Merhaba

Luther'in, Hristiyan Kilisesinde sebep olduğu teolojik ve politik reform büyük bir yayılma gücüne sahipti. Evvela Alman prensleri nezdinde ilgi görmüştü; prenslerin politik ihtirasları ve genellikle halkın Roma Kilisesine karşı duyduğu hoşnutsuzluk bunun başlıca sebepleriydi.

Esasında Luther'in Kilise anlayışı pek belirgin değildir: sadece geleneksel Romalı kilise anlayışına karşı olduğudur belirgin olan. Aynı şekilde tüm kilise geleneklerine de karşıdır.



Leipzig'li papaz Luther için Tevrat ve İncil'dir yegane ilham kaynağı. Fakat yaptığı yorum ve telakkiler, açikca tercih ettiği bölümler, bireyciliğinin tartışma götürmez kanıtlarıdır: onun için artık kilisede canlı etkinlik ve hiyerarşı olamaz. Canlı etkinlik Isa ile son bulmuştur. Buna rağmen Luther kendi anlayışı doğrultusunda Kitab'a, sözcüğü sözcüğüne bağlı kalarak katı bir dogmatizme saplanacaktı.



Luther'in dogmatik devrimi o denli yayılma gösterdi ki, teolojik ve politik nitelikleri, Avrupada birçok teologun ve örgütlenme kabiliyetine haiz prensin ilgisini çekti; ve işte bu ilgidir ki Batı'da iman kopukluğuna yol açmıştır. Fakat Luther'in bağnazlığa varan bireyciliği, birçok değişik doktrinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Böylece değişik Protestan kiliseleri gün gördü Avrupa'da: Zwingle ( 1484-1531 ) ve Kalvin(1509-1564) kiliseleri en başlıcalarıdır.



Kalvinciliğin büyük bir önemi vardır. Fransa, Hollanda, İskoçya ve Ingiltere'ye protestanlığı sokan odur. Birer deniz gücü olan son iki ülke sayesinde de protestanlık deniz aşırı Amerikaya kadar yayılmıştır. Kalvinizmin bu yayılma başarısı, ilahi zenginliğini muhafaza edebilecek güçleri toplu bir biçimde harekete geçirebilmesinde yatmaktadır; aynı zamanda çetinlik ve ekonomi anlayışı katı Püritanizmi doğuracaktı. Kalvin tarafindan hararetli bir şekilde teşvik edilen bu Püritanizm alışveriş dünyasını ve modern kapitalizmi derinden etkiledi.



Kalvin'i Luther'den ayıran nitelikler nelerdir? Evvela Kalvin yeni doktrinin mümkün sonuçlarını Luther'den daha fazla ileriye itmektedir. Kalvin ruhu ve zekâsıyla Lutherden tamamen farklıydı; son derece sistemli bir zihin, örgütleyici, serinkanlı bir insandı. Luther manastır, Kalvin ise Hukuk ilminin ürünü idi. Luther doktrini Kalvin için tamamen bağnaz ve karanlık bir teolojiye dönüşmüştü. Onun için Lutherci ''teselli'' teolojisi hayali bir çözümdür. Kitaplar belirgin bir şekilde ''lânetlenmiş insanlar''dan bahsetmiyor mu? O halde ''kader doktrini'', Tanrının, keyfi olarak insanların geleceğini saptayıp, cehenneme bile yollayabildiği bir doktrin oluveriyordu. Ayrıca Kalvin için genellikle insanoğlu iliğine kadar kokuşmuş olduğundan katı bir disipline tâbi tutulmalmalıydı. Kalvin, bu yolla hristiyanca yaşamayı tehdit eden bir tehlike olarak Luther doktrininin zayıf bir yanını doldurmaya çalışıyordu: bu ahlâk ile iman arasındaki gevşek ilişkiydi. Böylece ahlâklı, ölçülü ve çetin bir ekonomiyle harmanlanmış, bilhassa ezici çalışma ritmiyle yoğrulmuş bir hayat anlayışı tasarlayacaktı.



Kalvin, bir anlamda latin-roman bir zihindi; siyasi biçimlerin temelli gerekliliğine tamamen inaniyordu. İnsan guruplarının sadece bu tür politik biçimlerle varlıklarını devam ettirebileceklerine kâniydi. Bu insan gurupları sadece hiristiyan ''iç özgürlügü'' yle yetinemezler. İşte bu noktada Kalvin, Protestanlığın temel ilkelerinden biri olan ''bireycilik'' le köklü bir tezata düşüyordu. Kalvin, Kitap Kanununun hükmü altında, hiçbir davranışın tesadüfe bırakılmadığı, ciddi bir şekilde yönetilen cemaatler örgütlemeyi öngörüyordu. Bu şekilde Luther doktrininde kapalı bir biçimde bulunan demokratik monarşi anlayışına sırt çevriliyordu. Bilinç ve düşünce özgürlüğü görülmemiş bir şekilde müdafisiz kalmıştı artık. Kalvin doğrultusunda düşünmeyenler ölüme bile mahkûm oldular: 1541'den 1546'ya kadar 58 kişi katledildi, teslis (trinité)kavr***** karşı fikirlerinden dolayı Michel Servet asıldı.

Kalvinciliğin katı dogmatizmi ve puritanizmi kilise ayinlerine de yansımıştır. Selamete varan yol, insandan geçmediğine göre, kiliselerde her türlü resim yasak edildi. Luther doktrininin müziğe verdiği yer de göz ardı edildi. Kilise ayinlerinin bel kemiğini, minimum müzikle bol sözün bileşimi teşkil etti. Bu son derece bağnaz tutum, bilhassa Fransa'da, gotik sanatın bir sürü şaheserinin kaybına yol açmıştır.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup