim, sorun, savaş ve
    çarpışmalar ile dolu bir tuz gölü, bir viran-hanedir, güzellik
    ve neş'e sadece uzak bölgelerden ödünç alınabilir.

    Yolculuğunun ilk aşamalarında salik, bu tür bir çok bölgeleri
    geçmeli/aşmalıdır:

    1- İçinde insan, hayvan ve de bitki ve maden bulunmayan,
    hava/elementary air sembolize eden geniş bir çöl.
    2- Mineralleri ve dağları, rüzgârları ve bulutları oluşturmak
    için birleşen elementler ve onların buharları/exhalations.
    3- Elementlerin daha iyi bir karışıma sahip olduğu, bitkilerin
    de yer aldığı dünya.
    4- Akl veya Mantık'a sahip olmayan ve hayvanları da içeren
    varlıkların yer aldığı dünya.

    Bu bölgeleri aşıp-geçtikten sonra salik, güneşin doğuşuna,
    ışığın kaynağına doğru yönelir.

    Fakat bundan önce, İbn Sina'nın meliki, askerleri, yolcuları,
    caddeleri ve duvarları ile bir şehr'e benzettiği, insanı, insan
    oluşu aşmalıdır.

    Aşılması gerekli olan insan ise, beyninin alın lobuna monte
    edilmiş bir "Hiss-i Müşterek/Sensus Communis" e sahiptir.
    Hafıza arka bölgede, Aktif Tahayyül ise ortadaki bölgededir
    ki tümü ile bu yetenekler insanı duyular âleminden, şekiller
    âlemine götürür.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Duyu organları, yani göz, kulak, burun, ağız, el ve ayaklar,
    bir şehre girişin bulunmasını sağlayan caddeler gibidir.
    Şehr ise, Hiss-i Müşterek'tir. Ve bu beş duyu, yanlarından
    her geçeni mahbus eden silâhlı adamlar gibidirler ve İdrak
    ettiklerini yakalarlar.

    Hiss-i Müşterek onların reisidir ve esirler onun sayesinde
    diğer yetilere/faculty ulaştırılır. O halde duyumsanan şekl
    ve suretler, onları muhafaza eden hazinedara, tahayyülün
    temsilcisine teslim edilen esirlere benzerler.

    Bu şekillerin önemi, melike gönderilen ve mesajı götürenin
    içinde ne yazıldığını bilmediği bir mektup gibidir.

    Nefs, iki grup melekeye sahiptir:
    Birinci grup: onu surete/form,
    İkinci grup: bir maddeye yöneltir.


    Nefs'in, ateşten yaratılmış olan, meleklerden daha aşağıda
    yer alan cinn'ler ve peri'ler ile de ilişkisi vardır. Biri sağında
    diğeri solunda olmak üzere iki melek de nefs'e bekçilik eder.
    Sağdaki melek onu marifet ve aydınlanmaya, soldaki melek
    ise duyular dünyasının karanlığına yöneltir.

    Üç varlık âlemi, insan ve dünyevi bölgeyi aştığı zaman salik
    henüz Batı'yı, yani dünyayı aşamamıştır. Gök küreler henüz
    Batı'ya mensuptur. Çünkü, onlar da maddeden ve şekilden
    meydana gelmişlerdir.

    Buna karşılık olarak gökteki madde lâtif/buhar/seyyâl'dir.
    Meleklerin taakkulu/intellection ile meydana gelmiştir, ve
    bozulmaz.

    Semavî Madde, Dünyevî Madde'nin tam aksine bir şekilden
    diğerine geçmez, sadece bir şekle bağlı kalır. Gökler ile ilgili
    Oriental/Doğubilgisi, Astronomik/Astronomique/Gök Bilimi
    ile aynı değildir. Ve Görülebilenlerin ötelerinde bulunanlara
    da değinmelidir.

    Yolcu'nun mevcud/görülebilen/visible göklerde yaptığı bu
    yolculuk, İslâm Astronomisindeki dokuz gezegeni ve ayrıca
    Aristotelian Sistem/Genel Bölüm ile yan cisimcikler arası
    ilişkiyi/Ellibeş uyduyu aşması ile tamamlanır.

    Yolcu dokuz bölgeden geçer:

    1. AY :
    Kısa boylu çok hareketli insanların yerleştiği iklim.
    Bu şehirlerde sayıca dokuzu bulur.

    2. MERKÜR :
    Daha kısa boylu fakat hareketleri daha yavaş
    insanların yerleştiği ülke. Bu ülkenin insanları yıldızları ve
    onları incelemeyi, sihir-büyü sanatlarını, kayda geçmeyi
    severler. Lâtif ve engin bir etkinlik yeteneğine sahiptirler.
    Bunların şehirlerinin sayısı ise ondur.

    3. VENÜS :
    Eğlenceyi seven, hiç üzüntüleri olmayan güzel
    tatlı insanların yaşadığı bölge. Müzik ve güzel san'atlardan
    hoşlanırlar bir kadın tarafından yönetilirler.
    Dokuz şehirleri vardır.

    4. GÜNEŞ :
    Büyük bedenlere sahip, çok yakışıklı insanların
    yaşadığı ülke. Onların özelliği kendilerinden uzaktakilere
    aşırı cömertlik göstermeleridir.
    Şehirlerinin sayısı beştir.

    5. MARS :
    Yeryüzünü tahrip eden insanların yaşadığı ülke.
    Yaralama, öldürmeyi ve sakat bırakmayı severler. Sürekli
    kötülük yapmak isteyen, kırmızı derili bir melik tarafından
    yönetilirler.
    Bu melik'in VENÜS' te adı geçen kadın yönetici tarafından
    baştan çıkarıldığı, derin bir aşka düştüğü söylenir.
    Bu memleketin şehir sayısı ise sekizdir.

    6. JUPİTER :
    Bu bölgede oturanlar çok dindar, çok dengeli
    çok akıllıdırlar ve faziletlerini tüm evrene yaymışlardır.
    Şaşırtıcı derecede güzel ve aydın yüzlüdürler. Kendilerini
    tanıyan-tanımayan, yakın-uzak herkesi severler.
    Sekiz şehirleri vardır.

    7. SATÜRN :
    Kötüye eğilimli, fakat iyiye yöneltildiklerinde
    aşırı derecede iyilik-sever olan insanların ülkesi.
    Bu insanlar işlerinde acele etmezler, sürekli ertelemeye
    alışmışlardır.
    Sekiz şehirleri vardır.

    8. BURÇLAR KUŞAĞI :
    Bir kısmı şehirlerin dışında yalnız
    yaşayan kimselerin oturduğu geniş ülke.
    Bu ülke oniki bölge ve yirmisekiz istasyona ayrılır.
    Hiç bir grup, diğerinin istasyonunu terk edilmeden istila
    etmez. Daha önce anlatılan yolcuların tümü bu ülkeden
    geçerler ve etrafında dolaşırlar.

    9. YILDIZSIZ BÖLGE :
    Kozmosun en ucunda bulunan ve
    bu güne dek hiç kimsenin görmediği bölge.
    Bu bölgede ne şehirler, ne kasabalar, ne de insanların
    sığınabileceği bir yer vardır.
    Gözlerin görebileceği bir şey de yoktur.
    Burada yaşayanlar ruhsal meleklerdir.
    Ve hiç bir insan burada barınamaz.
    İlahî kader, daha aşağılardakilere buradan iner.
    Buradan daha yukarıda yerleşilmiş bir bölge yoktur.
    Evrenin sol tarafını meydana getiren gökler ve yer,
    yani occident/batı burada son bulur..

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    "Kozmik Dağ/Kaf"ın varoluşunun çeşitli düzeylerini anlattıktan
    sonra, Hayy İbn Yekzan, yolcunun dikkatini fiziksel sema' ların
    ötesinde yer alan Orient'e çevirir ve yer-yüzünün semalarının
    ötesinde Yüce Melekler Âlemi yer alır.

    Bu ülkeden çıkışı sağlayacak bir yol öğrenen ve çıkışına yardım
    edilen kişi, gökteki kürelerin ötesine geçmeye de bir yol bulur.
    Daha sonra, göz-açıp kapayıncaya dek, bir mabud'un yönettiği
    ilk yaradılışın haleflerini / posterity of the primordial creation
    anlatır.

    Evren'in Melik'i iki grup melek tarafından çevrelenmiştir:
    Birincisi ona en yakın olan büyük melekler, ikincisi ise Melik'in
    emirlerini bekleyen ve de en yüksek feleğin sınırında yer alan
    melekler . Bu meleklerin arasında en yalnız ve tek başına olan
    Melik'tir. Onun güzelliği, diğer bütün güzellikleri ortadan siler.
    Kim O'nun güzelliğinden birini ele geçirirse, tefekkürünü ebedi
    olarak ona yöneltir, bir göz kırpması kadar kısa bir zaman bile
    kendini ondan ayıramaz.

    Madde Çölünden, Evren'in Melik'ine kadar tüm resmi ve gayri
    resmi tezahürleri açıkladıktan sonra Bilge, yolcuyu kendisiyle
    birlikte, "Kozmik Dağ" olan İlahi Varlık'ın tahtIna bir yolculuk
    yapmaya davet eder:

    "Seninle sohbet ederken, seni uyanmaya teşvik ederek ve O
    Melike yaklaştırmaya çalışmasaydım, Ona karşı beni senden
    ayıracak ibadetleri yapmak zorunda kalacaktım..
    Şimdi, eğer istiyorsan beni ta'kib et.
    Benimle birlikte O'na gel. Selâm.."

    Üç görsel hikâyenin ikincisi olan Risalet et-Tayr'da salik/yolcu
    Bilge'nin davetini kabul eder. Ve sonra evreni aşmak için, aslî
    yuvasına uçan bir kuş şeklinde yolculuğa başlar. 'Ancak yolun
    üzerinde bulunan engelleri aşabilmesi için, diğer hayvanların
    tabiatında var olan bazı özelliklere de sahip olmalıdır..' Fakat
    buna rağmen avcıların tuzağına düşer ve kendini kurtaramaz.
    Bir gün oradan geçmekte olan bir kuş kafilesi onu görür, acır.
    Eğer kendileri ile birlikte hiç bir avcı ve tuzağın bulunmadığı o
    ülkeye gelmeye söz verirse, oradan kurtaracaklarını söylerler.
    Yardımlarını kabul eder, onların rehberliğinde dağları, ovaları
    aşar, en sonunda Kozmos'un dışına çıkar.

    "Uçuşumuz, bizi bir dağın iki eteği ve yeşil verimli bir ovadan
    geçirdi. Tüm tuzakları geçene kadar avcıların çabalarına hiç
    dikkat sarf etmeden/hiçbir değerlendirme yapmadan uçtuk.
    Sonunda, İlk Dağ'ın zirvesine ulaştık. İşte o zaman gözlerin
    bile görmekte zorluk çektiği, çok yüksekte Sekiz Zirve daha
    gördük..'

    Kuş, sabit yıldızlar göğüne ulaşıncaya dek tüm zirveleri geçer.

    "Orada yeşil bahçeler, güzel yerler, göz-alıcı köşkler gördük.
    Orada meyve ağaçları ve akan nehr yatakları vardı. Bütün
    bu güzellikler gözlerimi kamaştırdı. O kadar çok güzellikler
    vardı ki zihinlerimiz karıştı ve gönlümüz tedirgin oldu.."

    Orada diğer kuşlarla, yolculuğunu tamamlamış diğer nefisler
    ile karşılaşır. Onu karşılarlar ve sonra önünde uzananmakta
    olan yolculuğunun bittiği yer ve gayesi Evren Meliki'nin şehri
    hakkında bilgi verirler..

    Salaman ve Absal'daki Ârif'in macerası ve sonunda da ölmesi,
    kozmostan, ilahi varoluşa ve devamında Tanrı ile birleşmeye
    doğru yapılan yolculuğun son aşamasını sembolize eder.
    Kozmosu terk ederken Ârif, bu zavahir âlemindeki tüm olumlu
    şeyleri kendi nefsiyle bütünleştirmiştir. Kozmik Dağ'ı geçmesi
    aşabilmesi için, gök kürelerini de kapsayan kozmostaki bütün
    varlıkların faziletlerine sahip olması gerekir. Kozmosu aşması
    için gerekli olan izn, kozmosu kendi varlığı ile bütünleştirmesi
    şartıyla verilmiştir. Hâl böyle olunca da nefsin ilahi kaynağına
    dönüşü anl***** gelen ölüm, kozmosun da kaynağına/origin
    dönüşüdür.

    Ârif, tüm yaratıklar adına Evren Meliki'nin şehrine girmek için
    izin ister, Kozmos da onunla birlikte Allah'a yakarır. Ve ilahi
    güzelliği tefekkür etmede onunla birlikte bu güzelliği paylaşır.
    Kozmosun ta ötelerinde yolculuk eden Ârif, evrenin normu ve
    tüm tabiatın ilahi rahmete mazhar olduğu kanal haline gelir.
    Onun Tanrı ile birleşmesi ile de, tüm evren bir kez daha yüce
    gayesi ile bütünleşir. Çünkü Ârif'in yaşamı; kozmosun yaşamı,
    ve Allah önündeki yakarışları; tüm tabiatın Yaratıcı önündeki
    yakarışları olmuştur..

    İslâm Kozmoloji
    Öğretilerine Giriş
    Seyyid Hüseyin Nasr
    İnsan Yayınları-1985

Benzer Konular

  1. Islamda müctehidlik
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-12-2011, 09:12 PM
  2. islamda şehitlik !!!!
    ajan Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 21
    Son mesaj: 19-02-2010, 06:19 PM
  3. 18. Yüzyil Felsefesi( Aydinlanma Felsefesi )
    Bay X Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-05-2007, 10:20 PM
  4. islamda felsefe
    atmaca34 Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-05-2007, 07:18 PM
  5. islamda cinsellik-1
    karaca10 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-10-2006, 10:56 AM
Yukarı Çık